| Welcome, Guest |
You have to register before you can post on our site.
|
| Latest Threads |
Editable PNG Çerçeve - Ed...
Forum: PNG Resimler
Last Post: YamanTunca
03-15-2026, 06:07 AM
» Replies: 0
» Views: 21
|
Orange Design Calligraphy...
Forum: JPG Resimler
Last Post: YamanTunca
03-13-2026, 05:43 PM
» Replies: 1
» Views: 28
|
Calligraphy Hat Yazili Te...
Forum: JPG Resimler
Last Post: YamanTunca
03-12-2026, 08:30 PM
» Replies: 1
» Views: 29
|
Hz. İbrahim'in (A.S.) Dil...
Forum: Dua&Zikir
Last Post: YamanTunca
03-09-2026, 06:44 AM
» Replies: 0
» Views: 17
|
Seyyid Ahmed el-Bedevî (k...
Forum: Biyografi
Last Post: YamanTunca
03-09-2026, 06:38 AM
» Replies: 0
» Views: 20
|
Seyyid İbrahim Düsûkî (k....
Forum: Biyografi
Last Post: YamanTunca
03-09-2026, 06:34 AM
» Replies: 0
» Views: 19
|
Gül ve Çiçek | Çiçek Fo...
Forum: JPG Resimler
Last Post: YamanTunca
03-09-2026, 06:24 AM
» Replies: 0
» Views: 21
|
Rabbini Çokca Zikret Ayet...
Forum: JPG Resimler
Last Post: YamanTunca
03-09-2026, 06:19 AM
» Replies: 0
» Views: 19
|
Sabredenleri Müjdele Hat ...
Forum: JPG Resimler
Last Post: YamanTunca
03-09-2026, 06:19 AM
» Replies: 0
» Views: 19
|
Deki Rabbim ilmimi Artır ...
Forum: JPG Resimler
Last Post: YamanTunca
03-09-2026, 06:18 AM
» Replies: 0
» Views: 18
|
|
|
| Tasavvufda Nefs-i Levvame (Kendini Kınayan Nefs) Nedir? |
|
Posted by: YamanTunca - 03-08-2026, 09:11 PM - Forum: Tasavvvuf
- No Replies
|
 |
Nefsi Levvame Nedir? Pişman Olan Nefis Nedir? Kendini Levm Eden Nefsin Makamı Nedir?
Öncelikle Nefis demek, Vücut Denilen Araba veya Motoru süren sürücü, şoför Manasındadır. Bu Motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilcek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için, önce terbiyet edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gekekir. Burada islamın şartları olan namaz ve oruç devreye girer, ve işde oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, yani motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında, fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile yemek helal olan birşeye gem vurulur. Daha sonra cima ya (Cinsel birleşmeye) gem vurulur, yani frene basması öğenilir. Bunu öğrenince, artık insan islamın haram ve yasak dediği durumlarda, frene basıp nefis atının gemini çekerek, gerektiğinde onu durdurur. Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiyet ehli olur.
---oOo---
Nefs-i Levvame (Kendini Kınayan Nefs) Nedir?
Nefs-i levvame, tasavvufta nefsin ikinci mertebesidir ve "kendini kınayan nefs" anlamına gelir. Bu aşamada kişi, yaptığı hataların farkına varır, iç hesaplaşma yapar ve günahlarından dolayı pişmanlık duyar. Kur'an'da bu duruma şöyle işaret edilir:
"Kıyamet gününe kadar kendini kınayan nefse yemin ederim." (Kıyâme Suresi, 75:2)
Özellikleri:
- Vicdan Muhasebesi Yapar: Kişi, günahlarını ve hatalarını fark ederek kendini eleştirir.
- Pişmanlık Duyar: İşlediği kötülüklerden dolayı içinde bir sıkıntı hisseder ve tövbe etme arzusu taşır.
- İyilik-Kötülük Çatışması Yaşar: Nefs-i emmarenin kötü telkinleriyle mücadele eder, ancak bazen yenik düşebilir.
- Allah’ın Gazabından Korkar: Yaptığı yanlışların karşılığından endişe duyar.
Nefs-i Levvame’den Kurtulma ve Yükselme Yolları:- Tövbe ve İstiğfar: Hatalardan sonra samimi bir şekilde tövbe etmek.
- Salih Ameller: İbadetlere devam ederek nefsi terbiye etmek.
- Sabır ve Şükür: Nefsin isteklerine direnmek ve Allah’ın nimetlerine şükretmek.
- Zikir ve Tefekkür: Allah’ı anarak kalbi kötü düşüncelerden arındırmak.
Nefs-i Levvame’nin Önemi:
Bu mertebe, nefsin terbiye sürecinde bir dönüm noktasıdır. Kişi burada:- Kendini tanır,
- Hatalarından ders alır,
- Manen yükselmek için çaba gösterir.
Eğer bu aşamada nefs dizginlenirse, bir sonraki mertebe olan nefs-i mülhimeye (ilham alan nefs) geçiş başlar.
Örnek:
Bir kimse öfkeyle birine kırıcı sözler söyledikten sonra, "Keşke kendimi kontrol etseydim" diyerek pişmanlık duyarsa, bu nefs-i levvame halidir.
Nefsi Levvame Nedir? Pişman Olan Nefis Nedir? Kendini Levm Eden Nefsin Makamı Nedir?
(Yaptığının Yanlış Olduğunun Farkına Varıpta Kendini Levm Eden Nefs)
ikinci Nefis makami Nefsi Levvame olup, levmedici nefis yani, yaptiği bir yalnişin ardina, kendini levmedip „tüüüh keşke yapmasaydim, yalniş birşey yaptim ben“ diyebilen nefis derecesidir.
Bu dereceye ulaşan nefisin, vicdan melekesi çalişir haldedir ve vicdan denen meleke ona hep yalnişlarinin ziddi olan iyi ile, yaptiği fiili mukayese etmesini sağlar, ve bu yalniş, bu doğru diye bir kiyas yapma halini kazanir. Ve yalnişlar: Amma Allahin kitabinda bildirilen haram ve yasaklar olsun, amma bulunduğu toplumun kurallari olsun, bu kurallara uymamak hepsi yalniş şeylerdir. Ve şeriat sadece islamin bildirdiği kurallar olmayip, insanliğin hayri için olan kurallarda buna girer. Ve bir toplumun kerih gördüğü şeylerde bu kurallardandir, hak gözlüğü ile bakinca, şeriata aykiri olmayan hususlardada, onlara uymak, şeriata uymakdir. Hal böyle olunca trafik kurallari, her ne kadar kuranda geçmesede, ehliyet alcak olana, önce kurallar ögretilir: ilk baştda durmak ve geçmek vardir, ve birde beklemek, en basit kurallar. Ondan sonra stop levhasi gelir, illa durulmasi gereken yer, yani ister gelen, olsun ister gelen olmasin, buraya varinca durmak mecburdur demek. Yani cümle sonuna nokta koyma kurali gibi. Işde levmedici nefsin vicdan melekeleri çalişir, ve insan vicdaninin sesini duyabilcek safiyete ulaşinca, yani sağdaki meleğin sesini duyar hale gelince, belki herzman doğru olanlari yapamaz amma, işde en azindan yalniş yaptiğini bilir ve özür dilemesi gerektiğini bilir. Her ne kadar, bir adami dövdükten sonra özür dilerim demek, ne abes işsede, o adama“ ben kendimde değildim, bilmeden oldu, kendimi kaybettim, şuurumu kaybetmişim, o yüzden bunu yaptim“ derse cezasinda hafifletici sebeblerden dolayi düşme olur yani. ve işde Hz Adem olmanin ilk basamaği, yalniş yapan, Hz Adem ile Havva en aşağiya dünyaya indirilince „Esteuzuibillah legad halaknel insane fi ahseni takvim.Sümme redednahü esfele safilin.“ Ayetinin hükmü gereği dünyaya indirilen Hz Adem ve Havva, dünyada yaptiklarindan pişman oldular. cünkü cennetde herşey hazir, ellerinin ayaklarinin önündeyken, dünyada ise, yemek için gayret, icmek için gayret, giymek için gayret etmeleri gerektiğini anladilarki, biz yalniş yapmişiz, ve kolaylik yerine zorluğu seçmişiz deyip ve pişman olup tövbe ettiler. Ve hata yapinca başa gelen belanin birisi olan, birde eşinden ayri düşme belasi üzerlerinden kalkdi, ve arafat denilen dağda buluştular. Ağlayip Tövbe edip Yaradandan özür dilediler. Amma artik dönülmeyen yola girilmişdi, artik o cennete tekrar ulaşmak icin, bütün katlari geçmek gerekiyordu, ve aklari karasindan seçmek gerekiyordu. Ve böylece insanoğlu vicdanin sesini duyunca adem ve havva olur yani insan olur, şeytan ve ordusu olmakdan kurtulur.cehhennem ehli olmakdan kurtulur.Ve bu dereceyi kaybetmek ve emmare nefis derecesine yeniden düşmek tehlikesi vardir. ne zaman vicdanin sesi duyulmaz oldu, kalp karardi ve ince sesleri, yani meleklerin seslerini işitmez oldu, o zaman yine „emmare bissüi nefs“e düşdü demekdir. Yani Yaptiği hatadan dönmiyen tövbe etmiyen hatasindan pişman olmiyan nefs, meleklerihin ve vicdaninin sesini duyamayan nefis derecesine.
---oOo---
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 22 Eylül 2014 Pazartesi
Original Kar©glan
|
|
|
| Tasavvufda Nefs-i Mülhime (İlhama Açık Nefs) Nedir? |
|
Posted by: YamanTunca - 03-08-2026, 09:10 PM - Forum: Tasavvvuf
- No Replies
|
 |
Nefs-i Mülhime Nedir? Meleklerden ilham Alıpda Hatalarından Ders Alan Nefsin Makamı Nedir?
Öncelikle Nefis demek, Vücut Denilen Araba veya Motoru süren sürücü, şoför Manasındadır. Bu Motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilcek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için, önce terbiyet edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gekekir. Burada islamın şartları olan namaz ve oruç devreye girer, ve işde oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, yani motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında, fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile yemek helal olan birşeye gem vurulur. Daha sonra cima ya (Cinsel birleşmeye) gem vurulur, yani frene basması öğenilir. Bunu öğrenince, artık insan islamın haram ve yasak dediği durumlarda, frene basıp nefis atının gemini çekerek, gerektiğinde onu durdurur. Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiyet ehli olur.
---oOo---
Nefs-i Mülhime (İlhama Açık Nefs) Nedir?
Nefs-i mülhime, tasavvufta nefsin üçüncü mertebesidir ve "ilham alan nefs" anlamına gelir. Bu aşamada kişi, kötülüklerden arınmaya başlar ve kalbine ilham, hikmet ve manevi farkındalık gelir. Kur’an’da bu duruma işaret eden ayet şöyledir:
"Nefse ve ona birtakım kabiliyetler verene, sonra da ona iyilik ve kötülükleri ilham edene yemin ederim ki, nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiştir." (Şems Suresi, 91:7-9)
Özellikleri:
- İlham ve İç Huzuru: Allah’tan gelen iyilik ve hikmet ilhamları kalbe yerleşir.
- Kötülüklerden Uzaklaşma: Nefs-i emmarenin ve levvamenin olumsuz etkileri azalır; kişi günahlardan daha kolay sakınır.
- Manevi Keşifler Başlar: Basiret (kalp gözü) açılır, hakikatlere dair içsel sezgiler gelişir.
- İbadetlerde Derinlik: Namaz, zikir ve diğer ibadetler daha huşû içinde yapılır.
Bu Mertebeye Nasıl Ulaşılır?- Nefs-i Levvameyi Terbiye: Sürekli tövbe, sabır ve mücadeleyle nefsin kınayan halini aşmak.
- Zikir ve Rabıta: Allah’ın isimlerini anmak ve manevi bir rehberle (mürşid) bağ kurmak.
- Riyazet ve Azimet: Nefsi disipline sokacak oruç, teheccüd, halvet gibi uygulamalar.
- İlim ve Tefekkür: Dinî bilgilerle aklı, tefekkürle kalbi beslemek.
Nefs-i Mülhime’nin Sonraki Aşaması:
Bu mertebe, nefs-i mutmainne (huzura ermiş nefs) yolunda bir köprüdür. Kişi burada:- Fani dünyanın aldatıcılığını daha iyi görür,
- Allah’a yakınlaşma arzusu artar,
- Riya, kibir gibi gizli hastalıklarla yüzleşir.
Örnek:
Bir mümin, geçmişte günahlara dalarken artık içinde güçlü bir vicdan muhasebesi hisseder ve namazda huşû buluyorsa, bu nefs-i mülhime alametidir.
Not: Bu mertebede şeytanın hileleri (gurur, kendini beğenme gibi) artabileceğinden, istikamet için mürşid gereklidir.
Nefs-i Mülhime Nedir? Meleklerden ilham Alıpda Hatalarından Ders Alan Nefsin Makamı Nedir?
Yani kendisine ilham gelen nefis, Nefsi Mülhime
Mürid yani hak yoluna giren salik sofi , artik levvame nefisden de öteye geçip, eğer o yaptiği hatalardan ders alip, levmettiği bir fiili ikinci defa yapmak durmunda kaldiğinda, önceki yaptiği hatadan ders alipda, o hatayi yapmaz ise, artik mülhime makamina çikmiş olur. Ve artik bu makamdaki bir nefis, vicdan meleklerinin komutani olan, bir üst melekler grubunun sesini duymaya başlar. Ve ona, hep yapcaği her fiilde amelinde, hatalarindan dolayi almiş oldugu yaralari gösterip, bak bunu yapmazsan, bu yarayi almazsin diye tenbih ederler. Ve hal böyle olunca mesela haramlar bellidir amma, haram veya mekruh veya helal oldugu belli olmayan şüheli olan bir fiil yapildiğinda, veya yemesi harammi helalmi oldugu şüpheli olan bir yiyecegi yiyince, o gün namazlar ağir gelmeye başlar.ve vücuda kafir asker girince, derki ona” yatsiyi kilmada yat, sabahi kalkinca kilarsin” diye tenbih eder. ve derki o vicdanin komutani olan melek bak bu şüpheliyi yedin, ve o yüzden senin icndeki melekler ordusunun, namaz kilacak takadi kalmadi, ve sana yatsiyi kilmadan yat derler, sabah kalkma derler. ve sen birdaha bu şüheli şeyden uzak durursan, bu duruma düşmezsin derler. ve o salikde onlarin sözünü dinler, ve o şüpheli olan şeyden, veya amelden, veya fiilden uzak olurlarsa, artik mülhime onda karar kilar, ve dahada yukari yükselir hale gelir. Artik O Mürid yani sofi , o müridi terbiyet ve irşad eden zaatin, Allahin ve meleklerinin ve hizirin yardimi ile oluşturduğu bazi imtihan meviklerine sevkedilir. Bunun misali de: biz elektrik teknisyenliği okurken öğretmen imtihan etmek için, bir elektrik aksami yani, mesela sps sistemi veya, bir elektrik aksami dogru şekilde baglanilir. ve öğreten hoca gelir , ve sen dişari çikarsin veyahut sana göstermeden, o aksamin gidişatini değiştirir, ve mesela bir kabloyu yalniş takar, veya bir kabloyu tamamen cikarir, veya bir rele açik olcaksa kapali hale geitirir, gibi bir bilerek yapilan bağlanti hatasi oluşturur. ve ögretilen ögrenci daha sonra bu hatayi arayip bulmak ile imtihan olur. İşde şeyh de müridine , veyahut bir şeyhe bagli olmayan fakat hak yolsucusu olan birine işde HIZIR aleyshisselamin oluşturduğu, bilerek yapilan aksam değişikligi ile imtihan edilir. Ve eğer o salik ve mürid, o aksamin doğrusunu, önceki yaptiği hatadan ders alipda biliyor idiyse, o zaman o hatayi bilir, ve o imtihandan hataya düşmeden kurtulur, veya hata yerine doğrusunu yaparak hatasiz çikar. Eğer hatalardindan ders almasini bilmiyorsa, geçmişini gözden geçiremiyor ise, Peygamberin “ölmeden önce kendinizi hesaba çekin” hadisini anlayip yaşamiyorsa, ve vicdaninin komutani olan melekerin sesini duymaz olduysa bu sefer tekrar levvame nefise, aşaği düşer.
---oOo---
Başımdan Geçen Şu Veciz Hatıra ile Bu Konuyu Daha iyi Anlamanıza Yardımcı Olacağım :
Zararın Neresinden Dönersen Kardır
Karoglan Raşit Tunca 1994 veya 1995 senesi Avusturya Waidhofen Thaya Hatırası
1994 veya 1995 Seneleri olcak Avusturya nin Gmünd ili Schrems Belediyesinde oturuyorum. Waidhofende yaklasik 20-22km uzakta bir firmaya iş başvurusu ıçın yola çıktım arabayla iki kilometre gittim icimden bir ses Zararın Neresinden Dönersen Kardır diyor bende düşündüm zaten yola ciktik yolunda bir kismini gittik bunun eger benzinden tasarufu olcaksa zaten benzin gitti kar neresinde diye yola devam ettim.
sonra waidhofen kavşagina geldim yine ayni ses Zararın Neresinden Dönersen Kardır diyor dedim artik yolu yariladik bunun karımı kaldı ben gidende iş başvurusu yapan dedim yola devam ettim. sonra waidhofene vardim şehirin icinde Mondo marketi var girende semel cöregi alan diye karşısına parkettim park levhasina dikkat etmemişim girdim 5 dakkada semmel cöregi aldim ciktim arabanin camina polis 300 schling ceza yazmiş ceza kagidini bırakmış gitmiş. kafa DANK DANK etti haaaaaa
Zararın Neresinden Dönersen Kardır ne demek anlayiverdim amma bize gelen o ilhama dikkat etmedik zarar ettik. sonra gittim iş başvurusunu yaptim he hüm dediler aldilar başvurumu ne aradilar ne sordular velhasil kelam rabbim melekeleri ile bize ilham etti Zararın Neresinden Dönersen Kardır buyurdu amma biz daha o zamanlar toy bir delikanlıyız kaala almadık ve sonunda 300 schling zarara ugrayanlar olduk velhasil siz siz olun eger şeriata aykiri olmayan bir ilham size gelirse ve derseki Zararın Neresinden Dönersen Kardır hemen orada yoldan dönün evet Zararın Neresinden Dönersen Kardır .
---oOo---
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 20.08.2021 Cuma
Original Kar©glan
|
|
|
| Tasavvufda Nefs-i Mutmainne (Huzura Ermiş Nefs) Nedir? |
|
Posted by: YamanTunca - 03-08-2026, 09:10 PM - Forum: Tasavvvuf
- No Replies
|
 |
Nefs-i Mutmainne Nedir? Tam Teslimiyet ile iman Eden Nefsin Makamı Nedir?
Öncelikle Nefis demek, Vücut Denilen Araba veya Motoru süren sürücü, şoför Manasındadır. Bu Motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilcek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için, önce terbiyet edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gekekir. Burada islamın şartları olan namaz ve oruç devreye girer, ve işde oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, yani motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında, fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile yemek helal olan birşeye gem vurulur. Daha sonra cima ya (Cinsel birleşmeye) gem vurulur, yani frene basması öğenilir. Bunu öğrenince, artık insan islamın haram ve yasak dediği durumlarda, frene basıp nefis atının gemini çekerek, gerektiğinde onu durdurur. Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiyet ehli olur.
---oOo---
Nefs-i Mutmainne (Huzura Ermiş Nefs) Nedir?
Nefs-i mutmainne, tasavvufta nefsin en olgun mertebelerinden biridir ve "Allah’a teslim olup huzura eren nefs" anlamına gelir. Bu aşamadaki kişi, dünyevi kaygılardan kurtulmuş, ilahi rızaya tamamen yönelmiş ve içsel bir sükûnete ulaşmıştır. Kur'an'da bu mertebeye şöyle hitap edilir:
"Ey huzura ermiş nefs! Rabbine dön, O’ndan razı, O’nun da senden razı olduğu halde! Artık kullarımın arasına gir, cennetime gir!" (Fecr Suresi, 89:27-30)
Özellikleri:
- Tam Teslimiyet: Allah’ın takdirine kayıtsız şartsız rıza gösterir, her durumda "hoşnutluk" (rıza hali) içindedir.
- Dünya Bağlarından Kurtulma: Mal, şöhret gibi geçici arzuların esiri olmaz; elindekileri Allah yolunda kullanır.
- Sürekli Zikir Hali: Kalp, daima Allah’ı anar; ibadetler şekilcilikten uzak, deruni bir hal alır.
- Korku ve Ümit Dengesi: Allah’ın gazabından korkmakla birlikte, rahmetinden ümit kesmez.
- Manevi Ferahlık: İçinde sıkıntı, huzursuzluk kalmaz; "kalp rahatlığı" (itminan) hasıl olur.
Bu Mertebeye Nasıl Ulaşılır?
- Nefs-i Mülhimeyi Aşmak: İlham alan nefsin ardından, nefsi tamamen Allah’a teslim etmek.
- Tevekkül ve Rıza: Her durumda "Allah’tan gelen hoştur" diyebilmek.
- Şükür ve Sabır: Nimetlere şükür, belalara sabırla yaklaşmak.
- Mürşid Terbiyesi: Bu yüksek mertebe, genellikle bir mürşid-i kâmilin rehberliği olmadan zor ulaşılır bir haldir.
- Fenâ Fillah: Benlik duygusunun erimesi ve Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmak.
Nefs-i Mutmainne’nin Alametleri- Dünya Metaına İlgisizlik: Mal-mülk sevgisi yerine infak ve paylaşma ağır basar.
- Ölüm Korkusunun Azalması: Ölüm, "sevgiliye kavuşma" olarak görülür.
- Gizli ve Açık İbadet Aşkı: Namaz, oruç gibi ibadetler bir yük değil, zevk haline gelir.
- İnsanlara Karşı Şefkat: Kin, kibir gibi duygular yerine merhamet ve tevazu hâkim olur.
