| Welcome, Guest |
You have to register before you can post on our site.
|
| Latest Threads |
Editable PNG Çerçeve - Ed...
Forum: PNG Resimler
Last Post: YamanTunca
03-15-2026, 06:07 AM
» Replies: 0
» Views: 21
|
Orange Design Calligraphy...
Forum: JPG Resimler
Last Post: YamanTunca
03-13-2026, 05:43 PM
» Replies: 1
» Views: 28
|
Calligraphy Hat Yazili Te...
Forum: JPG Resimler
Last Post: YamanTunca
03-12-2026, 08:30 PM
» Replies: 1
» Views: 29
|
Hz. İbrahim'in (A.S.) Dil...
Forum: Dua&Zikir
Last Post: YamanTunca
03-09-2026, 06:44 AM
» Replies: 0
» Views: 17
|
Seyyid Ahmed el-Bedevî (k...
Forum: Biyografi
Last Post: YamanTunca
03-09-2026, 06:38 AM
» Replies: 0
» Views: 20
|
Seyyid İbrahim Düsûkî (k....
Forum: Biyografi
Last Post: YamanTunca
03-09-2026, 06:34 AM
» Replies: 0
» Views: 19
|
Gül ve Çiçek | Çiçek Fo...
Forum: JPG Resimler
Last Post: YamanTunca
03-09-2026, 06:24 AM
» Replies: 0
» Views: 21
|
Rabbini Çokca Zikret Ayet...
Forum: JPG Resimler
Last Post: YamanTunca
03-09-2026, 06:19 AM
» Replies: 0
» Views: 19
|
Sabredenleri Müjdele Hat ...
Forum: JPG Resimler
Last Post: YamanTunca
03-09-2026, 06:19 AM
» Replies: 0
» Views: 19
|
Deki Rabbim ilmimi Artır ...
Forum: JPG Resimler
Last Post: YamanTunca
03-09-2026, 06:18 AM
» Replies: 0
» Views: 18
|
|
|
| Akaidle Ilgili Çeşitli Meseleler |
|
Posted by: YamanTunca - 03-09-2026, 02:19 AM - Forum: Dini Genel Bilgiler
- No Replies
|
 |
A) İMAN VE AMEL YÖNÜNDEN MÜMİNLER
Müminler imanda, tevhidde eşittirler. Bu eşitlik, iman edilecek şeyler itibariyledir. Küfür ile iman, körlük ile görmek gibidir. Hiç şüphesiz gözleri görenler, görmenin kuvveti ve zayıflığı bakımından farklıdırlar. Kimi kalın bir çizgiyi görür, ince bir çizgiyi görmez. Kimi yakını iyi görür uzağı göremez. Kimi de uzağı iyi görür, yakını göremez. Bunlar görme kuvvetinde farklı iseler de hepsi de görmektedir.
Bir kimsenin, benim imanım Peygamberlerin imanı gibidir, demesi caiz değildir. Yine, benim imanım Ebubekir ve Ömer (r.a)nın imanı gibidir, demek uygun deşildir. Kelime-i Tevhidin bir kalpteki nurunu ancak Allah (c.c.) bilir. Kimi kalpteki nuru, güneş gibidir. Kimi kalpte ay, kimi kalpte yıldız, kimi kalpte bir meşale gibidir. İman kuvveti, zahiri ameli kuvvete, batini ilmi kuvvete şamildir. Bu şekilde bu nurun etkisi, dünyada ameller ve ilim üzerinde; ahirette de ahiret halleri üzerinde görülür. Bu kelimenin nuru ve mertebesi arttıkça, şüpheleri ve şehvetleri kuvvetinında yok eder; belki de öyle bir noktaya getirir ki rastladığı her şüpheyi, şehveti, günahı yakar, imha eder.
Amelde üstünlük olabilir. Müslümanlar aynı şeylere inandıkları halde, yaptıkları ameller birisinde az, diğerinde yarım, bir diğerinde daha çoktur. Biri namazlarını kılar ama zekâtını vermede kusurludur. Diğeri namaz, zekât, hac diğer yükümlülükleri de yapar. Bir başkası emredilenleri yapar; ama yasak olduğu halde faizi de almaktan kurtulamaz. İşte bunlar, hepsi mümin olma noktasında eşit, amel bakımından farklıdırlar.
B) İMAN ARTMAZ VE EKSİLMEZ
İman artmaz ve eksilmez. Çünkü, imanın noksanlaşması ancak küfrün artması ile; imanın artması da ancak küfrün noksanlaşması ile birlikte düşünülebilir. Bir şahsın, aynı anda hem mümin hem de kâfir olması nasıl düşünülebilir Bu görüş, İmam-ı Azam Ebu Hanife ve arkadaşlarının görüşüdür.
Yine "el - Fıkhu´l - Ekber" adlı kitabında şöyle diyor: "Gök ve yer ehlinin imanı artıp eksilmez. Bütün müminler, imanda ve tevhidde derece bakımından eşit olup, amel bakımından birbirlerinden üstün olabilirler."
Şöyle bir soru sorulabilir: Cenab-ı Hak Kur´an-ı Keriminde şöyle buyuruyor:
"İmanlarını artırsınlar için..." (el-Feth / 4) Bu ve benzeri ayetler yanında Peygamber (s.a.v.) de şöyle buyuruyor:
"İman, yetmiş küsur şubedir. En üstünü, "Lailâhe illallah" demek, en aşağısı da yolda eziyet veren şeyleri kaldırıp atmaktır. Utanmak da imandan bir şubedir." (Müslim, İman)
Bu soruya şöyle karşılık verilebilir: Bu ayet ve hadislerin hükmü, sahabe hakkında geçerlidir. Çünkü Kur´an, o devirde zaman içersinde ayet ayet iniyor, onlar da her inen ayete iman ediyorlardı. Bu da onların ilk durumlarına göre imanlarını arttırmış oluyordu. Bunlar bizim hakkımızda ise geçerli değildir. Çünkü vahiy kesilmiştir.
C) AMEL İMANDAN BİR PARÇA MIDIR
Amel imandan bir parça değildir. Eğer amel imandan bir parça olsaydı, amellerinde eksiği olan insanların imanlarının eksik olması gerekirdi. Oysa iman, bir parçadır, bölünmez, parçalanmaz; aynı zamanda artmaz.
Zira bazı Müslümanlar, beş vakit namazını kılarken cumaları ara sıra terk eder. Bazısı orucu terk eder. Bazısı zekâtı terk eder. Bunların amellerinde eksiklik vardır; ama amellerindeki eksiklikten dolayı imanlarında eksiklik yoktur. İnanılacak şeyler bir bütündür, birine inanmamak hepsine inanmamak gibidir insanı imandan çıkarır. Bu bakımdan iman eksilme ve artma kabul etmez. İmanın eksilmesi küfrün artması da olmaz. İman ile küfür bir kalpte toplanmaz.
D) AMELLERDE RİYA
Amellere riya karıştığı zaman, bu riya, o amelin Allah katındaki sevabını yok eder.
Ucub (kendini büyük görmek, ululamak) da amellerin sevabını yok eder.
"Ey iman edenler! Sadakalarınızı başa kakmak, eziyet etmek suretiyle (malını insanlara gösterişte bulunmak için harcayanlarda olduğu gibi) iptal etmeyin." (Bakara/264)
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de bir hadis-i şeriflerinde şöyle buyuruyor:
"Allah Tealâ, içinde zerre kadar riya bulunan bir ameli kabul etmez." (Müslim)
İmam-ı Azam (r.a) sevabının yok olacağını söylemiş; ama amellerin iptal edileceğini söylememiştir. Bu ifade ile amellerdeki seva mükâfatın önemine işaret etmişlerdir.
Ucub (ululanmak) da böyledir. Her hangi bir amele ucub karıştığı zaman, onun Allah katındaki mükâfatını ve amelini riyada olduğu gibi iptal eder. Çünkü ucub yapan kimse, Allah´ın azabından emin olur; iman ve amellerinin yok olmasından emin olup korkmaz. Allah´ın azabından emin olmaksa küfürdür.
E) İNANILACAK ŞEYLERDE PROBLEMLE KARŞILAŞAN KİMSE NE YAPAR
İnsan, tevhit ilminin inceliklerinden herhangi bir şey üzerinde güçlük ile karşılaşınca o zaman, sorup öğreneceği bir âlim kişiyi bulana kadar Allah katında doğrusu hangisi ise ona inanması gerekir. Yani "Allah katında doğrusu hangisi ise ona inanıyorum" demesi gerekir. Fakat böyle bir âlim arayıp bulma işini tehir etmesi caiz değildir. Çünkü bu mesele kişinin bilmesi farz olan meseledir. Bu da iman ve imanın yok olması bilgisidir. Bu konuda, durup beklemekten dolayı özürlü kabul edilmez. Eşer şüpheye düşerek sormaz da beklerse, o taktirde kâfir olur. Zira beklemek, inanılması gerekli bir meseleyi tasdik etmeye engeldir. "Allah´a inandım, inanılması gerekli olan şeylere de inandım" derse, bu söz ile, icmali (kısa) iman gerçekleşmiş olur.
F) RU´YETULLAH (ALLAH´I GÖRMEK)
Allah Tealâ ahirette görülecektir. Müminler, Allah´ı cennette baş gözü ile keyfiyetsiz, bir şeye benzem, arada bir mesafe bulunmadan göreceklerdir.
Müminler, cennette oldukları halde Allah´ı göreceklerdir. Bu konu ile ilgili olarak Rasülullah (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
"Cennet ehli cennete girdiği zaman Allah Tealâ: "Bir şey istiyor musunuz Size nimetlerimi artırayım." buyuracak. Cennet ehli de: "Yüzlerimizi beyaz kılmadın mı, bizi cennete koymadın mı " diyecekler. Allah Tealâ da: "Evet" buyuracak. Bundan sonra, Allah ile aralarındaki perde açılacak, müminler Allah´ın yüzüne bakacaklar. Cennet ehline, Rablerine bakmadan daha büyük bir nimet verilmemiştir. Bundan sonra Rasülullah (s.a.v.):
"İyilik yapanlara, daima yaptıklarının daha iyisi azlası verilir." (Yunus / 26) ayetini okumuştur." (Müslim, K. İman)
Bu konuda Kur´an´dan delilimiz şu ayettir:
"O günde yüzler, parlak olduğu halde Rabbine bakacaktır." (Kıyame / 22)
Allah´a yakınlık ve uzaklık keyfiyetsizdir.
Allah´a uzaklık ve yakınlık, mesafe uzaklığı ve yakınlığı yönünden değil, belki keramet (üstünlük) ve zillet (önemsizlik) bakımındandır. Allah´a itaat eden kişi keyfiyetsiz olarak ona yakın, isyan eden kişi de yine keyfiyetsiz olarak ondan uzaklaşır.
Mesafe yönünden uzaklık veya yakınlık, varlığı kendinden olmayan ve bir yer ve yönde yerleşmiş olan yaratıklar hakkında düşünülebilir. Allah Tealâ ise mekândan, mekâna yerleşmekten ve bir yönde bulunmaktan münezzehtir.
Allah Tealâ´ya yakınlık ve uzaklıktan kasıt şudur: Kulun Allah´a yakın olması, kendi üstünlüğü, iyilik ve üstünlüğünün eseridir. Bunun gibi Allah´tan uzak olması, kendi zilleti, önemsizliği ve noksanlığındandır.
G) BÜYÜK GÜNAH İŞLEYEN DİNDEN ÇIKMAZ
Allah´a karşı büyük günah işleyen kimse, kâfir olmaz. Kul, işlediği günahla Allah itaatten çıkmış, isyan etmiştir. Ancak, imandan çıkmamıştır. Zira iman, ikrar ve tasdikten ibarettir. İkrar ve tasdik ise bakidir. Dolayısıyla iman devam eder. Ancak işlenen günah, küfrü gerektiriyorsa, o taktirde iman yok olabilir. Çünkü küfür imanı yok edicidir.
Günahkâr kullar eğer iman ile gitmişlerse, cehennemde günahları kadar yanacaklar; sonra da imanları sebebiyle cennete gireceklerdir.
O bakımdan bazı haramları işleyen din kardeşlerimizi hor görmemeli, onlara dinden çıkmış gözüyle bakmamalıyız. Bir din kardeşi olarak onların da o günah bataklığından kurtulmaları için yardım etmeliyiz.
H) TEVBE VE ŞARTLARI
Tevbenin kabulü, günahkârın cezasını düşürmek; aklen Allah Tealânın yapması gereken vacip bir vazife değildir. Bu, bilâkis onun merhametindendir, lütfundandır. Kabulü konusunda ise, kabul edileceği umulur; muhakkak kabul olunur denilemez. Bu konuda "Allah dilediğinin tevbesini kabul eder" (Tevbe/15) mealindeki ayet bize bunu anlatmaktadır.
Buna bir örnek, Peygamberimizle savaşa katılmayan kişiler samimi olarak tevbe etmişlerdi; fakat tevbeler hemen kabul edilmedi. Peygamber (s.a.v.)in onların kalplerinde olanı bilmediği ve Allah (c.c.)nun onlar hakkındaki hükümde bağımsızlığına saygılı olmasından dolayı onlar hakkında kendi başına bir hüküm vermedi. Allah´tan hüküm gelmesini bekledi. Allah (c.c)nun bu hükmü açıklamayı geciktirmiş olması, onları bir daha böyle bir işe dönmekten menetmek için olsa gerektir.
Küfürden dolayı yapılan tevbeböyle değildir. Bu tür tevbeler kesinlikle kabul edilir. Sahabe ve selef alimleri bunu söylüyorlar.
Ehl-i Sünnet âlimleri, tevbe edenin tevbesinin kabulünün kesin olmadığını söylemeleri şundandır: Tevbe, şartlarına uygun yapıldığı konusunda kesin bir bilginin bulunmadığından dolayıdır. Zira şartları tam olmayan tevbeler çoktur.
Kur´an-ı Kerim´de "İnsanlardan bir kısmı inanmadıkları halde Allah´a ve ahiret gününe inandık, derler." (Bakara/8)
Yine, "Allah tevbeleri kabul eder ve sadakaları (zekât ve öşür) alır" (şura/25) Allah Tealanın verdiği haber hak ve doğrudur. Bunu inkâr etmek küfürdür.
Peygamber (s.a.v) de şöyle buyurmuşlardır: "Günahlarından tevbe eden günahsız gibidir." (Ibn-i Mace)
İşlediği büyük günahlardan birine tevbe etse, tevbesi kabul edilir. Tevbe ettiği günahlardan ötürü azab edilmez.
Büyük günahlardan tevbe etmek, küçük günahlardan tevbe etme ıerine geçmez. Ehl-i Sünnette göre, büyük günahlardan tevbe eden küşinin küçük günahlardan azab edilmesi caizdir.
Haricilere göre ise, tevbesiz öldüğü taktirde Allah´a karşı isyan eden kişi, bu isyanı ister küçük olsun ister büyük olsun, kâfirdir. Cehennemde devamlı kalacaktır.
Mutezileye göre, işlediği günah büyük ise imandan çıkar; ama küfre girmez. Ancak böyle bir günahkâr, cehennemde devamlı kalacaktır. Büyük günahlardan kaçınmışsa, işlediği günah küçükse bundan ötürü müminin azab edilmesi caiz değildir. Eğer küçüklerle beraber, büyük günahları da işlemişse, o taktirde küçükler de affedilmez.
