| Welcome, Guest |
You have to register before you can post on our site.
|
| Latest Threads |
Tasavvuftaki Önemli Makam...
Forum: Tasavvvuf
Last Post: YamanTunca
08-06-2026, 01:13 PM
» Replies: 0
» Views: 17
|
Salavat-Yazili-Animasyonl...
Forum: GIF Resimler
Last Post: YamanTunca
06-25-2026, 03:29 AM
» Replies: 0
» Views: 61
|
Mini Turuncu Çiçek Resiml...
Forum: JPG Resimler
Last Post: YamanTunca
06-21-2026, 05:21 AM
» Replies: 0
» Views: 55
|
Mini Sarı Gül Resimleri ...
Forum: JPG Resimler
Last Post: YamanTunca
06-21-2026, 05:15 AM
» Replies: 0
» Views: 58
|
Raşidi Tarikatında Sabah ...
Forum: Raşidi Tarikatı
Last Post: YamanTunca
06-16-2026, 10:16 AM
» Replies: 0
» Views: 50
|
PNG Güzel Bayan Resimleri...
Forum: PNG Resimler
Last Post: YamanTunca
06-16-2026, 10:11 AM
» Replies: 0
» Views: 49
|
PNG Güzel Bayan Resimleri...
Forum: PNG Resimler
Last Post: YamanTunca
06-16-2026, 10:10 AM
» Replies: 0
» Views: 55
|
PNG Güzel Bayan Resimleri...
Forum: PNG Resimler
Last Post: YamanTunca
06-16-2026, 10:10 AM
» Replies: 0
» Views: 52
|
PNG Güzel Bayan Resimleri...
Forum: PNG Resimler
Last Post: YamanTunca
06-16-2026, 10:09 AM
» Replies: 0
» Views: 47
|
PNG Güzel Bayan Resimleri...
Forum: PNG Resimler
Last Post: YamanTunca
06-16-2026, 10:08 AM
» Replies: 0
» Views: 49
|
|
|
| Tasavvufda Nefs-i Radiye (Razı Olmuş Nefs) Nedir? |
|
Posted by: YamanTunca - 03-08-2026, 09:09 PM - Forum: Tasavvvuf
- No Replies
|
 |
Nefs-i Raziye Nedir? Pişmanliklari Olmayan Nefsin Makamı Nedir?
Öncelikle Nefis demek, Vücut Denilen Araba veya Motoru süren sürücü, şoför Manasındadır. Bu Motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilcek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için, önce terbiyet edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gekekir. Burada islamın şartları olan namaz ve oruç devreye girer, ve işde oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, yani motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında, fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile yemek helal olan birşeye gem vurulur. Daha sonra cima ya (Cinsel birleşmeye) gem vurulur, yani frene basması öğenilir. Bunu öğrenince, artık insan islamın haram ve yasak dediği durumlarda, frene basıp nefis atının gemini çekerek, gerektiğinde onu durdurur. Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiyet ehli olur.
---oOo---
Nefs-i Radiye (Razı Olmuş Nefs) Nedir?
Nefs-i radiye, tasavvufta nefsin mutmainne mertebesinden sonra gelen daha yüksek bir makamdır. Bu aşamada kişi, Allah'ın her türlü takdirine tam anlamıyla razı olmuş, ilahi hükümleri içtenlikle benimsemiş ve kaderine şükürle yaklaşan bir hale ulaşmıştır.
? Kur'an'da İşaret Edilen Ayet:
"Ey mutmain nefs! Rabbine dön, O’ndan razı, O’nun da senden razı olduğu halde!" *(Fecr Suresi, 89:27-28)*
(Bu ayet, nefs-i mutmainne ve radiye arasındaki geçişe de işaret eder.)
? Nefs-i Radiye'nin Özellikleri:
- Kesin Teslimiyet (Taslim):
- Artık "Niye bu başıma geldi?" sorusu kalmaz.
- Musibetlerde bile "Rabbim bunu bana hayırlı kıldı" inancı yerleşir.
- Tam Bir Rıza Hali:
- Allah’ın verdiği her şey (nimet, imtihan, mahrumiyet) kayıtsız şartsız kabul edilir.
- Hz. Yakub’un (a.s.) "Güzel sabır" (sabr-ı cemil) tavrı bu mertebenin örneğidir.
- İbadetlerde Derinlik:
- Namaz, zikir gibi ameller sadece bir görev değil, aşk ve şevk ile yapılır.
- İbadetlerde riya (gösteriş) endişesi kalmaz.
- Dünyaya Karşı İlgisizlik:
- Mal, makam gibi geçici şeyler hiçbir zaman kalbi meşgul etmez.
- "Elindekini verir, olmayana üzülmez" hali oluşur.
- Allah’ın Rızasını Aramak:
- İnsanların övgü/yergisi önemsizleşir, sadece Allah’ın hoşnutluğu hedeflenir.
?️ Nefs-i Radiye’ye Nasıl Ulaşılır?
- Nefs-i Mutmainneyi Tam Olgunlaştırmak:
- Önce nefsin huzura ermesi (mutmainne) gerekir.
- Kaderin Sırlarını Anlamak:
- Her olayın ardında bir hikmet olduğunu idrak etmek.
- Şükür ve Sabır Dengesi:
- Nimete şükür, belaya sabırla yaklaşmak.
- Mürşid Terbiyesi:
- Bu mertebe, çoğunlukla bir mürşid-i kâmilin rehberliğiyle kazanılır.
- Fenâ ve Bekâ Süreci:
- Kişinin benliği (ene) erir, Allah’ın iradesiyle hareket eder.
? Nefs-i Radiye’den Sonraki Makamlar:
- Nefs-i Mardiyye (Allah’ın razı olduğu nefs)
- Nefs-i Safiyye (Tertemiz nefs)
(Bu makamlar, "insan-ı kâmil" olma yolundaki son basamaklardır.)
? Önemli Uyarı:
- "Razı olmak" pasiflik değildir! Kişi elinden geleni yapar, sonucu Allah’a bırakır.
- Günah işlemeye devam etmez! Bu mertebedeki bir kul, artık bilerek günaha düşmez.
Örnek:
- Hz. Ebu Bekir’in (r.a.) "Allah bana yeter, O ne güzel vekildir" (Hasbiyallahu ve ni’mel vekîl) sözü, nefs-i radiye halinin zirve örneğidir.
Nefs-i Raziye Nedir? Pişmanliklari Olmayan Nefsin Makamı Nedir? Denilince
Nefsi Mutmainneden daha yüksek makama çikarsa bir nefis, artik Rabbinin onun için yazdiği, kaderinde yaşadiği hiçbirşeyin tesadüfen değil, bilinçli bir kader çizimi olduğu, ve her yaşananin bir sebebinin olduğunu anlamaya başlar. Hani Hz Musa ile Hz HIZIR yolculuk ederlerken Musa HIZIRIN Gemiyi deldiğini görünce, ona razi gelmedi, ve dedi bu gemiyi niye deliyon dedi, bak bunlar bizi gemiye aldi zaten fakirler falan filan, HIZIR dedi bir canin gitti, sana bana karişma dedim dedi, sonra ikinci olay HIZIR çocuğu öldürdü, hemen itiraz etdi Bu çocuk günahsiz sabi dedi, sen bunu niye öldürüyon, hadi büyük günah işlemiş suçlu biri olsa, neyse dedi. Hizir dedi ikinci caninda gitdi, sana bana karişma dedim dedi, Ve üçüncü olay oldu bir köye gitdiler, o köylü onlara iltifat etmedi, yiyecek ekmek dahi vermediler, fakat Hz. HIZIR yikilmak üzere bir duvar gördü, ve o duvari ustalik edip yeniden yapip düzeltti. yine musaya ters, bunlar iyi insanlar degil dedi, sen niye bunlara yardim ediyon dedi, bari karşiliğinda yiyecek birşeyler isteseydik dedi. Ve HIZIR benim işlerime karişma dememişmiydim dedi, artik senin benimle yolculuk edebilcek bir canin yok, Allah sana üç can verdiki, üç caninda öldü malesef, artik yollarimiz ayrildi dedi, bundan sonra sen beni göremezsin manasinda yani. ve dedi birinci olayin sebebi: çünkü ortada dolaşan korsanlar veya devlet memurlari var, onlar sağlam gemileri topluyorlar, ve ben o gemiyi hasarli yaptimki, onlar o gemiyi almasinlar, ve bu korsanlar gemiye baktikdan sonra, gemi sahipleri gemilerini tamir edip, tekrar calişip ekmeklerini kazanmaya devam etsinler diye yaptim dedi. ikinci olayda, çocuk büyüdüğü zaman çok kötü biri olcakdi, ve anne babasinida günahkar yapicakdiki, onu öldürdümkü, Allah onlari daha salih bir evlat ile, günaha girmekden koruyacak dedi. ve üçüncü olay ise, o duvarin altinda bir hazine vardi, ve o evde yetim veya öksüz çocuklar vardi ve o çocuklar daha küçük olduğu için, eger duvar yikilirda hazine ortaya çikarsa, o çocuklara vermeyip hazineyi başklari alicakdi, ben duvari yaptimki, çocuklar büyüyünce o hazineyi, kendileri bulsun diye yaptim dedi. ve musa anladiki kaza, bela, ceza, tokat, hepsinin bir sebebi var. o zaman, Rahman abes iş işlemez anladi, sen hiziri görmezsin, bilmezsin, musaya bile hizir ile gidebilcek, onu görebilcek, onun yaptiklarina bakabilcek üç can verildi, üç cani ölünce dedi