Nefs-i mutmainneden sonra daha yüksek makamlar gelir:- Nefs-i Radiye (Razı olmuş nefs)
- Nefs-i Mardiyye (Razı edilmiş nefs)
- Nefs-i Safiyye (Arınmış nefs)
Örnek:
Hz. Yusuf’un zindanda sabırla geçirdiği yıllar, Hz. Meryem’in iffetli duruşu veya Ashab-ı Kiram’ın Allah yolunda gösterdikleri teslimiyet, nefs-i mutmainne örneklerindendir.
Uyarı: Bu mertebe, "günahsızlık" değil, nefsin dizginlenip Allah’a yönelmesidir. Kişi hata yapabilir, ancak hemen tövbe eder.
Nefs-i Mutmainne Nedir? Tam Teslimiyet ile iman Eden Nefsin Makamı Nedir? Denilince
Mürid hak yolcusu salik, eğer mülhimeden dahada ileriye geçebilirse, artik ilhamdan öteye geçen nefis, artik hücreleri ve atomlari ile, yani melekler ile devamli kontakt halindedir. Ve artik atomlarin nedensiz niçinsiz Allahin emrine itaat halinde olduklarini anlayinca, yani bir ordunun askerleri, ona emredileni yapmakla sorumlu olduklari gibi, komutan hücüm diyorsa hücüm, bekle diyorsa bekle, onlar sadece sürücü kuvvetin emrindeki meleker ordusudur. ve örnegin bir gözlük, onun sahibi onu taktiği müddetçe, numarasi oldugu derece ile göze yardimci olmakla sorumludur, onun, bunun ilerisine geçme veya, gerisine kalma yetkisi yok. bir adim ileride atamaz bir adim geridede kalamaz. İnsanda melekliği öğrenince, onun icin artik cennet ümidi, cehennem korkusu bitmişdir . dilerse Allah cennetine koyar, dilerse cehennemine, önemli olan onun rizasidir. Yani emre itat etmek mühim olandir. emre itaat ettikden sonra, onun sahibi onu istediği heryerde kullanabilir. ve Allah adildir ki elbet gözüne takilcak gözlüğü afedesin götünde kiçda tuvalet kağidi olarak kullanmaz, ve gerektiği yerde kullanir. Amma olurki sen gözlük isen gözlüğü silah olarak kullanir, olurda şifa olarak kullanir olurda süs için kullanir velhasil kelam. ve gözlük gibi olan için, şayet bir kolu kirilsa ve kolumun birini kirdida neden kirdi? niçin kirdi olamaz ? kirildi ise kirilmişdir ve mehdi dahi bir kolu yerinden çikikdir, ve nedensizdir onun nedenini hak Teala bilir.
Umumi sebebleri ve külli sebebler olarak sebebleri vardir. Sebebi kül hak ilmindedir. insanlar ise düşdüm burkuldu gibi sebeblerin bilir. düşdüm amma neden kirildi? amma neden onu Allah bilir. yani nedensiz niçinsiz imana mutmain iman denilir. yani Rabbine tam teslimiyet ile teslim olmuş ölü yikaciyinin elindeki ölü gibi, neyanna çevirirse oyanna döner, itiraz edebilcek bir cani olmayan, ruh halindeki insan yani.
---oOo---
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 20.08.2021 Cuma
Original Kar©glan
|
|
|
| Tasavvufda Nefs-i Radiye (Razı Olmuş Nefs) Nedir? |
|
Posted by: YamanTunca - 03-08-2026, 09:09 PM - Forum: Tasavvvuf
- No Replies
|
 |
Nefs-i Raziye Nedir? Pişmanliklari Olmayan Nefsin Makamı Nedir?
Öncelikle Nefis demek, Vücut Denilen Araba veya Motoru süren sürücü, şoför Manasındadır. Bu Motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilcek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için, önce terbiyet edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gekekir. Burada islamın şartları olan namaz ve oruç devreye girer, ve işde oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, yani motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında, fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile yemek helal olan birşeye gem vurulur. Daha sonra cima ya (Cinsel birleşmeye) gem vurulur, yani frene basması öğenilir. Bunu öğrenince, artık insan islamın haram ve yasak dediği durumlarda, frene basıp nefis atının gemini çekerek, gerektiğinde onu durdurur. Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiyet ehli olur.
---oOo---
Nefs-i Radiye (Razı Olmuş Nefs) Nedir?
Nefs-i radiye, tasavvufta nefsin mutmainne mertebesinden sonra gelen daha yüksek bir makamdır. Bu aşamada kişi, Allah'ın her türlü takdirine tam anlamıyla razı olmuş, ilahi hükümleri içtenlikle benimsemiş ve kaderine şükürle yaklaşan bir hale ulaşmıştır.
? Kur'an'da İşaret Edilen Ayet:
"Ey mutmain nefs! Rabbine dön, O’ndan razı, O’nun da senden razı olduğu halde!" *(Fecr Suresi, 89:27-28)*
(Bu ayet, nefs-i mutmainne ve radiye arasındaki geçişe de işaret eder.)
? Nefs-i Radiye'nin Özellikleri:
- Kesin Teslimiyet (Taslim):
- Artık "Niye bu başıma geldi?" sorusu kalmaz.
- Musibetlerde bile "Rabbim bunu bana hayırlı kıldı" inancı yerleşir.
- Tam Bir Rıza Hali:
- Allah’ın verdiği her şey (nimet, imtihan, mahrumiyet) kayıtsız şartsız kabul edilir.
- Hz. Yakub’un (a.s.) "Güzel sabır" (sabr-ı cemil) tavrı bu mertebenin örneğidir.
- İbadetlerde Derinlik:
- Namaz, zikir gibi ameller sadece bir görev değil, aşk ve şevk ile yapılır.
- İbadetlerde riya (gösteriş) endişesi kalmaz.
- Dünyaya Karşı İlgisizlik:
- Mal, makam gibi geçici şeyler hiçbir zaman kalbi meşgul etmez.
- "Elindekini verir, olmayana üzülmez" hali oluşur.
- Allah’ın Rızasını Aramak:
- İnsanların övgü/yergisi önemsizleşir, sadece Allah’ın hoşnutluğu hedeflenir.
?️ Nefs-i Radiye’ye Nasıl Ulaşılır?
- Nefs-i Mutmainneyi Tam Olgunlaştırmak:
- Önce nefsin huzura ermesi (mutmainne) gerekir.
- Kaderin Sırlarını Anlamak:
- Her olayın ardında bir hikmet olduğunu idrak etmek.
- Şükür ve Sabır Dengesi:
- Nimete şükür, belaya sabırla yaklaşmak.
- Mürşid Terbiyesi:
- Bu mertebe, çoğunlukla bir mürşid-i kâmilin rehberliğiyle kazanılır.
- Fenâ ve Bekâ Süreci:
- Kişinin benliği (ene) erir, Allah’ın iradesiyle hareket eder.
? Nefs-i Radiye’den Sonraki Makamlar:
- Nefs-i Mardiyye (Allah’ın razı olduğu nefs)
- Nefs-i Safiyye (Tertemiz nefs)
(Bu makamlar, "insan-ı kâmil" olma yolundaki son basamaklardır.)
? Önemli Uyarı:
- "Razı olmak" pasiflik değildir! Kişi elinden geleni yapar, sonucu Allah’a bırakır.
- Günah işlemeye devam etmez! Bu mertebedeki bir kul, artık bilerek günaha düşmez.
Örnek:
- Hz. Ebu Bekir’in (r.a.) "Allah bana yeter, O ne güzel vekildir" (Hasbiyallahu ve ni’mel vekîl) sözü, nefs-i radiye halinin zirve örneğidir.
Nefs-i Raziye Nedir? Pişmanliklari Olmayan Nefsin Makamı Nedir? Denilince
Nefsi Mutmainneden daha yüksek makama çikarsa bir nefis, artik Rabbinin onun için yazdiği, kaderinde yaşadiği hiçbirşeyin tesadüfen değil, bilinçli bir kader çizimi olduğu, ve her yaşananin bir sebebinin olduğunu anlamaya başlar. Hani Hz Musa ile Hz HIZIR yolculuk ederlerken Musa HIZIRIN Gemiyi deldiğini görünce, ona razi gelmedi, ve dedi bu gemiyi niye deliyon dedi, bak bunlar bizi gemiye aldi zaten fakirler falan filan, HIZIR dedi bir canin gitti, sana bana karişma dedim dedi, sonra ikinci olay HIZIR çocuğu öldürdü, hemen itiraz etdi Bu çocuk günahsiz sabi dedi, sen bunu niye öldürüyon, hadi büyük günah işlemiş suçlu biri olsa, neyse dedi. Hizir dedi ikinci caninda gitdi, sana bana karişma dedim dedi, Ve üçüncü olay oldu bir köye gitdiler, o köylü onlara iltifat etmedi, yiyecek ekmek dahi vermediler, fakat Hz. HIZIR yikilmak üzere bir duvar gördü, ve o duvari ustalik edip yeniden yapip düzeltti. yine musaya ters, bunlar iyi insanlar degil dedi, sen niye bunlara yardim ediyon dedi, bari karşiliğinda yiyecek birşeyler isteseydik dedi. Ve HIZIR benim işlerime karişma dememişmiydim dedi, artik senin benimle yolculuk edebilcek bir canin yok, Allah sana üç can verdiki, üç caninda öldü malesef, artik yollarimiz ayrildi dedi, bundan sonra sen beni göremezsin manasinda yani. ve dedi birinci olayin sebebi: çünkü ortada dolaşan korsanlar veya devlet memurlari var, onlar sağlam gemileri topluyorlar, ve ben o gemiyi hasarli yaptimki, onlar o gemiyi almasinlar, ve bu korsanlar gemiye baktikdan sonra, gemi sahipleri gemilerini tamir edip, tekrar calişip ekmeklerini kazanmaya devam etsinler diye yaptim dedi. ikinci olayda, çocuk büyüdüğü zaman çok kötü biri olcakdi, ve anne babasinida günahkar yapicakdiki, onu öldürdümkü, Allah onlari daha salih bir evlat ile, günaha girmekden koruyacak dedi. ve üçüncü olay ise, o duvarin altinda bir hazine vardi, ve o evde yetim veya öksüz çocuklar vardi ve o çocuklar daha küçük olduğu için, eger duvar yikilirda hazine ortaya çikarsa, o çocuklara vermeyip hazineyi başklari alicakdi, ben duvari yaptimki, çocuklar büyüyünce o hazineyi, kendileri bulsun diye yaptim dedi. ve musa anladiki kaza, bela, ceza, tokat, hepsinin bir sebebi var. o zaman, Rahman abes iş işlemez anladi, sen hiziri görmezsin, bilmezsin, musaya bile hizir ile gidebilcek, onu görebilcek, onun yaptiklarina bakabilcek üç can verildi, üç cani ölünce dedi hizir, sen dünyaya ben bu gizli aleme dedi. ve musa anladiki Rahmandan razi olmak lazimmiş. her olan kaderin ve olayin bir sebebi, sebebin bile, bir başka sebebi var, sebebin sebebinin bile bir başka sebebi var. yani vaazlarimizdan birinde anlattiğimiz temizler temizlerdendir ve temizler içindir, peki biber fidesinin altina ters gübresi dökdük, ve biber o gübreyi yedi , pis gübreyi yedi, amma bize cillop gibi tertemiz biber verdi, hani temizler temizlerdendi, hani avaramu fimi var ya, hakimin çocuğuda hirsiz olabiliyor, nuhun bebeside kenan olabiliyormuş, ve yine bir üste çik yine o ters gübre dediğin bir inegin yediği tertemiz otlar idi, o yedi ve ayrildi ters oldu, hani pisdi, ters ot iken tertemiz degilmiydi, yani her olayin binlerce versiyonlari var kainatta, sen o kapi, bu, şu kapi hangi kapyi açdin. ve rahman abes işle iştigal etmez, bunu bilirsen, kötü sandiğin bir olay gelirse başina hamd et, iyi olay gelirse şükret, ve yoluna devam etki, hakktan razi olan kul ol. ve maddeler bunun için metin ismini çekerler, ve hiç bir madde, bitki, metin çektigi sürece bozulmaz ölmez diridir. ne zaman ziikirden kesildi ölür. ve o yüzden bardak bardaklikdan memnundur, zikrettiği müddetçe. ne zaman senin ondan razi olmadiğin onun kulağina gitdi, üzülür ve metanetini kaybeder ve sen onu terkettikce, sevgin bozuldukça,onun şükrünü eda etmedikçe, metaneti bozulur. ve sonunda bitap düşer ve zikirden kesilir, ve zikirden kesilince, bir bardaksa düşer kirilir, bir koyunsa kasap alip gidip keser, bir bitkiyse sahibi gelir toplar alip gidip satar, biride alir yer, insan ise hasta olur ölür gider. yani riza rahmandan razi olmakdir. şayet ecel için bile çağiriyorsa, rahmana iman ve itaat etki, seni bir başka bahara götürmek icin çağiriyor , yeni bir doğuma hazirlamak için verdigi ruh emanetini geri cağiriyor, ve kaderine razi ol. ve artik ne zaman keşke şöyle olsaydi, bu olmazdi, keşke böyle yapsaydim, bilmem doktur olurdum, bilmem şöyle yapsaydim hakim olurdum deme, bilki bu gün ne oldunsa ne başina geldiyse, senin için en iyisi o, birak keşkeleri ve rahmandan razi ol kurtul. Ne zaman keşkeleri birakdin, ve ikinci olarak hayatin tek şıklı degil çok şıklı olduğunu anladin, ve bir kararda durmanin kör cahil karari olduğunu anladin, ve eğer dünkü kararda kalsaydik, bu gün atomun da parcalancağini bilmezdik, amma atom en kücük değil, ondan da kücükler var deniyor bu gün, neden çünkü bir kararda saplanip kalmadilar, acaba bölsek birşeyler vardimir deyince, araştirip buldular, yani cahil nefis inatcidir, ve mesela illede elma isterin, illede şu kizi isterin diye viyklar durur, o olmayinca muradim olmadi der. halbuki , Hz. Davuddan ilmi ögrenen kurnaz şeytan, sana bir günah sunar hadi kumar oyna der, sen kumar oynamammi dedin, o zaman içki iç der, onuda yapman dedin, o zaman yalan söyle der, seçenek bol, yani sende şeytanla savaşmasini öğrenceksen, sadece kurusıkı tüfekle savaşilmaycagini öğren, ve hayatta başka seçeneklerin de oldugunu unutma, ve görelim mevla neyler neylerse güzel eyler dedinmi, bilki sana riza veya raziye makami bir göz kirpti demekdir, artik gir o kapidan ve makami marziyeye doğru yürü. ve Hz Davud aleyhisselam, eğilmezin bükülmezin sanan, secde etmiyon diyen, demir cibilliyatli şeytani ateşde kizidirip şekil veren, egip büken ve ona başka seçeneklerin de olduğunu öğreten peygamber. Hz Süleyman ise onu demir haliyle değil, bizzat şeytan haliyle caliştirip başka seçenekerinde olduğunu öğreten peygamber. pirimiz Davud aşkina gir ve eğilmezin bükülmezin sanan nefsini demir gibi kizdir, ve döve döve, eğ bük ve davud gibi, o nefisden zencirler kalkanlar balkon bahçe demirleri yap.
varabilirsen taaa oraya, MAKAMI RIZAYA ve RAZiYEYE, makamin mübarek olsun.
---oOo---
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 20.08.2021 Cuma
Original Kar©glan
|
|
|
| Tasavvufda Nefs-i Mardiyye (Allah'ın Razı Olduğu Nefs) Nedir? |
|
Posted by: YamanTunca - 03-08-2026, 09:08 PM - Forum: Tasavvvuf
- No Replies
|
 |
Nefs-i Marziye Nedir? Allahın Razı Olduğu Nefsin Makamı Nedir?
(Senin Razı Olduğun Değil!!)
Öncelikle Nefis demek, Vücut Denilen Araba veya Motoru süren sürücü, şoför Manasındadır. Bu Motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilcek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için, önce terbiyet edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gekekir. Burada islamın şartları olan namaz ve oruç devreye girer, ve işde oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, yani motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında, fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile yemek helal olan birşeye gem vurulur. Daha sonra cima ya (Cinsel birleşmeye) gem vurulur, yani frene basması öğenilir. Bunu öğrenince, artık insan islamın haram ve yasak dediği durumlarda, frene basıp nefis atının gemini çekerek, gerektiğinde onu durdurur. Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiyet ehli olur.
---oOo---
Nefs-i Mardiyye (Allah'ın Razı Olduğu Nefs) Nedir?
Nefs-i mardiyye, tasavvufta nefs mertebelerinin en yüksek basamaklarından biridir ve "Allah'ın kendisinden razı olduğu nefs" anlamına gelir. Bu makam, nefs-i radiye (Allah'a razı olmuş nefs) mertebesinin bir üst aşamasıdır. Artık yalnızca kul Allah'tan razı değildir, Allah da ondan razıdır. Bu, Kur'an'da şöyle ifade edilir:
"Ey huzura ermiş nefs! Rabbine dön, O’ndan razı, O’nun da senden razı olduğu halde!" *(Fecr Suresi, 89:27-30)*
? Nefs-i Mardiyye'nin Özellikleri:
- Allah'ın Rızasına Mazhar Olma:
- Kul, Allah'ın sevdiği ve razı olduğu bir kulluk mertebesine ulaşmıştır.
- Amelleri, ihlâs ve samimiyetle yapar; riya, kibir gibi gizli hastalıklardan tamamen arınmıştır.
- İlâhî Ahlakla Ahlaklanma:
- "Allah'ın ahlakıyla ahlaklanın" hadisine uygun bir yaşam sürer.
- Merhamet, sabır, tevazu, cömertlik gibi sıfatlar artık onun tabiatı haline gelmiştir.
- Fenâ Fillah ve Bekâ Billah:
- Benlik duygusu (ene) tamamen silinmiş, Allah'ın iradesiyle hareket eder.
- "Attığın zaman sen atmadın, Allah attı" (Enfal Suresi, 8:17) ayetindeki sırra erer.
- Korku ve Ümit Dengesi:
- Allah'ın rahmetinden ümit kesmez, ama azabından da emin olmaz.
- "Onlar, ne cennet için çalışır ne de cehennemden kaçarlar; sadece Allah'ın sevgisi için yaşarlar." (Tasavvufî bir ifade)
- İnsan-ı Kâmil Mertebesine Yakınlık:
- Bu makam, "insan-ı kâmil" (olgun insan) olma yolunda son basamaklardan biridir.
?️ Nefs-i Mardiyye’ye Nasıl Ulaşılır?
- Nefs-i Radiye’yi Tamamlamak:
- Önce Allah'ın takdirine tam rıza göstermek gerekir.
- İhlâsı Zirvede Tutmak:
- Amellerde sadece Allah'ın rızasını gözetmek.
- Mürşid-i Kâmilin Terbiyesi:
- Bu mertebe, ancak gerçek bir mürşidin rehberliğiyle mümkündür.
- Zikir ve Fikir Dengesi:
- Sürekli zikir (Allah'ı anma) ve tefekkür (derin düşünce) ile kalbi diri tutmak.
- Hiçlik (Fenâ) Makamına Ulaşmak:
- Nefsin arzuları tamamen yok olur, kişi Allah'ın iradesinde erir.
? Nefs-i Mardiyye’den Sonraki Makam:
- Nefs-i Safiyye (Tertemiz nefs):
- Kalp, adeta bir ayna gibi ilâhî tecellileri yansıtır.
- Bu mertebe, peygamberler ve velilerin ulaştığı son makamlardandır.
? Önemli Uyarılar:
- "Allah'ın razı olduğu" ifadesi, kişinin kendini beğenmesine yol açmamalıdır!
- Bu makamdaki kul, kendini daima kusurlu görür.
- Günah işlemez, ama "günahsızım" demez!
- "İhsan" (Allah'ı görür gibi ibadet etmek) şuuruyla yaşar.
Örnekler:
- Hz. Ebubekir'in (r.a.) "Sıddîk" (dosdoğru) olarak anılması.
- Hz. Mevlânâ'nın "Hamdım, piştim, yandım" sözünde ifade ettiği kemâl hali.
Nefs-i Marziye Nedir? Allahın Razı Olduğu Nefsin Makamı Nedir? denilince
Nefsi Raziyeye Yükselmiş bir nefis artik, Rabbimizin her yarattiginin kader cizgisinde dogru ve hak olan oldgunu anlamaya başlar, ve keşkelerini birakirsa, ve sebeblerde bogulmaz ise , artik onun melekleri anlamaya başladigi zaman, nefsi Marziyeye adim atmiş olur. ve hayatta seceneklerin bol oldgunu anlamasi, ve kör cahil gibi bir kararda diretmemsi gerektigini anlayinca yine marziyede yol almaya başlar.