Onların bütün bu görüşlerine cevap olarak şu ayet-i kerime vardır: "Allah şirkten başka bütün günahları dilediği kimseler için mağfiret eder." (Nisa/48) Bu ayette, Allah Tealânın bazı günahkârların günahlarını tevbesiz olarak affedeceği işareti vardır.
Tevbenin şartları:
1- İşlediği günaha son vermek,
2- İşlediğine pişman olmak,
3- Artık o günaha dönmemeye azmetmek,
Eğer işlediği günah Allah´la kul arasında ise bu üç şart aranır. İşlediği günah kul hakkı ile ilgili ise şu şart da vardır:
4- Kul hakkından kurtulmak.
I) SAHABENİN FAZİLET SIRALAMASI
Peygamber (s.a.v)in ashabının en faziletlileri hulefa-i raşidindir. Onların da fazileti hilâfet sıralarına göredir. Sonra da cennetle müjdelenmiş on sahabenin diğerleri, sonra Bedir ashabı, Uhud ashabı, Hudeybiıede Bey´atü´ ridvan ashabı ve diğer sahabeler fazilette dereceye girerler.
J) SİHİR VE NAZAR
Sihir ve nazar haktır, vardır. Peygamber (s.a.v): "Nazar haktır" (Ebu Davud, Ibn-i Mace) buyurmuşlardır. Bir başka rivayette "Nazarın insanı mezara, deveyi de tencereye dolduracağı" ifade edilmiştir. Bir başka rivayette "Sihrin de hak olduğu" ifade edilmiştir. Falak suresinde de sihrin şerrinden Allah´a sığınmak gereği üzerinde durulur.
İmam-ı Maturidi, sihrin her çeşidinin küfür olmadığını belirtmiştir. Eğer inanılması gereken şeylerden bir şey inkâr ediliyorsa, küfürdür; inkâr eiyorsa küfür değildir. Eğer bir kişinin helâki, hastalanması, karı kocayı ayırma gibi büyüler küfür değildir. Ancak büyük günahtır.
Sihir yapan, kadın erkek büyücünün hükmü öldürülmektir. Çünkü bunlar fesat ve kötülük için çalışmaktadırlar. Küfür olan sihri yapan büyücülerdense sadece erkek olan katledilir, kadın katledilmez.
K) LEVH-İ MAHFUZDAKİ YAZI DEĞİŞİR Mİ
Yüce Allah Kur´an-ı Kerim´de: "Allah dilediğini siler, dilediğini de sabit kılar. Kitabın anası onun katındadır." (Ra´d) buyurarak günah işleyip de tevbe edenlerin günahını bağışlayacağını, tevbeyi ise sabit kılacağını ifade etmişlerdir.
Levh-i mahfuzda yazılanlar kulun sıfatıdır. Kul için bir halden diğer bir hale geçmek mümkündür. Bu sebeple kulun sıfatı değişir. Fakat Allah´ın kaza ve kaderi asla değişmez. Çünkü kaza hükmedenin sıfatıdır. Hükmedilen şey ise Levh-i mahfuzda yazılı bulunan şeydir.
Eş´ariler, Levh-i mahfuzda bulunan yazının değişmeyeceği görüşündedirler.
L) ALLAH ARŞA İSTİVA ETMİŞTİR
Kerramiye ve Müşebbihe taifesi, "Allah Tealâ, mekân yönünden Arş üzerinde yükselmiştir;ın ise yerleştiği bir karargâhı vardır, derler. Bunlar Allah Tealâyı inmek, binmek, gitmek ve gelmekle vasıflandırırlar.O bir cisimdir; fakat diğer cisimler gibi değildir." derler. Allah onların bu söylediklerinden beridir. Onlar, şu ayeti delil getirirler:
"Allah, Arşın üzerine istiva etmiştir." (Taha/5)
Ancak biz, şöyle diyoruz: Arş yok idi, o Allah´ın yaratması ile var oldu. O, ya Allah´ın büyüklüğünü göstermek için yaratıldı veya oturmak için. Üzerinde oturmak için yaratılmıştır demek caiz değildir. Çünkü, bir mahluka muhtaç olan varlık, yaratıcı olamaz. Bu ihtimal çürütülünce sıra gelir ikinci ihtimale. Bu ihtimal de Arşın üzerinde yükselmesinin yarattıkları üzerine büyüklük ve hükümranlığıdır. Allah´ın ise buna ihtiyacı yoktur.
Sonra, istivanın manası, idare ve hükümranlık yönünden yükselmektir. Zira her şey Arşın hükmü ve kudreti altındadır. Arş da Allah´ın kudret ve hükmü altındadır. Bu mesele, "Falanca, tahtın üzerine çıkıp ayaklarını uzattı." sözü gibi olur. Bu sözden, idare ve hükümranlığın o kimseye ait olduğunu ve bu işlerde kendisi ile çekişecek kimsenin bulunmadığını kastederler.
Nitekim bu manayı te´yid etmek için Allah Tealâ bir başka âyette şöyle buyuruyor:
"Rabbınız öyle bir Allah´tır ki, gökleri ve yeri yedi günde yarattı. Sonra Arş üzerine çıktı ve işleri oradan idare ediyor." (Yunus/3)
M) MÜTEŞABİH AYETLER TEVİL EDİLMEDEN KABUL EDİLİR
Kur´anda zikredildiği üzere Allah Tealânın eli, yüzü ve nefsi vardır. Allah Tealâ bu konularda şöyle buyuruyor:
"Allah´ın eli kulların ellerinin üstündedir." (Feth/10)
"Sadece Rabbinin yüzü bakidir." (Rahman/27);
İsa (a.s.)dan hikâyeten:
"Benim nefsimdekini bilirsin; fakat ben senin nefsinde bulunanı bilmem." (Maide/116)
Allah´ın, kitabında zikrettiği bu sıfatlar, keyfiyetsiz sıfatlar olup, aslı bilinmekte, fakat vasfı bilinmemektedir. Bilinen asıl, teşabüh ve vasfını anlamaktan aciz olmak sebebiyle batıl olmaz. Bu konuda Imam-ı Ahmed b. Hanbel´in şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Bu sıfatların keyfiyeti meçhul olup, onların nasıl olduklarından bahsetmek ise bid´attir."
Yukarıda zikredilen sıfatları, elden maksat, Allah´ın kudreti, yahut nimeti tarzında te´vil etmek, Allah´ın sıfatlarını iptal etmektir. Allah´ın sıfatlarını iptal etmek ise Mu´tezile ve Kaderiye taifesinin görüşüdür. Lâkin Allah´ın eli, keyfiyetsiz olarak sıfatıdır. Allah´ın gazap ve rızası da keyfiyetsiz olarak Allah´ın sıfatlarıdır. Yani bunların nasıl olduğunu biz bilemeyiz; ancak Allah kendisi bilir.
Nasslarda yer alan el, yüz, istiva... gibi sözcükler tevil edilemez. Çünkü Cenabı Allah bu kelimeleri özellikle kullanmış, bunların yerine; kudret, nimet, görme ve istilâ kelimelerini zikretmemiştir. Doğrusu Cenabı Allah el kelimesinden nimet ve kudret gibi iki manadan başkasını kastetmiştir. Bu sıfatlar, Allah hakkında müteşabih sıfatlardır. Cumhur-u Selefin görüşü budur. Onlar ayetlerde kesin bilinen aslı ispat ettiler, sıfatların müteşabih olan keyfiyeti konusunda sustular. Bununla beraber sıfatların keyfiyetini aramakla meşgul olmayı caiz görmediler. Nitekim Yüce Allah, gerçek bilgi sahiplerini şu şekilde vasıflandırmaktadır:
"İşte kalplerinde şüphe bulunanlar, fitne aramak ve te´viline gitmek için Kur´an´ın müteşabih âyetlerine uyarlar. Halbuki o müteşabihin te´vilini yalnız Allah bilir. Derin ilme sahip olanlar ise: Biz ona inandık; açık ve kapalı bütün ayetler Rabbimiz tarafındandır, derler. Bunları ancak aklı tam olanlar iyice düşünür" (Al-i Imran/7)
|
|
|
| Rabbişrahli Sadri Duasının Türkçe Okunuşu Arapça Yazılışı ve Türkçe Meali |
|
Posted by: YamanTunca - 03-08-2026, 09:23 PM - Forum: Dua&Zikir
- No Replies
|
 |
Rabbişrahli Sadri Duasının Türkçe Okunuşu Arapça Yazılışı ve Türkçe Meali
Rabbişrahli sadri ve yessirli emri ne demektir? Rabbişrahli duası kimin duası olarak bilinmektedir? Rabişrahli duasının faydaları nelerdir? Rabbişrahli sadri ve yessirli emri duası hangi durumlarda okunmaktadır? Rabbişrahli duasının Türkçe okunuşu ve Arapça yazılışı nasıldır? Duanın faziletleri nelerdir? Rabbişrahli sadri ve yessirli emri duasının anlamı, faziletleri ve okunuşu hakkındaki tüm bilgiler..
Rabbişrahli Sadri Duasının Arapça Yazılışı
رَبِّ ٱشْرَحْ لِى صَدْرِى وَيَسِّرْ لِىٓ أَمْرِى وَٱحْلُلْ عُقْدَةً مِّن لِّسَانِى يَفْقَهُوا۟ قَوْلِى
Rabbişrahli Sadri Duasının Türkçe Okunuşu
"Rabbişrahli Sadri, Ve yessir li emri, Vahlul ukdeten min lisani Yefkahu kavli.
Rabbişrahli Sadri Duasının Türkçe Meali
Mûsâ, dedi ki:
“Rabbim! Göğsüme (Gönlüme) ferahlık ver, İşimi bana kolaylaştır, Dilimdeki tutukluğu çöz ki sözümü anlasınlar."
(Tâhâ Suresi 25-26-27. Ayetler)
ARAPÇASI
رَبِّ اشْرَحْ لِي صَدْرِي. وَيَسِّرْ لِي أَمْرِي. وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِّن لِّسَانِي. يَفْقَهُوا قَوْلِي رَّبِّ زِدْنِي عِلْمًا و فهمن وَأَلْحِقْنِي بِالصَّالِحِينَ
OKUNUŞU
Rabbişrah lî sadrî, Ve yessir lî emrî, Vahlul ukdeten min lisânî, Yefkahû kavlî, Rabbi Zidnî İlmen Ve Fehmen Ve Elhıkni Bissalihin.
ANLAMI
Rabbim! Göğsümü aç, işimi kolaylaştır ve dilimdeki bağı çöz ki sözümü anlasınlar. Rabbim! İlmimi ve anlayışımı arttır ve beni salih kullara dahil eyle.
Kuranı kerimde geçen dualar arasında bulunan ve Hz Musa peygamberin duası olarak bilinen Taha suresi 25 ve 28. Ayetleri arasında bulunan bir duadır. Hz Musa’nın dilinde olan pelteklik ve konuşma bozukluğundan dolayı insanlara Allah’ın emir ve yasaklarını bildirmek için bu duayı söylediği bildirilmektedir. Duanın sonunda dilimin bağını çöz ki sözümü iyi anlasınlar mealindeki durumdan da Hz Musa'nın durumu anlaşılmaktadır.
Rabbişrahli Sadri ve Yessirli Emri Ne Demektir?
Duanın anlamı Rabbim göğsümü genişlet işimi kolaylaştır demektir. Duanın devamında ise dilimin bağını çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Şeklinde devam etmektedir.
Duanın Türkçe Okunuşu Ve Arapça Yazılışı Nasıldır?
Türkçe okunuşu ve anlamı; Rabbim göğsümü genişlet işimi kolaylaştır ve dilimin bağını çöz ki sözümü iyi anlasınlar. Olarak Türkçe tercüme edilmektedir. Arapça okunuşu ise; Rabbişrahli sadri ve yessirli emri vahlul ugdaten min lisani yefgahu gavli. Şeklinde okunmaktadır.
Rabbi Zidni İlmen Duası ile Arapça Türkçe Okunuşu ve Anlamı
Taha suresi 114. ayetinde geçen ilim için okunması tavsiye edilen "...Rabbişrah lî sadrî. Ve yessir lî emrî. Vahlul ukdeten min lisânî. Yefkahû kavlî." duasının Arapça Türkçe okunuşu, anlamı...
Duâ, Allah’ın azameti ve ulviyeti karşısında kulun aczini itiraf etmesi, muhabbet ve tazim duyguları içinde Allah’ın lütuf ve yardımını taleb etmesidir. Duâ kelimesinde, “çağırmak, seslenmek, istemek ve yardım talep etmek” mânâları olup, daha çok, “küçükten büyüğe, aşağıdan yukarıya vâki olan talep ve niyaz” anlamında kullanılır. Dua etmek, ayet ve hadislerde övülmüş ve teşvik edilmiştir. “Korkarak ve umarak O’na dua edin.” (A’râf, 7/56) “Allah katında duadan daha şerefli bir şey yoktur.” (Tirmizî, De’avât, 1; İbn Mâce, Dua, 1)
RABBİ ZİDNİ İLMEN DUASI İLE ARAPÇA TÜRKÇE OKUNUŞU VE ANLAMI
رَّبِّ زِدْنِى عِلْمًا
Tâhâ Sûresi: 114. Âyet
Okunuşu: "...Rabbi zidnî ılmâ."
Anlamı: “...Rabbim, ilmimi artır.”
"Rabbi zidni ilmen ve fehmen ve el-hıkni bi’s salihin.Rabbişrahli sadri ve yessir li emri vahlü’l-ukdeten min lisani yefkahu kavli. Ya Hafız, Ya Rakib, Ya Nasır, Ya Allah. Rabbi yessir ve la tüassir, Rabbi temmim bi’l hayr.”
Duanın Faziletleri Nelerdir?
Duanın faziletleri arasında konuşma yapmak için kürsü veya hitabet noktalarında bulunan kişilerin akıcı konuşmasını sağlayan ve dinleyenlerin anlamasını kolaylaştıracak şekilde hitabet etmeyi kolaylaştırmak da faziletli ve hikmetli bir duadır. Herhangi bir durumda bir işe başlamak için de okunulması gereken bir dua olmaktadır. Kişinin kendini iyi ifade edebilmesinde faydalı olmaktadır.
Önemli bir başlangıçta veya konuşmada kişinin hayırlı şekilde başlaması konusunda hikmetleri bulunan bir duadır. İş görüşmelerinde, sınav için, mülakatlara girişte okunmasının faydalı olduğu bilinmektedir.
Duanın önemi kişinin rahat konuşmasını sağladığı gibi karşıdaki kişiler tarafından da kolaylıkla anlaşılabilmesini sağlamasıdır.
Dua Kaç Kere ve Nasıl Okunmalıdır?
Duanın okunuşu için bir sayı belirlenmemektedir. Duanın okunuşu ise zor veya heyecanlı anlarda okunmasının oldukça faydalı olduğu yönündedir. Haklı olunan bir davada konuşma yapmadan önce okunması tavsiye edilmektedir. Duada okuma esnasında ihlaslı olmak Allah tarafından duyulduğunu hissetmek ve bir bağ oluşturmak duanın etkisi ve kabulü açısından oldukça mühim inceliklerdendir.
Konuşmasında bozukluk olan veya kekemelik yaşayan kişilerin bu duayı sıklıkla zikretmeleri dillerinin bağının çözülmesi için oldukça faydalı olmaktadır. Konuşma güçlüğü çeken çocuklara da bu duanın okunması faydalı olmaktadır.