hizir, sen dünyaya ben bu gizli aleme dedi. ve musa anladiki Rahmandan razi olmak lazimmiş. her olan kaderin ve olayin bir sebebi, sebebin bile, bir başka sebebi var, sebebin sebebinin bile bir başka sebebi var. yani vaazlarimizdan birinde anlattiğimiz temizler temizlerdendir ve temizler içindir, peki biber fidesinin altina ters gübresi dökdük, ve biber o gübreyi yedi , pis gübreyi yedi, amma bize cillop gibi tertemiz biber verdi, hani temizler temizlerdendi, hani avaramu fimi var ya, hakimin çocuğuda hirsiz olabiliyor, nuhun bebeside kenan olabiliyormuş, ve yine bir üste çik yine o ters gübre dediğin bir inegin yediği tertemiz otlar idi, o yedi ve ayrildi ters oldu, hani pisdi, ters ot iken tertemiz degilmiydi, yani her olayin binlerce versiyonlari var kainatta, sen o kapi, bu, şu kapi hangi kapyi açdin. ve rahman abes işle iştigal etmez, bunu bilirsen, kötü sandiğin bir olay gelirse başina hamd et, iyi olay gelirse şükret, ve yoluna devam etki, hakktan razi olan kul ol. ve maddeler bunun için metin ismini çekerler, ve hiç bir madde, bitki, metin çektigi sürece bozulmaz ölmez diridir. ne zaman ziikirden kesildi ölür. ve o yüzden bardak bardaklikdan memnundur, zikrettiği müddetçe. ne zaman senin ondan razi olmadiğin onun kulağina gitdi, üzülür ve metanetini kaybeder ve sen onu terkettikce, sevgin bozuldukça,onun şükrünü eda etmedikçe, metaneti bozulur. ve sonunda bitap düşer ve zikirden kesilir, ve zikirden kesilince, bir bardaksa düşer kirilir, bir koyunsa kasap alip gidip keser, bir bitkiyse sahibi gelir toplar alip gidip satar, biride alir yer, insan ise hasta olur ölür gider. yani riza rahmandan razi olmakdir. şayet ecel için bile çağiriyorsa, rahmana iman ve itaat etki, seni bir başka bahara götürmek icin çağiriyor , yeni bir doğuma hazirlamak için verdigi ruh emanetini geri cağiriyor, ve kaderine razi ol. ve artik ne zaman keşke şöyle olsaydi, bu olmazdi, keşke böyle yapsaydim, bilmem doktur olurdum, bilmem şöyle yapsaydim hakim olurdum deme, bilki bu gün ne oldunsa ne başina geldiyse, senin için en iyisi o, birak keşkeleri ve rahmandan razi ol kurtul. Ne zaman keşkeleri birakdin, ve ikinci olarak hayatin tek şıklı degil çok şıklı olduğunu anladin, ve bir kararda durmanin kör cahil karari olduğunu anladin, ve eğer dünkü kararda kalsaydik, bu gün atomun da parcalancağini bilmezdik, amma atom en kücük değil, ondan da kücükler var deniyor bu gün, neden çünkü bir kararda saplanip kalmadilar, acaba bölsek birşeyler vardimir deyince, araştirip buldular, yani cahil nefis inatcidir, ve mesela illede elma isterin, illede şu kizi isterin diye viyklar durur, o olmayinca muradim olmadi der. halbuki , Hz. Davuddan ilmi ögrenen kurnaz şeytan, sana bir günah sunar hadi kumar oyna der, sen kumar oynamammi dedin, o zaman içki iç der, onuda yapman dedin, o zaman yalan söyle der, seçenek bol, yani sende şeytanla savaşmasini öğrenceksen, sadece kurusıkı tüfekle savaşilmaycagini öğren, ve hayatta başka seçeneklerin de oldugunu unutma, ve görelim mevla neyler neylerse güzel eyler dedinmi, bilki sana riza veya raziye makami bir göz kirpti demekdir, artik gir o kapidan ve makami marziyeye doğru yürü. ve Hz Davud aleyhisselam, eğilmezin bükülmezin sanan, secde etmiyon diyen, demir cibilliyatli şeytani ateşde kizidirip şekil veren, egip büken ve ona başka seçeneklerin de olduğunu öğreten peygamber. Hz Süleyman ise onu demir haliyle değil, bizzat şeytan haliyle caliştirip başka seçenekerinde olduğunu öğreten peygamber. pirimiz Davud aşkina gir ve eğilmezin bükülmezin sanan nefsini demir gibi kizdir, ve döve döve, eğ bük ve davud gibi, o nefisden zencirler kalkanlar balkon bahçe demirleri yap.
varabilirsen taaa oraya, MAKAMI RIZAYA ve RAZiYEYE, makamin mübarek olsun.
---oOo---
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 20.08.2021 Cuma
Original Kar©glan
|
|
|
| Tasavvufda Nefs-i Mardiyye (Allah'ın Razı Olduğu Nefs) Nedir? |
|
Posted by: YamanTunca - 03-08-2026, 09:08 PM - Forum: Tasavvvuf
- No Replies
|
 |
Nefs-i Marziye Nedir? Allahın Razı Olduğu Nefsin Makamı Nedir?
(Senin Razı Olduğun Değil!!)
Öncelikle Nefis demek, Vücut Denilen Araba veya Motoru süren sürücü, şoför Manasındadır. Bu Motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilcek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için, önce terbiyet edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gekekir. Burada islamın şartları olan namaz ve oruç devreye girer, ve işde oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, yani motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında, fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile yemek helal olan birşeye gem vurulur. Daha sonra cima ya (Cinsel birleşmeye) gem vurulur, yani frene basması öğenilir. Bunu öğrenince, artık insan islamın haram ve yasak dediği durumlarda, frene basıp nefis atının gemini çekerek, gerektiğinde onu durdurur. Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiyet ehli olur.
---oOo---
Nefs-i Mardiyye (Allah'ın Razı Olduğu Nefs) Nedir?
Nefs-i mardiyye, tasavvufta nefs mertebelerinin en yüksek basamaklarından biridir ve "Allah'ın kendisinden razı olduğu nefs" anlamına gelir. Bu makam, nefs-i radiye (Allah'a razı olmuş nefs) mertebesinin bir üst aşamasıdır. Artık yalnızca kul Allah'tan razı değildir, Allah da ondan razıdır. Bu, Kur'an'da şöyle ifade edilir:
"Ey huzura ermiş nefs! Rabbine dön, O’ndan razı, O’nun da senden razı olduğu halde!" *(Fecr Suresi, 89:27-30)*
? Nefs-i Mardiyye'nin Özellikleri:
- Allah'ın Rızasına Mazhar Olma:
- Kul, Allah'ın sevdiği ve razı olduğu bir kulluk mertebesine ulaşmıştır.
- Amelleri, ihlâs ve samimiyetle yapar; riya, kibir gibi gizli hastalıklardan tamamen arınmıştır.
- İlâhî Ahlakla Ahlaklanma:
- "Allah'ın ahlakıyla ahlaklanın" hadisine uygun bir yaşam sürer.
- Merhamet, sabır, tevazu, cömertlik gibi sıfatlar artık onun tabiatı haline gelmiştir.
- Fenâ Fillah ve Bekâ Billah:
- Benlik duygusu (ene) tamamen silinmiş, Allah'ın iradesiyle hareket eder.
- "Attığın zaman sen atmadın, Allah attı" (Enfal Suresi, 8:17) ayetindeki sırra erer.
- Korku ve Ümit Dengesi:
- Allah'ın rahmetinden ümit kesmez, ama azabından da emin olmaz.
- "Onlar, ne cennet için çalışır ne de cehennemden kaçarlar; sadece Allah'ın sevgisi için yaşarlar." (Tasavvufî bir ifade)
- İnsan-ı Kâmil Mertebesine Yakınlık:
- Bu makam, "insan-ı kâmil" (olgun insan) olma yolunda son basamaklardan biridir.
?️ Nefs-i Mardiyye’ye Nasıl Ulaşılır?
- Nefs-i Radiye’yi Tamamlamak:
- Önce Allah'ın takdirine tam rıza göstermek gerekir.
- İhlâsı Zirvede Tutmak:
- Amellerde sadece Allah'ın rızasını gözetmek.
- Mürşid-i Kâmilin Terbiyesi:
- Bu mertebe, ancak gerçek bir mürşidin rehberliğiyle mümkündür.
- Zikir ve Fikir Dengesi:
- Sürekli zikir (Allah'ı anma) ve tefekkür (derin düşünce) ile kalbi diri tutmak.
- Hiçlik (Fenâ) Makamına Ulaşmak:
- Nefsin arzuları tamamen yok olur, kişi Allah'ın iradesinde erir.
? Nefs-i Mardiyye’den Sonraki Makam:
- Nefs-i Safiyye (Tertemiz nefs):
- Kalp, adeta bir ayna gibi ilâhî tecellileri yansıtır.
- Bu mertebe, peygamberler ve velilerin ulaştığı son makamlardandır.