Ve dinimiz bize meleklerin yemedigini, icmedigini, tuvaletde yapmadiklarini, ve cinsi münaasebettede bulunmadiklarini bildirir. ve böyle olunca dünyamizda bunu yapabilen canlilara bizler elmentler diyoruz. ve atomlar ve elementler canlidirlar, iclerinde hareket halinde olmalarina ragmen, elektronlarin atomun cekirdegi etrafinda dönme hizlari, onlarin katimi sivimi oldugunu belli eder. hizli dönen elektronlar, onlari sert yapar, icine başka cisimilerin girmesine onlarin hizli dönmeleri sebebiyle engeller. aynen bir pervanenin saniyede 300 bin döndügünü düşün, ve sanki pervanenin boşluklari olmadigini, ve sanki yuvarlak bir zil ve tek bir parca dönüyormuş gibi, onun menzilinde katman oluşur. ve o icine başka bir şeyin girmesine müsade etmez. işde elektronlarin hizida yogunluguda bizim elementleri kati sert veya sivi yumuşak veyahutta gaz diye atfetmemize sebeb olur.
ve işde bu melekler ordusu, bizim sesimizi duyar anlar,duruma göre hareket ederler . ve göz denen canli organizmasinda 300 veya 300 bin tane melek görevli oldugu bilinmekde yani göz 300 bin parcadan oluşuyor. ve canli organizmalar moleküler yapilardan oluşmakda, yani molekül bir kac atom cinsinin biribiriyle kurdugu fiziksel baglara molekül diyoruz. ve moleküller ise yedigimiz icdigimiz yiyeceklerden alinan, öz maddelerden imbiklenen atom parcaciklarinin, özel bir formül ile, yaptiklari moleküler baglar. ve o elementler göz denen moleküler yapiyi oluşturunca, görme sinyallerini algilayip, beyine sinir sistemi yoluyla göndermekde, ve beyinde ise, o görüntü hakkindaki bütün veriler ile, ona karşi yapilcak hareket ve ve davrarniş hakkinda, bir karar verilir.
işde meleklik vasfi bu elementlerle algilanabilcegi icin, mesela su molekülünün kaynama noktasi 100 °C ve Demirin 1500 °C ler arasinda. ve insanda, ya meleklige dogru gider, yahut cin ve şeytanliga dogru. ve şeytanin maddesi demir ve ona yakin maddeler, işde o “galu bela da” secde etmeyecegini iddia eden yapi yani, egilmen bükülmen diyen yapi, demir gibi sert, işlenebilmesi ve yararli hale getirebilmesi icin, isitilmasi, ateşe tabi tutulmasi gereken yapi, ve ateşe maruz kalip kaynama noktasi degil amma, yüksek derecede isininica, işde onu egip büküp şekil verilir. ve demirciler işde, ona egilip bükülebilcegini ögreten, ve onu terbiyet eden, aynen at terbiyecisinin, atin sirtina eger vurdugu gibi, demir tebiyecisi bir demircide, demire şekil vermek ici, onu isitip kizdirir, ve kizan demir yumuşar, ve dövüle dövüle şekil alir. yahut dökme demir gibi 1150 °C derecelerdeki demir kaynama ergime noktasina varmiş olur, ve sivi hale gecer, ve sivi haldeki demirde kaliplara dökülerek, onun yararli bir kaliba şekle girip, insanin hizmetine verilcek birer, mesala mazgal demirleri gibi, veyahut kalorifer demirleri gibi, şekillerdeki yararli degişik demir kaliplarina dökülerek, işde insanlarin hizmetine girer. ve nasil at üstüne eger vurulunca, evcil olup hizmet ederse, demir dahi, demircilerin elinde teerbiyet olup, insanlarin hizmetine girer, ve işe yarar hale gelir.
Allahü Teala Adem Atamizi yarattiktan sonra, bütün herkese, benim halifeme secde edin dedi. o secde Adem Atamizin taşidigi Muhammed A.S min nurunaydi. yaratilişdan bu yana melekut, ceberut, lahut ve islam olanlar o nura tavaf ederler, o secdenin simgesi amma, iblis müstesna. iste iblis secde etmedi Adem Atamiza, bütün melekut ve digerlerini secdesi rabbimizin ilminde gün hesabiyla beşyüz sene sürdü, iblis lanetli herkes secdeye varirken ayakta beşyüz sene durdu kaldi. kibrinden her şeyi degişti, itaati isyana şekli şemali, melekligi herşeyi degişti, bu süre icinde hemde Adem Atamiza sirtini döndü. bir şeylere kizip sirtinizi dönmeyin insanlara, bu şeytan ahlakidir. Allahim inananlari şeytan aleyhillane ahlakindan uzak etsin.daha sonra mühlet aldi, ve cennette Havva annemizi kandirip, Bugdaydan yedirdi. bugday posali idi, Allahü Teala yasaklamişdi, bu yüzden yemeyin demişti, havva Annemizde Adem atamizi yaniltti, ikiside yediler, az sonra barsaklar calişdi ve defi hacet ihtiyaci hissettiler, Adem Atamiz aranmaya başladi, Allahü Teala Biliyordu fakat sordu Adem Atamiza, Adem Ne aranirsin , pislenecek yer, Allahü -Teala Adem Atamiza dedi, Cennette pislik olmaz, in dünyaya, oraya pislen. yani ey insan oglu dünya pislenme yeridir, defi hacet yeridir. burada mal mülk tutmak keyif yapmak yeri degil, cennetten indirilmeden önce Adem Atamizdan, Peygamberimizin nuru alindi, ilk ameliyat. ondan sonra dünyaya indirildi dünyada Adem Atamiz Havva Annemizle ayri yerlere indirildi, Adem atamiz cok üzüldü, pişman oldu, havva annemizden de ayri düşmüşdü, hem tövbe ediyorlar, hemde bir birbirlerini ariyorlardi, Adem atamizin boyu 70 ziraydi, yani parmaklarin ucundan dirsege kadar olan yer bir ziradir. yani yaklasik 28 -30 metre civarinda, tam kac metredir Allahü Teala bilir. dünyada bir biribilerini ararken, arafatta buluştular. yani konumuza geri döndük hacda tavaf ve say in yaninda birde Arafatta Vakfe yapilir. şimdi bunun hikmetini anlatacagim. Adem atamiz tövbesinde dediki: cennettin kapisinin üzerinde yaziyorduki “Lailahe illallah Muhammedün Rasulullah.” “Yarabbi cennetin kapisinda yazan isminle beraber yazdigin Muhammedin hatirina bizi bagişla” dedi cenabi hak nidalarini duydu ve tövbelerini kabul etti. ve Arafattayken bütün dünya alem yildizlar herşey durduruldu, yani vakfedildi, ve Peygamberimiz Muhammed Mustafanin nuru, Adem atamiza tekrar yerleştirildi. iste arafattaki vakfe, bu sebebledir.yani ikinci ameliyat bu sünneti peygamberimizde yaşamişdir, iki defa manevi ameliyat olmuştur, yani ameliyat olanlar üzülmesin, ameliyata gidecekler desinlerki, Adem atamizin sünnetini, peygamberimiz Muhammed Mustafanin sünnetini yaşamaya gidiyoruz niyetiyle ameliyata girsinler, Allahin izniyle ameliyat şifa olacaktir.
Yine cam denen madde, silisyum veya silikat yani kum tanesi isitilarak elde edilir, ve onun terbiyeti yine ateş iledir. ateşde cehhennemde terbiyet olur. ve cehennemin sicak tabakasi ile terbiyet olur. ve isitilinca, bardak tas tapak veya pencere olur veya ayna haline girer. ve cam yine kirilgan yapidadir, onu işledikden sonra soguyunca, yine o sanki eski hali gibi sert olur, ve o halde iken, onu bükemezsin, bükmeye kalkinca kirilir.
işde Havva Annemiz icin yapilmiş olan rivayetlerde gecerki, Havva Annemiz Hz. Ademin Kaburga kemiginden halkoldu. Ve kadin kismini eger serbest birakirsan kaburga kemikleri gibi egik kalir, veya onu tamamen düzeltmeye kalkarsan kirarsin incitirisin. ve hal böyle olunca kadini ne serbest birakacaksin, öyle davulcuya zurnaciya kacacak kadar, nede zorlayip dosdogru olacaksin diye egriligini düzeltmiye kalkacaksin. ve ona yumuşaklikla muamele edip, hafif bükeceksin, ve onu kirmadan egri oldgu yerlerde ona direnc uygulayacaksin. ve fazla direnc, yine onu kirar incitir. yani elementar yapi, bu rivayet bize kadinin nasil bir elementar yapisi oldugunu anlatir. ve kemik sertttir, mesal bacak kemikleri egilmez, egersen kirilir, amma Allah, kaburga kemigini öyle halkederki, o hafif egilebilcek yapidadir.
yani kadinin terbiyetide, aynen demirinki gibi olmasada, ona yakin olarak, ne serbest birakacak, nede ip gibi dosdogru yapican onu. aynen gögüs kefesindeki gibi, ve 12. kaburgalarin agzi acikdir, ve onlar esnek bir yapidadir, ve vücudun durumuna göre esnerler, ve onun görevi kalbi ve cigerlri korumakdir. yani kadin erkegin zirhi gibidir.
Hal böyle olunca, su 100 °C de kaynar dah önce kaynamaz. ve yemek, sulu yemek kaynamadan pişmiş olmaz, ve en az 100 ° C li bir cehhennem ateşine maruz kalir o yiyecekler, veyahut yanmiş hararet yapmiş bir beden, soguk su ister, onun icebilcegi soguk su, en fazla 4 dereceya kadar olan su sogukdur, ondan ötesi donma derecesine girmeye başlar, ve eksi bir derece donma noktasidir, ondan sonra su kati hale gecer, ve artik icilmez olur . yani su ise senin cibilliyatin, su isen, seni soguk ile terbiyet edersek, sen 4 derecey kadar sivi kalabilirsin, eksi bir derecde donarsin, artik kati olursun, yani aynen sistemimizdeki uranüs gezegeni gibi, havanin ve suyun dondugu nokta. ve yani uranüsün oldugu nokta demek oluyorki, güneş sistemimizin dört dereceden daha az oldugu bir uzaklik noktasi, ve hal böyle olunca ondan daha uzaga gidildikce, sicaklik dahada düşer, ve dört dereceden az sicaklik olan bir yerde hayat olmaz degilmi, amma su molekülleri kati haldedir ve canli orgnizmalar vardir yani .
Yani sen ey insanoglu, su gibi aziz bir kimse olsan, cok faydali bir kimse olsan, senin ögrencegin yapi, yani Hz Osman gibi faydali, Hz Ebubekr gibi dini mübine faydali bir yapida olsan, sana ögretilcek olan, dört dereceden aşagi gecersen, sivi olmakdan cikarsin kati buz olmaya dogru gidersin, ve faydan azalmaya başlar istidatin bozulur, ve ondan sonra artik organizmalari saklamakda kullanilrisin. ve yine sicaga tabi tutulursan, 100 °C kaynama noktan, bu sefer ondan yüksek derecede, hiddetlenirsen, sen buhar olur ucarsin, kabina sigmamaya başlarsin, ve gaz aynen kaynayan caydanlgin tepesinin atmasi gibi, tepen ativerir, ve eger bir yerde gaz cogalir, ve kapaginida atamazsa, orayi patlatir ve dişari cikar.
su gibi saf ve temiz olsan yine olmaz ve bazen kötü olmayi ögrenmen lazim ve, Hz ömer veya
Hz.Aliye bir adam hakkinda “cok saf temiz, ve cok iyi” dediler. O da, “O adam kandırılmaya çok müsaitmiş” dedi. yani afedesiniz cok iyi olursan, bir şeytan askeri gelir ve ac donunuda bilemem ne eden demeye kalkar. ve kadin olmak o donu acmak ile başlar, yani kadin ilk kanan, yani Hz Havvadan önce Lusi diye bir Havva daha varmiş diyorlar, ve şeytan gelip ac bilmem neyini deyince ona kanan ve acan kandirilan, ve şeytan soyunu üreten kabillerin soyu, ve ondan sonra şeytanin erkekligi ve dişiligini allah yok etmiş, ve havvayi yaratmiş ve havvayi ise yine saf bulup kandiran, hain şeytan ve askerleri, yani kadin kandirilmaya müsait. erkeklik ise işde kanmamasini ögrenen, donunu acmamayi ögrenen kimse, ve eger erkekleri kandirida onlar donunu acarsa homo olur, ve artik ondan erkeklik kadinlik gider neutron drumuna düşer. afedesiniz erkelik dişiligi olmayan cibilliyatsiz şeytan olur, şeytanin tiki yokdur ve kuyrugunu kicina sokup üreyen yaratik. yani kendi kendini dölliyen yaratik. yani zekeride faza uzatmaya kalkanlara, öyle seninki o kadar uzunsa, döndürde kicina sok denir, yani o kadar uzattinsa artik kicina sokda şeytan ol demekdir bu. yani cibilliyatsiz şerrefsiz hain kalleş (BibBiiiiiib Kafa) yaratik.
işde kuranda gecen vusta yol bu yüzden önemlidir, atomlari anla anlamasina amma, demiri ögren amma, demir olup, demirin düştügü hataya düşme, suyu ögren amma, suyun düşdügü tuzaga düşme diye sana nefis marziye makami ögretilir. yani pipisi tutisi olmayan meleklik vasfini ögren, amma sen insan kal, ve yerince baba ol, yerince anne ol, ve yerince merhmetli, yerince cebbar ol, yerince mümin, yeri gelince halid bin velid gibi ol, karşindaki bir muhammedse bile, ve kanma öyle her lafa her söze, hemen bir düşün tefekkür et, bunun önü ne olur sonu ne olur diye, hemen atilma.
ve demir oldunsa, senin yararli hale gelmen demek, önce azabi tadacan, ateşe tabi tutulcan, ve sonra yandim pişdim demek olmaz, seni terbiyet edicin, hangi kaliba sokduysa, ondan razi olabilmekdir. senin razi oldugun degil, Allahin senden razi oldugu yeri bilmekdir. ve Allah seni su yaptiysa, bilki senin kaynaman, pişme noktan 100°C, ve sen 80 ° C de yoldan cayma bekle yansanda, buhar olsanda, sen ucup melek olmak istiyorsan, önce 100°C de kaynayacan, ondan sonra ucmayi ögenirisin buhar olursun. 80°C de evliya kesilip ucuyon kaciyon numralari cekme insanlara .
Ve Allah kainata fizik yasalari diye yasalar koymuş, ve melekleri anlamak, onlari bilmek ile olur. ne ne zaman radyoaktif olur, ne nezaman işik verir, ne nezaman kaynar, ne nezaman donar, ve ne zaman agir olur, ne zaman hafif olur bunlari bilmek melek ilmidir.
Allahin kainata koydugu yasalar, melek yasalaridir. Mesala 1 dioptri gözlük olmuş bir cam, bir dioptri göstermek ile sorumlu, o onun sahibinin koydugu kaliba, %100 uyar ve 1 dioptri gösterir, buna tam itaat eden meleklik denir. onda sapma olmaz, ve sen o melegi anliyacak isen, ve gözlük olabilecek bi safliga ulaşmak istersen, önce dioptri yasalarini ögrenceksin, ve şeyh icin derlerki, onun müridi, gassalin, yani ölü yikayicinin elindeki ölü gibi olacak, o seni o yana cevirirse o yanna, buyana cevirirse bu yanna döneceksin. sen ölüsün, sende itiraz olmaz, olamaz yani. işde meleklik, canli olmana ragmen, ölü gibi olmakdir ve kapi duvar canta gömlek gibi ölü gibi davranabilmekdir, yaratan sana, hangi kural ve yasa koyduysa, ona tam itaat etmekle sorumlusun. ve su odunsa, senin kaynama noktan 100°C, bundan aşagisinda olmaz. 80°C de viyklarsan, indirirler ocakdan, ham kalir, kaynamiş olmazsin,ve makami marziyeye cikamazsin, senin razi oldugun 80°C ye degil, sen Allahin sana koydugu yasa olan, 100°C den razi olmalisin. senin razi oldugun,yeter dedigin yer degil, Allahin senden razi oldugu yer önemli. yine donma noktan belli, eksi bir derece, ondan önce hafif donarsin amma, tam donma nokta sifir ve alti, ondan önce dondum olmaz, KATI oldum olmaz. işde bunlari anladgin gün makami marziyeye cikdin demekdir. o güne ve o yere varirsan, orda bu garip Raşid kuluda, onlarin meclisinde an, olurmu unutma haaa.
Cikabilirsen o makama, makamin mübarek olsun.
---oOo---
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 20.08.2021 Cuma
Original Kar©glan
|
|
|
| Tasavvufda Nefs-i Safiyye (Tertemiz Nefis) Nedir? |
|
Posted by: YamanTunca - 03-08-2026, 09:08 PM - Forum: Tasavvvuf
- No Replies
|
 |
Nefs-i Safiyye (Tertemiz Nefis) Nedir?
Nefs-i safiyye, tasavvufta nefsin ulaşabileceği en yük arınma mertebesidir ve "tertemiz nefs" anlamına gelir. Bu makam, nefs-i mardiyye (Allah'ın razı olduğu nefs) mertebesinin üzerinde, adeta bir ayna gibi ilâhî tecellileri yansıtan bir haldir. Kur'an'da bu duruma işaret eden ayetlerden biri:
"Allah'a tertemiz bir kalp (kalb-i selîm) ile gelenler hariç..." (Şuara Suresi, 26:89)
? Nefs-i Safiyye'nin Özellikleri:
- Mutlak Arınmışlık:
- Nefis, tüm maddi ve manevi kirliliklerden (kibir, riya, kin vb.) tamamen arınmıştır.
- "Kalp aynası" Allah'ın isimlerinin tecellilerine engelsiz yansır.
- İlâhî Tecelliye Mazhar Olma:
- "Safî" (arındırıcı) isminin tecellisiyle nefs, ilâhî sırlara açık hale gelir.
- Hz. Musa'nın (a.s.) Tur Dağı'nda Allah'ın tecellisine mazhar olması gibi (Araf Suresi, 7:143).
- Ledün İlmiyle Hareket Etme:
- Gayb sırlarına ve hikmetli ilhamlara açıktır.
- Hz. Hızır'ın (a.s.) ilm-i ledünnîsi bu mertebeye örnektir *(Kehf Suresi, 18:65-82)*.
- Fenâ ve Bekânın Zirvesi:
- Kişi, "yok olmuş" (fenâ) ve "Allah'la var olmuş" (bekâ) halinin en üst seviyesindedir.
- "Attığın zaman sen atmadın, Allah attı" (Enfal Suresi, 8:17) sırrına tamamen ermiştir.
- Evrensel Sevgi ve Merhamet:
- Tüm yaratılmışlara karşı koşulsuz şefkat besler.
- Mevlânâ'nın "Kim olursan ol gel" çağrısı bu mertebenin tezahürüdür.
?️ Nefs-i Safiyye'ye Nasıl Ulaşılır?
- Nefs-i Mardiyye'yi Tamamlamak:
- Önce Allah'ın rızasını kazanmış bir nefs haline gelmek gerekir.
- Riyazet ve Manevi Temizlik:
- Zikir (Allah'ı anma), oruç, halvet (inziva) gibi uygulamalarla nefsi arındırmak.
- Mürşid-i Kâmilin Terbiyesi:
- Bu makam, ancak gerçek bir mürşidin (manevi rehber) gözetiminde mümkündür.
- Kalp Temizliği (Tasfiye):
- "Kalpten Allah'tan başka her şeyi çıkarmak" (Tasavvufi tabirle: "Kalbi masivadan boşaltmak").
- İlâhî Aşkla Yanmak:
- "Aşk ateşi nefsi safiye yapar" (Mevlânâ).
- Aşk, nefsin son tortularını da yakıp temizler.
? Nefs-i Safiyye'nin Tasavvuftaki Yeri:- "İnsan-ı kâmil" olmanın son basamaklarındandır.
- Bu mertebedeki veliler, "kutup", "gavs" gibi manevi makamlara yükselir.
- Abdülkâdir Geylânî, İmam Rabbanî gibi zatlar bu makamın örneklerindendir.
? Önemli Uyarılar:- "Ben safiyeye ulaştım" demek, en büyük nefs tuzağıdır!
- Tasavvufta "nefsini bilen Rabbini bilir" sözünce, bu mertebedeki kişi kendini daima kusurlu görür.
- Gizli Şirk Tehlikesi:
- "Ulaştım" hissi, kişiyi gizli benlik putuna (ene) düşürebilir.
? Örnekler:
- Hz. Yusuf'un (a.s.) İffeti:
- Zindanda bile nefsini koruması (Yusuf Suresi, 12:33).
- Hz. Meryem'in (a.s.) Paklığı:
- "Seni tertemiz yarattım" *(Âl-i İmran, 3:42)* hitabına mazhar oluşu.
- Mevlânâ'nın Aşkla Arınması:
- "Hamdım, piştim, yandım" sözündeki "yandım" safiyet mertebesidir.
"Nefsini temizleyen kurtuluşa ermiştir."
(Şems Suresi, 91:9)
Nefsi Safiye - Nefsin Safiye Makamı Nedir?
YAKiN BiLGiSi NEDiR? ÖRNEKLERiYLE
(Kar©glanin 12 Nisan 2016 Vaazi)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
الم تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ الْحَكِيمِ هُدًى وَرَحْمَةً لِّلْمُحْسِنِينَ الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَهُم بِالْآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ أُوْلَئِكَ عَلَى هُدًى مِّن رَّبِّهِمْ وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
Sadakallahul Aziym LOKMAN Suresi 1. 2. 3. 4. ayet
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Elif lâm mîm. Tilke âyâtul kitâbil hakîm. Huden ve rahmeten lil muhsinîn. Ellezîne yukîmûnes salâte ve yu’tûnez zekâte ve hum bil âhırati hum yûkinûn.
Meali :
Ayaktakilere Egilenlere Oturanlara dir bu söz.
Bunlar, hakîm olan Karar mercii olan Kitab’ın Âyetleri’dir.
Bu ögütler sadece ihsan makaminda olanlar icindir, (önüne gelenin yapacagi işler degildir, Doktorun yapmasi gerekeni hakim yaparsa olmaz , hakimin görevini, calgici yapmaya kalkarsa yine olmaz).
Ve Onlar, namazı ikame ederler (namaz kılarlar), ve zekâtı verirler. Ve onlar, ahireti yakinen bilirler.
Sadakallahul Aziym LOKMAN Suresi 1. 2. 3. 4. ayet
---oOo---
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular
Emanet zayi edildiğinde kıyametin kopmasını bekleyin. "Ya Resulallah, emanetin zayi edilmesi nasıl olur?" denince, iş ehlinden başkasına verildiği zaman kıyameti bekleyin.buyurdu.
(Hadisi şerif)
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
Yolculugumuza Başliyoruz :
Öncelikle Nefis demek, Vücut Denilen Araba veya Motoru süren sürücü, şoför Manasındadır. Bu Motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilcek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için, önce terbiyet edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gekekir. Burada islamın şartları olan namaz ve oruç devreye girer, ve işde oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, yani motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında, fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile yemek helal olan birşeye gem vurulur. Daha sonra cima ya (Cinsel birleşmeye) gem vurulur, yani frene basması öğenilir. Bunu öğrenince, artık insan islamın haram ve yasak dediği durumlarda, frene basıp nefis atının gemini çekerek, gerektiğinde onu durdurur. Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiyet ehli olur.