"Musa 'Rabbim!' dedi,
'Gönlüme ferahlık ver.
İşimi bana kolaylaştır.
Dilimden düğümü çöz.
Ki sözümü iyi anlasınlar.
Yakınlarımdan birini bana yardımcı ver.
Kardeşim Harun'u.
Onunla gücümü pekiştir.
Onu da görevime ortak et.
Tâ ki seni bol bol tesbih edelim.
Ve seni çok analım.
Kuşkusuz sen bizi görmektesin.' " (Tâhâ, 20/25-35)
Bu âyetlerde, başta Resûl-i Ekrem (asm) olmak üzere Allah'ın birliği inancına çağrıda bulunacak bütün tebliğ adamlarına, hangi şartlar altında olursa olsun, Allah'a olan güveni bir an bile yitirmemek gerektiği fikri, Hz. Musa (as)'nın hayatından kesitler verilerek telkin edilmektedir.
Nitekim Hz. Musa (as) kendisine verilen görevin ağırlığı karşısında başarısız olmaktan endişelenmiş, ama yine Rabbinin engin liitfuna sığınmıştı. Allah da ona, bu vazifeyi başarıyla yerine getirebilmesi için gönlünün ferahlatılması, zihninin açılması, işinin kolaylaştırılması, diline açıklık verilmesi ve yakınlarından bir yardımcıyla desteklenmesi hususundaki dileklerinin kabul edildiğini bildirmiş, devamındaki ayetlerde de kendisinin bu günlere nasıl geldiğini hatırlatmıştır. (bk. Tâhâ, 20/37-41)
Bilindiği üzere, dua insanın ihtiyacını Rabbine arz etmesi, arzularını yerine getirmesi için yalvarıp yakarması manasına gelir. Bu açıdan bakıldığında, bir dua, dua sahibinin dertleriyle ne kadar ilişkili ise, arzularıyla ne kadar uyum içinde ise, meramını anlatmaya ne kadar yetenekli ise, o nispette beliğ, o nispette edepli, o nispette makul, o nispette makbul olur.
Şüphesiz her konuda olduğu gibi, dua hususunda da en maharetli kimseler peygamberlerdir. İşte Hz. Musa (as)’nın bu duası da bu özelliklere sahip bir arzuhaldir.
Hz. Musa (as)’nın o esnada en muhtaç olduğu şey, göğsünün, kalbinin geniş olması; -bir yandan muhataplarına hikmetli ve ikna edici söz söyleyecek kapasiteye sahip olması, diğer taraftan onların direnmelerine karşı sabırla, ısrarla tebliğini sürdürmesidir- “Kalbimi genişlet!..” duasıyla bu gibi ihtiyaçlarının karşılanmasını istemiştir.
Keza, ilahlık dava eden ceberut bir Firavun'a karşı başkaldırmak, kudretli ordulara sahip olan ülkenin yöneticilerine karşı yepyeni bir din anlayışını ilan etmek, elbette tarifi zor bir görevdir. İşte, Hz. Musa (as), “İşimi kolaylaştır.” duasıyla, normal şartlar içerisinde altından kalkmanın imkânsız olduğu bir ortamda, Allah’ın lütuf ve keremiyle kendisine yardım etmesini, -sebepler dairesindeki hikmetiyle değil- bütün sebeplerin ötesinde o sonsuz kudretiyle işini kolay etmesini istemiştir.
Hz. Musa (as), Firavun ve taraftarlarıyla giriştiği mücadele, bilinen kılıçla değil, dil kılıcıyla yapılıyordu. Bu yüzden bu manevî meydan muharebesinde en çok muhtaç olduğu silah dilin/lisanın mermileri olan fesahat ve belagattır. İşte Hz. Musa, bu savaşı kazanmak için en çok muhtaç olduğu dil kılıcının keskin olmasını, dil yayından fırlatacağı sözcük oklarının hedefine tam isabet etmesini,
“Çözüver şu dilimin bağını, ta ki anlasınlar sözümü!"
duasıyla rabb-ı rahiminin dergâh-ı rahmetine iltica etmiştir.
Demek ki, muhatabın konuyu anlaması ve ikna olması için, hatibin dersini çok iyi çalışması ve çok iyi anlatması gerekir. Ayetten bu dersi öğrenmek de önemli bir noktadır.
- Göğsün rahatlamasının bir maksadı da "gönlün ilâhî nurla dolması" anlamına gelebilir. Çünkü, ilâhî nurla dolan gönül, hem rahatlar hem de cesaretlenir. Bunlar ayrıca, sıkıntıdan, moralsizlikten, endişeden ve korkudan sıyrılmayı da ifade etmektedir.
- Hz. Musa (as), genel anlamda yardım isteme yerine, yardımı detaylı bir şekilde istemektedir. Önce göğsünün genişletilmesini, ardından işinin çok zor olması nedeniyle kolaylaştırılmasını istemiştir. Buradan şunu anlayabiliriz: İnsan, yapacağı olumlu bir iş için Allah'ın yardımını istemelidir. Yüce Allah'ın kendisine yardım edeceğinin hem inancında hem de bilincinde olmalıdır.
- Hz. Musa (as)'nın konuşmasındaki tutukluk, dilindeki pelteklik onun konuşmasının anlaşılmasını engelliyordu. Düğüm denen şey, muhatabın anlamasına engel olan durumdu. Buna göre dinleyen kadar konuşan ve konuştuğu şeyin anlaşılması da önemlidir.
- Hz. Musa (as), iyi konuşup karşıdakinin anlamasını temin eden, kendisine destek çıkan, işini paylaşmak için bu istekte bulunmuştur. Hz. Musa (as), Yüce Allah'tan, Hz. Harun (as)'u peygamber olarak görevlendirerek, onunla sırtını kuvvetlendirmesini istedi.
Diğer taraftan, onu işinde ortak edinecekti. Bir Müslüman kendisine verilen görevin altından kalkıp kalkamayacağını, bu konudaki gücünü, yeteneğini, yeterliliğini bilmeli ve gerekeni yapmalıdır. Gerektiğinde yanına bir yardımcı almalıdır. Diğer taraftan, kardeş kardeşi kıskanmamalı, kardeşindeki farklılığı görebilmeli ve ona göre ondan istifade edebilmelidir.
- Hz. Musa (as), ilâhî vahyi tebliğ edebilmesi için dilindeki kekemeliğin kaldırılmasını, kardeşi Harun'un, kendisine yardımcı olabilmesi için peygamber seçilmesini istedikten sonra, Allah'ın yardımı ile elde edecekleri güvenli bir ortamda ibadet yapma özgürlüğünü elde etmek istemiştir.
- "Şüphesiz sen bizi görmektesin" ifadesi, öncelikle bir dua ve zikirdir. Ayrıca, bize yardım et, bizi gözet, bize sahip çık anlamını amaç etmektedir. Bizim içimiz ve davranışlarımızı biliyor ve gözlüyorsun, aynı zamanda bizim ihtiyaçlarımızı da biliyorsun. Duamızla ihtiyaçlarımız örtüşüyorsa bize gereken yardımı yaparsın, demektir.
Allah, Hz. Musa (as)'ın duasını bize bildirerek, bizim de buna uygun bir hayat sürmemizi istemektedir:
“İbrâhim'de ve onunla beraber olanlarda size güzel bir örnek vardır.”
“Onlarda sizin için, Allah'a ve âhiret gününe kavuşmayı arzu edenler için güzel bir örnek vardır.” (bk. Mümtehine, 60/4, 6)
|
|
|
| Sübhanallahi ve Bihamdihî Sübhanallahil Aziym Estağfirullah Zikri |
|
Posted by: YamanTunca - 03-08-2026, 09:22 PM - Forum: Dua&Zikir
- No Replies
|
 |
Sübhanallahi ve Bihamdihî Sübhanallahil Aziym Estağfirullah Zikri
سُبْحَانَ اللَّهِ وَبِحَمْدِهِ
Sübhanallahi ve bihamdihi
Allâh’ı hamd ile yani her türlü övgüyü kendisine ait kılarak ve her türlü kemâlatın da kendisine ait olduğunu kabul ederek tesbih ederim. Çünkü O, acizlik yahut zayıflık ya da başka bir şeye muhtaçlık sayılabilecek eksiklik ifâde eden tüm sıfâtların kendisinde asla bulunmayacağı tek zattır.
سُبْحَانَ اللَّهِ العَظِيمِ
Sübhanallahi’l Azim
Azîm yani her şeyden ve herkesten yüce olan Allâh’ı, noksan sıfâtlardan tenzih ederek tesbih ederim. Hiçbir kimseyi, hiçbir konuda O’na eş ve benzer, denk ve eşit ya da daha ileri konuma getirmem. Çünkü O, her şeyden ve herkesten güçlü ve büyüktür. Kudreti ve egemenliği karşı konulamaz derecededir.
سُبْحَانَ اللَّهِ وَبِحَمْدِهِ سُبْحَانَ اللَّهِ العَظِيمِ
Sübhanallahi ve Bihamdihî Sübhanallahil Aziym Estağfirullah
سُبْحَانَ اللَّهِ وَبِحَمْدِهِ سُبْحَانَ اللَّهِ الْعَظِيمِ أستغفرالله
"Sübhanallahi ve Bihamdihî, Sübhanallahi'l Azîm Estağfirullah..."
"Allah'ı tesbih ederim, O'na hamd ederim.
Büyük olan Allah'ı tesbih ederim,
Allah Teâlâ'dan mağfiret dilerim"
Abdullah bin Ömer (r.a.) naklediyor:
Bir adam Rasûlullah Aleyhisselâm'a geldi ve:
"Yâ Rasûlallah! Dünya benden yüz çevirdi ve elimdeki mal azaldı.." diye şikâyette bulundu.
Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm:
"Sen meleklerin duâsı ve yaratılmışların tesbihinden neredesin? Bütün yaratıklar onunla rızıklanıyorlar, niçin bu tesbihi okumuyorsun?" buyurdu.
Adamcağız:
"Yâ Rasûlallah! O tesbih nedir?" deyince,
Efendimiz Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdular:
"Fecrin doğuşundan sabah namazını kılıncaya kadar yüz kere:
"Sübhanallahi ve bihamdihî, sübhanallahi'l azîm estağfirullah."
"Allah'ı tesbih ederim, O'na hamd ederim. Büyük olan Allah'ı tesbih ederim, Allah Teâlâ'dan mağfiret dilerim.."
de ki, dünya boyun eğerek, alçak bir şekilde sana gelsin.
Ve böyle dersen, Allah söylediğin her kelimeye karşılık kıyamet gününe kadar, kendisini tesbih eden bir melek yaratır ki, onun sevabı senin olur.."
Ebû Hüreyre’den: Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:
“İki söz vardır ki onlar dile hafiftirler, terazide ağırdırlar; Rahman olan Allah’a sevimlidirler, bunlar: Sübhânellâhi ve bihamidihî, Sübhânellâhil’azîm. (Allah’a hamd ederek O’nu noksanlıklardan tenzih ederim, Yüce Allah’ı tenzih ederim). (Buhari, Kitâbu’d-Daavât, 65)
Bu zikir ve tesbih 100 kere okunursa insanın günahları affedilir.
Maddi veya manevi herhangi bir sıkıntı içerisine düşen bir kimse bu zikir sayesinde Allah’ın izniyle sıkıntılarından kurtulur.
Eğer küçük yaşta çocuklar uykularında korkuyorsa yanlarında bu zikri hafif bir şekilde okuyun. Allah’ın izniyle çocuklar daha rahat ve korkusuz şekilde uykuya dalar.
Helal kazanç elde etmekte zorlanan kimse bu zikirle rahatlığa erebilir.
Allah’ın rahmeti, bu zikri okuyanların üstünde olur.
Günde 100 kere okuyan biri, hem ev ve aile hayatında, hem de iş hayatında bolluk ve berekete kavuşur.
Bir kimse bu zikri hangi niyetler okur veya tesbih ederse, o niyet zikri çekenin ayağına gelir.
Allah’ın en Sevdiği Zikir
Ebü Zer’den (Radıyallahu Anh)’dan rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:
Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana şöyle buyurdu:
“Allah katında en sevimli olan sözü sana bildireyim mi? Allah’a en sevimli olan söz: ‘Sübhânellâhi ve bihamdihî’dir.”
Başka bir rivayette de: Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem’e “hangi söz daha faziletlidir?” diye soruldu?
Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurdu:
“Allah Tealâ’nın melekleri için yahud kulları için seçtiği şu sözdür: ‘Sübhânellâhi ve bihamdihî’ (Allah’a hamd ederek onu noksanlıklardan tenzih ederim). (Müslim, Mesacid, 17)
“Cennette bir hurma ağacı dikilir.”
Cabir’den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:
“Kim ‘Sübhânellâhi ve bihamdihî’ (Allah’a hamd eder olduğum halde O’nu noksanlıklardan tenzih ederim.) derse; onun için Cennette bir hurma ağacı dikilir.’’(Sünen-i Tirmizî, Kitabu’d-Daavat, 60)
Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki:
“Kim, ‘Sübhânellâhi ve bihamdihî’ – “Allah’ı hamdiyle tesbih ederim” derse denizin köpükleri kadar bile günahı olsa bağışlanır.” (Buhârî, Deavat: 27; Müslim, Zikr: 17)
Sübhanallahi ve bihamdihi sübhanallahi’l Azim
سُبْحَانَ اللَّهِ وَبِحَمْدِهِ سُبْحَانَ اللَّهِ العَظِيمِ
Sübhanallahi ve bihamdihi sübhanallahi’l Azim
Günde 100 defa “sübhânallâhi ve bi-hamdihî”
Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafa sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur:
“Bir kimse günde yüz defa “Sübhânallâhi ve bi-hamdihî” derse, onun günahları deniz köpüğü kadar bile olsa hepsi bağışlanır.”
En kıymetli, en sevaplı tesbih ve zikir
“Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e ‘sözlerin en faziletlisi hangisidir’ diye soruldu. Şöyle buyurdu: Allâh’ın melekleri ve kulları için seçtiği سُبْحَانَ اللَّهِ وَبِحَمْدِهِ sözüdür.” (Sahih Hadis) Müslim (2731); Tirmizî (3594)
Başka bir rivâyet ise şöyledir:
“Allâh’a sözlerin en sevimlisi سُبْحَانَ اللَّهِ وَبِحَمْدِهِ sözüdür.” (Sahih Hadis) Müslim (2731); Ahmed (21429)
Kim Bayram günü 300 defa :
Bayram Günü 300 defa “Subhanallahi ve Bihamdihi” okumanın fazileti
“Sübhanallahi ve bihamdihi” der ve bunu Müslümanların ölülerine hediye ederse;her mü’minin kabrine bin nur girer ve o kişi vefat ettiği zaman Allahü Teala kendisinin kabri için de bin nur verir.” (Taberani,Meu’cemü’l-Evsat,1/357)
Sübhânallâhi ve bi-hamdihî Sübhânallâhi’l-azîm Zikrinin Fazileti ve Önemi
Sübhânallah ne demek? Sübhânallâhi ve bi-hamdihî, Sübhânallâhi’l-azîm zikrinin fazileti ve önemi nedir?