? Önemli Uyarılar:
- "Allah'ın razı olduğu" ifadesi, kişinin kendini beğenmesine yol açmamalıdır!
- Bu makamdaki kul, kendini daima kusurlu görür.
- Günah işlemez, ama "günahsızım" demez!
- "İhsan" (Allah'ı görür gibi ibadet etmek) şuuruyla yaşar.
Örnekler:
- Hz. Ebubekir'in (r.a.) "Sıddîk" (dosdoğru) olarak anılması.
- Hz. Mevlânâ'nın "Hamdım, piştim, yandım" sözünde ifade ettiği kemâl hali.
Nefs-i Marziye Nedir? Allahın Razı Olduğu Nefsin Makamı Nedir? denilince
Nefsi Raziyeye Yükselmiş bir nefis artik, Rabbimizin her yarattiginin kader cizgisinde dogru ve hak olan oldgunu anlamaya başlar, ve keşkelerini birakirsa, ve sebeblerde bogulmaz ise , artik onun melekleri anlamaya başladigi zaman, nefsi Marziyeye adim atmiş olur. ve hayatta seceneklerin bol oldgunu anlamasi, ve kör cahil gibi bir kararda diretmemsi gerektigini anlayinca yine marziyede yol almaya başlar.
Ve dinimiz bize meleklerin yemedigini, icmedigini, tuvaletde yapmadiklarini, ve cinsi münaasebettede bulunmadiklarini bildirir. ve böyle olunca dünyamizda bunu yapabilen canlilara bizler elmentler diyoruz. ve atomlar ve elementler canlidirlar, iclerinde hareket halinde olmalarina ragmen, elektronlarin atomun cekirdegi etrafinda dönme hizlari, onlarin katimi sivimi oldugunu belli eder. hizli dönen elektronlar, onlari sert yapar, icine başka cisimilerin girmesine onlarin hizli dönmeleri sebebiyle engeller. aynen bir pervanenin saniyede 300 bin döndügünü düşün, ve sanki pervanenin boşluklari olmadigini, ve sanki yuvarlak bir zil ve tek bir parca dönüyormuş gibi, onun menzilinde katman oluşur. ve o icine başka bir şeyin girmesine müsade etmez. işde elektronlarin hizida yogunluguda bizim elementleri kati sert veya sivi yumuşak veyahutta gaz diye atfetmemize sebeb olur.
ve işde bu melekler ordusu, bizim sesimizi duyar anlar,duruma göre hareket ederler . ve göz denen canli organizmasinda 300 veya 300 bin tane melek görevli oldugu bilinmekde yani göz 300 bin parcadan oluşuyor. ve canli organizmalar moleküler yapilardan oluşmakda, yani molekül bir kac atom cinsinin biribiriyle kurdugu fiziksel baglara molekül diyoruz. ve moleküller ise yedigimiz icdigimiz yiyeceklerden alinan, öz maddelerden imbiklenen atom parcaciklarinin, özel bir formül ile, yaptiklari moleküler baglar. ve o elementler göz denen moleküler yapiyi oluşturunca, görme sinyallerini algilayip, beyine sinir sistemi yoluyla göndermekde, ve beyinde ise, o görüntü hakkindaki bütün veriler ile, ona karşi yapilcak hareket ve ve davrarniş hakkinda, bir karar verilir.
işde meleklik vasfi bu elementlerle algilanabilcegi icin, mesela su molekülünün kaynama noktasi 100 °C ve Demirin 1500 °C ler arasinda. ve insanda, ya meleklige dogru gider, yahut cin ve şeytanliga dogru. ve şeytanin maddesi demir ve ona yakin maddeler, işde o “galu bela da” secde etmeyecegini iddia eden yapi yani, egilmen bükülmen diyen yapi, demir gibi sert, işlenebilmesi ve yararli hale getirebilmesi icin, isitilmasi, ateşe tabi tutulmasi gereken yapi, ve ateşe maruz kalip kaynama noktasi degil amma, yüksek derecede isininica, işde onu egip büküp şekil verilir. ve demirciler işde, ona egilip bükülebilcegini ögreten, ve onu terbiyet eden, aynen at terbiyecisinin, atin sirtina eger vurdugu gibi, demir tebiyecisi bir demircide, demire şekil vermek ici, onu isitip kizdirir, ve kizan demir yumuşar, ve dövüle dövüle şekil alir. yahut dökme demir gibi 1150 °C derecelerdeki demir kaynama ergime noktasina varmiş olur, ve sivi hale gecer, ve sivi haldeki demirde kaliplara dökülerek, onun yararli bir kaliba şekle girip, insanin hizmetine verilcek birer, mesala mazgal demirleri gibi, veyahut kalorifer demirleri gibi, şekillerdeki yararli degişik demir kaliplarina dökülerek, işde insanlarin hizmetine girer. ve nasil at üstüne eger vurulunca, evcil olup hizmet ederse, demir dahi, demircilerin elinde teerbiyet olup, insanlarin hizmetine girer, ve işe yarar hale gelir.
Allahü Teala Adem Atamizi yarattiktan sonra, bütün herkese, benim halifeme secde edin dedi. o secde Adem Atamizin taşidigi Muhammed A.S min nurunaydi. yaratilişdan bu yana melekut, ceberut, lahut ve islam olanlar o nura tavaf ederler, o secdenin simgesi amma, iblis müstesna. iste iblis secde etmedi Adem Atamiza, bütün melekut ve digerlerini secdesi rabbimizin ilminde gün hesabiyla beşyüz sene sürdü, iblis lanetli herkes secdeye varirken ayakta beşyüz sene durdu kaldi. kibrinden her şeyi degişti, itaati isyana şekli şemali, melekligi herşeyi degişti, bu süre icinde hemde Adem Atamiza sirtini döndü. bir şeylere kizip sirtinizi dönmeyin insanlara, bu şeytan ahlakidir. Allahim inananlari şeytan aleyhillane ahlakindan uzak etsin.daha sonra mühlet aldi, ve cennette Havva annemizi kandirip, Bugdaydan yedirdi. bugday posali idi, Allahü Teala yasaklamişdi, bu yüzden yemeyin demişti, havva Annemizde Adem atamizi yaniltti, ikiside yediler, az sonra barsaklar calişdi ve defi hacet ihtiyaci hissettiler, Adem Atamiz aranmaya başladi, Allahü Teala Biliyordu fakat sordu Adem Atamiza, Adem Ne aranirsin , pislenecek yer, Allahü -Teala Adem Atamiza dedi, Cennette pislik olmaz, in dünyaya, oraya pislen. yani ey insan oglu dünya pislenme yeridir, defi hacet yeridir. burada mal mülk tutmak keyif yapmak yeri degil, cennetten indirilmeden önce Adem Atamizdan, Peygamberimizin nuru alindi, ilk ameliyat. ondan sonra dünyaya indirildi dünyada Adem Atamiz Havva Annemizle ayri yerlere indirildi, Adem atamiz cok üzüldü, pişman oldu, havva annemizden de ayri düşmüşdü, hem tövbe ediyorlar, hemde bir birbirlerini ariyorlardi, Adem atamizin boyu 70 ziraydi, yani parmaklarin ucundan dirsege kadar olan yer bir ziradir. yani yaklasik 28 -30 metre civarinda, tam kac metredir Allahü Teala bilir. dünyada bir biribilerini ararken, arafatta buluştular. yani konumuza geri döndük hacda tavaf ve say in yaninda birde Arafatta Vakfe yapilir. şimdi bunun hikmetini anlatacagim. Adem atamiz tövbesinde dediki: cennettin kapisinin üzerinde yaziyorduki “Lailahe illallah Muhammedün Rasulullah.” “Yarabbi cennetin kapisinda yazan isminle beraber yazdigin Muhammedin hatirina bizi bagişla” dedi cenabi hak nidalarini duydu ve tövbelerini kabul etti. ve Arafattayken bütün dünya alem yildizlar herşey durduruldu, yani vakfedildi, ve Peygamberimiz Muhammed Mustafanin nuru, Adem atamiza tekrar yerleştirildi. iste arafattaki vakfe, bu sebebledir.yani ikinci ameliyat bu sünneti peygamberimizde yaşamişdir, iki defa manevi ameliyat olmuştur, yani ameliyat olanlar üzülmesin, ameliyata gidecekler desinlerki, Adem atamizin sünnetini, peygamberimiz Muhammed Mustafanin sünnetini yaşamaya gidiyoruz niyetiyle ameliyata girsinler, Allahin izniyle ameliyat şifa olacaktir.