---oOo---
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ
Va’bud rabbeke hattâ ye’tiyekel yakîn.
Ve sana “Yakîn Bilgisi” gelinceye kadar , Allah a Kullukda Devam et.
Sadakallahul Aziym HİCR Suresi 99. ayet
isa efendimiz öyleki ona öyle bir yakin bilgise gelmişdiki, hangi şeyin, hangi topragin, hangi bitkin, kimin cibilliyati oldugunu biliyordu, cönkü o nun, o topragin o melekeleri ona diyorduki : ben falanciyin, ben fillanciyin, bu muhmede ne zaman geldi, taa müşrikler muhammede davet verip, sonra onun yemegine zehir katip sunduklari güne kadar, onda o yakin bilgisi yok idi, ve o gün o eti agzina götürdü, ve etteki o meleklr ona dediki,"ya rasulallah, beni yeme ben zehirliyin" dedi, peki bu yakin bilgisi ne olaki, işde o elementlerin sesini duyar olmak, element meleklerinin sesni duyar olmak makami: makami safiye, tasavufdaki nefsin rütblerinden safiye makamindan bahsediyoruzki, o kadar saf dereceye ulaşacaksinki, saaffet ve saafiyetin senin, elementlerin sesini duymaya kadar götürcek ve sende. o kdarki o sesleri duyup ayirt edebilcek bir yakin bilgisi hasil olacak yani, ve yine isa efendimiz ve havarileri bir yere vardilar ve, isa bir avuc yerden toprak veya camur alip dediki bu dedi bilmem nuhun oglu mafsal kemigi dedi, haydi diriltte bakalim o zaman ya ruhullah dediler,
"Rabbena atina min ledunke rahmeten ve heyyi’ lena min emrina reşeda”
dedi o taprak canlandi kalkdi onlarla konuşdu, ve gördülerki isa dogru söylüyor, ve havarilere gecdi bu sefer bu yakin bilgisi onlarda tebiatin sesini duyar oldular, tabiat ana onlarlada konuşur oldu. ve işde safiye makami bazen elden ele verilir, bazende kendi tasarrufun ile kazanirsin, yakin bilgisi böyledir, ilmlel yakin bilgisi icin, elinde ilmi bir burhan olmali, yani yazili bir metin, bir bilgi olmaliki onu okuyup ilmel bilebilesin. yazili bir metin bir bilgi olmadan onu ilmen bilemezsin, ve Allah bu ilimini öyle her zaman insanlarin sandigi gibi tevrat levhalari gibi levhalara yazmamisdir, ve ve tevrat nüshalari yazili olan levhalar dünyanin dört bir yainindaki taslara kazinmis olan bütün yazilar tevrat nüshasidir ve orjinaldir, tahrip edilmemiş olan tevrat onlardir, ve taa bu misir piramitilerinin icindeki resimli yazilarda buna dahildir tahrip edilmeden günümüze kadar gelmiş, cünkü taşa kazinmiş, amm insanoglunun bunlarda ahmaklik etitgi görülünce, rabbim bu yöntemi neshetmişdir, ve kuran kainatta yazilidir. nasil? mesala cekirgelerde bir ayet veya bir nüsha vardir, bilmem aluminyumun iicnde bir nüsha vardir, yine eşşekde bir nüsha, devede bir nüsha veya ayet yazilidir, ve bütün hak kitaplar canlidir, hala bozulmadan kalanlari vardir, ve tahrip edilmiş olanlar, zaten bugün yine tahrif edilmiş olan bitkiler hayvanlar olarak tezehür göstermekdedir, özü bozulmuş bir elma tahrif olmuş bir ayeti temsil eder, amma onun orjinal metni elmizde varsa, bozulmamiş bir elma türü, cekirdegi tahrif olamamiş, Allahu tealanin ayetlerinden bir ayeti temsil eder, ve kuran kainatta yazildir işde.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
فَسَلَامٌ لَّكَ مِنْ أَصْحَابِ الْيَمِينِ
وَأَمَّا إِن كَانَ مِنَ الْمُكَذِّبِينَ الضَّالِّينَ فَنُزُلٌ مِّنْ حَمِيمٍ
وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ
إِنَّ هَذَا لَهُوَ حَقُّ الْيَقِينِ
Fe selâmun leke min ashâbil yemîn.Ve emmâ in kâne minel mukezzibîned dâllîn. Fe nuzulun min hamîm. veya Ha ve mim . Ve tasliyetu cahîm.
İnne hâzâ le huve hakkul yakîn
Ey sağdaki!( ey iyler zümresi) Sana selam olsun!
(Dallin veya sol ve kötüler) Ama yalanlayıcı sapıklardan ise,
Ve onlar icin alevli ateşe atılma vardır. su gibi kaynamak vardir.
veya asli vatani ateş olmak vardir, yani ateşden bir parca olmak vardir.
ve bunlar muhakkakki taddirilarak, hakkal yakin bilinir ve ögretilir.
VÂKIA Suresi 91. 92. 93. 94. 95. ayet
ingiliz ingilizcesini en iyi ingilterede yaşyanlar ögrenir, veya onu, bir ingilizledevamli konuşanlar daha iyi ögrenir, italyanca böyle, türkcede böyle, almancada, öyleyse elementlerin dilinide elementlerle konuşabilme ve yakin bilgisne sahip olanlar bilir. o derece saf olcakki halin, elementleri duyacak, sonra onlarin dilinden birde anlamak, ögrenmek lazim, mesala ingilizceyi duyarsinda, sen ingilizce bilmiyorsan, anlamzsin ne diyor onlar, elementlerin sesini biz duysak ne kadar bir gürültüdür o düşünün bir, 1cm3 bir elementin icinde binlerce o elementin atomundan var, atom mikroskop bazinda görülebilen kücük bir parca, öyle olunca 1cm3 bir cam bardagin parcasindaki elementlerin sesini duysan, bir şehrin gürültüsü kadar ses duyman lazim, amma duymuyoz işde, ve ve isaya verilen yakinlik bilgisi, bunlarin sesini duyacak bir yakinlik, yine muhammede öyle bir yakinlik, ve yine Allah, ibrahimi yakacak olan ateşe :
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
قُلْنَا يَا نَارُ كُونِي بَرْدًا وَسَلَامًا عَلَى إِبْرَاهِيمَ
Kulnâ yâ nâru kûnî berden ve selâmen alâ ibrâhîme.
“Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve esenlik ol” dedik.
ENBİYA Suresi 69. ayet
öyleyse, öyle bir yakinlik derecesi varki, ateşle suyla konuşabiliyorsun. ve Allah dediki
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ
Va’bud rabbeke hattâ ye’tiyekel yakîn.
Ve sana “Yakîn Bilgisi” gelinceye kadar , Allah a Kullukda Devam et.
ve bu ilim, Hz ibrahime ögretilirken birinci defa sinandi, yatirdi ismaili kescek, Allah bicaga dur kesme dedi, bicak kesmiyor, kesemiyor, izinsiz kesemez, ve burda ögrenemedi. bu sefer manciniga bindirdiler ateşe atiyorlar, ordada ögrenemedi, Allah diyor "gulne.." , "biz dedikki ateşe" diyor, yani yine ibrahim ögrenmiş olsa, rabbimiz buyurcakki "ibrahim dediki ateşe" olcak amma, öyle demiyor, "biz dedikki" diyor, ibrahim yine bu elementleri duyabilcek, onlarla konuşabilcek yakin bilgisinden yoksun . ve ashabi kehfe öyle bir kelime ögrettiki rabbim, onlar 300 sene sonra kalkmak istediler, ve bu bir kelime ile oldu ve ve kuranda bunu, kehf suresinde nasil anlatiyor, o kelime hakkinda:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
قُل لَّوْ كَانَ الْبَحْرُ مِدَادًا لِّكَلِمَاتِ رَبِّي لَنَفِدَ الْبَحْرُ قَبْلَ أَن تَنفَدَ كَلِمَاتُ رَبِّي وَلَوْ جِئْنَا بِمِثْلِهِ مَدَدًا
Kul lev kânel bahru midâden li kelimâti rabbî le nefidel bahru kable en tenfede kelimâtu rabbî ve lev ci’nâ bi mislihî mededâ.
De ki: “Denizler, Rabbimin kelimeleri için (kelimelerini yazmak için) mürekkep olsaydı ve onun bir mislini daha imdada (yardıma) getirmiş olsaydık bile, Rabbimin kelimeleri bitmeden, denizler mutlaka tükenirdi.
KEHF Suresi 109. ayet
ve bu SIRLI kelimeyi dedigin zaman 300 senede uyusan, Allah seni uykudan kalkar gibi kaldirir, SIR bu kelimede amma, o kelime hangi kelime, hadi bil. Allah bildirmeyince bilemezsinki, sana o yakinen bidirilmeyince bilemezsinki, ve onlar bir kelme ögrendiler ve ve bu kelime onlari 300 sene sonra uyndirdi, ve her kim akşam yatarken bu ayeti okuyupda,"rabbim, o ashabi kehfi kaldiran kelime hatrina benide şu saatte kaldir2 derse inşallah faydasina nail olur, ve o saatte uyanir, amma o kelime yine, o derece yakin bilgisine ermek ile olur, yoksa bu ayet o kelime degildir, yine sadece o ayet , o kelime hatrina kullanilir. Allahin muradina uygunsa cevap gelir o duadan. (hani mesala herkes uyuyunca kalkip, bilmem sucsuzlari uyurken öldürcen diye okunmaz undefined
ve Allah diyorki, biz ateşe dedikki "serin ol" haydi sende söyle bu kelimeyi ateşe, bnde söyleyen, ateş serin olcakmi bakalim, kimin sözüne itaat edecek, eger ben o yakin ve safiyet makamina cikmadiysam, benim "ya naru berden ve selamen" demem işe yaramaz, hadi diyen bak yine yakar benim elimi, sen de bakalim, seni yakmayacakmi. amma öyle kimseler varki, onlar safiyet makamina cikmiş kimseler, onlar derse o kelimeyi, ateş yakmaz bicak kesmez. nitekim bir tarikat vardirki rufailer diyorlar, onlar bedenlerine şiş sokuyor bilmem kilic sokuyor, bişey olmuyor, neden onlarda bir kelime var, o tilsim amma, o tilsimida söyliyen agiz ve insanlarin hepsi bir degil, amma velevki bir cocuk olsa bile, ve bu kelimeyi, amma elden ele verilir, dilden dile verilir, amma da, kendi tasarrufun ile kazanirsin dedik işde. ve sana bicak dürtseler bişey olmazsin hatta ta kalbine dürtseler yine bişey olmaz, cünkü sen tilsimli kelmeyi biliyoyrasn elementler senin sözünü dinler, ve onlar sana zarar verecek o madeden korunurlar.
Nitekim mehdiyi deccalin kesmes,i fakat mehdinin tekrar dirilmesi cünkü o kelimeyi o biliyor, sonra yine kesemesi yine, dirilmesi sonunda ücüncüde dirilince, bir daha onu öldürümeyecak olmasi ve onun sirtinin onun em ri ile bakirdan ve kjursundan bir hale dösnmesi yani elmentlere emredince kesilmez bir elemente dönünce, onun gücünün bitmesi yani onu yenemeyecegini anlayinca umudu biter, ayni firavun gibi, artik ben ona inandim diyecek amma biraz gec olcak, ayni ikinci firavun, mehdinin firavunu yani, ve orda mehdiye düsen tilsimli kelime "simdimi ahmak, simdimi anladin." evet bujrdan davet var somnun gelcegi güne hazir ol o gün seni gücünün bittgi gün istersen den ve sonuda inan istersen bira geri dur krokmuyan senmisin benmi bundan baklaim haydi cagri davetye buyur dene ya sen ya ben aslar kimdese o kazanir, ve varsa kesilemeye razi olcak başka bir mehdi adayi ciksin, hadi onunla savaşin, varsa öyle onun önünde kesilmekden korkmayacak bir daşşakli mehdi, ben ona öncelik vercen, hadi gitsin yatsin kesilmeye, ve benim atam ismail varken, benim korkum yok, onu kesmeyen bicak benide kesmez amm ne zaman omnuda rabbim bilir, sen o tilsimi bilmezsin, amma o kelime bana ben oray ayatmadan gelcekdir, şimdi boşuna hafizamda arama yok, o safiye bilgisi elin ateşe düşmeden gelir, ibraim ateşe düşmeen hmen önce gelir senin işin bitip mancinigi firlatinca, ben senin elinden cikinca firsat bana gecince, varsa o sesi duyabilcegini başka iddia eden buyursun önden buyursun.
insan kendisinin olmayan lokmayi yiymez dedik, cooook önceki vaazlarmizda. ve bunu şimdi şöyle aciklayacagiz, ve mesala toyota marka bir arabanin tekeri, koca teker bile reno arabaya takan desen uymuyor, yani tekermi teker, cantmi cant, amma o toyata icin, digeri reno icin, öyle olunca, Allahin, senin bedenini oluştursun diye halkettgi bir lokmayi, başkasi yiyemez, sende: başakasinin bedeni olcak lokmayi yiyemezsin, ve yine istisnai durum, isa efendimiz son yemekde ortadaki ekmegi böldü, ve dedi bu benim etim, yiyin dedi, sonra şerbet vardi, vişne şerbeti bu da benim kanim, icin dedi. Yani o , o elemntlerin kendini oluşturcak olan parcalar oldugunu biliyordu, fakat onlari o, havarilerini yedirdi, ve o havarileri olarak hayat sürdü, misyonunu tamam etti, ve hiristiyanlik diye bir din, dünyada, ikinci büyük din oldu, ve onlar yine onun lokmalarini, onun müsadesi ile yediler, amma dedi, sofradiklerden yaninizda, evinize götürmeyin bundan dedi, alip gidenler domuz suretine carpildilar.
iş ehlinde güzel, doktorluk doktor bilgisi olanda güzel, sen hic tedavi olmak icin baytarin önüne yatarmisin, amaliyat etsin diye, belki zorda kalirsan olur amma, ne kadar güvenebilirsin ona, cünkü doktor başka, baytar başka degilmi, yine doktoru alip gelip ona, "hadi bana istanbul köprüsü yap" denirmi, o mühendisin işi ve görevi, ve safiye makamina cikmayan ve SIR saklayamayan birisine bu kelimeler ögretilmez, ve Hz Süleyman, Belkisin veya BALKIZIN tahtini getiren o "Asaf bin Berhiya" da işde safiyye makamina cikmiş olan bir Allah adaminydiki, ona ilahi kelimeler ögretilmişdi, öyle bir kelime ki, onunla bir yerden biryere gidebilme, veya bir yerdekini, başka yere taşiyabilmek icin, bir TILSIMLI kelime, ve eger seni elementlere komutan tayin ederlerse, bir komutan bir orduyu isterse "suya dal" der hepsi suya dalar "cik" der cikarlar degilmi, öyle sokakdan gecen biri askere, yat deyincemi asker yatar, yoksa komutani taniyip komutan deyincemi, yere yatar. öyleyse, işde elementlere emredebilme yetkisi olan bir zati muhteremde, gel buraya deyince, agac kökleriyle cikar gelir. ve muhammedde oldumu? oldu, haceti def iyesini yapacagi zaman agaclara gel buraya, beni sakla diyordu, hacet edesiye gelip ona gelerti olurlardi.
ve hakkal yakin derecesindeki bir yakin bilgisi ateşin yakdigini, gerekince ekmek pişirdigini, ve suyun gerekince hayatenerjisi oldugunu, ve amma bazende, zaman gelipde katil olup, bogup adam öldürdügünü bilmek derecesinde kalir.
ondan daha üstün bir yakin bilgisi varki, işde ateşe serin ve selamet ol diyebilme derecesi, bicaga kesme diyebilme derecesi, ve o makama tasavuf ehli,nefsi safiye diyor. neden bu ihsan makamindan önce gelmesine ragmen, amma ihsan makamindan sonra anlatildi diyenler olcakdir, cünkü hakkal yakin olmadan önce, o ateşe yakma demek lazimdir yoksa, hakkal yakin bilince, ateşin icine düşünce ateşe yakma dersen, senin ya tamamini, yada yarini yakmiş olur, öyle olunca, önce olmasinsa ragmen, sonda olan demekdir. ve vaktinden önce gelen demekdir, ve gecen hafta yazdik, bize füyüzat geldi, ve dediki "zararin neresinden dönersen kardir" ve bunu ben hakkal yakin bilince degil, yani zarara ugradikdan sonra gelse idi, bana faydasi ne olcakdiki zaten, o öyleki sen ateşe düşmeden önce gelen bir bilgidir, bir füyzattir, ilimdir, bilgi ve SIRLI ayet ve kelimedir.
Komutan olmayan brisinin emrine askerler itaat edip uymazlar degilmi , öyle olunca zamanin imami mehdiyi, yer gök ehli bilir, ve ona uyarlar amma insanlarin ahmaklari onuN imam ve komutan oldugunu bilmezler, insanlardan sadece seckin olanlar onu tanir bilirler, ve o yüzden o agaca emretse agac itaat eder, ve su ya dese su itaat eder. amma işde kafir deccal anti uygulamasi yapiyor, ve tersine ceviriyor işde, ve öyle olunca "
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
ذْ أَوَى الْفِتْيَةُ إِلَى الْكَهْفِ فَقَالُوا رَبَّنَا آتِنَا مِن لَّدُنكَ رَحْمَةً وَهَيِّئْ لَنَا مِنْ أَمْرِنَا رَشَدًا
iz evâl fityetu ilâl kehfi fe kâlû rabbenâ âtinâ min ledunke rahmeten ve heyyi' lenâ min emrinâ raşedâ(raşeden).
kehf ashabina dedilerki "Rabbinizden size Rahmet olarak Gelen Raşidin emriyle diriler olun ."
ve sen de bakalim bu kelimeleri ve birde ben diyen, o ayeti ölüler dirilcekmi dirilmez, cünkü sen o raşid degilsin, sen o isa degilsinki dirilsin, ve komutan kimse elementler ona uyar itaat ederler. . velhasil kelam.
Ve element dili bilmek işde, ilk basamakda "ti ve anti" olarak başlar , yani israfil burusu "tatüüü veya taaa ve tiii veya tüüüü" veya horoz dili "ü' üürü' üüüüüü" ne demek peki bilen varmi, hangi dil bu, ne komut veriyor bu dil acaba diyen varmi, neden böyle ötüyor horuz demek yokmu? yine dolunay olunca kurtlar "wuuuuuuuuu" derler ne komut veriyor acaba, yani Allahin kelimlerini yazacak mürekkeb denizler dolusu olsa, onun kelimelerini yazip bitiremez diyor, Rabbim. cünkü kedi dili, köpek dili, karinca dili, bakteri dili, ,iknek dili, aslan dili, fok baligi dili,........ hangi birini yazcan, anlayacan, ingilizce bilen, birde kendi dilini bilen, iki dil biliyorum diye övünüyor,
lan ahmak,sen bilmezmisin
Allahin binlerce yarattigi hayvani, börtüsü böcügü elmentiyapragi bitkisi agaci cekirdegigezegenleri yildizlari,.....melekleri ceberrut, lahut alemindekiler varken, bunlara birbirleriyle anlascabilcegi birerde dil veren rabbinin üstünlügünü unuturda, iki dile bilene üstünlük yüklüyorsun, ahmak insanoglu, sana kim ögretti bu dilleri. köpek köpekceyi nereden ögrendi demek yokmu, kedi kedi dilini nerden ögrendi demek yokmu, bunun bir kitabida okuluda yok, nerden ögeniyor bunlar demek yokmu ahmak insanoglu, "köpegimi bu sene ilkokula gönderdim okumasini ögrendi" diyen varmi? köpek kendi dilini otamatik bilir, ama insan dilinide bilir, fakat konuşmaz sadece. "dab daba rab" ne demek acaba degilmi, yani musiki. yine mesela "şip şibidi şip" ne demek, yagmur ne diyor acaba diyen varmi. "kappudu kappudu kappudu kap" atin nali ne diyor acaba demek yokmu?
Hz. Yunus efendimiz, derviş yunus bu makama eren biri, ne diyor : "sordum sari cicege, annen baban varmidir." " ne inilersin dertli dolap" . Hz isa ise, onun, o cicegin annesi kim? babasi kim bilen bir makam, bir üst makam. bu kimin cibilliyati bilebilen bir makam. onu kim yiyecekde, onda lokma olcak, hücre olcak biliyor. ve öyle olunca, sen senin olcak lokmayi yiyebilir, nefesi alabilirsin. ve bagaya, dozere, tanka, takilcak vidayi, radyoya takamazsin azizim, olmaz olmaaaaz, ahmak olmak lazim 36 lik bir vidayi kücücük radyoya takmaya kalkmak delilik degilde ne o zaman, ey kafir deccal, sen senin olmayan makama eremezsin, o makam mehdinin ise, sen elli defa ugraş, senin olmaz. sen senin olan lokmaya nasipdar olabilirsin ancak ahmak, koca ahmak. sen bilmezmisin
ve mehdilik de öyle ismini mehdi koymakla, babasinin ismini abdullah koymakla, bilmem suriyede şamda namaz kilmamklada olmaz.
O nu yerdekilerde bilir, göktekilerde bilirken, ey kendi bilmez, ahmak cakma mehdiler, yok olun şimdi, kaybolun şimdi, ahmaklar sürüsü, daha derviş yunus derecesini ermemiş birinin mehdilige kalkmasi ancak DANGILLIKDIR.