Sahîh-i Müslim’de Ebû Hüreyre -radıyallâhu anh- rivâyetiyle, Server-i Âlem -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz şöyle buyuruyorlar:
“İki kelime vardır ki; lisanda hafif, terazide ağır, Allah Teâlâ’nın yanında çok sevgilidir. Bu iki kelime;
سُبْحانَ اللّٰهِ وَبِحَمْده۪ سُبْحَانَ اللّٰهِ الْعَظِيمِ
«Sübhânallâhi ve bi-hamdihî, Sübhânallâhi’l-azîm»dir.”
Bu iki kelimeyi her mü’min her zaman söylemeli ve mânâlarını kalbinde saklamalıdır. Çünkü bu iki kelimenin içinde mübârek ilimler ve derin mânâlar vardır.
«Sübhânallah» demek; “Ey Allâh’ım! Sen bütün ayıplardan ve bütün noksan sıfatlardan münezzehsin, berîsin. Sen’de hiçbir ayıp, kusur ve noksanlık yoktur. Bozuk inançlardan ve itikādı bozuk olanların itikādından Sana sığınırım.” demektir.
«Ve bihamdihî» demekle; dünyadaki bütün mahlûkata bütün nimetleri yaratıp gönderen Allah Teâlâ’nın, noksan sıfatlardan berî olduğu gibi, bütün kâmil ve olgun sıfatlarla muttasıf olduğu söylenmiş olur.
Mîzânın her bir kefesi gökyüzü kadar büyüktür. Keremi, ihsanı bol olan Allah Teâlâ; bu kadar büyük bir mîzan kefesini dolduracak kadar sevap vermeyi va‘detmiştir.
BUNU DOLDURMAYA KİMİN GÜCÜ YETER?
Nitekim, rivâyet olunur ki; Şuayb -aleyhisselâm- bir münâcâtında, Allah Teâlâ’dan kendisine mîzânı göstermesini niyaz etti. Allah Teâlâ da gösterdi. Şuayb -aleyhisselâm- mîzânın büyüklüğünü görünce;
“–Yâ Rabbi! Bunu doldurmaya kimin gücü yeter?” dedi.
Kerîm ve Rahîm olan Rabbi’l-Âlemîn;
“–Yâ Şuayb! Kulumun bir kerecik; «Sübhânallâhi ve bi-hamdihî» demesi ile sevap kefesini ağzına kadar doldururum.” buyurdu.
Ey kardeş! Samimiyetle dilini zikirle meşgul et… Mîzânını sevaplarla doldur…
Yine Sahîh-i Müslim’de, Sultânü’l-enbiyâ -aleyhissalâtü vesselâm- Efendimiz’in zevcelerinden Cüveyriye -radıyallâhu anhâ- anlatır:
Peygamber -aleyhisselâm- bir gün sabah namazını kıldıktan sonra, erkenden evden çıktı. Kuşluk vakti tekrar eve döndü. Dönünce;
“–Yanından ayrıldığımdan beri hep burada oturup zikirle mi meşgul oldun?” diye sordu. O da;
“–Evet.” diye cevap verdi. Bunun üzerine Peygamber -aleyhisselâm- şöyle buyurdu:
“–Senin yanından ayrıldıktan sonra üç defa söylediğim şu dört cümle, senin sabahtan beri söylediğin zikirlerle tartılacak olsa, sevap bakımından onlara eşit olur: Sübhânallâhi ve bi-hamdihî adede halkihî ve rızâ nefsihî ve zinete arşihî ve midâde kelimâtihî:
Yarattıkları sayısınca, kendisinin hoşnut olduğunca, Arş’ının ağırlığınca ve bitip tükenmeyen kelimeleri adedince ben Allâh’ı ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve O’na hamdederim.” (Müslim, Zikir, 79)
Şimdi, müslümanların bu tesbîhi dillerinden düşürmeyip çok sevap kazanmaları lâzımdır.
Ey kardeş! Sakın bu fırsatı kaçırma ve şeytana mağlûp olma!..
Siz Her Gün Bin Sevap Kazanmaktan Âciz misiniz?
Ne fırsatlar var. İşte bir başka fırsat:
Sa‘d bin Ebî Vakkas -radıyallâhu teâlâ anh- anlatır:
Hazret-i Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem-’in yanında oturuyorduk. Buyurdular ki:
“–Siz her gün bin sevap kazanmaktan âciz misiniz?”
Bir kimse sordu:
“–Yâ Rasûlâllah! Bin sevap nasıl kazanılır?”
Buyurdular ki:
“–Yüz kere «Sübhânallah» diyene bin sevap yazılır. Yahut bin günahı affolunur.” (Müslim, Zikir, 37)
Müjdeler olsun o mü’mine ki; her gün, her gece Allah Teâlâ’yı zikreder. Allâh’ı zikretmenin, O’nu tâzim için kıyâm etmenin kıymetini ifade sadedinde şu temsili anlatırlar:
İBRETLİK KISSA
Gölgesi ağaca demiş ki:
“–Biz ikimiz arkadaşız. Beraber dünyaya geldik, beraber büyüdük. Daima güneşle aramızda perde olup, onun yüzünü görmeme mâni olmak sana yakışır mı? Ne zaman ki, güneş benim tarafıma meyletse, sen aramıza giriyorsun. Niçin böyle yapıyorsun?”
Ağaç da demiş ki:
“–Hâşâ, ben sana mâni değilim. Benim güneşi görmem, gece ve gündüz ayakta olup Allah Teâlâ’yı zikretmem sebebiyledir. Sen ise daima yan gelip yatarsın. Bu hâlinle güneşi nasıl görürsün?”
Ey kardeş! Gözünü aç. Hak Teâlâ’nın kudreti her şeyde görülüyor. Dilini ve kulağını kötü şeylerden koru ki, Allah Teâlâ’ya yakın olasın.
Sahîh-i Müslim’de Ebû Zer -radıyallâhu anh-’tan rivâyet olunur. Rasûlullah Efendimiz buyurmuşlar ki:
“Her birinizin her bir eklemi (ve kemiği) için bir sadaka gerekir. Binâenaleyh her tesbih sadakadır, her hamd sadakadır, her tehlil sadakadır, her tekbir sadakadır. İyiliği tavsiye etmek sadakadır, kötülükten sakındırmak sadakadır. Kulun kuşluk vakti kılacağı iki rekât namaz bütün bunları karşılar.” (Müslim, Müsâfirîn, 84)
Âdem -aleyhisselâm- dedi ki:
“–Yâ Rabbî! Benim çalışıp kazanmak ile meşgul olmamı irade ettin. Öyleyse bana bir kelime öğret ki, bütün hamdleri içine alsın ve bütün tesbihlerin yerini tutsun.”
Hak Teâlâ vahiy gönderdi:
“Yâ Âdem! Sabah ve akşam üç kere şunu söyle:
Elhamdülillâhi Rabbi’l-Âlemîn. Hamden yüvâfî niamehû ve yükâfî mezîdeh.”
Bu söz bütün hamdleri ve tesbihleri şâmildir.
Şeyh Yahya bin Muâz-ı Râzî -rahmetullâhi aleyh- münâcâtında şöyle yakarıyordu:
“Yâ Rabbî! Bütün ibâdetleri yapsam, karşılığında hiçbir sevap vermesen ağzımı açıp bir şey diyemem!
Yâ Rabbî! Kıyâmet günü, günahlarımdan sual edersen; «Rahmet hazinelerin nerededir?» derim.
Eğer beni yabancılarla birlikte cehenneme koyarsan, orada Sen’in muhabbetinden söz ederim.”
Şeyh Yahya Hazretleri bu şekilde münâcâtını bitirince bir ses duydu:
“Ey Yahya! Hak celle ve alâ, dostlarını düşmanlarından ayırır. Onları müşâhede-i cemal ile şereflendirir.”
Derhâl evden çıkıp şehre vardı ve feryâda başladı:
“Ne kadar günahkâr isem de, O’nun rahmetinden ümitsiz değilim. Ben O’nu dost tutarım. O beni dost tutar.”
Naklederler ki; fâsık ve fâcir bir kimse, bir gün hasta oldu. Öleceğinin yaklaştığını anladı. Amel defterinde bir iyilik göremeyip hep günahlarla dolu olduğunu müşâhede etti.
Cân u gönülden bir; «Âh!» etti ve dedi ki:
Bir günâh etse kişi bin bir gün âh etmek gerek,
Bin günâhım var, İlâhî, bir gün âhım yok benim…
Ey dünyanın ve âhiretin sahibi! Affet şu fakir kulunu ki ne dünyası vardır, ne âhireti…”
Bu şekilde can verdi. Akşam oldu. Basra sakinleri rüyalarında gördüler ki, filân yerde bir velî vefat etti. Kim onun cenâze namazını kılarsa, bütün günahları affolup, cümle ibâdetleri kabul olur. (Altıparmak Tarihi)
Merhamet et bize yâ Rabbi, o gün,
Günahlarımıza bakma yâ Rabbî!
Îmân ehline Sen; «Dostum!» diyorsun. (el-Bakara, 257)
Dostlarını nârda yakma yâ Rabbî! (Gülzâr-ı İrfan)
Sübhânallahi ve bi-hamdihî, estağfirullâh ve etûbü ileyh ne demek? Sübhânallahi ve bi-hamdihî, estağfirullâh ve etûbü ileyh zikrinin anlamı ve fazileti nedir?
Âişe radıyallahu anhâ şöyle dedi:
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem vefatından önce sık sık “Sübhânallahi ve bi-hamdihî, estağfirullâh ve etûbü ileyh: Ben Allah’ı ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve O’na hamdederim. Allah’tan beni bağışlamasını diler ve günahlarıma tövbe ederim” derdi. (Buhârî, Ezân 123, 139; Müslim, Salât 218-220)
Hadisi Nasıl Anlamalıyız?
Sübhânallahi ve bi-hamdihî zikrinin önemini Resûl-i Ekrem Efendimiz muhtelif ifadelerle dile getirmiştir. Bu zikrin “Allah’ın en çok hoşlandığı söz” olduğunu söylemiştir. “Bir kimse günde yüz defa sübhânallahi ve bi-hamdihî derse, onun günahları deniz köpüğü kadar bile olsa hepsi bağışlanır” buyurmuştur. Yine sübhânallahi ve bi-hamdihî diyen kimseye “Cennette bir hurma ağacı dikileceğini” müjdelemiştir.
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’in Rabbine kavuşacağını bildiği günlerde bu zikri dilinden düşürmemesi, onun önemini göstermeye yeterlidir.
Nebiyy-i Muhterem Efendimiz, hem tesbihi hem hamdi hem de tövbe ve istiğfârı ihtiva eden bu zikri, Mekke’nin fethinden sonra kıldığı namazlarda, özellikle bu namazların rükû ve secdesinde çokça okumaya başlamıştı. Hz. Âişe bunun sebebini sordu. Peygamber aleyhisselâm da “Rabbim bana ümmetimde bir alâmet göreceğimi, onu gördüğüm zaman bu zikri çokça söylememi emretmişti. Ben de alâmeti gördüm” buyurdu. (Müslim, Salât 220) Demek oluyor ki, Resûl-i Ekrem Efendimiz Mekke’nin müslümanların eline geçmesinden, Müslümanların düşmanları karşısında büyük bir zafer kazanmasından ötürü Allah’a şükrünü, hamdini ifade ediyordu. Bunu ona, “İzâ câe nasrullâhi ve’l-feth” diye başlayan 110. Nasr sûresini göndermekle Cenâb-ı Hak emretmiş ve “Allah'ın yardımı ve zaferi gelip de insanların bölük bölük Allah'ın dinine girmekte olduklarını gördüğün vakit, Rabbine hamdederek O'nu tesbih et ve O'ndan mağfiret dile. Çünkü O, tövbeleri çok kabul edendir” buyurmuştu.
Nasr sûresinin nâzil olmasının bir başka mânası da Bu sûre Resûl-i Ekrem’e vefatının yaklaştığını da haber vermesiydi. İşte bu sebeple Allah'ın Resûlü, hadisimizde Hz. Âişe annemizin de dediği gibi, vefatından önce Rabbine bol bol hamdediyor, O’nu tesbih ediyor, O’ndan bağışlanma diliyordu.
Hadisten Öğrendiklerimiz
1. Resûlullah Efendimiz vefatının yaklaştığını öğrenince, Cenâb-ı Hakk’ın emrine uyarak, hadisimizde geçen zikri bol bol söylediği gibi, biz de belli bir yaştan sonra dünyaya vedâ etme zamanının yaklaştığını daha çok düşünmeli ve bu zikri daha çok okumalıyız.
2. Peygamber-i Zîşân Efendimiz bizim biricik örneğimizdir. Onun izinden gitmeli, yaptığını yapmalıyız.
Hadisle müjdelenen Allah'ın (c.c) en çok hoşlandığı söz...
Ebû Zer radıyallahu anh şöyle dedi:
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bana:
“Allah’ın en çok hoşlandığı sözü sana bildireyim mi? Allah’ın en çok hoşlandığı söz, sübhânallahi ve bi-hamdihî demektir”, buyurdu. (Müslim, Zikir 85)
Hadisi Nasıl Anlamalıyız?
1411 numaralı hadisteki iki cümleden ibaret zikrin birinci cümlesi bu idi. Yanından ayrılmayan bazı fakir sahâbîleri böyle müjdelerle sevindirdiğini bildiğimiz Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem, Müslim’deki rivayetten öğrendiğimize göre, Ebû Zerr’e:
- “Allah’ın en çok hoşlandığı sözü sana bildireyim mi?” diye sorduğu zaman, Ebû Zer:
- Yâ Resûlallah! Allah’ın en çok hoşlandığı sözü bana bildir, diye sevinmişti. “Ben Allah’ı ulûhiyyet makamına yakışmayan sıfatlardan tenzih eder ve O’na hamdederim” anlamındaki bu son derece muhtevalı zikri herhalde Ebû Zer radıyallahu anh bir daha dilinden bırakmamıştır. Ebû Zerr’in Sahîh-i Müslim’deki diğer rivayetine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’e:
- Hangi söz (zikir) daha faziletlidir? diye sorulmuştu. Bunun üzerine Resûl-i Ekrem Efendimiz:
- Allah’ın melekleri veya kulları için seçtiği sübhânallâhi ve bi-hamdihî (Allah'a hamd ederek onu noksanlıklardan tenzih ederim) sözüdür, buyurmuştu (Müslim, Zikr 84).
Şüphesiz zikirlerin en üstünü Allah’ın kelâmı olan Kur'ân-ı Kerîm’dir. Onu okumak ve hele mânasını anlamaya çalışmak suretiyle okumak insana daha fazla sevap kazandırır. Hadîs-i şerîflerde geçen zikirleri Peygamber Efendimiz’e Cenâb-ı Hakk’ın öğrettiğinde şüphe yoktur. Hadisimizin diğer rivayetinde geçen “Allah’ın melekleri veya kulları için seçtiği” zikir sözü de bunu göstermektedir. Öyle de olsa, bu zikirleri, sevap bakımından Kur'ân-ı Kerîm ile mukayese etmek mümkün değildir. Bununla beraber insan her zaman Kur’an okuyamaz. İşte bu sebeple bir kimse yakaladığı fırsatları değerlendirmeli, bir iki defa söylemekten ibaret bile olsa Resûlullah’ın öğrettiği zikirleri tekrarlamalıdır.
Hadisten Çıkarmamız Gereken Dersler
Bazı zikirlerin Allah Teâlâ’yı daha çok hoşnut ettiği anlaşılmaktadır. Bu sebeple onları daha fazla okumaya çalışmalıdır.