Yine cam denen madde, silisyum veya silikat yani kum tanesi isitilarak elde edilir, ve onun terbiyeti yine ateş iledir. ateşde cehhennemde terbiyet olur. ve cehennemin sicak tabakasi ile terbiyet olur. ve isitilinca, bardak tas tapak veya pencere olur veya ayna haline girer. ve cam yine kirilgan yapidadir, onu işledikden sonra soguyunca, yine o sanki eski hali gibi sert olur, ve o halde iken, onu bükemezsin, bükmeye kalkinca kirilir.
işde Havva Annemiz icin yapilmiş olan rivayetlerde gecerki, Havva Annemiz Hz. Ademin Kaburga kemiginden halkoldu. Ve kadin kismini eger serbest birakirsan kaburga kemikleri gibi egik kalir, veya onu tamamen düzeltmeye kalkarsan kirarsin incitirisin. ve hal böyle olunca kadini ne serbest birakacaksin, öyle davulcuya zurnaciya kacacak kadar, nede zorlayip dosdogru olacaksin diye egriligini düzeltmiye kalkacaksin. ve ona yumuşaklikla muamele edip, hafif bükeceksin, ve onu kirmadan egri oldgu yerlerde ona direnc uygulayacaksin. ve fazla direnc, yine onu kirar incitir. yani elementar yapi, bu rivayet bize kadinin nasil bir elementar yapisi oldugunu anlatir. ve kemik sertttir, mesal bacak kemikleri egilmez, egersen kirilir, amma Allah, kaburga kemigini öyle halkederki, o hafif egilebilcek yapidadir.
yani kadinin terbiyetide, aynen demirinki gibi olmasada, ona yakin olarak, ne serbest birakacak, nede ip gibi dosdogru yapican onu. aynen gögüs kefesindeki gibi, ve 12. kaburgalarin agzi acikdir, ve onlar esnek bir yapidadir, ve vücudun durumuna göre esnerler, ve onun görevi kalbi ve cigerlri korumakdir. yani kadin erkegin zirhi gibidir.
Hal böyle olunca, su 100 °C de kaynar dah önce kaynamaz. ve yemek, sulu yemek kaynamadan pişmiş olmaz, ve en az 100 ° C li bir cehhennem ateşine maruz kalir o yiyecekler, veyahut yanmiş hararet yapmiş bir beden, soguk su ister, onun icebilcegi soguk su, en fazla 4 dereceya kadar olan su sogukdur, ondan ötesi donma derecesine girmeye başlar, ve eksi bir derece donma noktasidir, ondan sonra su kati hale gecer, ve artik icilmez olur . yani su ise senin cibilliyatin, su isen, seni soguk ile terbiyet edersek, sen 4 derecey kadar sivi kalabilirsin, eksi bir derecde donarsin, artik kati olursun, yani aynen sistemimizdeki uranüs gezegeni gibi, havanin ve suyun dondugu nokta. ve yani uranüsün oldugu nokta demek oluyorki, güneş sistemimizin dört dereceden daha az oldugu bir uzaklik noktasi, ve hal böyle olunca ondan daha uzaga gidildikce, sicaklik dahada düşer, ve dört dereceden az sicaklik olan bir yerde hayat olmaz degilmi, amma su molekülleri kati haldedir ve canli orgnizmalar vardir yani .
Yani sen ey insanoglu, su gibi aziz bir kimse olsan, cok faydali bir kimse olsan, senin ögrencegin yapi, yani Hz Osman gibi faydali, Hz Ebubekr gibi dini mübine faydali bir yapida olsan, sana ögretilcek olan, dört dereceden aşagi gecersen, sivi olmakdan cikarsin kati buz olmaya dogru gidersin, ve faydan azalmaya başlar istidatin bozulur, ve ondan sonra artik organizmalari saklamakda kullanilrisin. ve yine sicaga tabi tutulursan, 100 °C kaynama noktan, bu sefer ondan yüksek derecede, hiddetlenirsen, sen buhar olur ucarsin, kabina sigmamaya başlarsin, ve gaz aynen kaynayan caydanlgin tepesinin atmasi gibi, tepen ativerir, ve eger bir yerde gaz cogalir, ve kapaginida atamazsa, orayi patlatir ve dişari cikar.
su gibi saf ve temiz olsan yine olmaz ve bazen kötü olmayi ögrenmen lazim ve, Hz ömer veya
Hz.Aliye bir adam hakkinda “cok saf temiz, ve cok iyi” dediler. O da, “O adam kandırılmaya çok müsaitmiş” dedi. yani afedesiniz cok iyi olursan, bir şeytan askeri gelir ve ac donunuda bilemem ne eden demeye kalkar. ve kadin olmak o donu acmak ile başlar, yani kadin ilk kanan, yani Hz Havvadan önce Lusi diye bir Havva daha varmiş diyorlar, ve şeytan gelip ac bilmem neyini deyince ona kanan ve acan kandirilan, ve şeytan soyunu üreten kabillerin soyu, ve ondan sonra şeytanin erkekligi ve dişiligini allah yok etmiş, ve havvayi yaratmiş ve havvayi ise yine saf bulup kandiran, hain şeytan ve askerleri, yani kadin kandirilmaya müsait. erkeklik ise işde kanmamasini ögrenen, donunu acmamayi ögrenen kimse, ve eger erkekleri kandirida onlar donunu acarsa homo olur, ve artik ondan erkeklik kadinlik gider neutron drumuna düşer. afedesiniz erkelik dişiligi olmayan cibilliyatsiz şeytan olur, şeytanin tiki yokdur ve kuyrugunu kicina sokup üreyen yaratik. yani kendi kendini dölliyen yaratik. yani zekeride faza uzatmaya kalkanlara, öyle seninki o kadar uzunsa, döndürde kicina sok denir, yani o kadar uzattinsa artik kicina sokda şeytan ol demekdir bu. yani cibilliyatsiz şerrefsiz hain kalleş (BibBiiiiiib Kafa) yaratik.
işde kuranda gecen vusta yol bu yüzden önemlidir, atomlari anla anlamasina amma, demiri ögren amma, demir olup, demirin düştügü hataya düşme, suyu ögren amma, suyun düşdügü tuzaga düşme diye sana nefis marziye makami ögretilir. yani pipisi tutisi olmayan meleklik vasfini ögren, amma sen insan kal, ve yerince baba ol, yerince anne ol, ve yerince merhmetli, yerince cebbar ol, yerince mümin, yeri gelince halid bin velid gibi ol, karşindaki bir muhammedse bile, ve kanma öyle her lafa her söze, hemen bir düşün tefekkür et, bunun önü ne olur sonu ne olur diye, hemen atilma.
ve demir oldunsa, senin yararli hale gelmen demek, önce azabi tadacan, ateşe tabi tutulcan, ve sonra yandim pişdim demek olmaz, seni terbiyet edicin, hangi kaliba sokduysa, ondan razi olabilmekdir. senin razi oldugun degil, Allahin senden razi oldugu yeri bilmekdir. ve Allah seni su yaptiysa, bilki senin kaynaman, pişme noktan 100°C, ve sen 80 ° C de yoldan cayma bekle yansanda, buhar olsanda, sen ucup melek olmak istiyorsan, önce 100°C de kaynayacan, ondan sonra ucmayi ögenirisin buhar olursun. 80°C de evliya kesilip ucuyon kaciyon numralari cekme insanlara .
Ve Allah kainata fizik yasalari diye yasalar koymuş, ve melekleri anlamak, onlari bilmek ile olur. ne ne zaman radyoaktif olur, ne nezaman işik verir, ne nezaman kaynar, ne nezaman donar, ve ne zaman agir olur, ne zaman hafif olur bunlari bilmek melek ilmidir.
Allahin kainata koydugu yasalar, melek yasalaridir. Mesala 1 dioptri gözlük olmuş bir cam, bir dioptri göstermek ile sorumlu, o onun sahibinin koydugu kaliba, %100 uyar ve 1 dioptri gösterir, buna tam itaat eden meleklik denir. onda sapma olmaz, ve sen o melegi anliyacak isen, ve gözlük olabilecek bi safliga ulaşmak istersen, önce dioptri yasalarini ögrenceksin, ve şeyh icin derlerki, onun müridi, gassalin, yani ölü yikayicinin elindeki ölü gibi olacak, o seni o yana cevirirse o yanna, buyana cevirirse bu yanna döneceksin. sen ölüsün, sende itiraz olmaz, olamaz yani. işde meleklik, canli olmana ragmen, ölü gibi olmakdir ve kapi duvar canta gömlek gibi ölü gibi davranabilmekdir, yaratan sana, hangi kural ve yasa koyduysa, ona tam itaat etmekle sorumlusun. ve su odunsa, senin kaynama noktan 100°C, bundan aşagisinda olmaz. 80°C de viyklarsan, indirirler ocakdan, ham kalir, kaynamiş olmazsin,ve makami marziyeye cikamazsin, senin razi oldugun 80°C ye degil, sen Allahin sana koydugu yasa olan, 100°C den razi olmalisin. senin razi oldugun,yeter dedigin yer degil, Allahin senden razi oldugu yer önemli. yine donma noktan belli, eksi bir derece, ondan önce hafif donarsin amma, tam donma nokta sifir ve alti, ondan önce dondum olmaz, KATI oldum olmaz. işde bunlari anladgin gün makami marziyeye cikdin demekdir. o güne ve o yere varirsan, orda bu garip Raşid kuluda, onlarin meclisinde an, olurmu unutma haaa.
Cikabilirsen o makama, makamin mübarek olsun.
---oOo---
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 20.08.2021 Cuma
Original Kar©glan
|
|
|
| Tasavvufda Nefs-i Safiyye (Tertemiz Nefis) Nedir? |
|
Posted by: YamanTunca - 03-08-2026, 09:08 PM - Forum: Tasavvvuf
- No Replies
|
 |
Nefs-i Safiyye (Tertemiz Nefis) Nedir?