::::::
Hz. Haticenin ümmertin annesi oldugunu söyledigimiz icin, bizi yine yalanci cikarmaya kalkanlar oldu, ve bunu bu hafta şu satirlarla anlatip ispat edip cevaplayacagiz:
Herkesin bir cibillyati olan hayvan cinsinden sifati vardir, ve o hayvanin özelliklerinden taşir o kimse, ve hatcenin ümmetin annesi olmasi yani mesela karincalarda bir tane anne vardir, anne karinca bütün karincalarin annesidir, tabiatta örnegi varmi var. yine arilardada aynidir durum. ve meryemin, mehdinin yani isanin annesi olmasi, ve gelceekden gelen cocugun annesi olmasi demek ise, yani bütün mehdi cocuklarinin annesi demek olur. ve yine meryem, fakir meryem, cocugunu, öyle saraylarda büyütmedi isayi, deneleri harmana götüren arabalardan dökülen bugday başaklarini toplayarak büyüttü. ey mehdi cocuklarinin anneleri, öyle mehdiye bu cocuklara bakmiyorsun diye saray saltanat beklemeyin, yani an karinca meryem, başak topliyarak büyüttüyse, isa ruhullah olmasina ragmen, Alllahin en fakir kulu olan isa, Allah katinda en zenginlerden birisi, ve yine ali agaoglu ile özyilmazel konusu o nun bu konuyu yanliş anlayip, yanliş lansetmesi yüzünden, ve cok eşli hayvanlar belli, tek eşlilerde belli, ve süleyman aleyhisselamin 300 eşi olmasi, öyle belki sizin bildiginiz gibi degil, bir kadini alip boşarsan, istersen böyle 300 degil 3000 kadinla evlen boşan, varmi şeriata aykiri bir durum? yok. o zaman, onun 300 karisi olmasi, bir anda hareminde 300 kadin tutmuş olmayabilir degilmi? Bunun versionlari cok, ve bir ciftlikde bir tane saglam salma erkek at varsa, o bütün dişileri döllerki, ari diri ve soolu bir at soyu olsun diye degilmi? cünkü o at gercek soydur, gercek erkekdir, onun döllemesi, dogacak bütün yeni bebe atlarin ari diri irk at olmasi icindir degilmi?yine ciftlikde bvir koc bütün ciftligin koyunlari döller damizlik koc odur cünkü ve böyle olunca karişik irk olmaz ari diri irk olur yine, ve böyle olunca tek eşli hayvanlarda bellidir ve onlarda tek eşliligi korurlar
ve tabiatta örnekleri var.
saf kelimesi nerde geciyor mesala "saf kan at", "saf irk" safiye yani saf irk demekdir, yani o makama ancak saf irk olan kimseler ulaşabilir yani , hitler köpegi kendisini saf irk saniyordu ahmak. yani alman iti doberman saf irk diyordu, yani ahmak dünyada bir doberman köpegi yok, ve herkes doberman köpegi olcak diye bir hukuk olmaz, herkez köpek olursa, kedi ne olcak, yahut balik ne olcak, kuş ne olcak, ve digerlerini yok edip dünyayi tek irk yapma projesi, böyle ahmak birinin akli olabilir zaten, dangillarin başkmutani, onun ardindan gidenlerde zaten doppel dangil demek. yani dünyada at ayri bir soy, aslan ayri bir soy, kedi ayri bir soy, ve hepsininin ari diri irki vardir, amma bozdular ve artik öyle bir ari irk yok dencek kadar az, cünkü elma bozulunca oynaninca, nerde bulcan artik gercek elmayi, yok bir de, olanlarida öldürtüyorlar vararrsa. tavuk gribi dediler, gercek tavuklari ithaf etridiler, ve herkese bozuk irk tavuk sattilar, artik yokki gercek tavuk, kaldiysa bir kac bilinmeyen köyde kaldi belki, ve bu ayni sistem ile dometis faytini bir düşürdüler, adam satsada para etmiyor, kamyonlarca dometes cöpe döküldü, ertesi senede ekmediler, dometis tohumu kayboldu, sonra kendileri bozuk dometes soyunu sürdüler piyasaya, artikk gercek, ari diri dometes kalmadi yani, ve böylece bunlar, isde itler ve hitler akli ile, bütün diger soylari bozdular, ve kendi soylarini, ari irk kabul ettirmek icin digerini bozdular, ve onlar kendileri bu bozuklardan yemezler zaten, sen, ben ucuz diye alabilip yiyebiliyoz, kendileri iyisni yiyorlar, bunlarin sana ban yok onlardan ve işde mehdi bunlarin cerkina comak sokan oluyor. öyle yapiyorlar fallanc, sirni ortaya koyuyor böyle yapiyorlar, onuda acikliyor ve onlarin işinede gelmiyor ve bize rakip sahte mehdiler icad etdi kahpe gavur.
amma sahteler aslina rucu etriri senin yaptgin sahte dometisler, artik bizim gercek dometisi aramamiz gerketigini ögretsyse senin o tüpretgini sahte mehdilerde , inslarin gercek mehdjiyi arayip secmesini sebeb olckadir zaten. danke bu hizmeitne bilmeden yaptgin hizmetin icin.
Rabbim o ari diri soya ,saf soya, saf irka, mehdi soyuna, muhammed soyuna yardim etsinki, kafir decal ve irkiyla savaşinda güc kuvvet versin, onlari o kafirlere, galip getirsin, amiyn.
---oOo---
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.
---OoO---
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 12 Nisan 2016 SALI
Original Kar©glan
|
|
|
| Tasavvufda Nefs-i Kâmil / Nefs-i Kâmile (Olgunlaşmış Nefis) Nedir? |
|
Posted by: YamanTunca - 03-08-2026, 09:07 PM - Forum: Tasavvvuf
- No Replies
|
 |
Nefsi Kamil Nefsi Kamile Nedir? Nefsin Kemaline Erdiği Makamı Nedir?
Öncelikle Nefis demek, Vücut Denilen Araba veya Motoru süren sürücü, şoför Manasındadır. Bu Motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilcek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için, önce terbiyet edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gekekir. Burada islamın şartları olan namaz ve oruç devreye girer, ve işde oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, yani motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında, fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile yemek helal olan birşeye gem vurulur. Daha sonra cima ya (Cinsel birleşmeye) gem vurulur, yani frene basması öğenilir. Bunu öğrenince, artık insan islamın haram ve yasak dediği durumlarda, frene basıp nefis atının gemini çekerek, gerektiğinde onu durdurur. Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiyet ehli olur.
---oOo---
Nefsi Kamil - Nefsi Kamile Nedir? Denilince
Nefsi Marziyeye ulaşmiş, ve Allahin Razi oldugu yeri ögrenmiş bir kul, artik Allahu Tealanin isimleri ve sifatlarinda kemala dogru yolculuguna başlar. ve önce ona Rahman nedir ögretilir, yani zeker ve erkeklik babalik nedir ögretilir, eger insan veya o sofi, o mürid, bunda dangillik edip anlamazsa, kadinsa kocasi babasi elinden alinir, ve babasiz veya kocasiz kalir, cocuklarina hem ana, hem babalik yapmak durumunda kalir, ve babalik neymiş ona hakkal yakin tattirirlar azizim, öyle vay baba işde cocugu dogurtan adam diye yüzeysel bir bilgi degil, bizzat yaşarsin baba neymiş rahman neymiş, veya baba olarak dogarsin bir ömür babalik yapip bizzat baba olrak hayata, insanlik alemine cirak cikarsin, yada senin elinden o alinir ve, bak bakalim o olmayinca neler oluyor, ve sonrada, haaaa rahmanin görevleri şunlarmiş, keşke (rahman) bababimiz yaşasaydi, keşke kocam yaşasaydi diyecek vehamete kadar düşersin. ve eger anlamazsan senelerce öyle sürünürsün hem baba, hem ana olmaya devam edersin. ögrenmeyen geçemezki ikinci basamağa. ve ikinci basamak annelik yani rahim, yine anneligi rahimligi kolay bişey sanan dangillardan, karisi kizi elinden alinirda, mahrum edilirde, yahutta cocugu olmaz, annelik nedir bilmez, kapi kapi doktor doktor cocuk ararda, ne baba ne anne olabilirler, cünkü ne rahim (Anne) nedir bilir nede rahman (Baba) nedir bilir, ve sonunda öyle hale gelirki,mesala bir KIZIM olsunda isterse toprakdan olsun ve ya mesala bir baba erkek Temili misal ile "Ali" oglum olsunda isterse toprakdan olsun diyecek acziytee düşer. ve bir bardak su vercek kimse bulamaz. ve hem anne, hem baba, hem cocuk ,hem ebeveyn olmuşdur. ZITLAR ancak yoklugunda kavranabilir kurali geregi, bu yüzden elinden alinanin kiymetini, elinden gidince, o zaman anlar. eger bu köprüyüde aşabilirse, anne nedir rahman nedir rahim nedir, görevleri nedir, anlayinca bu sefeer , el alim ismi gelir. ve bilginin önemini anlayacak amma, bilgi olmadan hicbirşeyin, ne oldugunu kavrayamaz, ve cahil olur, ahmak olurda, kafasini taşlara vuran ahmak olurda, "onlar kördür sagirdir,.." ayeti ile bilginin kiymetini bilmeyen, allahin el alim ismini anlamayan, dangillerdir onlar yani ahmak takimi, ve böylcee artik her gün, her an, yeni bir isimde yeni bir sifatta yolculuk edilir, ve bunun sonu hududu yokdur, el hakim ismine gelince, mesala seni bir hakimin yanina verirler, bak kulum ben hakim olunca, ne yaparim bak gör ögren denilir ona, ve hakimin yaninda cirak cikar. eger orda hakim olupda, hak yemeyi ögrenirse, yalancilarin avukati olur, dangillarin sözcüsü olur, kafirlerin yardimicisi olur, ve sinifda kalir, ikinci hayatta ona o yedigi haltlar, yaptgi haksizliklar taddirilir, ve atarlar sucsuz yere hapse, ve seenlerce orda adalet ve dogru hakim bekler, senmisin allahin adaletine ve hakim ismine dangillik eden, ve yine Raşid ismini ögrenecek ögretmen ederler adami, Allah nasil ögretmenilk eder ögrenir, ve eger ögrenemezse, bunu anlamazda ögretmenlige raşidlige hiyanet ederse, iliminin zekatini verip, insan vce cocuk yetiştirmezse, başina ......
ve böylece insan, işde Allahin ismlerinde mahir olunca, ve bu nefsin iki türlü boyutu vardir bir "nefsi kamile" birde "nefsi kamil" yani aynen bir rahman erkek ve zeker cikintili, ve birde rahim girintili cukurlu, bir dag ve bir göl veya deniz gibi oldugu gibi, nefsi kamil erkek, versiyonu ve kamile ise cukurlu, ve eger kamileyi ögrencekse,yani dişi SADIK degil SIDIKA yani yeni versiyonu onun dişi ve kadin olcakdir. ne zaman kamileye erdi o zaman bir kiz cocuk olarak dogar artik. veya nefsi kamil e erdi hep erkek olanlarda ilerledi, yani rahman kamil ,sadik SIDIKA, rezzak, rizika saffet safiye, gibi dogacagi versiyonu onun kemal buldugu veya anlayamadigi takildigi yerde, daha iyi anlamasi icin, dangilliginin gitmesi icin, yeni versiyonu, o isimde olur, yani saf ve temizligi mi anlamadi onu saffet veya safiye eder dogurtur bir anadan Allahu Teala de, temizlik saflik nedir ögretirler, ve yeni versiyonda temizlik hastasi olur cikar,......
ve böylece Allahin herşeyi ciftler, zevcler, ZIT kutuplar halinde yarattigi hikmeti aciga cikar, ve insan ya dogacagi yeni versiyonu olan bir erkek cocukla kemala erer, yada kadin ve dişi KIZ cocukluga erer. ve seyri süluk artik, onun kemalatina bakar, hangi dersden sinifta kaldigina bakar, hangi dersden zorlandiysa, ve sinifda kaldiysa, o ders ve o isim ile dogar, ve ona bir ömür boyu ögretilir artik.
ve Allahin milyonlarca isimi ve sifati vardir ancak, Allah bunlardan 99 icin bunlar, en güzel ismlerimdir buyuruyor, ve bunlari "(esmaül hüsnayi) ögrenen(yaşyan tadan) cennete yol bulur" dedi muhammed, yani anne karnina gecip dogar demekdir.
Rabbim bu makama ulaşinca, DANGILLLARDAN, ahmaklardan, cahil cühelalardan olmakdan muhafaza buyursun hepimizi.
ulaşabilirsniz bu makama makaminiz mübarek olsun.
Nefs-i Kâmil / Nefs-i Kâmile (Olgunlaşmış Nefis) Nedir?
Tasavvufta "nefs-i kâmil" (erkek formu) veya "nefs-i kâmile" (kadın formu), nefs terbiyesinin en yüksek mertebesini ifade eder. Bu makam, "insan-ı kâmil" (olgun insan) olma yolunda nefsin ulaştığı son safhadır. Artık nefs, tüm kötü sıfatlardan arınmış, ilâhî ahlakla bezenmiş ve Allah'ın rızasına ermiştir.
? Temel Tanım:
- "Kâmil" kelimesi, "tam, eksiksiz, olgunlaşmış" anlamına gelir.
- Nefs-i kâmil, nefsin 7 mertebesinin (emmare, levvame, mülhime, mutmainne, radiye, mardiyye, safiyye) tamamlanmasıyla ulaşılan bir kemâl noktasıdır.
- Bu mertebedeki kişi, "Allah'ın ahlakıyla ahlaklanmış" bir mümin olarak yaşar.
? Nefs-i Kâmil'in Özellikleri:
- Tam Tevhid Şuuru:
- "Lâ mevcûde illâllah" (Allah'tan başka varlık yoktur) hakikatine ermiştir.
- Her şeyde Allah'ın tecellisini görür.
- Fenâ ve Bekâ Makamı:
- Fenâ fillah (Allah'ta yok olma) ve Bekâ billah (Allah'la var olma) halini yaşar.
- Benlik duygusu tamamen silinmiştir.
- İlâhî Ahlak:
- Peygamberlerin ve velilerin ahlakıyla bezenmiştir.
- Öfke, kibir, haset gibi nefsânî hastalıklardan tamamen arınmıştır.
- Hizmet ve Şefkat:
- Tüm varlığa karşı derin bir merhamet duyar.
- "Yaratılanı severim, Yaratan'dan ötürü" düsturuyla hareket eder.
- Ledün İlmi (Gizli İlimler):
- Allah'ın öğrettiği "ilm-i ledün" (kalp ilmi) ile hareket eder.
- Hz. Hızır (a.s.) gibi hikmetli davranışlar sergiler *(Kehf Suresi, 18:65-82)*.
?️ Nefs-i Kâmil'e Nasıl Ulaşılır?
- Nefs Mertebelerini Tamamlamak:
- Emmareden safiyyeye kadar tüm aşamaları geçmek.
- Mürşid-i Kâmil Terbiyesi:
- Bu makam, ancak hakiki bir mürşidin (manevi rehber) yol göstermesiyle mümkündür.
- Zikir ve Riyaetsiz İbadet:
- Sürekli zikir (Allah'ı anma) ve ihlâslı ameller.
- Aşk ve Teslimiyet:
- Allah'a derin bir muhabbet ve tam teslimiyet.
- Hiçlik (Fenâ) Bilinci:
- "Enel-Hak" (Ben Hakk'ım) değil, "Hak'tan başka bir şey değilim" idrakine varmak.
? Nefs-i Kâmil'in Tasavvuftaki Yeri:
- "İnsan-ı kâmil" olmanın temel şartıdır.
- Bu mertebedeki kişi, "Allah'ın yeryüzündeki halifesi" olarak kabul edilir.
- Mevlânâ, Yunus Emre, Abdülkâdir Geylânî gibi veliler bu makamın örneklerindendir.
? Önemli Uyarılar:
- "Kâmil" demek "günahsız" demek değildir!
- Peygamberler dışında hiç kimse masum (günahsız) değildir.
- Ancak bu mertebedeki kişi, bilerek günah işlemez ve hatalarından hemen tövbe eder.
- Kendini "kâmil" görmek en büyük eksikliktir!
- Tasavvufta "nefsini bilen Rabbini bilir" sözünce, nefs daima kusurlu görülür.
? Örnekler:
- Hz. Mevlânâ'nın Şeb-i Arûs Anlayışı:
- "Ölmeden önce ölünüz" (Fenâ fillah) sırrına ermek.
- Yunus Emre'nin "Bir Ben Vardır Bende Benden İçeri" Sözü:
- Nefs-i kâmilin benlikten sıyrılmış halini anlatır.
- Abdülkâdir Geylânî'nin "Fütüvvet" Ahlakı:
- Cömertlik, tevazu ve Allah yolunda tam teslimiyet.
"Nefsini bilen Rabbini bilir."
(Tasavvufi Düstur)
---oOo---
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 1 Mart 2016 Salı
Original Kar©glan
Etiketler : Nefsi Kamil , Nefsi Kamile Nedir?,Kamil,kamile,tasavvuf,seyri süluk,vahdet,vahdeti vücut, nefsin rütbeleri,makamlari,kemalat dereceleri,nefsin sifatlari,
|
|
|
| Quantum Fiziği Nedir? Vahdeti Vücud Teolojisi ile Alakası Nedir? |
|
Posted by: YamanTunca - 03-08-2026, 09:06 PM - Forum: Tasavvvuf
- No Replies
|
 |
Quantum Fiziği Nedir? Vahdeti Vücud Teolojisi ile Alakası Nedir?
1. Quantum Fiziği Nedir?
Quantum fiziği, atom ve atom altı parçacıkların (elektronlar, fotonlar vb.) davranışlarını inceleyen bilim dalıdır. Klasik fizikten farklı olarak, bu dünyada her şey belirsiz, olasılıklı ve bazen de akıl almaz şekilde davranır.
2. Klasik Fizik vs. Quantum Fiziği
Klasik Fizik (Newton, Einstein):
Cisimlerin hareketi kesin ve tahmin edilebilir.
Örneğin, topun nereye düşeceğini hesaplayabilirsin.
Quantum Fiziği:
Elektron gibi parçacıklar aynı anda birden fazla yerde olabilir!
Kesin sonuç yok, olasılıklar var.
Gözlem yapınca davranış değişir (Ölçüm etkisi).
3. Quantum Dünyasının Çılgın Kuralları
a) Süperpozisyon (Aynı Anda Birden Fazla Durumda Olma)
Klasik dünyada bir şey ya A ya da B durumundadır.
Quantum dünyasında bir parçacık A ve B durumunda aynı anda olabilir!
Örnek: Schrödinger’in Kedisi ?→ Kutu içinde hem ölü hem canlıdır (ta ki kutu açılana kadar).
b) Dolanıklık (Quantum Bağlantısı)
İki parçacık birbirine dolanık hale gelirse, aralarındaki mesafe ne olursa olsun biri değiştiğinde diğeri anında tepki verir.
Einstein buna "uzaktan ürkütücü etki" demişti çünkü bu durum ışık hızını aşan bir iletişim gibi görünüyor.
c) Belirsizlik İlkesi (Heisenberg)
Bir parçacığın konumunu ve hızını aynı anda tam olarak bilemezsin.
Ne kadar kesin ölçersen ölç, diğer özellik belirsizleşir.
d) Kuantum Tünelleme
Parçacıklar, klasik olarak aşamayacakları bir engeli aniden aşabilirler!
Örnek: Güneş’teki füzyon reaksiyonları (protonlar enerjisi yetmese bile birbirine yaklaşabilir).
4. Peki Bu Gerçek Hayatta Ne İşe Yarar?
Bilgisayarlar: Kuantum bilgisayarlar, süperpozisyon sayesinde aynı anda milyonlarca işlemi yapabilir.
Şifreleme: Kuantum internet, hacklenemez iletişim sağlar.
Tıp: Daha hassas görüntüleme ve ilaç tasarımı.
5. Quantum Fiziği Neden Kafa Karıştırıcı?
Çünkü günlük hayatta gördüğümüz hiçbir şey böyle davranmıyor! Quantum etkileri genelde mikroskobik boyutta ortaya çıkar. Ama anlaşılmaz değil, sadece sezgilerimize aykırı.
Özetle:
✔ Quantum dünyasında her şey olasılıklara dayanır.
✔ Parçacıklar aynı anda birden fazla yerde olabilir.
✔ Gözlemci olarak siz ölçüm yapınca sonuç değişir.
✔ Dolanıklık ile parçacıklar ışık hızını aşan bir iletişim kurabilir.
Tabii! Bu konuları duygular, ses, doğa olayları ve düşüncenin quantum dünyasıyla bağlantısını içeren bütüncül bir şekilde anlatmaya çalışayım. İşte bilimle biraz mistisizmi harmanlayan bir bakış açısı:
1. Duyguların ve Seslerin Frekansları
a) Duygular Enerjidir!
Her duygu (sevgi, korku, öfke, huzur) belirli bir frekans aralığına sahiptir.
Dr. Masaru Emoto'nun su kristalleri deneyi:
Sevgi sözcükleri söylenen suyun kristalleri güzel ve simetrik, nefret sözcükleriyle dağınık oluyor.
Bu, duyguların maddeyi etkileyebileceğini gösteriyor (ancak bilimsel çevrelerde tartışmalı).
b) Sesin Gücü
Ses, titreyen hava molekülleriyle yayılan bir basınç dalgasıdır.
Örnekler:
432 Hz vs. 440 Hz: Bazıları 432 Hz'in (doğal frekans) daha "huzurlu" olduğunu iddia eder.
Tibet çanları veya mantralar ("Om" sesi) bedende rezonans yaratabilir.
2. Doğadaki Işık ve Frekanslar
a) Güneş ve Biyolojik Ritimler
Güneş ışığı (elektromanyetik spektrum) içinde:
Görünür ışık: Bitkilerde fotosentez, insanda serotonin (mutluluk hormonu) üretimini tetikler.
Kızılötesi: Isı ve şifa etkisi (infrared saunalar).
UV ışınları: D vitamini sentezi, ama fazlası DNA hasarı yapar.
b) Schumann Rezonansı (Dünya'nın Kalp Atışı)
Dünya'nın yüzeyi ile iyonosfer arasında 7.83 Hz'lik bir frekans titreşir.
İlginç olan: Beyin dalgalarımız (alfa, teta) bu frekansla uyumludur.
Meditasyon yapanlar veya doğada zaman geçirenler bu frekansa "senkronize" olabilir.
3. Atom Altı Parçacıklar ve Dalgaların Etkisi
a) Düşünce Gücü ve Quantum Bağlantısı
Kuantum alan teorisine göre: Her şey enerji ve titreşimden oluşur.