Sübhânallahi ve bi-hamdihî zikri en makbûl zikirlerden biridir.
Kabîsa b. Muharik anlatıyor: Bir gün Hz. Peygamber (a.s.m)'e gittim. “Ey Kabîsa! Seni buraya getiren sebep nedir?” diye sordu. Ben de: “Yaşım ilerledi, kemiklerim inceldi, bu sebeple Allah’ın beni faydalandıracağı bir şeyi bana öğretmen için sana geldim.” dedim. (Şöyle buyurdu):
“Ey Kabîsa! (Şu dediklerimi yaparsan), yanından geçtiğin her bir taş, ağaç ve toprak parçası mutlaka senin için Allah’tan bağışlamanı dilerler. Ey Kabîsa! Sabah namazını kıldıktan sonra, üç defa ‘Subhanellahi’l-azîm ve bi hamdihi’ duasını okuduğun zaman, körlükten, cüzamdan ve felçten muaf olacaksın. Ey Kabîsa! De ki: ‘Allah’ım! Ben senin nezdinde bulunan(lütfun)dan isterim. Üzerime ikramlarından akıt, rahmetinden üstüme yay ve üzerime bereketlerinden indir.” (Cem’ul-Fevaid, 1/20; Kandehlevi, Hayatu’s-Sahabe, 3/431)
Ebû Hüreyre'den: Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:
"İki söz vardır ki onlar dile hafiftirler, terazide ağırdırlar; Rahman olan Allah'a sevimlidirler, bunlar:
'Sübhânellâhi ve bihamidihî, Sübhânellâhil'azîmi./ Allah'a hamd ederek onu noksanlıklardan tenzih ederim, Yüce Allah'ı tenzih ederim.'." (Buhari, Kitâbu'd-Daavât, 65)
Ebü Zer'den (Radıyallahu Anh) bize rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Resûlüllah Sallallahu Aleyhi ve Sellem bana şöyle buyurdu:
"Allah katında en sevimli olan sözü sana bildireyim mi? Allah'a en sevimli olan söz: 'Sübhânellâhi ve bihamdihî'dir."
Ve bir rivayette de: Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem'e soruldu, hangi söz daha faziletlidir? Peygamber buyurdu: "Allah Tealâ'nın melekleri için yahud kulları için seçtiği şu sözdür: Sübhânellâhi ve bihamdihî / (Allah'a hamd ederek onu noksanlıklardan tenzih ederim)." (Müslim, Mesacid, 17)
Cabir'den (Radıyallahu Anh) rivayet edildiğine göre, Peygamber Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmuştur:
"'Kim Sübhânellâhi ve bihamdihî / Allah'a hamd eder olduğum halde onıı noksanlıklardan tenzih ederim' derse; onun için cennette bir hurma ağacı dikilir.’’ (Sünen-i Tirmizî, Kitabu'd-Daavat, 60)
Ebû Hüreyre (r.a.)’den rivâyete göre, Rasûlullah (s.a.v.) buyurdular ki:
“'Kim, Allah’ı hamdiyle tesbih ederim.' derse denizin köpükleri kadar bile günahı olsa bağışlanır." (Buhârî, Deavat: 27; Müslim, Zikr: 17)
|
|
|
| "Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm" ne demektir? |
|
Posted by: YamanTunca - 03-08-2026, 09:21 PM - Forum: Dua&Zikir
- No Replies
|
 |
"Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm" ne demektir?
"Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm" ne demektir? Nerelerde okunur, anlamı, arapça metni, türkçe okunuşu ve fazileti ile ilgili hadisler...
Türkçe Okunuşu: “Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm”
Anlamı: “Güç ve kuvvet, sadece Yüce ve Büyük olan Allah Teâlâ’nın yardımıyladır.”
"Lâ Havle Velâ Kuvvete İllâ Billâh" duası ayet midir?
Asıl söyleniş şekli: Lâ Havle Velâ Kuvvete İllâ Billâh'tır (Buharî, Ezan, 7; Müslim, Salât, 12).
Kur'ân-ı Kerim'de ise: "Lâ Kuvvete İllâ Billâh" şeklinde geçmektedir (el-Kehf,18/39).
Lafız itibariyle kısa fakat anlam itibariyle çok kapsamlı olan bir zikir ve duâ cümlesi olup Peygamberimizin ifadesiyle "Cennet'in hazinelerinden bir hazinedir" (Tirmizî, Daavât, 57, 119).
Bu kısa ve özlü cümle, müezzin ezan okurken, namazlardan sonra, bir yolculuk esnasında, yolculuk dönüşünde veya yapılan herhangi bir hayırlı iş ve amelden sonra veyahut da herhangi bir zaman ve mekâna bağlı olmaksızın uygun olan her yer ve zamanda bizzat Peygamber Efendimiz tarafından okunmuş ve Ashâba da tavsiye edilmiştir.
Fazileti ile İlgili Hadis-i Şerif:
Ebû Musa el-Eş’arî -radıyallahu anh-’dan rivayete göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hazretleri Hayber Gazâsı’na giderken maiyyetinde bulunan ashâb-ı kiram bir vadiye vardıkta yüksek sesle tekbîr ve tehlîl ederek bağıra bağıra zikrullah etmeye başladılar. Rasûlullah -sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem- Hazretleri:
“– Kendinize rıfk u merhamet ediniz. Zîra siz ne sağıra, ne de gâibe duâ ediyorsunuz. Ancak her şeyi hakkıyle işiten ve size sizden yakin olan Allah’a duâ ediyorsunuz. Ve Allahü Teâlâ Hazretleri siz nerede olursanız berâberinizdedir” buyurdu. (Buhârî, Cihâd, 131; Müslim, Zikir, 44)
Ebû Musa diyor ki: O esnada ben, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Hazretlerinin hayvanının arkasında Zât-ı risâletpenâhîleriyle birlikte beraberdim.
Ve lisânımla لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ اِلَّا بِااللّٰهِ diyordum. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-Hazretleri bana hitaben:
“– Ey Abdullah bin Kays” buyurdu. Ben de icabetle:
“– Lebbeyk yâ Rasûllallah” dedim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Hazretleri bana hitaben:
“– Ben sana cennet-i a’lânın hazînelerinden bir hazîneye delâlet edeyim mi?” buyurunca ben hemen:
“– Babam ve anam sana feda olsun yâ Rasûlallah! Evet irşâd ediniz” dedim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Hazretleri:
لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ اِلَّا بِااللّٰهِ
“Ma’sıyetten sakınmak ve tâat ve ibâdetlerde kuvvet ve kudret ancak Allah Teâlâ Hazretleri’nin tevfık-i Rabbâniyyesi ve irâde-i Sübhâniyyesiyledir.” buyurdu. (Buhârî, Megazi, 38)
Yâni “Cümle âlemin müdebbir-i hakîkisi ve mutasarrıfı, hepsinin hâlıkı olan Allah -sübhânehû ve teâlâ- Hazretleri’dir” demektir.
“Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh” nedir veyahut ne demektir? “Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh” zikrinin fazileti ile ilgili hadis-i şerif.
Ebû Mûsâ radıyallahu anh şöyle dedi:
Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem bana hitâben:
- “Cennet hazinelerinden bir hazineyi sana bildireyim mi?” buyurdu. Ben de:
- Evet, Yâ Resûlallah, bildir, dedim. Şöyle buyurdu:
- “Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh: Günahtan kaçacak güç, ibadet edecek kuvvet ancak Allah’ın yardımıyla kazanılabilir.” (Buhârî, Megâzî 38, Daavât 50, Kader 7, Tevhîd 9; Müslim, Zikir 44-46. Ayrıca bk. Ebû Dâvûd, Vitir 26; Tirmizî, Daavât 3, 58; İbni Mâce, Edeb 59)
Hadisin Açıklaması
Bu hadîs-i şerîfin hoş bir hikâyesi vardır. Bilindiği üzere bir hadisin Efendimiz (s.a.s.) tarafından söylenmesine sebep olan hâdiseye sebeb-i vürûd denir. Hayber Gazvesi dönüşünde ashâb-ı kirâm efendilerimiz bir tepeye çıktıklarında veya bir vâdiye indiklerinde içlerinden gelen bir coşkuyla ve var güçleriyle Allahü ekber diye tekbir, lâ ilâhe illallah diye tehlil getiriyorlardı. Medine’yi görünce, belki de sevinip heyecanlandıkları için “Allahü ekber Allahü ekber, lâ ilâhe illallahu vallâhü ekber” dedikleri de belirtilmektedir. Gördüğü her yanlışı hemen düzelterek sahâbîlerine doğru olanı öğreten Efendimiz (s.a.s.): “Ey İnsanlar!” diye seslendikten sonra, “Kendinize acıyın. Siz ne sağıra sesleniyorsunuz ne de yanınızda bulunmayan birine. Sizi çok iyi duyan ve yanınızda bulunan birine dua ediyorsunuz. O sizinle beraberdir” buyurdu.
Hadisimizin râvisi Ebû Mûsâ el-Eş’arî hazretleri Resûlullah (s.a.s.) Efendimiz’in bindiği hayvanın arkasında bulunuyor, o da içinden, bazı rivayetlere göre ise Efendimiz’in (s.a.s.) duyacağı bir sesle “lâ havle velâ kuvvete illâ billâh” diyordu. Peygamber (s.a.s.) Efendimiz ona iltifat buyurarak, hadîs-i şerîfte okuduğumuz şekilde kendisiyle sohbet etti.
“Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh” zikrini, kötülüklerden korunmak, iyilik yapmaya güç yetirmek ancak Allah’ın yardımıyla mümkün olur” diye de tercüme etmek mümkündür. Kısaca havkale diye de ifade edilen bu cümle, Allah istemedikçe insanın en küçük bir hareket yapamayacağını, bir halden bir başka hale geçemeyeceğini, hatta zihninden bir fikri geçiremeyeceğini pek güzel ifade etmektedir.
Efendimiz (s.a.s.) bu zikrin “cennet hazinelerinden bir hazine” olduğunu söylemekle, sevabının çokluğunu ve bunu söyleyen kimse için o sevabın cennette biriktirildiğini anlatmak istemiş olabileceği gibi, insanların gözünde defineler, hazineler nasıl değerli ise herkesin önemini görüp farkedemediği bu zikir de öylesine değerlidir demek istemiş olabilir.
Hadisten Öğrendiklerimiz
Allah’ı zikrederken veya dua ederken sesi fazla yükseltmemek gerekir.
Allah insana şah damarından daha yakın olduğuna göre, O’nu anarken ölçülü olmalıdır.
Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh zikrini çokca tekrarlamalıdır.
Ezan Okunurken Söylenir
Ömer b. Hattâb (r.a), bu cümle ile ilgili olarak şöyle demiştir.
"Rasûlullah (s.a.s): Müezzin Allahu Ekber, Allahu Ekber" dediği vakit sizden biriniz Allahu Ekber, Allahu Ekber" der; sonra müezzin "Eşhedü en lâ ilâhe illallah"dediği vakit o da "Eşhedü en lâ ilahe illâllah" derse, sonra müezzin Eşhedü enne Muhammeden Rasûlullah" dediği vakit, o da Eşhedü enne Muhammeden Rasûlullah" der. Müezzin "Hayye alessalâh" dediği vakit o da "Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh" der. Sonra müezzin "Hayye alelfelâh" dediği vakit o da "Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh" derse, sonra, Allahu Ekber, Allahu Ekber" dediğinde o da Allahu Ekber, Allahu Ekber" derse, sonra müezzin Lâ ilâhe illallah"dediği vakit, o da bütün kalbiyle La ilâhe illallah" derse, Cennete girer "buyurdular" (Müslim, Salât, 12).
Namazın Sonunda Söylenir
Ashabdan Abdullah İbn Zübeyr, her namazın sonunda, selâm verdiği vakit, şöyle derdi:
"Allah'dan başka hiç bir ilâh yoktur. Yalnız O vardır. Şeriki yoktur; mülk O'nundur, hamd da O'na mahsustur. Hem O, her şeye kâdirdir. Güç ve kuvvet ancak Allah'a mahsustur (Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh). Allah'dan başka hiç bir ilâh yoktur. Biz de ancak O'na ibâdet ederiz. Nimet O'nun, fazilet O'nun, güzel senâ(övgü) da O'nundur. Kâfirler patlasa da, dinde samimi olarak Allah'dan başka ilâh yoktur deriz." İbn Zübeyr: "Rasûlullah (s.a.s), her namazın sonunda bunlarla tehlil yapardı"demiştir (Müslim, Mesacid, 139).
Evden Çıkarken Okunur
Enes b. Mâlik tarafından rivâyet edilen bir hadiste Hz. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
"Evinden çıkarken ,şu duâyı okuyan kişiye bu duâ kâfidir. O adam muhafaza altına alınır. Şeytan da o adamdan uzaklaşıp bir kenara çekilir. O duâ: Bismillâhi tevekeltü alallâhi lâ havle velâ kuvvete illâ billâh'tır" (Tirmizi, Daavât, 34).
Hacerül Esved Karşısında Okunur
"Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh" duâsının okunduğu bir başka yer de Hacerül-Esved'in karşısıdır (İbn Mâce, Hacc, 32).
"Lâ Havle Velâ Kuvvete İllâ Billâh" duası ayet midir?
Asıl söyleniş şekli: Lâ Havle Velâ Kuvvete İllâ Billâh'tır (Buharî, Ezan, 7; Müslim, Salât, 12).
Kur'ân-ı Kerim'de ise: "Lâ Kuvvete İllâ Billâh" şeklinde geçmektedir (el-Kehf,18/39).
Lafız itibariyle kısa fakat anlam itibariyle çok kapsamlı olan bir zikir ve duâ cümlesi olup Peygamberimizin ifadesiyle "Cennet'in hazinelerinden bir hazinedir" (Tirmizî, Daavât, 57, 119).
Bu kısa ve özlü cümle, müezzin ezan okurken, namazlardan sonra, bir yolculuk esnasında, yolculuk dönüşünde veya yapılan herhangi bir hayırlı iş ve amelden sonra veyahut da herhangi bir zaman ve mekâna bağlı olmaksızın uygun olan her yer ve zamanda bizzat Peygamber Efendimiz tarafından okunmuş ve Ashâba da tavsiye edilmiştir.
La Havle ve La Kuvvete İlla Billahil Aliyyil Azim duası ile ilgili hadisler
Ebû Musa el-Eş’arî -radıyallahu anh-’dan rivayete göre Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Efendimiz Hazretleri Hayber Gazâsı’na giderken maiyyetinde bulunan ashâb-ı kiram bir vadiye vardıkta yüksek sesle tekbîr ve tehlîl ederek bağıra bağıra zikrullah etmeye başladılar. Rasûlullah -sallallahu teâlâ aleyhi ve sellem- Hazretleri:
“– Kendinize rıfk u merhamet ediniz. Zîra siz ne sağıra, ne de gâibe duâ ediyorsunuz. Ancak her şeyi hakkıyle işiten ve size sizden yakin olan Allah’a duâ ediyorsunuz. Ve Allahü Teâlâ Hazretleri siz nerede olursanız berâberinizdedir” buyurdu. (Buhârî, Cihâd, 131; Müslim, Zikir, 44)
Ebû Musa diyor ki: O esnada ben, Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Hazretlerinin hayvanının arkasında Zât-ı risâletpenâhîleriyle birlikte beraberdim.