Nefs-i safiyye, tasavvufta nefsin ulaşabileceği en yük arınma mertebesidir ve "tertemiz nefs" anlamına gelir. Bu makam, nefs-i mardiyye (Allah'ın razı olduğu nefs) mertebesinin üzerinde, adeta bir ayna gibi ilâhî tecellileri yansıtan bir haldir. Kur'an'da bu duruma işaret eden ayetlerden biri:
"Allah'a tertemiz bir kalp (kalb-i selîm) ile gelenler hariç..." (Şuara Suresi, 26:89)
? Nefs-i Safiyye'nin Özellikleri:
- Mutlak Arınmışlık:
- Nefis, tüm maddi ve manevi kirliliklerden (kibir, riya, kin vb.) tamamen arınmıştır.
- "Kalp aynası" Allah'ın isimlerinin tecellilerine engelsiz yansır.
- İlâhî Tecelliye Mazhar Olma:
- "Safî" (arındırıcı) isminin tecellisiyle nefs, ilâhî sırlara açık hale gelir.
- Hz. Musa'nın (a.s.) Tur Dağı'nda Allah'ın tecellisine mazhar olması gibi (Araf Suresi, 7:143).
- Ledün İlmiyle Hareket Etme:
- Gayb sırlarına ve hikmetli ilhamlara açıktır.
- Hz. Hızır'ın (a.s.) ilm-i ledünnîsi bu mertebeye örnektir *(Kehf Suresi, 18:65-82)*.
- Fenâ ve Bekânın Zirvesi:
- Kişi, "yok olmuş" (fenâ) ve "Allah'la var olmuş" (bekâ) halinin en üst seviyesindedir.
- "Attığın zaman sen atmadın, Allah attı" (Enfal Suresi, 8:17) sırrına tamamen ermiştir.
- Evrensel Sevgi ve Merhamet:
- Tüm yaratılmışlara karşı koşulsuz şefkat besler.
- Mevlânâ'nın "Kim olursan ol gel" çağrısı bu mertebenin tezahürüdür.
?️ Nefs-i Safiyye'ye Nasıl Ulaşılır?
- Nefs-i Mardiyye'yi Tamamlamak:
- Önce Allah'ın rızasını kazanmış bir nefs haline gelmek gerekir.
- Riyazet ve Manevi Temizlik:
- Zikir (Allah'ı anma), oruç, halvet (inziva) gibi uygulamalarla nefsi arındırmak.
- Mürşid-i Kâmilin Terbiyesi:
- Bu makam, ancak gerçek bir mürşidin (manevi rehber) gözetiminde mümkündür.
- Kalp Temizliği (Tasfiye):
- "Kalpten Allah'tan başka her şeyi çıkarmak" (Tasavvufi tabirle: "Kalbi masivadan boşaltmak").
- İlâhî Aşkla Yanmak:
- "Aşk ateşi nefsi safiye yapar" (Mevlânâ).
- Aşk, nefsin son tortularını da yakıp temizler.
? Nefs-i Safiyye'nin Tasavvuftaki Yeri:- "İnsan-ı kâmil" olmanın son basamaklarındandır.
- Bu mertebedeki veliler, "kutup", "gavs" gibi manevi makamlara yükselir.
- Abdülkâdir Geylânî, İmam Rabbanî gibi zatlar bu makamın örneklerindendir.
? Önemli Uyarılar:- "Ben safiyeye ulaştım" demek, en büyük nefs tuzağıdır!
- Tasavvufta "nefsini bilen Rabbini bilir" sözünce, bu mertebedeki kişi kendini daima kusurlu görür.
- Gizli Şirk Tehlikesi:
- "Ulaştım" hissi, kişiyi gizli benlik putuna (ene) düşürebilir.
? Örnekler:
- Hz. Yusuf'un (a.s.) İffeti:
- Zindanda bile nefsini koruması (Yusuf Suresi, 12:33).
- Hz. Meryem'in (a.s.) Paklığı:
- "Seni tertemiz yarattım" *(Âl-i İmran, 3:42)* hitabına mazhar oluşu.
- Mevlânâ'nın Aşkla Arınması:
- "Hamdım, piştim, yandım" sözündeki "yandım" safiyet mertebesidir.
"Nefsini temizleyen kurtuluşa ermiştir."
(Şems Suresi, 91:9)
Nefsi Safiye - Nefsin Safiye Makamı Nedir?
YAKiN BiLGiSi NEDiR? ÖRNEKLERiYLE
(Kar©glanin 12 Nisan 2016 Vaazi)
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
الم تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ الْحَكِيمِ هُدًى وَرَحْمَةً لِّلْمُحْسِنِينَ الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَهُم بِالْآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ أُوْلَئِكَ عَلَى هُدًى مِّن رَّبِّهِمْ وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ
Sadakallahul Aziym LOKMAN Suresi 1. 2. 3. 4. ayet
Euzubillahimineşşeytanirracim
Bismillahirrahmenirrahim
Elif lâm mîm. Tilke âyâtul kitâbil hakîm. Huden ve rahmeten lil muhsinîn. Ellezîne yukîmûnes salâte ve yu’tûnez zekâte ve hum bil âhırati hum yûkinûn.
Meali :
Ayaktakilere Egilenlere Oturanlara dir bu söz.
Bunlar, hakîm olan Karar mercii olan Kitab’ın Âyetleri’dir.
Bu ögütler sadece ihsan makaminda olanlar icindir, (önüne gelenin yapacagi işler degildir, Doktorun yapmasi gerekeni hakim yaparsa olmaz , hakimin görevini, calgici yapmaya kalkarsa yine olmaz).
Ve Onlar, namazı ikame ederler (namaz kılarlar), ve zekâtı verirler. Ve onlar, ahireti yakinen bilirler.
Sadakallahul Aziym LOKMAN Suresi 1. 2. 3. 4. ayet
---oOo---
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular
Emanet zayi edildiğinde kıyametin kopmasını bekleyin. "Ya Resulallah, emanetin zayi edilmesi nasıl olur?" denince, iş ehlinden başkasına verildiği zaman kıyameti bekleyin.buyurdu.
(Hadisi şerif)
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"
Yolculugumuza Başliyoruz :
Öncelikle Nefis demek, Vücut Denilen Araba veya Motoru süren sürücü, şoför Manasındadır. Bu Motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilcek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için, önce terbiyet edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gekekir. Burada islamın şartları olan namaz ve oruç devreye girer, ve işde oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, yani motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında, fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile yemek helal olan birşeye gem vurulur. Daha sonra cima ya (Cinsel birleşmeye) gem vurulur, yani frene basması öğenilir. Bunu öğrenince, artık insan islamın haram ve yasak dediği durumlarda, frene basıp nefis atının gemini çekerek, gerektiğinde onu durdurur. Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiyet ehli olur.
---oOo---
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ
Va’bud rabbeke hattâ ye’tiyekel yakîn.
Ve sana “Yakîn Bilgisi” gelinceye kadar , Allah a Kullukda Devam et.
Sadakallahul Aziym HİCR Suresi 99. ayet
isa efendimiz öyleki ona öyle bir yakin bilgise gelmişdiki, hangi şeyin, hangi topragin, hangi bitkin, kimin cibilliyati oldugunu biliyordu, cönkü o nun, o topragin o melekeleri ona diyorduki : ben falanciyin, ben fillanciyin, bu muhmede ne zaman geldi, taa müşrikler muhammede davet verip, sonra onun yemegine zehir katip sunduklari güne kadar, onda o yakin bilgisi yok idi, ve o gün o eti agzina götürdü, ve etteki o meleklr ona dediki,"ya rasulallah, beni yeme ben zehirliyin" dedi, peki bu yakin bilgisi ne olaki, işde o elementlerin sesini duyar olmak, element meleklerinin sesni duyar olmak makami: makami safiye, tasavufdaki nefsin rütblerinden safiye makamindan bahsediyoruzki, o kadar saf dereceye ulaşacaksinki, saaffet ve saafiyetin senin, elementlerin sesini duymaya kadar götürcek ve sende. o kdarki o sesleri duyup ayirt edebilcek bir yakin bilgisi hasil olacak yani, ve yine isa efendimiz ve havarileri bir yere vardilar ve, isa bir avuc yerden toprak veya camur alip dediki bu dedi bilmem nuhun oglu mafsal kemigi dedi, haydi diriltte bakalim o zaman ya ruhullah dediler,
"Rabbena atina min ledunke rahmeten ve heyyi’ lena min emrina reşeda”
dedi o taprak canlandi kalkdi onlarla konuşdu, ve gördülerki isa dogru söylüyor, ve havarilere gecdi bu sefer bu yakin bilgisi onlarda tebiatin sesini duyar oldular, tabiat ana onlarlada konuşur oldu. ve işde safiye makami bazen elden ele verilir, bazende kendi tasarrufun ile kazanirsin, yakin bilgisi böyledir, ilmlel yakin bilgisi icin, elinde ilmi bir burhan olmali, yani yazili bir metin, bir bilgi olmaliki onu okuyup ilmel bilebilesin. yazili bir metin bir bilgi olmadan onu ilmen bilemezsin, ve Allah bu ilimini öyle her zaman insanlarin sandigi gibi tevrat levhalari gibi levhalara yazmamisdir, ve ve tevrat nüshalari yazili olan levhalar dünyanin dört bir yainindaki taslara kazinmis olan bütün yazilar tevrat nüshasidir ve orjinaldir, tahrip edilmemiş olan tevrat onlardir, ve taa bu misir piramitilerinin icindeki resimli yazilarda buna dahildir tahrip edilmeden günümüze kadar gelmiş, cünkü taşa kazinmiş, amm insanoglunun bunlarda ahmaklik etitgi görülünce, rabbim bu yöntemi neshetmişdir, ve kuran kainatta yazilidir. nasil? mesala cekirgelerde bir ayet veya bir nüsha vardir, bilmem aluminyumun iicnde bir nüsha vardir, yine eşşekde bir nüsha, devede bir nüsha veya ayet yazilidir, ve bütün hak kitaplar canlidir, hala bozulmadan kalanlari vardir, ve tahrip edilmiş olanlar, zaten bugün yine tahrif edilmiş olan bitkiler hayvanlar olarak tezehür göstermekdedir, özü bozulmuş bir elma tahrif olmuş bir ayeti temsil eder, amma onun orjinal metni elmizde varsa, bozulmamiş bir elma türü, cekirdegi tahrif olamamiş, Allahu tealanin ayetlerinden bir ayeti temsil eder, ve kuran kainatta yazildir işde.