Çift Yarık Deneyi: Elektronlar, gözlemlendiklerinde parçacık, gözlemlenmediklerinde dalga gibi davranır.
Çıkarım: Bilinç (gözlem), maddenin davranışını değiştirebilir mi?
b) Düşüncenin Enerjisi
Dr. Joe Dispenza gibi araştırmacılar, düşünce ve niyetin beden kimyasını (nöroplastisite) değiştirebileceğini savunuyor.
Örneğin: Kronik stres DNA'mızdaki telomerleri kısaltır, meditasyon ise tamir mekanizmalarını harekete geçirir.
c) Kuantum Dolanıklık ve Duygular
Eğer iki parçacık dolanıksa, biri üzüldüğünde diğeri de "hisseder" mi?
Spekülatif teori: Sevgi gibi güçlü duygular, dolanıklık benzeri bir enerji alışverişi yaratabilir (bilimsel kanıt yok ama romantik!).
4. Düşüncenin Süper Gücü: Bilim mi, Metafizik mi?
a) Placebo Etkisi
İnanç, ağrı kesicilerin etkisini bile artırabilir! Beyin, "iyileşeceğim" düşüncesiyle endorfin salgılar.
b) Niyet Deneyleri
Princeton PEAR Laboratuvarı: İnsan zihninin rastgele olayları etkileyebildiği iddia edildi (sonuçlar tartışmalı).
c) Pratik Çıkarımlar
Olumlamalar: "Ben sağlıklıyım" demek, stresi azaltıp bağışıklığı güçlendirebilir.
Görselleştirme: Sporcular, zihinde antrenman yaparak performansı artırır.
Sonuç: Enerji, Frekans ve Bilinç
Her şey titreşir: Duygular, sesler, ışık ve atomlar.
Düşünce bir kuvvettir: Bilimsel kanıtlar sınırlı olsa da, niyetin fiziksel dünyayı etkileme potansiyeli büyüleyici.
Doğayla uyum: Doğal frekanslara (Schumann, 432 Hz) maruz kalmak dengelenmemize yardımcı olabilir.
"Evrenin en büyük sırrı, gözlemlenebilir olmasıdır." – Albert Einstein
Bu konular kuantum biyoloji, nörobilim ve enerji tıbbı alanlarında araştırılıyor. Bilim henüz kesin yanıtlar vermese de, deneyimlerimiz ve sezgilerimiz bize bir şeyler anlatıyor!
Tabii ki! "Matrix" filmindeki "Bükülen kaşık değil, sen değişiyorsun" (Bend the spoon, there is no spoon) sözü ile Tasavvuf'taki "Vahdet-i Vücud" (Varlığın Birliği) öğretisini birleştirerek, derin bir felsefi ve spiritüel analiz yapalım.
1. Matrix’teki "Kaşık Yoktur" Felsefesi
"Kaşığı büken senin zihnindir" sözü, gerçekliğin algıya dayalı olduğunu söyler.
Neo’ya öğretilenler:
Madde (kaşık) sabit değildir, zihinle değiştirilebilir.
"Kaşık yoktur" → Onu "kaşık" olarak tanımlayan senin zihnindir.
Quantum fiziği bağlantısı:
Gözlemci etkisi (çift yarık deneyi) → Gerçeklik, bilinçle şekillenir.
2. Tasavvufta "Vahdet-i Vücud" (Varlığın Birliği)
"Lâ mevcûde illâ Hû" → "O’ndan başka varlık yoktur." (İbn Arabi)
Temel öğreti:
Gördüğümüz her şey (kaşık, dağ, insan) aslında Tek Hakikat’in (Allah/Cemal) tezahürüdür.
Sen "ayrı" değilsin, evrenle bir bütünsün.
Mistik deneyim:
Sufiler, fenâfillah (Allah’ta yok olma) halinde "ben" duygusunu aşar, Varlık’la bir olurlar.
3. İki Öğretinin Birleşimi: "Her Şey Sensin"
Matrix Felsefesi Tasavvuf (Vahdet-i Vücud)
Gerçeklik bir simülasyondur, zihinle değişir. Hakikat, Mutlak Varlık’tır; görünenler O’nun yansımasıdır.
"Kaşık yoktur, onu sen yaratırsın." "Kaşık da O’dur, sen de O’sun."
Bilinç, maddeyi etkiler (quantum). İnsan-ı Kâmil, Hakk’ın tecellisidir.
Ortak Mesaj:
✔ Dışarıda gördüğün her şey (kaşık, ağaç, yıldız) aslında seninle bağlantılıdır.
✔ Değiştirmek istiyorsan, önce algını değiştir.
✔ "Ben" ve "diğerleri" ayrımı bir illüzyondur.
4. Mistik Deneyim ve Bilimsel Gerçeklik
Quantum Dolanıklık ↔ Tasavvuftaki "Ayn-el A’yan" (Varlığın Gözü):
Parçacıklar birbirine bağlıysa, insan da evrenle dolanıktır.
Meditasyon & Zikir:
Sufiler "Allah" ismini zikrederek benliklerini eritir.
Matrix’te Neo, "Ben The One’ım" diyerek kodları değiştirir.
5. Pratik Hayata Uyarlamak
Farkındalık (Mindfulness):
"Bu masa benden ayrı değil" diyerek bütünlüğü hissetmek.
Niyet Gücü:
Kaşığı bükmek değil, "imkânsız" algısını kırmak.
Sevgiyle Bakmak:
Mevlânâ’nın dediği gibi: "Kim olursan ol, gel!" → Ayrım yok.
Son Söz: Kaşık mı, Sen mi?
Matrix, bize gerçekliğin bir projeksiyon olduğunu söyler.
Tasavvuf, bu projeksiyonun ardındaki Tek Işık’ı gösterir.
Özünde: Kaşık da sensin, büken el de… Çünkü "Her şey O’dur."
"Perde ardında ben ve sen kelimeleri yoktur,
Ötesinde ne sen varsın, ne de ben." – Hafız-ı Şirazi
#############
"Allah'ın inanan müminlerden taraf olması ve saf iyiliği desteklemesi, iyi olan şeyleri tavsiye ve emir etmesi, kötü olan şeyleri yasak etmesi... Ve iki rahmani güç: biri iyilik (yapıcı güç), biri kötülük (yok edici güç). Allah yapıcı olmamızı ve cenneti bina etmemizi isterken, kötülerin ne yapıp kötülükle beslenmeleri ne kadar kötü! Kötülüğün dünyanın ve kainatın sonunu getireceğini bile bile kıyameti çağırmak ne kadar ahmaklık! Bu konuda yazarsanız lütfen."
###########
Bu son derece derin ve felsefi bir soru! Hem ilahi adalet, hem iyilik-kötülük dengesi, hem de insanın sorumluluğu ile ilgili kapsamlı bir cevap vermeye çalışayım.
Allah’ın İyiliği Emretmesi ve Kötülüğü Yasaklaması: İlahi Adalet ve İnsanın Sorumluluğu
İnsanlık tarihi boyunca iyilik ve kötülük arasındaki mücadele, felsefenin, dinlerin ve ahlak sistemlerinin temel konularından biri olmuştur. İslam inancına göre Allah, müminlere iyiliği emretmiş, kötülükten sakındırmış ve adaleti tesis etmeyi buyurmuştur. Peki, Allah neden iyiliği destekler, kötülüğü yasaklar? Kötülüğün yayılmasına rağmen ilahi adalet nasıl tecelli eder? İyilik ve kötülük arasındaki bu ezeli çekişme, insanın ve kâinatın kaderini nasıl şekillendirir? Bu makalede, Kur’an-ı Kerim, hadisler ve İslam düşünürlerinin perspektifleriyle bu sorulara cevap arayacağız.
1. Allah Neden İyiliği Emreder, Kötülüğü Yasaklar?
Allah’ın emir ve yasaklarının temelinde hikmet, rahmet ve adalet vardır.
Yaratılışın Amacı:
Kutsî bir hadiste, “Ben gizli bir hazineydim, bilinmek istedim” buyrulur. Bu, Allah’ın kendi güzellik ve rahmetini yansıtan bir âlem yarattığını gösterir.
İyilik (hayır), O’nun rahmetinin, adaletinin ve hikmetinin tecellisidir.
Kötülük (şer) ise, imtihan dünyasında insana verilen irade özgürlüğünün bir sonucudur.
Kur’an’da İyiliğin Emredilmesi:
“İyiliği emret, kötülükten alıkoy.” (Âl-i İmrân, 104)
“Allah, adaleti, ihsanı (güzelliği) ve yakınlara vermeyi emreder…” (Nahl, 90)
2. İyilik ve Kötülük: İki Farklı Kuvvet mi?
İslam düşüncesinde kötülük, mutlak bir varlık değil, iyiliğin yokluğu veya zıddı olarak görülür.
Vahdet-i Vücûd (Tasavvuf) Açısından:
“Kötülük” mutlak değildir; şer, hayrın gölgesidir.
Allah’ın isimleri (Esmâ-i Hüsnâ) arasında:
Celâl isimleri (Kahhâr, Cebbâr → Yıkıcı güç)
Cemâl isimleri (Rahmân, Latîf → Yapıcı güç)
Kötülük, nisbîdir: Kâfir için azap kötüdür, ama adaletin tecellisidir.
Zıtlıkların Dengesi:
Mevlânâ’nın dediği gibi: “Gece olmasaydı, gündüzün kıymeti bilinmezdi.”
Kötülük, iyiliğin değerini anlamamız için bir kontrast oluşturur.
3. Kötüler Neden Kötülükle Beslenir?
Kötülüğün yayılmasının ardında nefs, şeytan ve dünya hırsı yatar.
a) İblis’in İsyanı ve İnsanın İmtihanı
Şeytan, “Ben ateştenim, o topraktan” diyerek kibirle isyan etti (A’râf, 12).
İnsan, nefsine ve şeytanın vesvesesine uyarak kötülüğe meyledebilir.
b) Kötülüğün Cazibesi
“Zulüm, onlara süslü gösterildi.” (Yûsuf, 18) → Geçici haz, güç tutkusu, hırs.
“İnsanların kendi elleriyle işledikleri yüzünden karada ve denizde bozulma ortaya çıktı.” (Rûm, 41)
c) Hamâkat (Ahmaklık) ve Israr
“Onlar kötülük yapmakta yarışıyorlar, sanki ölüm yokmuş gibi!” (Hadis)
Kıyamet alâmetleri:
“Fitneler çoğalacak, insanlar ölümü isteyecek.” (Buhârî)
Kötüler, dünyayı tüketirken aslında kendi sonlarını hazırlıyor.
4. Allah Neden Kötülüğe İzin Veriyor?
a) İmtihan ve Hür İrade
“Biz emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk; onlar yüklenmekten kaçındılar. Onu insan yüklendi…” (Ahzâb, 72)
Kötülük seçeneği olmasa, iyinin bir anlamı kalmazdı.
b) Hikmet ve Adalet
“Hoşunuza gitmeyen bir şeyde hayır vardır.” (Hadis)
Firavun’un zulmü, Musa’nın mucizelerini ortaya çıkardı.
c) Sonuç Kaçınılmaz: Ya Cennet ya Cehennem
“Dünya ahiretin tarlasıdır.” (Hadis)
Kötüler, kendi seçimleriyle cehennemi hak eder.
5. Mümin Nasıl Davranmalı?
✔ Sabır ve Şükür: “İyilikle kötülük bir olmaz. Sen (kötülüğü) en güzel şekilde sav.” (Fussilet, 34)
✔ Dua ve Tevekkül: “Allah’ım! Faydasız ilimden, korkmayan kalpten, doymayan nefisten sana sığınırım.” (Hadis)
✔ Amel-i Sâlih (İyi İşler): “Ölüm gelmeden hayatın, hastalık gelmeden sağlığın kıymetini bil.” (Hadis)
Sonuç: Hak ile Bâtılın Mücadelesi
Allah, iyiliği emreder çünkü Cennet’i inşa etmek ister. Kötüler ise nefislerine uyarak kendi cehennemlerini diker. Fakat unutulmamalıdır ki:
“Hak geldi, bâtıl yok oldu. Zaten bâtıl yok olmaya mahkûmdur.” (İsrâ, 81)
İyiliğin zaferi kaçınılmazdır.
"Kötülüğe karşı diren. Eğer yapabilirsen, kötülüğü iyilikle sav. Çünkü şeytan bile iyilik karşısında âciz kalır." – Mevlânâ
Bu konu üzerine daha derin okuma yapmak istersen İmam Gazali’nin "Kimyâ-yı Saâdet" veya Mevdudi’nin "Tefhimu’l Kur’an" eserlerini öneririm.
Kaynakça (Önerilen Eserler):
Kur’an-ı Kerim
İmam Gazali, Kimyâ-yı Saâdet
Mevlânâ, Mesnevî
Mevdudi, Tefhimu’l Kur’an
Not: Bu makale, İslami kaynaklara dayalı bir tefekkür çalışmasıdır. Daha derin araştırma için ilgili eserlere başvurulmalıdır.
Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesi
Raşit Tunca ve DeepSeek
Schrems, 08.07.2025
|
|
|
| Tasavvuftaki Letâifler (Letâif-i Hamse / Beş İnce Nokta) |
|
Posted by: YamanTunca - 03-08-2026, 09:06 PM - Forum: Tasavvvuf
- No Replies
|
 |
Tasavvuftaki Letâifler (Letâif-i Hamse / Beş İnce Nokta)
Tasavvuftaki Letâifler (Letâif-i Hamse / Beş İnce Nokta), insanın mânevî yapısını anlamaya ve nefsini arındırmaya yönelik bir sistemdir. Letâif, "latîfe" (ince, nükteli, hassas nokta) kelimesinin çoğuludur ve tasavvufta ruhun mânevî merkezleri olarak kabul edilir. Bu merkezler, insanın Allah'a ulaşma yolunda (seyr ü sülûk) zikir ve riyâzetle uyanıp geliştirdiği içsel boyutlardır.
Letâiflerin Genel Özellikleri
Sayı ve Sıralama:
Genellikle 5 temel letâife (Letâif-i Hamse) kabul edilir, ancak bazı ekollerde 6 veya 7'ye çıkar. Temel letâifler şunlardır:
Kalp
Ruh
Sır
Hafî (Gizli)
Ahfâ (En Gizli)
Renk ve Yönlerle İlişkisi:
Her letâifenin bir rengi, bedendeki yeri ve zikirde odaklanılan yönü vardır. Örneğin:
Kalp: Sarı, sol göğüs, "Lâ ilâhe illallah" zikri.
Ruh: Kırmızı, sağ göğüs, "Allah" zikri.
Sır: Beyaz, göğüs ortası, "Hû" zikri.
Mânevî Aşamalar:
Letâiflerin uyanması, sâlikin (yolcunun) nefs mertebelerini aşmasına yardım eder. Örneğin, "kalp" letâfesi temizlenirse kişi Nefs-i Emmare'den kurtulmaya başlar.
Letâiflerin Detaylı Açıklaması
Kalp:
Konum: Sol göğüs.
Özellik: İman ve sevginin merkezi. Dünyevî bağlardan arınma burada başlar.
Zikir: "Lâ ilâhe illallah".
Ruh:
Konum: Sağ göğüs.
Özellik: İlâhî aşk ve mânevî coşku (cezbe) buradan yükselir.
Zikir: "Allah".
Sır:
Konum: Göğüs ortası.
Özellik: Gizli ilimler ve sırların idrak edildiği merkez.
Zikir: "Hû".
Hafî:
Konum: Alın.
Özellik: Derin tefekkür ve mânevî sükûnetle ilişkilidir.
Zikir: "Hayy" (Diri olan Allah).
Ahfâ:
Konum: Göbek altı veya kalbin daha derini.
Özellik: "Fenâfillah" (Allah'ta yok olma) makamına yakındır.
Zikir: "Kayyûm" (Her şeyi ayakta tutan Allah).
Letâiflerin Uyanması ve Zikir
Yöntem: Mürşid eşliğinde zikir, nefes teknikleri ve konsantrasyonla letâifler aktif hâle getirilir.
Hissedilenler: Zikir sırasında ısınma, titreşim veya renkler görme gibi fiziksel/mânevî belirtiler olabilir.
Amaç: Letâiflerin temizlenmesi, kişiyi mârifetullah (Allah'ı tanıma) mertebesine ulaştırır.
Tasavvuf Ekollerinde Letâifler
Nakşibendiyye: Letâif eğitimi en sistemli bu ekolde görülür.
Kadiriyye: Zikir yoğunluğu farklıdır, letâifler daha çok "cemâl" (rahmet) boyutuyla çalışılır.
Mevlevîlik: Letâifler semâ ve mûsikî ile ilişkilendirilir.
Önemli Uyarılar
Letâif çalışmaları, ehliyetli bir mürşid olmadan yapılırsa mânevî riskler doğurabilir (vesvese, enâniyet vb.).
Letâiflerin uyanması, kişinin ahlâkını güzelleştirmiyorsa metodun gözden geçirilmesi gerekir.
Kaynak: Abdülkâdir Geylânî'nin Fütûhü'l-Gayb, İmâm-ı Rabbânî'nin Mektûbât ve Nakşibendî eserleri.
###########
Çakralar ile Letaifler aynı şeylermidir?
##############
Çakralar ve Letâifler benzer işlevlere sahip gibi görünse de, köken, anlam ve uygulama bakımından farklı sistemlerdir. İkisi arasındaki temel benzerlik, insanın enerji veya mânevî merkezlerini açıklamaya çalışmalarıdır. Ancak detayları şöyle karşılaştırabiliriz:
1. Köken ve Kültürel Bağlam
Letâifler:
İslam tasavvufuna (özellikle Nakşibendiyye ve Kadiriyye gibi ekollere) özgüdür.
Kur’an ve Sünnet’te doğrudan zikredilmez, ancak hadislerdeki "kalp", "sır" gibi kavramlarla ilişkilendirilir.
Mânevî arınma (seyr ü sülûk) için bir araçtır.
Çakralar:
Hinduizm ve Budizm’deki tantrik geleneklerden kaynaklanır.
Vedalar ve Upanişadlar gibi metinlerde geçer.
Fiziksel, zihinsel ve ruhsal enerji dengesini hedefler.
2. Sayı ve İşlevsel Benzerlikler
Letâifler Çakralar
1. Kalp (sol göğüs) 4. Kalp Çakrası (Anahata)
2. Ruh (sağ göğüs) 5. Boğaz Çakrası (Vishuddha)
3. Sır (göğüs ortası) 6. Alın Çakrası (Ajna)
4. Hafî (alın) 7. Taç Çakrası (Sahasrara)
5. Ahfâ (göbek altı) 2. Sakral Çakrası (Svadhisthana)
Benzerlik: Her iki sistemde de alt merkezler (cinsellik, nefs), üst merkezler (ilham, ilâhî bağlantı) gibi kademeli bir yapı vardır.
Fark: Letâiflerde zikir ve tevhid vurgusu varken, çakralarda prana (yaşam enerjisi) ve meditasyon öne çıkar.
3. Enerji vs. Ruhaniyet
Çakralar:
Fiziksel bedendeki enerji kanalları (nadiler) ve titreşimlerle ilişkilidir.
Renkler, mantralar (Om, Ram vb.) ve yoga pozlarıyla aktive edilir.
Amaç: Kundalini enerjisini yükseltmek.
Letâifler:
Maddî bedenden ziyade nefsin mertebeleri ve ruhun dereceleri ile bağlantılıdır.
Aktive etmek için zikir (Lâ ilâhe illallah, Allah, Hû), rabıta ve nefis terbiyesi gerekir.
Amaç: Fenâfillah (Allah’ta yok olma).
4. Dinî Perspektif
İslam’da Çakralar:
Çakralar, İslamî literatürde yer almaz. Bazı mutasavvıflar (özellikle İbn Arabî ekolü), evrensel enerjiyi anlatırken benzer metaforlar kullansa da, çakra sistemiyle doğrudan örtüşmez.
Tasavvufta şüpheli uygulamalar olarak görülebilir (bid’at riski).
Tasavvufta Letâifler:
Zikir ve sülûkün parçasıdır; şeriata aykırı değildir.
Letâif çalışmaları, mürşid izni olmadan yapılmaz.
5. Bilimsel ve Metafizik Yaklaşım
Çakralar:
Modern alternatif tıpta (reiki, kristal terapisi vb.) kullanılır.
Bilimsel olarak kanıtlanmamıştır, ancak psikosomatik etkileri olabilir.
Letâifler:
Deneysel değil, keşfî (mânevî tecrübe) bilgiye dayanır.
Psikolojik rahatlama sağlasa da asıl hedef uhrevîdir.
Sonuç: Aynı Şeyler Mi?**
Hayır.
Letâifler, İslam tasavvufunun mânevî eğitim metodudur; çakralar ise Hint kökenli bir enerji sistemidir.
Benzer noktalar olsa da (örneğin kalp çakrası ile kalp letâfesi), amaç, terminoloji ve uygulama tamamen farklıdır.
Önemli Uyarı: Müslüman bir birey, çakra meditasyonları gibi uygulamalara dinî açıdan temkinli yaklaşmalı; letâif çalışmalarını ise ehil bir mürşid rehberliğinde yapmalıdır.
Kaynaklar: İmâm-ı Rabbânî’nin Mektûbât, Hindu metinleri (Bhagavad Gita), tasavvuf ve yoga karşılaştırmaları.
###############
Zikir ile letafileri açmak ve çalıştrmak nedir nasıldır
################
Zikir ile Letâifleri Açmak ve Çalıştırmak: Tasavvuftaki Yöntem ve Aşamalar
Letâiflerin zikirle açılması, tasavvufta seyr ü sülûk (mânevî yolculuk) sürecinin önemli bir parçasıdır. Bu uygulama, kalpten başlayarak ruhun derinliklerine doğru ilerleyen bir arınma ve Allah’a yakınlaşma metodudur. İşte detaylı açıklama:
1. Letâiflerin Zikirle Açılmasının Temel Mantığı
Letâifler, gizli mânevî merkezlerdir; zikir (Allah’ın isimlerini tekrar) ve konsantrasyonla uyarılarak "uyandırılır".