Ve lisânımla لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ اِلَّا بِااللّٰهِ diyordum. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem-Hazretleri bana hitaben:
“– Ey Abdullah bin Kays” buyurdu. Ben de icabetle:
“– Lebbeyk yâ Rasûllallah” dedim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Hazretleri bana hitaben:
“– Ben sana cennet-i a’lânın hazînelerinden bir hazîneye delâlet edeyim mi?” buyurunca ben hemen:
“– Babam ve anam sana feda olsun yâ Rasûlallah! Evet irşâd ediniz” dedim. Rasûlullah -sallallahu aleyhi ve sellem- Hazretleri:
لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ اِلَّا بِااللّٰهِ
“Ma’sıyetten sakınmak ve tâat ve ibâdetlerde kuvvet ve kudret ancak Allah Teâlâ Hazretleri’nin tevfık-i Rabbâniyyesi ve irâde-i Sübhâniyyesiyledir.” buyurdu. (Buhârî, Megazi, 38)
Yâni “Cümle âlemin müdebbir-i hakîkisi ve mutasarrıfı, hepsinin hâlıkı olan Allah -sübhânehû ve teâlâ- Hazretleri’dir” demektir.
Lâ Havle ve Lâ Kuvvete İllâ Billâhil Aliyyil Azîm söylenir, okunur?
Ezan Okunurken Söylenir
Ömer b. Hattâb (r.a), bu cümle ile ilgili olarak şöyle demiştir.
"Rasûlullah (s.a.s): Müezzin Allahu Ekber, Allahu Ekber" dediği vakit sizden biriniz Allahu Ekber, Allahu Ekber" der; sonra müezzin "Eşhedü en lâ ilâhe illallah"dediği vakit o da "Eşhedü en lâ ilahe illâllah" derse, sonra müezzin Eşhedü enne Muhammeden Rasûlullah" dediği vakit, o da Eşhedü enne Muhammeden Rasûlullah" der. Müezzin "Hayye alessalâh" dediği vakit o da "Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh" der. Sonra müezzin "Hayye alelfelâh" dediği vakit o da "Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh" derse, sonra, Allahu Ekber, Allahu Ekber" dediğinde o da Allahu Ekber, Allahu Ekber" derse, sonra müezzin Lâ ilâhe illallah"dediği vakit, o da bütün kalbiyle La ilâhe illallah" derse, Cennete girer "buyurdular" (Müslim, Salât, 12).
Namazın Sonunda Söylenir
Ashabdan Abdullah İbn Zübeyr, her namazın sonunda, selâm verdiği vakit, şöyle derdi:
"Allah'dan başka hiç bir ilâh yoktur. Yalnız O vardır. Şeriki yoktur; mülk O'nundur, hamd da O'na mahsustur. Hem O, her şeye kâdirdir. Güç ve kuvvet ancak Allah'a mahsustur (Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh). Allah'dan başka hiç bir ilâh yoktur. Biz de ancak O'na ibâdet ederiz. Nimet O'nun, fazilet O'nun, güzel senâ(övgü) da O'nundur. Kâfirler patlasa da, dinde samimi olarak Allah'dan başka ilâh yoktur deriz." İbn Zübeyr: "Rasûlullah (s.a.s), her namazın sonunda bunlarla tehlil yapardı"demiştir (Müslim, Mesacid, 139).
Evden Çıkarken Okunur
Enes b. Mâlik tarafından rivâyet edilen bir hadiste Hz. Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
"Evinden çıkarken ,şu duâyı okuyan kişiye bu duâ kâfidir. O adam muhafaza altına alınır. Şeytan da o adamdan uzaklaşıp bir kenara çekilir. O duâ: Bismillâhi tevekeltü alallâhi lâ havle velâ kuvvete illâ billâh'tır" (Tirmizi, Daavât, 34).
Hacerül Esved Karşısında Okunur
"Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh" duâsının okunduğu bir başka yer de Hacerül-Esved'in karşısıdır (İbn Mâce, Hacc, 32).
Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm okumanın fazileti
"Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm" ifadesinin fazileti hakkında birçok hadis rivayet edilmiştir. Bunlardan bazıları şunlardır:
"Her kim günde yüz defa 'Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm' derse, günahları denizin köpükleri kadar da olsa bağışlanır." (Tirmizî, Da'avât, 82.)
"Her kim sabahleyin üç defa 'Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm' derse, o gün ona hiçbir şey zarar vermez." (Tirmizî, Da'avât, 82.)
"Her kim geceleyin üç defa 'Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm' derse, o gece ona hiçbir şey zarar vermez." (Tirmizî, Da'avât, 82.)
"Lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhil aliyyil azîm" ifadesi, Müslümanların sık sık zikretmesi gereken bir ifadedir. Bu ifade, Müslümanlara Allah'a tevekkül etmeyi, O'ndan yardım istemeyi ve O'na sığınmayı hatırlatır.
La havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim neye iyi gelir?
(Bismillâhirrahmânirrahim ve lâ-havle ve lâ-kuvvete illâ billâhil' aliyyil'azim) okumak, sinir hastalığına ve bütün sıkıntılara iyi gelir. Anlamı şöyledir: Güçlükte desteğim, sıkıntıda imdâdıma yetişen, her an görüp gözeten Rabbim, beni muhafaza et, sonsuz kudretinle, bana yardım eyle!
La havle vela kuvvete illa billah kaç kere okunur?
La havle vela kuvvete duasının okuma adeti hakkında alimlerimiz tarafından en yaygın okunma şekli 1000 kere okunmak şeklindedir.
La havle vela kuvvete illa billahil aliyyil azim namazda okunur mu?
Bu kısa ve özlü cümle, müezzin ezan okurken, namazlardan sonra, bir yolculuk esnasında, yolculuk dönüşünde veya yapılan herhangi bir hayırlı iş ve amelden sonra veyahut da herhangi bir zaman ve mekâna bağlı olmaksızın uygun olan her yer ve zamanda bizzat Peygamber Efendimiz tarafından okunmuş ve Ashâba da tavsiye etmiştir.
La havle vela kuvvete illa billah nasıl okunur?
Sübhânallâhi ve'l-hamdü lillâhi ve lâ ilâhe illallâhu vallâhu ekber. Ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billâhi'l-aliyyi'l-azîm" diyen, sonra da bağışlanmayı dileyen bağışlanır, dua edenin duası kabul edilir, abdest alanın (ve namaz kılanın namazı) makbul olur" (Buhârî, "Teheccüd", 21).
|
|
|
| "Hasbünallahu ve Nimel Vekil" ne demektir? fazileti, önemi, ilgili ayet ve hadisler.. |
|
Posted by: YamanTunca - 03-08-2026, 09:20 PM - Forum: Dua&Zikir
- No Replies
|
 |
Hasbünallahi Ve Nimel Vekil- Nimel Mevla Ve Nimen Nasir-Gufraneke Rabbena Ve ileykel Masir
"Hasbünallahu ve Nimel Vekil" ne demektir? Hasbünallahü ve Nimel Vekil'in anlamı nedir? Hasbünallahü ve Nimel Vekil ayeti hangi surede geçmektedir? Hasbünallahu ve Nimel Vekil'in fazileti, önemi, ilgili ayet ve hadisler...
Peygamber Efendimiz -sallâllâhu aleyhi ve sellem-'in en kritik anlarda, Hz. İbrahim -aleyhisselâm-'ın ateşe atılırken okuduğu "Hasbünallahü ve Nimel Vekil" duasıdır. Bu duanın sık sık okuması tavsiye olunmuştur.
Arapçası:
حَسْبُنَا اللَّهُ وَنِعْمَ الْوَكِيلُ
Okunuşu:
"Hasbünallahu ve Ni’mel Vekîl"
Anlamı:
“Allah bize yeter, O ne güzel vekildir”
Not: "Hasbüyallahu ve Ni’mel Vekîl" demek “Allah bana yeter, O ne güzel vekildir” demektir.
Hasbünallahü ve Nimel Vekil (Allah Bize Yeter, O Ne Güzel Vekildir) Duası
"Hasbünallahi Ve Nimel Vekil- Nimel Mevla Ve Nimen Nasir-Gufraneke Rabbena Ve ileykel Masir"
حَسْبُنَا اللَّهُ وَ نِعْمَ الْوَ كِيلُ نِعْمَ اْلمَوْلَى وَنِعْمَ النَّصِيرَ غُفْرَانَكَ رَبَّنَا وَإِلَيْكَ الْمَصِيرُ
Okunuşu: "Hasbünallahi Ve Nimel Vekil- Nimel Mevla Ve Nimen Nasir-Gufraneke Rabbena Ve ileykel Masir"
Anlamı: Allah bize yeter; o ne güzel vekildir, o ne güzel mevladır, o ne güzel yardımcıdır.
Rabbimiz! senden affını dileriz, zira dönüs, ancak Sana’dır.
Hasbünallahü ve Nimel Vekil ile İlgili Ayeti Kerime
“Bazı münâfık kişilerin müslümanlara ‘düşmanlarınız size hücum için hazırlandılar; aman onlardan sakının!’ demeleri, onların imanlarını bir kat daha arttırdı ve ‘Allah bize yeter, ne güzel vekildir O!’ dediler. Bunun üzerine onlara hiç bir zarar dokunmadan, Allah’ın nimet ve ikrâmlarıyla döndüler. Böylece Allah’ın rızâsına tâlip oldular. Allah büyük kerem sahibidir.” (Âl-i İmrân sûresi, 173-174)
Ayetle İlgili Açıklamalar
Rivâyetlere göre Küçük Bedir Gazvesi demek olan Bedr-i suğrâ’da Ebû Süfyân komutasındaki müşriklerle karşılaşmaya hazırlanan İslâm askerlerine bazı münâfıklar, Kureyş ve yandaşlarının büyük bir güç oluşturduklarını söyleyerek onları caydırmaya çalışmışlardı. Ne var ki bu haber, mü’minlerin Allah’a güvenlerini ve zafere olan inançlarını iyice pekiştirmiş ve kuvvetlendirmişti. “Allah bize yeter, düşmanın sayısı önemli değil!” şeklindeki teslimiyetleri Allah’ın rızâsını her şeyden önde tutmaları, en küçük bir sıkıntıya düşmeden başarılı olmalarını sağlamıştı. Zira Allah Teâlâ kendisine güvenenlerin güvenini asla boşa çıkarmaz.
Mü’minlerde bulunması gerekli olan, inançta tereddütsüzlük ve Allah’a sarsılmaz itimad, onların en büyük gücü ve başarılarının sırrıdır.
Hasbünallahü ve Nimel Vekil ile İlgili Hadis-i Şerif
Abdullah İbni Abbas radıyallahu anhümâ şöyle dedi:
“Allah bize yeter, o ne güzel vekildir” sözünü, ateşe atıldığında İbrahim aleyhisselâm söylemiştir. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem de bu sözü “Müşrikler size karşı toplandılar, başınızın çaresine bakınız!” dediklerinde söylemiştir. Nitekim bu haber müslümanların imanını arttırmıştı ve onlar hep birlikte “Allah bize yeter, o ne güzel vekildir” demişlerdi.
Buhârî’nin Abdullah İbni Abbas radıyallahu anhümâ’dan naklettiği bir başka rivayette Abdullah şöyle demiştir:
“Ateşe atıldığı zaman İbrahim aleyhisselâm’ın son sözü:
“Allah bana yeter, o ne güzel vekildir” demek olmuştur. (Buhârî, Tefsîrû sûre (3), 13)
Hadisle İlgili Açıklamalar
Büyük sahâbî Abdullah İbni Abbas’ın bu beyanlarından, tevekkülün en kısa ve kesin ifadesi olan “hasbünallahu ve ni’mel vekîl” sözünü Hz. İbrahim ve Hz. Peygamber (s.a.v)’in en kritik anlarda söylemiş olduklarını öğrenmekteyiz.
Hadiste söz konusu olan olayların ilki Hz. İbrahim’in, Nemrut tarafından mancınıkla ateşe atılmasıdır. İkincisi de İslâm tarihinde “Bedr-i suğra” (Küçük Bedir Savaşı) diye bilinen hadisedir. Her iki olaya da Kur’an-ı Kerim’de işaret buyurulmaktadır.
İbrahim aleyhisselâm’ın ateşe atılma olayı Kur’an-ı Kerîm’de tafsilatlı bir şekilde anlatılmaktadır [Enbiyâ sûresi (22), 51-70]. Ta baştan beri Allah’a tam bir güven içinde bulunan Hz. İbrahim en son anda, ateşe fırlatılırken de aynı itmi’nan ve güven ile “Allah bana yeter, ne güzel vekildir O!” teslimiyeti içinde sadece Allah’tan yardım beklediğini dile getiriyordu. Sonuç ise, gerçek tevekkülün akıllara hayret veren mutlu sonu idi: Kızgın ateşin serinlik veren bir ortama dönüşmesi... Çünkü Allah her şeye kâdirdir. Mesele O’na güvenmektedir.
Hz. Peygamber ile ilgili olaya ise Âl-i İmrân sûresinin 173. âyetinde işâret buyurulmaktadır. Uhud Savaşı’ndan sonra Ebû Süfyân, “Bir sene sonra Bedir’de buluşalım” demiş, Hz. Peygamber de “inşaallah” diye cevap vermişti. Vakit gelince Ebû Süfyân Mekke’li müşriklerden topladığı güçle Merru’z-zahran denilen yere kadar gelip ordugâh kurmuştu. Ancak kalbine düşen korku sonucu Mekke’ye geri dönmeye karar vermişti. Tam bu sırada Medine’ye gitmekte olan Nuaym İbni Mes’ud ve adamlarıyla karşılaştı. Henüz müslüman olmayan Nuaym’a;
- Al sana on deve! Medine’ye gittiğinde, büyük bir kuvvetle gelmişler, seni bekliyorlar, diye Muhammed’i korkut! demişti. Nuaym Medine’de Hz. Peygamber’i harb hazırlıkları içinde buldu. Ebû Süfyân’ın isteğini yerine getirerek:
- Ebû Süfyân, Mekkelileri toplayıp gelmiş, sizi bekliyor. Giderseniz hiçbiriniz geri dönemez! diye müslümanları korkutmak istedi. Başta Hz. Peygamber olmak üzere ashâb-ı kirâmın Allah’a iman ve güvenleri artmış ve “Allah bize yeter, ne güzel vekildir O!” demişler ve sözleşilen yere hareket etmişlerdi. Bedir mevkiine gelince düşmanın çoktan çekip gittiğini gördüler. Panayır süresinde orada kalıp ticaret yaptılar; sonra da Medine’ye döndüler.
İbn Abbas’ın bu rivayeti bir taraftan tevekkül ve yakîn’in, peygamberlerin hayatındaki yerini gösterirken, diğer taraftan onun fevkalâde yüksek bir seviye işi olduğuna dikkat çekmiş olmakta, bu seviyeyi kazanmaya teşvikte bulunmaktadır.
Evden Çıkarken Okunacak Dua:
Evden çıkarken en az üç def’a aşağıdak duânın okunması tavsiye olunmuştur.
بِسْمِ اللَّهِ حَسْبِيَ اللَّهُ تَوَكَّلْتُ عَلَى اللَّهِ لَا حَوْلَ وَلَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللهِ
Okunuşu:“Bismillahi, hasbiyallahu tevekkeltü alallah, lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah.”