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
فَسَلَامٌ لَّكَ مِنْ أَصْحَابِ الْيَمِينِ
وَأَمَّا إِن كَانَ مِنَ الْمُكَذِّبِينَ الضَّالِّينَ فَنُزُلٌ مِّنْ حَمِيمٍ
وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ
إِنَّ هَذَا لَهُوَ حَقُّ الْيَقِينِ
Fe selâmun leke min ashâbil yemîn.Ve emmâ in kâne minel mukezzibîned dâllîn. Fe nuzulun min hamîm. veya Ha ve mim . Ve tasliyetu cahîm.
İnne hâzâ le huve hakkul yakîn
Ey sağdaki!( ey iyler zümresi) Sana selam olsun!
(Dallin veya sol ve kötüler) Ama yalanlayıcı sapıklardan ise,
Ve onlar icin alevli ateşe atılma vardır. su gibi kaynamak vardir.
veya asli vatani ateş olmak vardir, yani ateşden bir parca olmak vardir.
ve bunlar muhakkakki taddirilarak, hakkal yakin bilinir ve ögretilir.
VÂKIA Suresi 91. 92. 93. 94. 95. ayet
ingiliz ingilizcesini en iyi ingilterede yaşyanlar ögrenir, veya onu, bir ingilizledevamli konuşanlar daha iyi ögrenir, italyanca böyle, türkcede böyle, almancada, öyleyse elementlerin dilinide elementlerle konuşabilme ve yakin bilgisne sahip olanlar bilir. o derece saf olcakki halin, elementleri duyacak, sonra onlarin dilinden birde anlamak, ögrenmek lazim, mesala ingilizceyi duyarsinda, sen ingilizce bilmiyorsan, anlamzsin ne diyor onlar, elementlerin sesini biz duysak ne kadar bir gürültüdür o düşünün bir, 1cm3 bir elementin icinde binlerce o elementin atomundan var, atom mikroskop bazinda görülebilen kücük bir parca, öyle olunca 1cm3 bir cam bardagin parcasindaki elementlerin sesini duysan, bir şehrin gürültüsü kadar ses duyman lazim, amma duymuyoz işde, ve ve isaya verilen yakinlik bilgisi, bunlarin sesini duyacak bir yakinlik, yine muhammede öyle bir yakinlik, ve yine Allah, ibrahimi yakacak olan ateşe :
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
قُلْنَا يَا نَارُ كُونِي بَرْدًا وَسَلَامًا عَلَى إِبْرَاهِيمَ
Kulnâ yâ nâru kûnî berden ve selâmen alâ ibrâhîme.
“Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve esenlik ol” dedik.
ENBİYA Suresi 69. ayet
öyleyse, öyle bir yakinlik derecesi varki, ateşle suyla konuşabiliyorsun. ve Allah dediki
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ
Va’bud rabbeke hattâ ye’tiyekel yakîn.
Ve sana “Yakîn Bilgisi” gelinceye kadar , Allah a Kullukda Devam et.
ve bu ilim, Hz ibrahime ögretilirken birinci defa sinandi, yatirdi ismaili kescek, Allah bicaga dur kesme dedi, bicak kesmiyor, kesemiyor, izinsiz kesemez, ve burda ögrenemedi. bu sefer manciniga bindirdiler ateşe atiyorlar, ordada ögrenemedi, Allah diyor "gulne.." , "biz dedikki ateşe" diyor, yani yine ibrahim ögrenmiş olsa, rabbimiz buyurcakki "ibrahim dediki ateşe" olcak amma, öyle demiyor, "biz dedikki" diyor, ibrahim yine bu elementleri duyabilcek, onlarla konuşabilcek yakin bilgisinden yoksun . ve ashabi kehfe öyle bir kelime ögrettiki rabbim, onlar 300 sene sonra kalkmak istediler, ve bu bir kelime ile oldu ve ve kuranda bunu, kehf suresinde nasil anlatiyor, o kelime hakkinda:
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
قُل لَّوْ كَانَ الْبَحْرُ مِدَادًا لِّكَلِمَاتِ رَبِّي لَنَفِدَ الْبَحْرُ قَبْلَ أَن تَنفَدَ كَلِمَاتُ رَبِّي وَلَوْ جِئْنَا بِمِثْلِهِ مَدَدًا
Kul lev kânel bahru midâden li kelimâti rabbî le nefidel bahru kable en tenfede kelimâtu rabbî ve lev ci’nâ bi mislihî mededâ.
De ki: “Denizler, Rabbimin kelimeleri için (kelimelerini yazmak için) mürekkep olsaydı ve onun bir mislini daha imdada (yardıma) getirmiş olsaydık bile, Rabbimin kelimeleri bitmeden, denizler mutlaka tükenirdi.
KEHF Suresi 109. ayet
ve bu SIRLI kelimeyi dedigin zaman 300 senede uyusan, Allah seni uykudan kalkar gibi kaldirir, SIR bu kelimede amma, o kelime hangi kelime, hadi bil. Allah bildirmeyince bilemezsinki, sana o yakinen bidirilmeyince bilemezsinki, ve onlar bir kelme ögrendiler ve ve bu kelime onlari 300 sene sonra uyndirdi, ve her kim akşam yatarken bu ayeti okuyupda,"rabbim, o ashabi kehfi kaldiran kelime hatrina benide şu saatte kaldir2 derse inşallah faydasina nail olur, ve o saatte uyanir, amma o kelime yine, o derece yakin bilgisine ermek ile olur, yoksa bu ayet o kelime degildir, yine sadece o ayet , o kelime hatrina kullanilir. Allahin muradina uygunsa cevap gelir o duadan. (hani mesala herkes uyuyunca kalkip, bilmem sucsuzlari uyurken öldürcen diye okunmaz undefined
ve Allah diyorki, biz ateşe dedikki "serin ol" haydi sende söyle bu kelimeyi ateşe, bnde söyleyen, ateş serin olcakmi bakalim, kimin sözüne itaat edecek, eger ben o yakin ve safiyet makamina cikmadiysam, benim "ya naru berden ve selamen" demem işe yaramaz, hadi diyen bak yine yakar benim elimi, sen de bakalim, seni yakmayacakmi. amma öyle kimseler varki, onlar safiyet makamina cikmiş kimseler, onlar derse o kelimeyi, ateş yakmaz bicak kesmez. nitekim bir tarikat vardirki rufailer diyorlar, onlar bedenlerine şiş sokuyor bilmem kilic sokuyor, bişey olmuyor, neden onlarda bir kelime var, o tilsim amma, o tilsimida söyliyen agiz ve insanlarin hepsi bir degil, amma velevki bir cocuk olsa bile, ve bu kelimeyi, amma elden ele verilir, dilden dile verilir, amma da, kendi tasarrufun ile kazanirsin dedik işde. ve sana bicak dürtseler bişey olmazsin hatta ta kalbine dürtseler yine bişey olmaz, cünkü sen tilsimli kelmeyi biliyoyrasn elementler senin sözünü dinler, ve onlar sana zarar verecek o madeden korunurlar.