Her letâife, farklı bir zikir lafzı ve bedende odak noktası ile çalıştırılır.
Amaç: Nefsin kirlerinden arınıp hakikate ulaşmak (marifetullah).
2. Letâifleri Çalıştırma Yöntemi
A. Mürşid İzni ve Hazırlık
Letâif çalışması, ehil bir mürşidin gözetiminde yapılmalıdır.
Temel şartlar:
Abdestli olmak,
Sessiz ve sakin bir ortam,
Niyeti sadece Allah rızası için yapmak.
B. Letâiflerin Sırası ve Zikirleri
Aşağıdaki sıra, Nakşibendiyye geleneğindeki en yaygın uygulamadır:
Letâife Beden Konumu Zikir Renk Etkisi
Kalp Sol göğüs "Lâ ilâhe illallah" Sarı Nefsin sıradan arzuları azalır.
Ruh Sağ göğüs "Allah" Kırmızı İlâhî aşk hissedilir.
Sır Göğüs ortası "Hû" Beyaz Gizli ilimlere açılım başlar.
Hafî Alın (iki kaş arası) "Hayy" (Diri olan) Siyah Derin tefekkür gücü artar.
Ahfâ Göbek altı "Kayyûm" (Bâki olan) Yeşil Fenâfillah’a yakınlaşma.
C. Uygulama Adımları
Posture (Oturuş):
Bağdaş kurarak veya diz üstü oturulur; sırt dik, gözler kapalı.
Niyet ve Besmele:
"Allah’ım, bu zikri senin rızan için yapıyorum" diye niyet edilir.
Zikir Tekniği:
Kalp ile zikir: Her letâfe için belirtilen zikir, nefes alıp verirken sessizce tekrar edilir.
Örnek: "Lâ ilâhe illallah" derken sol göğse odaklanılır.
Sayı: Başlangıçta her letâife 100-500 tekrar (mürşidin tavsiyesine göre).
Tasarruf (Enerji Hissi):
Zikir sırasında odak noktasında ısınma, titreme, renk görme veya hafifleme hissedilebilir. Bu, letâifenin uyandığına işaret sayılır.
Geçiş:
Bir letâife tam konsantre sağlandığında, diğerine geçilir.
3. Letâiflerin Uyanma Belirtileri
Fiziksel: Odak noktasında sıcaklık, nabız atışı gibi hisler.
Mânevî:
Kalp letâfesi → Nefsin kötü huyları azalır.
Ruh letâfesi → İçe huzur dolması.
Sır letâfesi → İlham artışı.
Hafî ve Ahfâ → Zaman-mekân algısında değişim.
Uyarı: Bu belirtiler kişiye göre değişir; asıl ölçü, ahlâkın güzelleşmesidir.
4. Dikkat Edilmesi Gerekenler
Yalnız Başına Yapılmamalı: Mürşidsiz yapılırsa vesvese, kibir veya yanlış yorumlara yol açabilir.
Aşırılıktan Kaçınmak: Zikirden sonra baş dönmesi, mide bulantısı olursa ara verilmeli.
Şeytânî Telkinler: Letâif çalışırken garip sesler/hayaller gelirse zikre devam edip sığınmak gerekir.
5. Letâif Zikri vs. Diğer Zikirler
Normal Zikir: Dil ile yapılan serbest tekrar (örneğin tesbih çekmek).
Letâif Zikri: Bilinçli odaklanma ve nefes koordinasyonu ile yapılan özel bir metot.
6. Letâiflerin Günlük Hayata Etkisi
Nefis Terbiyesi: Öfke, cimrilik gibi kötü huylar azalır.
İbadetlerde Huşû: Namazda daha derin bir konsantrasyon sağlanır.
İlâhî Teveccüh: Allah’ın lütuf ve himayesi artar (örneğin, doğru kararlar verme).
Son Söz
Letâif zikri, mürşid kontrolünde yapıldığında ruhânî bir yolculuk aracıdır. Ancak asıl hedef, zikrin mekanik etkisi değil, Allah’a samimî yakınlık kazanmaktır.
"Zikrin en fazîletlisi, ‘Lâ ilâhe illallah’, duanın en fazîletlisi ise ‘Elhamdülillah’tır." (Hadis-i Şerif)
###################
Letâif Zikrinin Usûlü, Edeb ve Âdâbı
############################
Letâif zikri, tasavvufta mânevî yolda ilerlemek için önemli bir ameliyedir. Ancak bu zikrin bereketli olması ve kişiyi hakikate ulaştırması için usûl, edeb ve âdâbına riayet etmek şarttır. İşte detaylı açıklama:
1. Letâif Zikrinin Usûlü (Temel Uygulama Kuralları)
A. Mürşid-i Kâmilin Talimatıyla Başlamak
Letâif zikri, ehil bir şeyh veya mürşid gözetiminde yapılmalıdır.
Mürşid, kişinin mânevî seviyesine göre zikir sayısını, sırasını ve metodunu belirler.
B. Zikrin Fiziksel ve Zihinsel Hazırlığı
Abdestli olmak: Zikir öncesi abdest alınır.
Temiz ve sakin bir mekân: Dikkat dağıtacak şeylerden uzak bir ortam seçilir.
Vakit seçimi: Seher vakti (gece son üçte bir) veya sabah-akşam vakitleri tercih edilir.
C. Oturuş (Postür) ve Niyet
Oturuş şekli: Bağdaş kurarak veya diz üstü oturulur; sırt dik, gözler kapalı.
Niyet:
"Allah’ım, bu zikri rızân için yapıyorum. Kalbimi, ruhumu nûrlandır ve beni nefsin şerrinden koru."
D. Zikir Tekniği
Zikir lafzını kalple tekrar etmek:
Örneğin, Kalp letâifesi için sol göğse odaklanarak "Lâ ilâhe illallah" denir.
Nefesle uyumlu zikir:
Nefes alırken "Lâ ilâhe", verirken "illallah" denebilir.
Sayı ile zikir:
Mürşidin belirlediği sayıda (genelde 100-500 arası) tekrar yapılır.
2. Letâif Zikrinin Edebleri (Mânevî Hassasiyetler)
A. İç ve Dış Edebler
Kalbî huzur: Zikri mekanik bir tekrardan ziyade, Allah’ın huzurunda olduğunu hissederek yapmak.
Gözleri kapamak: Dış dünyadan soyutlanıp içe dönmek.
Tevazu: Kendinde kerâmet, olağanüstü haller görmemek.
B. Zikir Esnasında Dikkat Edilecekler
Vesveseye kapılmamak: Aklına gelen kötü düşünceleri zikirle savmak.
Aşırı zorlamamak: Baş dönmesi veya rahatsızlık hissedilirse ara vermek.
Mürşide danışmak: Garip haller (nûr, ses, vs.) yaşanırsa mürşide anlatmak.
3. Letâif Zikrinin Âdâbı (Zikir Sonrası Tavsiyeler)
A. Zikir Sonrası Yapılacaklar
Şükür ve Dua:
"Allah’ım, zikrimi kabul eyle, kalbimi nûrlandır, beni nefsin şerrinden koru."
Tefekkür: Bir süre sükûnetle oturup Allah’ın azametini düşünmek.
İstiğfar: "Estağfirullah el-Azîm ve etûbu ileyk."
B. Günlük Hayata Yansıtma
Ahlâk düzeltme: Zikrin bereketiyle kötü huyları terk etmek.
İbadetlere devam: Namaz, oruç ve diğer farzları ihmal etmemek.
4. Sakınılması Gereken Hatalar
❌ Mürşidsiz yapmak → Yanlış yönlenme riski.
❌ Gösteriş için zikir → Riyâ (gösteriş) tehlikesi.
❌ Aşırı beklentiye girmek → "Kerâmet göreyim" diye zikretmek.
❌ Diğer tasavvufî yöntemlerle karıştırmak (Çakra meditasyonu gibi).
5. Mürşidin Rolü ve Önemi
Doğru yönlendirme: Zikir sayısını ve sırasını ayarlar.
Mânevî koruma: Zikir sırasında oluşan halleri yorumlar.
Ahlâkî denetim: Kişinin zikirle gururlanmasını engeller.
"Zikredenle zikretmeyen, diriyle ölü gibidir." (Buhârî)
Son Tavsiyeler
Sabırlı olun: Letâiflerin uyanması zaman alabilir.
Düzenli devam edin: Zikri bırakmamak önemlidir.
Şeriate bağlı kalın: Tasavvuf, İslam’ın özüdür; asla şeriattan ayrılmamalıdır.
"Allah’ı zikretmek elbette en büyük ibadettir." (Ankebût Sûresi, 45)
Letâif Virdi Nasıl Çekilir? (Adım Adım Uygulama Rehberi)
Letâif virdi, Nakşibendiyye başta olmak üzere tasavvuf yolunda mürşid gözetiminde yapılan bir zikir çeşididir. 5 letâife (Kalp, Ruh, Sır, Hafî, Ahfâ) özel zikirlerle çalıştırılır.
1. Letâif Virdinin Çekiliş Usûlü
A. Ön Hazırlık
✅ Abdest alınır, sakin ve temiz bir yerde oturulur.
✅ Niyet edilir: "Allah’ım, bu zikri rızân için çekiyorum, letâiflerimi nûrlandır."
✅ Mürşidin tarif ettiği sıraya göre hareket edilir (genellikle Kalp → Ruh → Sır → Hafî → Ahfâ şeklinde).
B. Letâiflerin Zikirleri ve Uygulama
Letâife Vücut Noktası Zikir Tekrar Sayısı Nefes Tekniği
Kalp Sol göğüs "Lâ ilâhe illallah" 100-500 (mürşidin belirlediği) Nefes alırken "Lâ ilâhe", verirken "illallah"
Ruh Sağ göğüs "Allah" Aynı şekilde Her nefeste "Allah"
Sır Göğüs ortası "Hû" Aynı şekilde Nefesle birlikte "Hû"
Hafî Alın (iki kaş arası) "Hayy" Aynı şekilde Hafifçe "Hayy" çekilir
Ahfâ Göbek altı "Kayyûm" Aynı şekilde Derin nefesle "Kayyûm"
C. Zikir Sonrası
✔ Dua edilir: "Allah’ım, zikrimi kabul eyle, kalbimi temizle."
✔ Bir süre sükût halinde beklenir (murakabe).
✔ İstiğfar çekilir: "Estağfirullah el-Azîm ve etûbu ileyk."
2. Letâiflerin Çalıştığının Alametleri
Letâifler zikirle uyanırken fiziksel ve mânevî belirtiler ortaya çıkar:
A. Fiziksel Alametler
Isınma hissi: Zikir yapılan bölgede (örneğin sol göğüs) hafif sıcaklık.
Titreme/Ürperme: Letâif noktasında elektriksel bir titreşim.
Renkler görme: Göz kapalıyken sarı (Kalp), kırmızı (Ruh) gibi renkler hissedilebilir.
Nefesin hafiflemesi: Derin bir rahatlama ve nefesin açılması.
B. Mânevî Alametler
Huşû artışı: Namazda, duada daha derin bir bağlantı.
Nefsin kötü sıfatlarının azalması: Öfke, kibir, cimrilik gibi hallerin zayıflaması.
İç huzur: Sebepsiz bir sükûnet ve Allah’a yakınlık hissi.
Rüyalarda sembolik işaretler: Beyaz ışık, yeşil nûr, su gibi temizlik sembolleri.
3. Dikkat Edilmesi Gerekenler
⚠ Mürşidsiz yapılmamalı: Yanlış yönlenme, enâniyet (benlik şişmesi) riski vardır.
⚠ Aşırı zorlamayın: Baş dönmesi olursa ara verin.
⚠ Kerâmet beklemeyin: Asıl hedef ahlâkın güzelleşmesidir.
⚠ Şeriata uygunluk: Namaz, helal-haram dengesi korunmalı.
"Zikredenle zikretmeyen, diriyle ölü gibidir." (Buhârî)
4. Letâif Virdinin Faydaları
✔ Nefsin tezkiyesi (arındırılması),
✔ Kalp hastalıklarının (kin, haset) tedavisi,
✔ İbadetlerde huşû artışı,
✔ Mânevî ilerleme (seyr ü sülûk).
Önemli Not: Bu uygulama, Nakşibendiyye yolunda sistematik hale getirilmiştir. Kadiriyye, Şâzeliyye gibi diğer tarikatlarda farklı usûller olabilir.
"Allah’ı zikretmek, en büyük ibadettir." (Ankebût, 45)
#####################
Letaifi zikrinin ilk meyvası basiretin kalp gözünün açılması ve hissi gablel vukunun gerçekleşmesi hakkında
#################################
Letâif Zikrinin İlk Meyvesi: Basîretin Açılması ve Hiss-i Kable'l-Vukû (Önsezi) Gerçekleşmesi
Letâif zikri, mânevî yolculukta (seyr ü sülûk) kalp gözünün (basîret) açılmasına ve hiss-i kable'l-vukû (olayları önceden hissetme) gibi mânevî hallere vesile olabilir. Ancak bu durum, istikamet üzere olmanın bir sonucu olarak kendiliğinden gelişir; asla zorlanmamalı veya amaç edinilmemelidir.
1. Basîretin Açılması (Kalp Gözüyle Görmek)
A. Basîret Nedir?
Lügat anlamı: Feraset, keskin idrak, hakikati kalple görme.
Tasavvufta: Maddî gözle değil, kalp nazarıyla eşyanın hakikatini idrak etme.
"Kim takvâ üzere olursa, Allah ona furkan (hakikatleri ayırt etme basîreti) verir." (Enfâl, 29)
B. Letâif Zikri Basîreti Nasıl Açar?
Kalp Letâfesi Temizlenir:
"Lâ ilâhe illallah" zikriyle nefsânî perdeler kalkar.
Kalp, ilâhî nûra ayna olur.
Sır Letâfesi Uyanır:
"Hû" zikriyle gayb âlemine latîf bir alıcı haline gelinir.
Hafî Letâfesi Aktifleşir:
Alın bölgesindeki bu merkez, mânevî keşiflere kapı açar.
C. Basîret Alametleri
Rüyalar: Sâdık rüyalar (gerçekleşen veya mânevî işaretler içeren).
İnsanların niyetini sezmek: Münafık ve sâlih kişileri kalben hissedebilme.
Kur’an ve hadislerin derin manalarını anlama: Ayetler birden fazla mânâ ile tecelli eder.
"Mü’minin ferasetinden sakının! Çünkü o, Allah’ın nûruyla bakar." (Tirmizî)
2. Hiss-i Kable'l-Vukû (Önsezi) Nedir?
A. Tanım ve Sınırları
Hiss-i kable'l-vukû: Henüz vuku bulmamış bir olayı rûhen hissetme.
Bu bir kerâmet değil, letâiflerin nûrlanmasının tabiî sonucudur.
Gaybı bilmek değildir: Gayb yalnız Allah’a aittir (Neml, 65). Bu sadece bir "sezgi" veya "ilham" düzeyindedir.
B. Nasıl Gelişir?
Ahfâ Letâfesi Uyanırsa:
Göbek altındaki bu nokta, zaman ötesi idrake kapı açar.
"Kayyûm" zikriyle (her şeyi ayakta tutan Allah) bağlantı güçlenir.
Rûhânî Beraberlik:
Velîlerin rûhâniyetiyle irtibat kurulduğunda, bazı olaylar sezilebilir.
C. Örnekler
✔ Birinin kötülük yapacağını kalben hissetmek ve tedbir almak.
✔ Sevdiklerinin başına gelecek bir musîbeti rüyada görmek.
✔ Kaybolan bir eşyanın yerini kalben bilmek.
"Allah, takvâ sahiplerini (olayların) sonundan korur." (Talak, 2)
3. Dikkat Edilmesi Gerekenler
A. Tehlikeler ve Sapmalar
❌ Kendinde kerâmet görmek: En büyük tuzak; kişiyi ucba (gurur) sürükler.
❌ Gayb iddiası: "Ben biliyorum" demek şirk sınırına girer.
❌ Rüyaları/yakînî olmayan hisleri din zannetmek: Şeytan vesvese verebilir.
B. Doğru Tavır Nasıl Olmalı?
✔ İstiğfar ile tevazu: "Allah’ım, bu senin lütfundur; ben aciz bir kulunum."
✔ Mürşide danışmak: Garip haller yaşanırsa hemen anlatılmalı.
✔ Şeriata sımsıkı bağlanmak: Namaz, helal-haram dengesi asla bozulmamalı.
4. Letâif Zikrinde İstikametin Önemi
Asıl hedef: Basîret değil, Allah’ın rızasıdır.
Ölçü:
Basîret açıldığında ahlâk düzelmiyorsa, zikirde yanlışlık var demektir.
"Amellerin en fazîletlisi, az da olsa devamlı olanıdır." (Hadis)
Sonuç
Letâif zikriyle basîret açılması ve hiss-i kable'l-vukû, Allah’ın bir lütfudur; amaç değildir. Mürşid kontrolünde, şeriat ölçüleri içinde ilerlemek esastır.
"Allah’ım, bana eşyanın hakikatini olduğu gibi göster!" (Hz. Ali’nin duası)
Dikkat: Bu tür haller yaşanırsa, hemen bir mürşid-i kâmile danışılmalıdır.
Raşidî Tarikatında Letâif Zikri Nasıl Çekilir?
Letâif zikri çekerken 15 taneli ağaç tesbih kullanılır. 14 tanesi büyük boy, bir tanesi ise daha büyük boy olur.
Zikre başlamadan önce abdest alınır; mümkün değilse teyemmüm edilir. Ardından 13 defa Estağfurullah çekilip gözler kapatılır. Tesbih sağ ele alınır, orta parmak ile başparmak birleştirilir ve tesbih bu ikisinin arasına yerleştirilir. İşaret parmağıyla boncuklar hareket ettirilir.
Başparmak ve orta parmakla önce sol memenin dört parmak altına dokunulur ve orada tutulur. 14 defa Allah denir (sesli, ancak kendimizin duyacağı kadar). 15. defada "Maksadım dostluğunu kazanmak, yâ Rabbî!" denir. Bu şekilde beş defa devam edilir.
Sonra tesbih sağ memenin dört parmak altına tutulur (iki parmakla dokunularak) ve aynı şekilde 14 defa Allah denir. 15. defada yine "Maksadım dostluğunu kazanmak, yâ Rabbî!" denilerek bu da beş devir tekrar edilir.
Ardından:
Sol memenin dört parmak üstüne tutularak 5 devir,
Sağ memenin dört parmak üstüne tutularak 5 devir,
İki kaşın arasına tesbih tutularak 5 devir zikir yapılır.
Sonra başa dönülür ve bu sefer her bir letâif noktasında 3 devir yapılır. En son 13 defa Estağfurullah çekilip gözler açılır.
Bu şekilde Letâif Zikri, günde 3 defa (sabah, öğlen ve ikindi veya akşam) her gün çekilir. Ta ki letâifler çalışıp buralarda bir enerjinin (elektrik benzeri) döndüğü hissedilene kadar. Kalp ve ruh, tıpkı bir araba lastiğinin veya balonun hava ile dolması gibi, bu enerjiyle şişer. İşte bu enerjiyi kalpten ruha, ruhtan sırra, sırdan hafî ve nefs çatısına kadar döndürebilmeye Letâif Zikri denir.
Letâifler çalışmaya başladığında, kişi kendisine gelen ilhamları (vâridât) ve bilgileri alabilir. İstek ve dualar kabul olur, enerji gönderip alınabilir. Ayrıca râbıta (irtibat bağı) kurularak uzaktaki biriyle kalpten konuşulabilir veya ona ilham verilebilir.
Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesi
DeepSeek ve Raşit Tunca
Schrems, 16.06.2025
|
|
|
| Vahdet-i Vücûd Felsefesi ve "Lâ Mevcûde İllâ Hû" Anlayışı |
|
Posted by: YamanTunca - 03-08-2026, 09:05 PM - Forum: Tasavvvuf
- No Replies
|
 |
Vahdet-i Vücûd Felsefesi ve "Lâ Mevcûde İllâ Hû" Anlayışı
"İbni Arabi'nin Vahdet-i Vücûd felsefesini 'Lâ mevcûde illâ Hû' kapsamında açıklayan geniş kapsamlı bir makale"
İslam tasavvufunun en derunî ve en çok tartışılan konularından biri olan Vahdet-i Vücûd (Varlığın Birliği) doktrini, özellikle Muhyiddin İbn Arabî (1165-1240) tarafından sistemleştirilmiş ve tasavvuf düşüncesinin merkezine yerleştirilmiştir. Bu öğreti, "Lâ mevcûde illâ Hû" (O'ndan başka mevcut olan yoktur) ifadesiyle özetlenebilecek bir metafizik anlayışa dayanır. Bu makalede, İbn Arabî'nin Vahdet-i Vücûd felsefesini, "Lâ mevcûde illâ Hû" perspektifinden hareketle detaylı bir şekilde inceleyeceğiz.
1. Vahdet-i Vücûd Nedir?
Vahdet-i Vücûd, "varlığın birliği" anlamına gelir ve evrendeki tüm görünür çokluğun (kesret) aslında tek bir hakikatin (Hak) tezahürleri olduğunu savunur. Bu görüşe göre, mutlak varlık (Vücûd-ı Mutlak) Allah'tır, diğer tüm varlıklar ise O'nun isim ve sıfatlarının yansımalarıdır.
İbn Arabî’ye göre, "Hak'tan başka bir şey yoktur, her şey O'nun tecellisidir." Bu bağlamda, "Lâ mevcûde illâ Hû" ifadesi, "Gerçekte var olan yalnızca O'dur" anlamına gelir ve tüm varlığın Allah'ın zuhurundan ibaret olduğunu ifade eder.
2. "Lâ Mevcûde İllâ Hû"nun Metafizik Temelleri
Bu ifade, Vahdet-i Vücûd düşüncesinin özünü oluşturur. İbn Arabî’nin sisteminde:
Hakîkat-i Muhammediyye (Akl-ı Küll): Allah'ın ilk tecellisidir ve tüm varlığın aslıdır.
A’yân-ı Sâbite (Sabit Nûrlar): Ezelî ilimde belirlenmiş varlık potansiyelleridir, ancak kendi başlarına bir varlıkları yoktur.