Anlamı: “Allah’ın adıyla! Allah’a tevekkül ettim. Allah’a dayanmaktan başka kudret ve kuvvet yoktur.” (Ebû Dâvud, Edeb, 102-103)
Hasbünallahü ve Nimel Vekil Yazılı Çerçeveli Resimler
|
|
|
| Kelime-i Tevhid Zikrinin Anlamı ve Faziletleri - Arapça Türkçe Yazılışı |
|
Posted by: YamanTunca - 03-08-2026, 09:19 PM - Forum: Dua&Zikir
- No Replies
|
 |
Kelime-i Tevhid ve Anlamı
Kelime-i tevhid nedir? Kelime-i tevhidin okunuşu, anlamı ve faziletleri nelerdir? Kelime-i tevhid ile ilgili hadisler...
Kelime-i tevhîdi hayata hâkim kılmak çok önemlidir. Zîrâ kulların son hâli bu husustaki derece ve tatbikatlarına göre gerçekleşecektir.
KELİME-İ TEVHİD NEDİR?
Kelime-i Tevhîd, “Lâ ilâhe illallâh Muhammedü’r-rasûlullah” sözüdür.
Tevhîd; en kısa ifadesiyle “lâilahe illallah: Allah’tan başka ilah yoktur” demek ve bu inancın gereklerini tüm benliğiyle hissederek yasamaktır. Ancak tevhide ulaşmanın yolu, insanın öncelikle sâhip olduğu yanlış inançlardan kurtulmasıdır.
Kelime-i tevhidde “lâ” yani Allah’tan başka tüm ilahların nefyedilmesi gerçek tevhide erişmenin ilk şartı olarak zikredilmiştir. Dolayısıyla Resûlullah -sallallâhu aleyhi ve sellem- de risâlet vazifesine bu noktadan başlamıştır. Bütün bâtıl inançlar nefyedildikten sonra ise onun yerine sahîh akide “illallâh” ile yerleştirilmiştir.
İnanç esaslarını tebliğ eden peygambere imanın da Tevhid akidesinin bir rüknü olduğu unutulmamalıdır. Nitekim kelime-i tevhîdin ikinci kısmını “Muhammedun rasûlullah: Muhammed Allah’ın elçisidir” ifadesi teşkil eder. Zîrâ Kur’an-ı Kerîm’in Allah’a imandan sonra sık sık hatırlattığı husus, Hz. Muhammed -sallallâhu aleyhi ve sellem-’in peygamberliğine imandır. Kur’an-ı Kerim muhtelif âyetleriyle diğer iman esaslarını da bizlere bildirmiştir. Bunlar peygamberlere, kitaplara, meleklere, kadere ve âhiret gününe iman etmektir. (en-Nisâ 4/136; el-Hadîd 57/21, 22)
Kelime-i Tevhidin Arapçası:
لَا اِلَهَ اِلَّا اللهْ مُحَمَّدُ الرَّسُولُ اللهْ
Kelime-i Tevhidin Okunuşu:
“Lâ ilahe illâllah Muhammedün rasûlüllah.”
Kelime-i Tevhidin Anlamı:
“Allah’tan başka bir ilâh yoktur ve Hz. Muhammed -sallâllâhu aleyhi ve sellem- O’nun kulu ve elçisidir.”
Kelime-i Tevhid Zikrinin Anlamı ve Faziletleri - Arapça Türkçe Tafsilatlı Yazılışı
İmâm-ı Rabbânî Hazretleri kelime-i tevhîdin mânâsını şöyle îzah eder: “«La ilahe illallah» zikrinden maksat, âfâkî ve enfüsî, yani dıştaki ve içteki bâtıl ilâhları yok etmektir. Âfâkî ilâhlar, Lât ve Uzzâ gibi, kâfirlerin bâtıl ilâhlarıdır. Enfüsî ilâhlar ise, nefse âit arzulardır.
İmâm-ı Rabbânî Hazretleri; kelime-i tevhîdin yüceliğini anlatırken şöyle buyurur:
“Allah Teâlâ’nın gazabını teskin hususunda «La ilahe illallah» sözünden daha faydalı bir şey yoktur. Bu söz, cehenneme girmeye sebep olan gazabı teskin ediyorsa, başka gazapları daha çabuk teskin eder. Zira diğer gazaplar, cehennem azâbını doğuran gazaptan çok daha hafiftir. Nasıl teskin etmesin ki, kul bu sözü tekrarlayarak mâsivâdan yüz çevirmiş, onları reddetmiş ve kalbinin kıblesi Cenâb-ı Hak olmuştur. Zâten gazabın sebebi de, kulun müptelâ olduğu farklı farklı yönelişlerdir. Kelime-i tevhîd ile bunlar yok olduğuna göre gazap da sükûnete erecektir.
Bu mânâya mecaz âleminden şöyle bir misâl verebiliriz: Bir kimse hizmetkârından rahatsız olsa ve ona gazaplansa, o esnâda hizmetkâr aklını kullanarak bütün meşgaleleri terk edip bütün varlığıyla efendisine yönelse, efendisinde hizmetkâra karşı tabiî olarak şefkat ve merhamet hisleri uyanır ve öfkesi sükûn bulur.
KELİME-İ TEVHİDİN FAZİLETİ
“La ilahe illallah” sözünün, âhiret için saklanan ilâhî rahmetin yüzde doksan dokuzunun anahtarı olduğunu görüyorum. Küfür karanlıklarını ve şirk tortularını bertaraf etmede bu güzel kelimeden daha tesirli bir şey olmadığını biliyorum…
Kelime-i tevhîdin fazîleti karşısında şu dünyanın tamamı bile bir kıymet ifâde etmez! Keşke büyük bir okyanusa nisbetle bir damla hükmünde olabilseydi! (O kadar bile değildir.) Ancak bu kelime-i tayyibenin kıymet ve azameti, onu söyleyenin mânevî derecesi nisbetindedir. Söyleyenin derecesi ne kadar yüksek olursa bu kelimenin azameti de o kadar artmaktadır…
Bir insanın bir köşeye çekilip mânevî hazzına vararak bu mübârek zikirle meşgul olmayı arzu etmesine denk olabilecek başka bir temennî şu dünyada yoktur. Ancak ne yazık ki her temennîye kavuşmak müyesser olmuyor. Bâzen gaflet hâli buna mânî oluyor ve halka karışmak gerekiyor.”[1]
“LA İLEHE İLLALLAH” ZİKRİNDEN MAKSAT NEDİR?
Yine İmâm-ı Rabbânî Hazretleri kelime-i tevhîdin mânâsını şöyle îzah eder:
“«La ilahe illallah» zikrinden maksat, âfâkî ve enfüsî, yani dıştaki ve içteki bâtıl ilâhları yok etmektir. Âfâkî ilâhlar, Lât ve Uzzâ gibi, kâfirlerin bâtıl ilâhlarıdır. Enfüsî ilâhlar ise, nefse âit arzulardır. Nitekim Cenâb-ı Hak; «Nefsini ilâh edinen kişiyi gördün mü?..» (el-Câsiye, 23) buyurur. Şerîatin insanları mükellef tuttuğu ve kalben tasdîk etmekten ibâret olan «îman» için, âfâkî ilâhların yok edilmesi kâfîdir. Enfüsî bâtıl ilâhların yok edilebilmesi için ise nefs-i emmârenin tezkiye edilmesi lâzımdır. Ehlullâh’ın yoluna girmenin gâyesi ve neticesi de budur. Hakîkî îmâna ulaşmak için, bu her iki türden bâtıl ilâhları yok etmek îcâb eder… Îmânın hakîkati, enfüsî ilâhları da bertaraf etmeye bağlıdır.”[2]
İmâm-ı Rabbânî Hazretleri evlâtlarını ısrarla zikre teşvik ederdi. Nitekim, oğlu Muhammed Mâsûm Hazretleri’ne yazdığı bir mektubunda şöyle buyurur:
“Zaman, zikir zamanıdır. Bütün nefsânî arzularınızı «La» kelimesinin içine koyun ki onları kökünden yok edip geriye hiçbir arzu ve gâye bırakmayın… O’nun takdîrine râzı olun!
Kelime-i tevhîd zikri esnâsında «La ilahe: Sadece Allah vardır» sözüne geldiğiniz vakit, bütün bilinen ve hayâl edilenlerin ötesinde bulunan ve bizim için tam bir gayb olan Allâh’ın zâtından başka bir şey gönlünüze gelmesin! Evler, köşkler, çeşmeler, bahçeler, kitaplar ve diğer şeyler insanın zihnine kolayca geliverir. Bunlar sizin vaktinizi almasın!”[3]
HER DURUMDA ALLAH’I ZİKRET
İmâm-ı Rabbânî Hazretleri’nin dâimâ zikir hâlinde olmayı tavsiye ettiği ifâdelerinden bir kısmı da şöyledir:
“Bu tarîkati isteyen kişi, hak ehlinin görüşleri istikâmetinde îtikādını düzeltip fıkhî hükümleri öğrenerek bildiklerinin îcâb ettirdiği şekilde amel ettikten sonra, bütün vakitlerini Allâh’ın zikrine sarf etmelidir. Ancak bu zikrin kâmil ve mükemmil bir şeyhten alınması şarttır. Çünkü kendisi noksan olan, başkalarını kemâle erdiremez… Abdestli, abdestsiz, ayaktayken, otururken devamlı zikirle meşgul olmalıdır. Gelirken, giderken, yerken, yatarken aslâ zikri terk etmemelidir.”[4]
“Mâlûmdur ki, bu dünya çalışma yurdudur, boş durma ve dinlenme yeri değildir. Gayretinizi tamamıyla çalışmaya yönlendirmelisiniz. Boş durmayı ve eğlenmeyi bir kenara bırakınız! Dilinizi «La ilahe illallah» zikri ile öylesine meşgul ediniz ki, lisânınız zaruret olmadıkça bu kelime-i tayyibenin dışında bir şey söylemesin! Zikir, hem dil hem de kalp ile hafî yolla yapılmalıdır… Tembellik ve gevşeklik, düşmanların nasîbi olsun! Amel-i sâlihler işlemeli, çalışmalı, yine çalışmalı…”[5]
“Şunu iyi biliniz ki, sizin ve hattâ bütün insanların saâdet ve selâmeti, Cenâb-ı Hakk’ı zikretmeye bağlıdır. İmkân nisbetinde bütün vakitleri Allah Teâlâ’nın zikri ile geçirmek îcâb eder. Bu hususta bir anlık gaflet bile doğru değildir.”[6]
Lâ ilahe illallah nedir? Lâ ilahe illallah zikrinin faziletleri nelerdir? Yetmiş bin (70 000) kelime-i tevhid okumanın dinî dayanağı var mıdır?
Kelime-i tevhid sözlük anlamı ile “Allah’ı birleme cümlesi” demektir. “Lâ ilahe illallah” sözünden ibarettir ve “Allah’tan başka ilah yoktur.” anlamına gelir. Bu cümlenin ifade ettiği mana İslam’ın temel ilkesini oluşturur. Hz. Peygamber, “Kıyamet gününde benim şefaatim sayesinde en mutlu olacak insan, kalbinden içtenlikle, Lâ ilâhe illallah diyendir.” (Buhârî, İlim, 33; Rikâk 51) buyurmuştur.
EN FAZİLETLİ ZİKİR – EN FAZİLETLİ DUA
Zikir, hatırlamak ve hatırlatmak demektir. Kelime-i tevhidi zikir olarak okumak, okuyana ve dinleyenlere Allah’ı hatırlatacağı için sevap kazandıran bir ameldir, zikirlerin en güzelidir. Resûlullah, “En faziletli zikir ‘Lâ ilahe illallah’; en faziletli dua da ‘Elhamdülillah’ demektir.” (İbn Mâce, Edeb, 55) buyurmuştur.
GÜNDE 100 DEFA “LA İLAHE İLLALLAH” DEMENİN FAZİLETİ
Bunun yanında günde yüz defa “Lâ ilâhe illallah” diyenin çeşitli şekillerde mükâfatlandırılacağı yönünde hadisler bulunmaktadır. (İbn Mâce, Edeb, 54) Sahih hadislerde belirtilenler dışında dua veya zikirlerin belli sayılarda yapılması gerektiğine inanıp bunu iddia etmek doğru değildir.
---------------
“Lâ ilâhe illallâhu vahdehu lâ şerike leh..” – Anlamı, Fazileti ve Arapça Yazılışı
Sabah ve akşam namazından sonra tekrarı pek çok fazileti bulunan ve bir sahih rivayette İsm-i Âzam mertebesini taşıyan cümle-i tevhidiye
Lâ ilâhe illallàhu vahdehû lâ şerîke leh, lehül-mülkü
ve lehül-hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr.
Arapça Yazılışı:
لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Anlamı:
Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur; o tektir, ortağı yoktur. Mülk onundur, hamd ona mahsustur ve o her şeye kàdirdir.
لاَ اِلٰهَ اِلاَّ اللهُ وَحْدَهُ لاَ شَرِيكَ لَهُ لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ يُحْيِى وَيُمِيتُ وَهُوَ حَىٌّ لاَ يَمُوتُ بِيَدِهِ الْخَيْرُ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ وَاِلَيْهِ الْمَصِيرُ
Lâ ilâhe illallâhu vahdehu lâ şerike leh, lehü’l-mülkü ve lehü’l-hâmdü yuhyi ve yumit ve hüve hayyun lâ yemût biyedihi’l-hayr ve hüve alâ külli şey’in kadir.
“Allah’tan başka ibadete lâyık hiçbir ilâh yoktur. O birdir; Onun hiçbir şeriki yoktur. Mülk Ona ait, hamd Ona mahsustur. Hayatı veren de O’dur, ölümü veren de O’dur. O, kendisine asla ölüm ârız olmayan Hayy-ı Ezelîdir. Bütün hayır Onun elindedir. O her şeye hakkıyla kàdirdir. Her şeyin ve herkesin dönüşü de O’nadır.”
(Buharî, Ezân: 155; Teheccüd: 21; Müslim, Zikir: 28, 30, 74, 75, 76; Tirmizî, Mevâkıt: 108; Hac: 104; Nesâî, Sehiv: 83-86; İbni Mâce, Dua: 10, 14, 16; Ebu Davud, Menâsik: 56; Dârîmî, Salât: 88, 90; Muvatta’, Hac: 127, 243; Kur’an: 20, 22; Müsned, 1:47; 2:5; 3:320; 4:4; 5:191.)
Amr İbnu Şuayb an Ebîhi an Ceddihî (radıyallâhu anh)’dan rivayet edildiğine göre:
“Hz. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
“Duaların en faziletlisi Arefe günü yapılan duadır. Ben ve benden önceki peygamberlerin söyledikleri en faziletli söz; Lâ ilâhe illallahu vahdehu lâ şerîke leh lehü’l mülkü ve lehü’l hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr. (Allah’tan başka ilah yoktur, O tektir, O’nun ortağı yoktur, mülk O’nundur, hamd O’na aittir. O, herşeye kâdirdir) sözüdür.”
[Muvatta, Kur’ân 32,; Tirmizî, Da’avât 133]
Hz. Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh)’dan rivayet edildiğine göre:
“Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) buyurdular ki:
“Kim, “Lâ ilâhe illallâhu vahdehu lâşerîke leh, lehu’l mülkü ve lehu’l hamdü ve hüve alâ külli şey’in kadîr.” duasını bir günde yüz kere okursa, kendisine 10 köle âzad etmiş gibi sevab verilir, ayrıca lehine yüz sevab yazılır ve yüz günahı da silinir. Bu, ayrıca üç gün akşama kadar onu şeytana karşı muhafaza eder. Bundan daha fazlasını okumayan hiçbir kimse, o adamınkinden daha efdal bir amel de getiremez.