Nitekim mehdiyi deccalin kesmes,i fakat mehdinin tekrar dirilmesi cünkü o kelimeyi o biliyor, sonra yine kesemesi yine, dirilmesi sonunda ücüncüde dirilince, bir daha onu öldürümeyecak olmasi ve onun sirtinin onun em ri ile bakirdan ve kjursundan bir hale dösnmesi yani elmentlere emredince kesilmez bir elemente dönünce, onun gücünün bitmesi yani onu yenemeyecegini anlayinca umudu biter, ayni firavun gibi, artik ben ona inandim diyecek amma biraz gec olcak, ayni ikinci firavun, mehdinin firavunu yani, ve orda mehdiye düsen tilsimli kelime "simdimi ahmak, simdimi anladin." evet bujrdan davet var somnun gelcegi güne hazir ol o gün seni gücünün bittgi gün istersen den ve sonuda inan istersen bira geri dur krokmuyan senmisin benmi bundan baklaim haydi cagri davetye buyur dene ya sen ya ben aslar kimdese o kazanir, ve varsa kesilemeye razi olcak başka bir mehdi adayi ciksin, hadi onunla savaşin, varsa öyle onun önünde kesilmekden korkmayacak bir daşşakli mehdi, ben ona öncelik vercen, hadi gitsin yatsin kesilmeye, ve benim atam ismail varken, benim korkum yok, onu kesmeyen bicak benide kesmez amm ne zaman omnuda rabbim bilir, sen o tilsimi bilmezsin, amma o kelime bana ben oray ayatmadan gelcekdir, şimdi boşuna hafizamda arama yok, o safiye bilgisi elin ateşe düşmeden gelir, ibraim ateşe düşmeen hmen önce gelir senin işin bitip mancinigi firlatinca, ben senin elinden cikinca firsat bana gecince, varsa o sesi duyabilcegini başka iddia eden buyursun önden buyursun.
insan kendisinin olmayan lokmayi yiymez dedik, cooook önceki vaazlarmizda. ve bunu şimdi şöyle aciklayacagiz, ve mesala toyota marka bir arabanin tekeri, koca teker bile reno arabaya takan desen uymuyor, yani tekermi teker, cantmi cant, amma o toyata icin, digeri reno icin, öyle olunca, Allahin, senin bedenini oluştursun diye halkettgi bir lokmayi, başkasi yiyemez, sende: başakasinin bedeni olcak lokmayi yiyemezsin, ve yine istisnai durum, isa efendimiz son yemekde ortadaki ekmegi böldü, ve dedi bu benim etim, yiyin dedi, sonra şerbet vardi, vişne şerbeti bu da benim kanim, icin dedi. Yani o , o elemntlerin kendini oluşturcak olan parcalar oldugunu biliyordu, fakat onlari o, havarilerini yedirdi, ve o havarileri olarak hayat sürdü, misyonunu tamam etti, ve hiristiyanlik diye bir din, dünyada, ikinci büyük din oldu, ve onlar yine onun lokmalarini, onun müsadesi ile yediler, amma dedi, sofradiklerden yaninizda, evinize götürmeyin bundan dedi, alip gidenler domuz suretine carpildilar.
iş ehlinde güzel, doktorluk doktor bilgisi olanda güzel, sen hic tedavi olmak icin baytarin önüne yatarmisin, amaliyat etsin diye, belki zorda kalirsan olur amma, ne kadar güvenebilirsin ona, cünkü doktor başka, baytar başka degilmi, yine doktoru alip gelip ona, "hadi bana istanbul köprüsü yap" denirmi, o mühendisin işi ve görevi, ve safiye makamina cikmayan ve SIR saklayamayan birisine bu kelimeler ögretilmez, ve Hz Süleyman, Belkisin veya BALKIZIN tahtini getiren o "Asaf bin Berhiya" da işde safiyye makamina cikmiş olan bir Allah adaminydiki, ona ilahi kelimeler ögretilmişdi, öyle bir kelime ki, onunla bir yerden biryere gidebilme, veya bir yerdekini, başka yere taşiyabilmek icin, bir TILSIMLI kelime, ve eger seni elementlere komutan tayin ederlerse, bir komutan bir orduyu isterse "suya dal" der hepsi suya dalar "cik" der cikarlar degilmi, öyle sokakdan gecen biri askere, yat deyincemi asker yatar, yoksa komutani taniyip komutan deyincemi, yere yatar. öyleyse, işde elementlere emredebilme yetkisi olan bir zati muhteremde, gel buraya deyince, agac kökleriyle cikar gelir. ve muhammedde oldumu? oldu, haceti def iyesini yapacagi zaman agaclara gel buraya, beni sakla diyordu, hacet edesiye gelip ona gelerti olurlardi.
ve hakkal yakin derecesindeki bir yakin bilgisi ateşin yakdigini, gerekince ekmek pişirdigini, ve suyun gerekince hayatenerjisi oldugunu, ve amma bazende, zaman gelipde katil olup, bogup adam öldürdügünü bilmek derecesinde kalir.
ondan daha üstün bir yakin bilgisi varki, işde ateşe serin ve selamet ol diyebilme derecesi, bicaga kesme diyebilme derecesi, ve o makama tasavuf ehli,nefsi safiye diyor. neden bu ihsan makamindan önce gelmesine ragmen, amma ihsan makamindan sonra anlatildi diyenler olcakdir, cünkü hakkal yakin olmadan önce, o ateşe yakma demek lazimdir yoksa, hakkal yakin bilince, ateşin icine düşünce ateşe yakma dersen, senin ya tamamini, yada yarini yakmiş olur, öyle olunca, önce olmasinsa ragmen, sonda olan demekdir. ve vaktinden önce gelen demekdir, ve gecen hafta yazdik, bize füyüzat geldi, ve dediki "zararin neresinden dönersen kardir" ve bunu ben hakkal yakin bilince degil, yani zarara ugradikdan sonra gelse idi, bana faydasi ne olcakdiki zaten, o öyleki sen ateşe düşmeden önce gelen bir bilgidir, bir füyzattir, ilimdir, bilgi ve SIRLI ayet ve kelimedir.
Komutan olmayan brisinin emrine askerler itaat edip uymazlar degilmi , öyle olunca zamanin imami mehdiyi, yer gök ehli bilir, ve ona uyarlar amma insanlarin ahmaklari onuN imam ve komutan oldugunu bilmezler, insanlardan sadece seckin olanlar onu tanir bilirler, ve o yüzden o agaca emretse agac itaat eder, ve su ya dese su itaat eder. amma işde kafir deccal anti uygulamasi yapiyor, ve tersine ceviriyor işde, ve öyle olunca "
أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم
ذْ أَوَى الْفِتْيَةُ إِلَى الْكَهْفِ فَقَالُوا رَبَّنَا آتِنَا مِن لَّدُنكَ رَحْمَةً وَهَيِّئْ لَنَا مِنْ أَمْرِنَا رَشَدًا
iz evâl fityetu ilâl kehfi fe kâlû rabbenâ âtinâ min ledunke rahmeten ve heyyi' lenâ min emrinâ raşedâ(raşeden).
kehf ashabina dedilerki "Rabbinizden size Rahmet olarak Gelen Raşidin emriyle diriler olun ."
ve sen de bakalim bu kelimeleri ve birde ben diyen, o ayeti ölüler dirilcekmi dirilmez, cünkü sen o raşid degilsin, sen o isa degilsinki dirilsin, ve komutan kimse elementler ona uyar itaat ederler. . velhasil kelam.
Ve element dili bilmek işde, ilk basamakda "ti ve anti" olarak başlar , yani israfil burusu "tatüüü veya taaa ve tiii veya tüüüü" veya horoz dili "ü' üürü' üüüüüü" ne demek peki bilen varmi, hangi dil bu, ne komut veriyor bu dil acaba diyen varmi, neden böyle ötüyor horuz demek yokmu? yine dolunay olunca kurtlar "wuuuuuuuuu" derler ne komut veriyor acaba, yani Allahin kelimlerini yazacak mürekkeb denizler dolusu olsa, onun kelimelerini yazip bitiremez diyor, Rabbim. cünkü kedi dili, köpek dili, karinca dili, bakteri dili, ,iknek dili, aslan dili, fok baligi dili,........ hangi birini yazcan, anlayacan, ingilizce bilen, birde kendi dilini bilen, iki dil biliyorum diye övünüyor,
lan ahmak,sen bilmezmisin
Allahin binlerce yarattigi hayvani, börtüsü böcügü elmentiyapragi bitkisi agaci cekirdegigezegenleri yildizlari,.....melekleri ceberrut, lahut alemindekiler varken, bunlara birbirleriyle anlascabilcegi birerde dil veren rabbinin üstünlügünü unuturda, iki dile bilene üstünlük yüklüyorsun, ahmak insanoglu, sana kim ögretti bu dilleri. köpek köpekceyi nereden ögrendi demek yokmu, kedi kedi dilini nerden ögrendi demek yokmu, bunun bir kitabida okuluda yok, nerden ögeniyor bunlar demek yokmu ahmak insanoglu, "köpegimi bu sene ilkokula gönderdim okumasini ögrendi" diyen varmi? köpek kendi dilini otamatik bilir, ama insan dilinide bilir, fakat konuşmaz sadece. "dab daba rab" ne demek acaba degilmi, yani musiki. yine mesela "şip şibidi şip" ne demek, yagmur ne diyor acaba diyen varmi. "kappudu kappudu kappudu kap" atin nali ne diyor acaba demek yokmu?
Hz. Yunus efendimiz, derviş yunus bu makama eren biri, ne diyor : "sordum sari cicege, annen baban varmidir." " ne inilersin dertli dolap" . Hz isa ise, onun, o cicegin annesi kim? babasi kim bilen bir makam, bir üst makam. bu kimin cibilliyati bilebilen bir makam. onu kim yiyecekde, onda lokma olcak, hücre olcak biliyor. ve öyle olunca, sen senin olcak lokmayi yiyebilir, nefesi alabilirsin. ve bagaya, dozere, tanka, takilcak vidayi, radyoya takamazsin azizim, olmaz olmaaaaz, ahmak olmak lazim 36 lik bir vidayi kücücük radyoya takmaya kalkmak delilik degilde ne o zaman, ey kafir deccal, sen senin olmayan makama eremezsin, o makam mehdinin ise, sen elli defa ugraş, senin olmaz. sen senin olan lokmaya nasipdar olabilirsin ancak ahmak, koca ahmak. sen bilmezmisin
ve mehdilik de öyle ismini mehdi koymakla, babasinin ismini abdullah koymakla, bilmem suriyede şamda namaz kilmamklada olmaz.