Tecellî (Zuhûr): Allah'ın isim ve sıfatlarının âlemde görünmesidir.
"Lâ mevcûde illâ Hû", bu bağlamda, varlığın hakikî sahibinin yalnızca Allah olduğunu, diğer tüm varlıkların ise O'nun gölgesi (zıll) veya yansıması (tecellî) olduğunu ifade eder.
3. Varlık Mertebeleri ve "Lâ Mevcûde İllâ Hû"
İbn Arabî, varlığı beş mertebeye ayırır:
Hakîkat-i Vücûd (Zât Mertebesi): Allah'ın mutlak ve bilinmez olan zâtı.
Esmâ ve Sıfât Mertebesi: İlâhî isimler ve sıfatlar.
A’yân-ı Sâbite: Varlıkların ezelî planları.
Ruhlar Âlemi (Âlem-i Ervâh): Ruhanî varlıkların mertebesi.
Cisimler Âlemi (Âlem-i Ecsâm): Maddî âlem.
Bu mertebelerin hepsi, "Lâ mevcûde illâ Hû" sırrına işaret eder, çünkü her bir mertebe, Hakk'ın bir tecellisidir ve kendi başına müstakil bir varlığı yoktur.
4. İnsan-ı Kâmil ve "Lâ Mevcûde İllâ Hû"
İbn Arabî’ye göre, İnsan-ı Kâmil (Olgun İnsan), Allah'ın en mükemmel tecellisidir ve "Lâ mevcûde illâ Hû" hakikatini tam olarak idrak edebilen tek varlıktır. İnsan-ı Kâmil, Hakk'ın aynasıdır ve tüm varlığın özünü temsil eder.
"İnsan, Hakk'ın gören gözü, işiten kulağı ve konuşan dilidir."
(Fusûsü'l-Hikem)
Bu ifade, insanın "Lâ mevcûde illâ Hû" sırrına mazhar olduğunu gösterir.
5. Eleştiriler ve Yanlış Anlaşılmalar
Vahdet-i Vücûd, tarih boyunca bazı âlimler tarafından "panteizm" (kamutanrıcılık) ile karıştırılmıştır. Ancak İbn Arabî, "tenzih" (Allah'ın yaratılmışlara benzemekten uzak olduğu) ilkesini korur. Ona göre, "Lâ mevcûde illâ Hû", "Her şey O'dur" anlamında değil, "Her şey O'nun tecellisidir" anlamındadır.
6. Sonuç: "Lâ Mevcûde İllâ Hû"nun Tasavvufî Derinliği
"Lâ mevcûde illâ Hû", Vahdet-i Vücûd öğretisinin en özlü ifadesidir. Bu anlayış, sûfîyi, varlığın birliği idrakine götürür ve fenâ fillâh (Allah'ta yok olma) makamına ulaştırır. İbn Arabî'nin sistemi, mutlak varlığın birliği ile çokluğun izâfîliği arasındaki dengeyi kurar ve insana hakikatin bilgisini sunar.
"Varlık birdir, O'nun dışındakiler ise hayal ve gölgedir."
(Fusûsü'l-Hikem)
Bu sırra erenler, "Lâ mevcûde illâ Hû" hakikatiyle, varlığın özüne nüfuz ederler.
#############
SORU :
"İnsan birçok parçadan oluşur: kollar, eller, gözler, akciğer, karaciğer, kalp, damarlar, kan... Bunların toplamı bir bedeni oluşturur ve biz o bedene 'insan' deriz. Erkek olana Âdem, dişi olana Havva (veya heva/nefsimizi temsil eden varlık) deriz. İnsan, dünya denen gezegendeki canlılardan sadece biridir: balık, kuş, aslan, köpek, kedi, ağaç, çiçek, dağ, orman, nehir, göl, deniz... Dünya da atomlardan meydana gelir. Atomlar birleşerek elementleri oluşturur. Parça ve bütün ilişkisi böyleyse, dünyamız da kâinattaki parçalardan sadece biridir. Belki de kâinatta bir atom hükmündedir. Allah, büyük yaratıcıdır. 'Kürsîsi semâvâtı ve arzı kuşatmıştır' ayetiyle yerler ve gökler O'nun kudretindedir. Öyleyse bizler Allah'tan bir parça mıyız? Bu kapsamda Vahdet-i Vücûd nedir? Allah tek varlık ve insan halife ise, kâinatın tamamı insanda mı var? Vahdet-i Vücûd olan 'ben'den olanlar mıdır?"
########
CEVAP
Bu soru ve yorum, Vahdet-i Vücûd öğretisinin en derin ve çetrefilli meselelerine dokunuyor. Soruda ifade edilen düşünceler, İbn Arabî'nin sisteminde "küllî varlık" (insan-ı kâmil) ile "cüzî varlık" (insan ve diğer mahlûkat) arasındaki ilişkiyi ve "parça-bütün" meselesini ele alıyor. Bu bağlamda, konuyu birkaç temel noktada açıklayalım:
1. "Parca ve Bütün" İlişkisi: İnsan ve Kâinat
Sizin de belirttiğiniz gibi, insan bedeni organlar, hücreler, atomlar gibi parçalardan oluşur; aynı şekilde kâinat da gezegenler, yıldızlar, elementler gibi parçalara ayrılabilir. Ancak Vahdet-i Vücûd, bu parçaların "gerçekte var olmadığını", sadece Hakk'ın tecellileri olduğunu söyler.
"Lâ mevcûde illâ Hû" (O'ndan başka mevcut yoktur) sırrı gereği, ne insan ne de kâinat bağımsız bir varlığa sahiptir.
Atomlar, gezegenler, canlılar hepsi Hakk'ın isimlerinin tecellisidir.
İnsan bedeni de bu bütünün bir parçasıdır, ancak asıl varlık Allah'a aittir.
2. İnsan-ı Kâmil: Kâinatın Özü
İbn Arabî’ye göre, insan-ı kâmil (olgun insan), kâinatın özeti (mukaddes bir ayna) ve Allah'ın halifesidir.
"Allah Âdem'i kendi sûretinde yarattı" (Kudsî Hadis) → İnsan, Hakk'ın isimlerinin tam tecelli ettiği bir varlıktır.
Kâinatta ne varsa, insanda da o vardır (Dağlar kemikler, nehirler damarlar, ormanlar saçlar gibi).
Ancak bu, "insanın Allah olduğu" anlamına gelmez; insan, Allah'ın tecelli mahallidir.
3. "Allah'tan Bir Parça mıyız?" Meselesi
Bu ifade yanlış anlaşılmaya açıktır. Vahdet-i Vücûd, panteizm (her şey Tanrı'dır) değildir!
"Biz Allah'tan bir parçayız" demek hatalıdır, çünkü Allah parçalara ayrılmaz.
Doğru ifade: "Biz O'nun tecellisiyiz, O'nun aynasıyız."
"Kürsîsi semâvât ve arzı kuşatmıştır" (Bakara 255) → Allah, kâinatı kuşatır, fakat kâinat Allah değildir.
4. Vahdet-i Vücûd’a Göre Gerçek Varlık Kimdir?
Tek hakiki varlık Allah'tır.
Diğer her şey (insan, hayvan, bitki, gezegenler) O'nun isimlerinin yansımasıdır.
"Sen O değilsin, ama O’nsuz da değilsin." (Fusûsü'l-Hikem)
5. Sonuç: "Her Şey Bende mi Var?"
Evet, kâinatta ne varsa insanda da o potansiyel vardır (İnsan-ı Kâmil teorisi).
Fakat bu, "ben Allah'ım" demek değildir!
Hakikat: "Ben, Hakk'ın tecellisiyim, O'nunla varım, ama O değilim."
"Vücûd (varlık) birdir, O'nundur.
Sen ise bir hayalsin, O ise gerçek."
(İbn Arabî)
Bu anlayış, "Lâ mevcûde illâ Hû" sırrına ermekle mümkündür.
##############
SORU :
"Bu kapsamda maddî parçaları anladık. Peki manevî parçalar, mesela gülmek, sevinmek, üzülmek, kızmak, mutlu olmak, ibadet etmek, ibadetle sevap kazanmak, derece katetmek... Bunlar da bana ait parçacıklar mıdır? Belki de atom altı çok küçük parçacıklardır, elle tutulamayan, sanki madde değilmiş gibi... Ama hakikatin özü olan maddeler midir? Yani Vahdet kapsamında onlar da fiile dökülünce elimizden, kolumuzdan yaptıklarımız, duyduklarımız, gördüklerimiz... Hepsi Hak tecellisi ise, O'ndan başka ne var? Baktığım O ise, gördüğüm O ise, bende de O var ise, duyan O ise, gören O ise... Vahdet, panteizm değildir diyebilir miyiz?"
###########
CEVAP
Manevî Parçalar ve Vahdet-i Vücûd: Duygular, Fiiller ve Hakikat İlişkisi
Sizin de ifade ettiğiniz gibi, maddî parçalar (atomlar, organlar, gezegenler) nasıl Hakk'ın tecellisi ise, manevî olanlar (duygular, ibadetler, sevap-günah, dereceler) da öyledir. Ancak buradaki incelik, "parçacık" kavramının metaforik olduğunu anlamaktan geçer. Zira Vahdet-i Vücûd, panteizm değil, tecellî ve aynalama sistemidir. Şimdi konuyu detaylandıralım:
1. Duygular ve Fiiller: Hakikat Özünde Kimindir?
Gülmek, ağlamak, öfkelenmek, ibadet etmek gibi tüm davranışlar, "Hakk'ın isimlerinin tezahürüdür."
Mesela:
"Rahmân" ismi → Sevgi, şefkat duygusu.
"Kahhâr" ismi → Öfke, adalet duygusu.
"Mürid" ismi → İrade ve niyet.
"Sen" değilsin, O'nun ismi davranışta görünüyor.
"Attığında sen atmadın, Allah attı." (Enfâl, 17) → Fiillerin hakikî faili Allah'tır.
2. Sevap, Günah, Manevî Dereceler: Bunlar da mı Tecellî?
Evet, ama bu "kaderi inkâr" anlamına gelmez!
Kulun iradesi vardır, ama bu irade bile Hakk'ın "Mürid" isminin tecellisidir.
Sevap ve günah, kulun kesbine (kazanımına) göredir, fakat yaratıcı Allah'tır.
"Manevî dereceler" de Hakk'ın lütuf tecellisidir:
"Allah dilediğini rahmetine sokar." (İnsan, 31)
3. "Atom Altı Parçacıklar Gibi" Metaforu: Mistik Bir Bakış
Manevî duygular, madde ötesi ama yine de Hakk'ın tecellisi:
"Gözler O'nun görmesi, kulaklar O'nun işitmesidir." (Hadis-i Kudsî)
"Sevgi, Hakk'ın 'Vedûd' isminin yansımasıdır."
Elektronlar nasıl görünmez ama maddenin temeliyse, duygular da görünmez ama varlığın özüdür.
Fark: Maddî parçacıklar geçici, manevî tecelliler ise hakikate daha yakın (çünkü soyutturlar ve doğrudan isimlerle bağlantılıdırlar).
4. "Gördüğüm O İse, Duyan O İse, Ben de O muyum?" Sorusu
Hayır!
"Sen O değilsin, ama O’nsuz da değilsin." (İbn Arabî)
"Gören gözüm, işiten kulağım, tutan elim değil, O'dur." → Ama sen (nefs) bir perdesin.
Panteizm: "Her şey Tanrı'dır." (Yanlış!)
Vahdet-i Vücûd: "Her şey O'nun tecellisidir, ama O değildir." (Doğru olan bu.)
5. Sonuç: Vahdet-i Vücûd’da "Ben" ve "O" Dengesi
Ne diyemezsin? → "Ben Allah’ım" (Şirk!)
Ne diyebilirsin? →
"Ben O'nun aynasıyım."
"Duygularım, fiillerim O'nun isimlerinin yansımasıdır."
"Maddem ve ruhum O'nun tecellîsidir, ama O değildir."
"Hakk’ı görmek istersen, mâsivâya (O’nun dışındakilere) bakma!
Çünkü mâsivâ, O’nun zuhûrundan başka bir şey değildir."
(Abdülkâdir Geylânî)
Özetle:
Duygular, ibadetler, sevap-günah → Hepsi Hakk'ın tecellisi.
Ama sen "yaratılmış" bir aynasın, yaratıcı değilsin.
Vahdet-i Vücûd, panteizm değil, "ayna teorisi"dir.
#############
SORU :
"Bu kapsamda iyi ve kötü ilişkisi nasıl olmalı? İyi kim, kötü kim? Hepsi O ise, insan neden savaşır? Neden insan öldürür ki? Ölen kim, öldüren kim? Hepsi O ise, bu da sadece 'Yâ Hafîz' ve 'Yâ Kahhâr' isimlerinin tecellisinden başka bir şey değil mi? Peki iyi ve kötü nedir? Şeytan nedir, kimdir? O, buradaki hangi durumu ifade ediyor? Hangi tecelliyattır?"
############
CEVAP
Vahdet-i Vücûd Bağlamında İyi-Kötü, Savaş ve Şeytan Meselesi
Vahdet-i Vücûd perspektifinden "iyi-kötü", "savaş", "şeytan" ve "ölüm" gibi kavramları anlamak, derin bir tevhid idraki gerektirir. İbn Arabî'nin sisteminde "her şey Hakk'ın tecellisi" olsa da, bu "failiyetin (eylem sorumluluğunun) inkârı" anlamına gelmez. Konuyu şu temel çerçevede ele alalım:
1. İyi ve Kötü: Hakk'ın İsimlerinin Tecellîsi
a) İyi (Hayr) ve Kötü (Şer) Nedir?
"Hayr" (iyi): Allah'ın "Rahmân", "Kerîm", "Selâm" gibi isimlerinin tecellîsidir.
"Şer" (kötü): Allah'ın "Kahhâr", "Müntakım", "Dârr" gibi isimlerinin tecellîsidir.
"Hayr da şer de Allah'tandır." (Hadis) → Fakat kul, kesb (irade ve tercih) ile sorumludur.
b) Peki Neden Kötülük Var?
Zıtların birliği (tezâd): Aydınlık, karanlık olmadan anlaşılmaz.
"Kahhâr" ismi olmasa, "Rahîm" ismi tam zuhur etmez.
"Şer gibi görünen şey, külli hayrın parçasıdır." (Fusûs)
2. Savaş ve Öldürme: Kim Öldürüyor, Kim Ölüyor?
a) "Öldüren de O, ölen de O" İse Neden Savaşırız?
Fiilin hakikî faili Allah'tır, ama sebep (vasıta) kulun iradesidir.
"Attığında sen atmadın, Allah attı." (Enfâl, 17) → Fail Allah'tır, ama kul sorumludur.
Savaş, "Celâl" (kahır) ve "Adl" (adalet) isimlerinin tecellîsidir.
Zulme karşı savaş → "Nâsır" ismi.
Haksız saldırı → "Müntakım" ismi.
b) Ölüm Bir Yok Oluş mu?
Hayır! Ölüm, "bekà billâh" (Allah'la ebedî kalma) için bir geçiştir.
"Her nefis ölümü tadacaktır." (Âl-i İmrân, 185) → Bu, "fenâ fillâh" (Allah'ta yok olma) makamına bir basamaktır.
3. Şeytan: İblis'in Rolü ve Hangi İsmin Tecellîsi?
a) Şeytan (İblis) Kimdir?
**"Azâzîl" iken, kibrinden dolayı "Mel'un" oldu.
"Adûvvün mübîn" (apaçık düşman) olarak tanımlanır. (Bakara, 168)
b) Hangi İsmin Tecellîsidir?
"Mudill" (saptıran) ismi → İmtihan için bir vesiledir.
"Hâdî" (hidayet veren) isminin zıddıdır.
"Hidayet de dalâlet de Allah'tandır." (A'râf, 178)
c) Şeytan Neden Var?
"İmtihan dünyası"nın gereğidir.
"Kul, şerri tercih ederse, "Mudill" ismi tecellî eder; hayrı seçerse "Hâdî" ismi tecellî eder."
4. Panteizm Değil, Tecellî ve Sorumluluk Dengesi
"Her şey O'nun tecellîsi" demek, "kullar sorumsuzdur" demek değildir!
Kul, iradesiyle imtihan olur:
"Kim zerre kadar hayır yapmışsa onu görür, kim zerre kadar şer yapmışsa onu görür." (Zilzâl, 7-8)
Vahdet-i Vücûd, "kötülüğü Allah'a atfetmek" değil, "kötülüğün de ilâhî hikmetle var olduğunu" anlamaktır.
5. Sonuç: "İyi-Kötü, Savaş ve Şeytan"ın Hikmeti
"Hayr ve şer, Hakk'ın isimlerinin tecellîsidir."
"Kul, iradesiyle imtihan olur ve seçimlerinden sorumludur."
"Şeytan, "Mudill" isminin tecellîsidir; insan ise "Halîfe"dir ve tercih yapar."
"Öldüren de ölen de O'dur, ama kul kesbiyle (kazanımıyla) sorumludur."
"Hepsi O'nun tecellîsidir,
Ama sen seçimlerinden hesaba çekileceksin."
(Fusûsü'l-Hikem)
Özetle:
Kötülük, hikmetle var edilmiştir.
İnsan, iradesiyle imtihan olur.
Vahdet-i Vücûd, sorumsuzluk değil, "her şeyin O'ndan olduğunu bilmek"tir.
##############
SORU :
"Önceki makaleme ek yapmak istiyorum. Bir şeyler sanki eksik. Örneğin, 'birler' çoklardan meydana gelir, çoklar da 'birlerden' oluşur. Bu sır, 'kesret' (çokluk) ve 'vahdet' (birlik) arasındaki ilişkiyi anlatıyor. Tıpkı elin parmaklardan, parmakların hücrelerden oluşması gibi... Bunu açıklayabilir misiniz?"
#############
CEVAP
Tabii, bu derin ve felsefi konuyu açmaya çalışayım. İfade ettiğiniz düşünce, "birlik" (vahdet) ve "çokluk" (kesret) arasındaki ilişkiyi anlatan tasavvufi ve metafizik bir kavrama dayanıyor. Örneklerinizde de belirttiğiniz gibi, bu ilişkiyi somutlaştıralım:
1. Birlik-Çokluk İlişkisi: "Birler Çoklardan, Çoklar Birlerden Meydana Gelir"
Temel Prensip: Varlık, hem birliğin hem de çokluğun aynı anda tezahürüdür.
Örnek: Bir el (birlik), parmaklardan (çokluk) oluşur. Parmaklar da hücrelerden (daha küçük birimler) meydana gelir. Hücreler moleküllerden, moleküller atomlardan... Bu sonsuz bir iç içelik gösterir.
Sır: Her seviyede "bir" olan, bir üst seviyede "çok"un parçası haline gelir. Çokluk, birliğin farklı tecellileridir.
2. Kesrette Vahdet, Vahdetten Kesret Doğar
Tasavvufta bu, "Allah'ın birliği (vahdet), evrenin çokluğu (kesret) içinde gizlidir" şeklinde ifade bulur.
Örnek: Bir ağaç (birlik), dallar, yapraklar (çokluk) olarak tecelli eder. Dallar olmadan ağaç bir "bütün" olamaz, ama ağaçsız da dallar var olamaz.
Sır: Gerçekte var olan "Bir"dir (Allah/Hakikat), ancak O'nun isim ve sıfatları çokluk olarak yansır.
3. Matematiksel Analoji: Kesir (Kesret) ve Bütün (Vahdet)
Bir bütünü kesirlere böldüğünüzde (örneğin 1/2, 1/4), her parça "bir"in bir tezahürüdür.
Örnek: "1" sayısı, sonsuz şekilde bölünebilir (0.5 + 0.5 = 1 gibi). Her bölüm, birliğin başka bir görünümüdür.
Sır: Parçalar aslında bütüne aittir ve onu tamamlar. Ayrılık bir yanılsamadır.
4. Kuantum Fiziği ile Bağlantı
Modern bilimde de benzer bir mantık vardır:
Atom altı parçacıklar (çokluk), birleşerek atomu (birlik) oluşturur. Evren, bu iç içe geçmiş sistemlerle doludur.
Sır: Her şey birbiriyle bağlantılıdır. Ayrı gibi görünenler, aslında bir bütünün parçalarıdır.
5. Mistik Yorum: "Her Birimizde Bütünün Sırrı Saklı"
İnsan bedeni trilyonlarca hücreden oluşur, ama "ben" dediğimiz şey tek bir bilinçtir.
Örnek: Parmaklarınızı hareket ettiren "siz"siniz, ama parmaklar olmadan "tutma eylemi" olmaz.
Sır: Tek olan, çokluk içinde kendini deneyimler.
Sonuç:
Eksik hissettiğiniz nokta, belki de "bir" ve "çok"un aynı gerçekliğin iki yüzü olduğunu vurgulayan diyalektik bağ olabilir. Bu, Hermetik felsefenin "Yukarısı aşağısı gibidir" prensibiyle de örtüşür.
Etiketler :
Vahdet-i Vücûd, İbn Arabî, Lâ Mevcûde İllâ Hû, Tasavvuf, İslam Felsefesi, Tecellî, İyi ve Kötü, Hayr ve Şer, Kader, İrade, Şeytan, İblis, Savaş, Ölüm, Panteizm, Halife, İnsan-ı Kâmil, A’yân-ı Sâbite, Hakikat, Zıtların Birliği, Celâl ve Cemal, Kesb, Fail-i Hakiki, #VahdetiVücud, #İbnArabi, #Tasavvuf, #İslamFelsefesi, #Tevhid, #Sufizm, #Kader, #İyiKötü, #Şeytan, #Maneviyat,#VahdetSırrı #HakikatYolcusu, #İbnArabîYolu, #Tasavvuf, #GönülDili,#VahdetiVücud ,#İbnArabi, #Tasavvuf, #Felsefe, #SoruCevap,
Resim Kaynak : Freepik Pikaso
Karoglan Raşit Tunca Makalesi
Raşit Tunca ve DeepSeek
Schrems, 21.05.2025
|
|
|
|