Kim de bir günde yüz kere “Sübhânallahi ve bihamdihi” derse hataları dökülür, hatta denizin köpüğü kadar çok olsa bile.”
[Buhârî, Daavât 54, Bed’ü’l-Halk 11; Müslim, Zikr 28; Muvatta, Kur’ân 20; Tirmizî, Daavât 61,]
Ebu Sa’id radıyallahu anh’dan rivayet edildiğine göre:
“Resûlullah aleyhissalâtu vesselâm buyurdular ki:
“Kim, sabah namazının peşinden ‘Lâ ilâhe illallahu vahdehu la şerîke leh, lehü’l-mülkü ve lehû’l-hamdü bi-yedihi’l-hayr ve hüve alâ külli şey’in kadîr.’ (Allah’tan başka ilah yoktur. O birdir, ortağı yoktur, mülk ona aittir, hamdler de ona layıktır, her çeşit hayır O’nun elindedir. O her şeye kadirdir.) derse kendisine, Hz. İsmail evlatlarından bir köleyi âzâd etmiş gibi sevap yazılır.”
DİPNOTLAR
[1] İmâm-ı Rabbânî, a.g.e, II, 591-594, no: 37.
[2] Maârif-i Ledünniyye, s. 69, 24. Bölüm.
[3] İmâm-ı Rabbânî, a.g.e, III, 169, no: 2.
[4] İmâm-ı Rabbânî, a.g.e, III, 454, no: 84.
[5] İmâm-ı Rabbânî, Mükâşefât-ı Gaybiyye, 29. kısım.
[6] İmâm-ı Rabbânî, Mektûbât, I, 569, no: 190.
Kaynaklar:
Osman Nuri Topbaş, Altın Silsile, Erkam Yayınları
Diyanet Fetva Kurulu
----
Etiketler : Kelime-i Tevhid Zikrinin Anlamı ve Faziletleri,Arapça Türkçe Tafsilatlı Yazılışı,Kelime-i Tevhid Arapça Yazılışı,لَا إِلَهَ إِلَّا اللَّهُ ,Kelime-i Tevhid Türkçe Yazılışı,Kelime-i Tevhid Yazılı Resimler,
Kelime-i Tevhid "Lâ ilahe illallah, Muhammedun Rasulualalh" Yazili Resimler
|
|
|
| Rabbi Yessir Duası - رب يسر و لا تعسر - Arapçası Türkçesi ve Anlamı |
|
Posted by: YamanTunca - 03-08-2026, 09:18 PM - Forum: Dua&Zikir
- No Replies
|
 |
Rabbi Yessir Duası - رب يسر و لا تعسر - Arapçası Türkçesi ve Anlamı
Rabbi yessir duası anlamı, Arapça-Türkçe yazılışı, kelime anlamı, kaç defa okunur? Kuran’da geçen ayet midir veya hadis midir?
Bir işe başlarken, sınav duası olarak da bilinen, zor, kolay olmayan, müşkilatlı işlerin çözümü, Allah tarafından yardım edilmesi için tavsiye edilen “yardım duası, kolaylık duası “Rabbi yessir” ne demek? Anlamı nedir Arapça yazılışı ve okunuşu, kelime anlamı ve Kuran’dan benzer manadaki ayetler ve dualar
Rabbi Yessir Duası
İşlerimizde kolaylık ve Allahu Teala’nın yardımı için bir işe başlarken ilk önce Besmele ile “Rahman ve Rahim Olan Allah’ın Adı ile” başlamak, Allah’tan işlerimiz için hayır ve kolaylık dilemek İslamî olarak daha uygun ve faziletli görülmüş, Peygamber Efendimiz’den de tavsiye edilmiştir.
Eski kaynaklarda Temmim duaları olarak bilinen maddi manevi her işe başlarken, adım atarken, hayırlısını istemek, kolaylık dilemek ve sonunu hayırlısı ve kolaylık ve rahatlı getirebilmek, tamamlayabilmek için yapılan dualardandır.
Okunduğunda Allah’ın izniyle üzerinizdeki yükü ve ağırlığı kaldıracak, maddi manevi işlerinizde tercihlerinizde kolaylık ve muvaffakiyet kazandıracaktır.
Yeni bir işe başladığınızda, önemli bir sınava gireceğinizde, zorlandığınız işleri yoluna sokmak için, sıkıntı ve zorlukları kolaylaştırmak için okunan ve dilde kolay ezberlenen, anlamı itibariyle oldukça etkili ve güzel duadır.
Arapça Yazılışı
رَبِّ يَسِّرْ وَلاَ تُعَسِّرْ، رَبِّ تَمِّمْ بِالْخَيْرِ
Türkçe Okunuşu
Rabbi Yessir ve la tüassir, ve temmim bil hayri
Anlamı
Allah’ım işlerimi zorlaştırma, kolaylaştır, ve işlerimi en hayırlı şekilde sonuçlandır.” (Amiyn)
Tefsirli Mana
“Allah’ım senin sonsuz merhametin ve yardımın olmadan ben bu işi yapamam. Allah’ım bütün hayırlı işlerimi zorlaştırma, kolaylaştır, ilmimi artırarak yaptığım işleri bana ve çevreme faydalı kıl ve işlerimi en hayırlı şekilde sonuçlandır.” (amin)
Kelime Anlamı
Kısa bir dua olduğu için kelime kelime olarak da ne demek olduğunu, anlamlarını kolaylıkla bilebilirsiniz.
Rabbi; Rabbim
yessir; kolaylaştır
Vela tuassir; Zorlaştırma
Rabbi temmim bil hayr; Rabbim hayırla sonuçlandır.
Duanın Uzun Okunuşu
Rabbi Yessir ve la tüassir
Sehlil Aleyna bi fadlike ye müyessir
Rabbi zidne ilmen ve fehmen nafian
Ve temmim bil hayri
Manası
Allah’ım senin sonsuz merhametin ve yardımın olmadan ben bu işi yapamam. Allah’ım bütün hayırlı işlerimi zorlaştırma, kolaylaştır, ilmimi artırarak yaptığım işleri bana ve çevreme faydalı kıl, ve işlerimi en hayırlı şekilde sonuçlandır.
Fazileti Nelerdir?
Zor işleri kolaylaştıran, üzerinizdeki yükü kaldıran, maddi işlerde rahatlık ve suhulet içinde tamamlanmasını sağlayan bir duadır.
Yeni bir okula başlayan, sınav için, gireceği imtihanlarda başarılı olmak için okunur.
Başlanılan bir işi hayırlısı ile ve kolaylıkla sonuca vardırmak, tamamlamak, bitirmek için okunur.
Allah’tan kolaylık dileyerek arzu ettiğimiz, dua ettiğimiz bir şey istediğimizde hayırlı ise bize muvaffakiyet verip dünya hayatını kolaylaştırdığı gibi ahiret hayatını da kolaylaştıran dualardandır.
Özgüvensizliğe bağlı olarak başaramama korkusu olan, rahatlamak ve özgüven için okunabilir.
İş görüşmesine giderken, yeni bir iş için teşebbüs ederken Besmele ve Allah’ın izni ile ve bu dua ile yardım, kolaylık ve muvaffakiyet istenir.
Dine aykırı olmayan, her meşru istek, dua ve niyet için okunursa Allah’ın izniyle gerçekleşir.
Maddi ve manevi her işte başarılı olmak, rızık, bereket, işlerin rast gitmesi için Allah’ın ismi Besmele ile birlikte okunur.
Kuran-ı Kerim‘den Benzer Dualar
رَبَّنَا أَتْمِمْ لَنَا نُورَنَا وَاغْفِرْ لَنَا إِنَّكَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
“Rabbenâ etmim lenâ nûrenâ vağfir lenâ, inneke alâ kulli şey’in kadîr.”
“Ey Kerim Rabbimiz! Nûrumuzu daha da artır, tamamına erdir, kusurlarımızı affet, çünkü Sen her şeye kadîrsin.” (Tahrim Suresi 8. Ayet)
“Rabbişrahli sadri ve yessirli emri. Vahlul ukdeten min lisani yefkahu kavli”
Ey Rabbim. Göğsümü aç, genişlet. İşimi kolaylaştır. Dilimde bulunan düğümü çöz de, anlasınlar beni. (Taha Suresi 28. Ayet )
“Rabbi yessir” ile başlayan dua Ayet midir? Hadis midir?
Bu kısa okunan bir duadır. Kur’ân-ı Kerim’de geçen bir ayet değildir. Ayrıca Peygamber efendimiz’den rivayet edilen hadis de değildir. İlmi kaynaklarda geçen ve kaynağı tam olarak belli olmayan bu dua alimlerin görüşüne göre Ashab-ı ikram tarafından dua olarak söylenmiş, mübarek dualardandır.
|
|
|
| Tasavvufda Nefs-i Emmare (Kötülüğü Emreden Nefis) Nedir |
|
Posted by: YamanTunca - 03-08-2026, 09:12 PM - Forum: Tasavvvuf
- No Replies
|
 |
Nefsi Emmare Bissüi Nedir? Günahdan Zevk Alan ve Kötülüğü Emreden Nefis Nedir?
Öncelikle Nefis demek, Vücut Denilen Araba veya Motoru süren sürücü, şoför Manasındadır. Bu Motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilcek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için, önce terbiyet edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gekekir. Burada islamın şartları olan namaz ve oruç devreye girer, ve işde oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, yani motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında, fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile yemek helal olan birşeye gem vurulur. Daha sonra cima ya (Cinsel birleşmeye) gem vurulur, yani frene basması öğenilir. Bunu öğrenince, artık insan islamın haram ve yasak dediği durumlarda, frene basıp nefis atının gemini çekerek, gerektiğinde onu durdurur. Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiyet ehli olur.
---oOo---
Tasavvufta Nefs-i Emmare
Nefs-i emmare, tasavvufta insanın en düşük ve kontrolsüz nefs mertebesidir. Bu seviyedeki nefs, kötülüğe ve günaha meyillidir, sürekli şehvet, öfke, bencillik ve dünyevi arzuların peşinden gider. Kur'an'da bu duruma işaret eden bir ayet şöyledir:
"Çünkü nefis aşırı şekilde kötülüğü emreder." (Yusuf Suresi, 12:53)
Özellikleri:
- Kötülüğe Yönlendirir: Kişiyi haramlara, isyana ve bencil tutkulara sürükler.
- Allah'ın Emirlerine Karşıdır: Nefs-i emmare, ibadetlerden uzak durmaya, dinî kuralları hafife almaya teşvik eder.
- Daima Tatmin İster: Doyumsuzdur; makam, mal, şehvet gibi geçici hevesler peşinde koşturur.
- Pişmanlık Duygusu Zayıftır: Yaptığı hatalardan dolayı içten bir tövbe hissetmez.
Nefs-i Emmareden Kurtulma Yolları:- Tevbe ve Zikir: Sürekli tövbe ederek Allah'ı anmak (zikir), nefsin arzularını zayıflatır.
- Riyazet ve Mücahede: Nefsi dizginlemek için oruç, az uyku, az yemek gibi disiplinler uygulamak.
- Şeyh veya Mürşid Terbiyesi: Tasavvuf yolunda bir rehberle nefsi terbiye etmek.
- İbadet ve İlim: Düzenli namaz, Kur'an okumak ve dinî ilimlerle nefsi eğitmek.
Diğer Nefs Mertebeleri:
- Nefs-i Levvame (Kendini kınayan nefs)
- Nefs-i Mülhime (İlhama açık nefs)
- Nefs-i Mutmainne (Huzura ermiş nefs)
… ve daha yüksek mertebeler.
Nefs-i emmare, insanın manevi yolculuğundaki ilk ve en tehlikeli basamaktır. Sufiler, onu terbiye ederek "nefs-i mutmainne" mertebesine ulaşmayı hedefler.
Nefsi Emmare Bissüi Nedir? Günahdan Zevk Alan ve Kötülüğü Emreden Nefis Nedir? Denilince :
(Yaptığının Yanlış Olduğunun Farkına Varamayıpta, Hata, Yanlış ve Günahlardan Tad ve Zevk Amaya Başlayan Nefs)
istilahi mana ile kötülüğü emreden nefis demekdir. ve kötülük ise nefsin hoşuna giden (zina kumar çalmak çirpmak fazlaca yemek israf,içki,..) gibi haram ve yasak olan işlerdir. ve bu ameller işlendikce, nefis ati bunlarla beslenen bir at ve araba olur, yani o arabanin benzini, ya iyilikle doludur ve iyilikle hareket edip çalişir, yahut kötülük ile doldudur ve kötülük enerjsi ile çalişir. ve haramlar işlendikce insan, cehennem çukuruna müstehak olur. ve siyah ve kötü enerji, yikici yok edici bir kuvve kazanir. Eger terbiyet olursa, beyaz ve renkli enerji kazanir. ve renklerine göre de onun kuvvesi belli olur. ve her rengin bir melek grubu vardir, ve o rengin haline bürününce, o grubun melekleri ona yardim ederler. Emmare bissüi nefis, petrol mesabesindedir veya carbon elementini temsil eder, veya yanici kömür ve cinsi nevisi, ve en alt seviye ölü nefisdir, artik onun yeniden dirilmesi, mümkün değildir dersek yani, Allah kiyametten sonra, haşrda onu yeniden halkeder ancak, dünyada ise onun carbon haline dönmüş olmasi, tekrar bitki olup yeşeremeyecegini," fedhuli fi ibadi " derecesine varip ve tekrar insan bedenine girip hizmet edeyemeciğni belli eder. amma petrol ve kömür carbon cinsi olup Allah onlari sadece cehennemlik olarak halketmişdir, ve onlar cehennemden çikip kurtulamazlar, sonlari ikisininde yanmakdir. şayet onlardan firavun gibi, sonradan akillanipda iman ettim diyenler olursa, onlar hem zehirli, hem dibe çökücü, hem de dibe çöktürücü olan civa durmunda olurlar. bir üst, ondan daha hafif, ve dünyamizin üst kismlarinda hayat bulan madenler ve yani mesela demir gibi, veya bakir ve benzeri agir metaller halindedir. ve insan, nefis atina gem vurmasini ögrenip, ve dur denilen trafikde, durup. bekle denilen yerde. bekleyip. geç denilen yerdede, durmadan hemen geçer ise, yani ayni trafik kurallari gibi, nefsin de kurallari vardir, ve islamin emirlerine harfiyle uyan kimsenin, nefis ati , kaza yapip ölmez, yahut yaralanmaz, yahut şarampola yuvarlanmaz velhasil kelam.
Nefsi emmareye düşmüş Nefis, Kötü Huyaları ve ahlakı bize öğretip alıştıran, kötü arkadaştır :
Örnekler:
- Yak bir sigara, kederin gitsin!
- Bu gece bizimle kafaları çekmeye var mısın?
- Haydi okey oynamaya gidelim!
- Parasına değil ya, sadece çayına oynuyoruz biz baba...!
- o Bana yamuk yapan Helmut'u ormanda buldum, evire çevire bir gözel onardım, dövdüm olum, kas derler bu pazudakine,...
.....
falan filen işte
---oOo---
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 22 Eylül 2014 Pazartesi
Original Kar©glan
|
|
|
|