O nu yerdekilerde bilir, göktekilerde bilirken, ey kendi bilmez, ahmak cakma mehdiler, yok olun şimdi, kaybolun şimdi, ahmaklar sürüsü, daha derviş yunus derecesini ermemiş birinin mehdilige kalkmasi ancak DANGILLIKDIR.
::::::
Hz. Haticenin ümmertin annesi oldugunu söyledigimiz icin, bizi yine yalanci cikarmaya kalkanlar oldu, ve bunu bu hafta şu satirlarla anlatip ispat edip cevaplayacagiz:
Herkesin bir cibillyati olan hayvan cinsinden sifati vardir, ve o hayvanin özelliklerinden taşir o kimse, ve hatcenin ümmetin annesi olmasi yani mesela karincalarda bir tane anne vardir, anne karinca bütün karincalarin annesidir, tabiatta örnegi varmi var. yine arilardada aynidir durum. ve meryemin, mehdinin yani isanin annesi olmasi, ve gelceekden gelen cocugun annesi olmasi demek ise, yani bütün mehdi cocuklarinin annesi demek olur. ve yine meryem, fakir meryem, cocugunu, öyle saraylarda büyütmedi isayi, deneleri harmana götüren arabalardan dökülen bugday başaklarini toplayarak büyüttü. ey mehdi cocuklarinin anneleri, öyle mehdiye bu cocuklara bakmiyorsun diye saray saltanat beklemeyin, yani an karinca meryem, başak topliyarak büyüttüyse, isa ruhullah olmasina ragmen, Alllahin en fakir kulu olan isa, Allah katinda en zenginlerden birisi, ve yine ali agaoglu ile özyilmazel konusu o nun bu konuyu yanliş anlayip, yanliş lansetmesi yüzünden, ve cok eşli hayvanlar belli, tek eşlilerde belli, ve süleyman aleyhisselamin 300 eşi olmasi, öyle belki sizin bildiginiz gibi degil, bir kadini alip boşarsan, istersen böyle 300 degil 3000 kadinla evlen boşan, varmi şeriata aykiri bir durum? yok. o zaman, onun 300 karisi olmasi, bir anda hareminde 300 kadin tutmuş olmayabilir degilmi? Bunun versionlari cok, ve bir ciftlikde bir tane saglam salma erkek at varsa, o bütün dişileri döllerki, ari diri ve soolu bir at soyu olsun diye degilmi? cünkü o at gercek soydur, gercek erkekdir, onun döllemesi, dogacak bütün yeni bebe atlarin ari diri irk at olmasi icindir degilmi?yine ciftlikde bvir koc bütün ciftligin koyunlari döller damizlik koc odur cünkü ve böyle olunca karişik irk olmaz ari diri irk olur yine, ve böyle olunca tek eşli hayvanlarda bellidir ve onlarda tek eşliligi korurlar
ve tabiatta örnekleri var.
saf kelimesi nerde geciyor mesala "saf kan at", "saf irk" safiye yani saf irk demekdir, yani o makama ancak saf irk olan kimseler ulaşabilir yani , hitler köpegi kendisini saf irk saniyordu ahmak. yani alman iti doberman saf irk diyordu, yani ahmak dünyada bir doberman köpegi yok, ve herkes doberman köpegi olcak diye bir hukuk olmaz, herkez köpek olursa, kedi ne olcak, yahut balik ne olcak, kuş ne olcak, ve digerlerini yok edip dünyayi tek irk yapma projesi, böyle ahmak birinin akli olabilir zaten, dangillarin başkmutani, onun ardindan gidenlerde zaten doppel dangil demek. yani dünyada at ayri bir soy, aslan ayri bir soy, kedi ayri bir soy, ve hepsininin ari diri irki vardir, amma bozdular ve artik öyle bir ari irk yok dencek kadar az, cünkü elma bozulunca oynaninca, nerde bulcan artik gercek elmayi, yok bir de, olanlarida öldürtüyorlar vararrsa. tavuk gribi dediler, gercek tavuklari ithaf etridiler, ve herkese bozuk irk tavuk sattilar, artik yokki gercek tavuk, kaldiysa bir kac bilinmeyen köyde kaldi belki, ve bu ayni sistem ile dometis faytini bir düşürdüler, adam satsada para etmiyor, kamyonlarca dometes cöpe döküldü, ertesi senede ekmediler, dometis tohumu kayboldu, sonra kendileri bozuk dometes soyunu sürdüler piyasaya, artikk gercek, ari diri dometes kalmadi yani, ve böylece bunlar, isde itler ve hitler akli ile, bütün diger soylari bozdular, ve kendi soylarini, ari irk kabul ettirmek icin digerini bozdular, ve onlar kendileri bu bozuklardan yemezler zaten, sen, ben ucuz diye alabilip yiyebiliyoz, kendileri iyisni yiyorlar, bunlarin sana ban yok onlardan ve işde mehdi bunlarin cerkina comak sokan oluyor. öyle yapiyorlar fallanc, sirni ortaya koyuyor böyle yapiyorlar, onuda acikliyor ve onlarin işinede gelmiyor ve bize rakip sahte mehdiler icad etdi kahpe gavur.
amma sahteler aslina rucu etriri senin yaptgin sahte dometisler, artik bizim gercek dometisi aramamiz gerketigini ögretsyse senin o tüpretgini sahte mehdilerde , inslarin gercek mehdjiyi arayip secmesini sebeb olckadir zaten. danke bu hizmeitne bilmeden yaptgin hizmetin icin.
Rabbim o ari diri soya ,saf soya, saf irka, mehdi soyuna, muhammed soyuna yardim etsinki, kafir decal ve irkiyla savaşinda güc kuvvet versin, onlari o kafirlere, galip getirsin, amiyn.
---oOo---
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,
Amiyn.
Elfatiha maassalavat.
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.
---OoO---
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 12 Nisan 2016 SALI
Original Kar©glan
|
|
|
| Tasavvufda Nefs-i Kâmil / Nefs-i Kâmile (Olgunlaşmış Nefis) Nedir? |
|
Posted by: YamanTunca - 03-08-2026, 09:07 PM - Forum: Tasavvvuf
- No Replies
|
 |
Nefsi Kamil Nefsi Kamile Nedir? Nefsin Kemaline Erdiği Makamı Nedir?
Öncelikle Nefis demek, Vücut Denilen Araba veya Motoru süren sürücü, şoför Manasındadır. Bu Motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilcek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için, önce terbiyet edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gekekir. Burada islamın şartları olan namaz ve oruç devreye girer, ve işde oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, yani motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında, fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile yemek helal olan birşeye gem vurulur. Daha sonra cima ya (Cinsel birleşmeye) gem vurulur, yani frene basması öğenilir. Bunu öğrenince, artık insan islamın haram ve yasak dediği durumlarda, frene basıp nefis atının gemini çekerek, gerektiğinde onu durdurur. Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiyet ehli olur.
---oOo---
Nefsi Kamil - Nefsi Kamile Nedir? Denilince
Nefsi Marziyeye ulaşmiş, ve Allahin Razi oldugu yeri ögrenmiş bir kul, artik Allahu Tealanin isimleri ve sifatlarinda kemala dogru yolculuguna başlar. ve önce ona Rahman nedir ögretilir, yani zeker ve erkeklik babalik nedir ögretilir, eger insan veya o sofi, o mürid, bunda dangillik edip anlamazsa, kadinsa kocasi babasi elinden alinir, ve babasiz veya kocasiz kalir, cocuklarina hem ana, hem babalik yapmak durumunda kalir, ve babalik neymiş ona hakkal yakin tattirirlar azizim, öyle vay baba işde cocugu dogurtan adam diye yüzeysel bir bilgi degil, bizzat yaşarsin baba neymiş rahman neymiş, veya baba olarak dogarsin bir ömür babalik yapip bizzat baba olrak hayata, insanlik alemine cirak cikarsin, yada senin elinden o alinir ve, bak bakalim o olmayinca neler oluyor, ve sonrada, haaaa rahmanin görevleri şunlarmiş, keşke (rahman) bababimiz yaşasaydi, keşke kocam yaşasaydi diyecek vehamete kadar düşersin. ve eger anlamazsan senelerce öyle sürünürsün hem baba, hem ana olmaya devam edersin. ögrenmeyen geçemezki ikinci basamağa. ve ikinci basamak annelik yani rahim, yine anneligi rahimligi kolay bişey sanan dangillardan, karisi kizi elinden alinirda, mahrum edilirde, yahutta cocugu olmaz, annelik nedir bilmez, kapi kapi doktor doktor cocuk ararda, ne baba ne anne olabilirler, cünkü ne rahim (Anne) nedir bilir nede rahman (Baba) nedir bilir, ve sonunda öyle hale gelirki,mesala bir KIZIM olsunda isterse toprakdan olsun ve ya mesala bir baba erkek Temili misal ile "Ali" oglum olsunda isterse toprakdan olsun diyecek acziytee düşer. ve bir bardak su vercek kimse bulamaz. ve hem anne, hem baba, hem cocuk ,hem ebeveyn olmuşdur. ZITLAR ancak yoklugunda kavranabilir kurali geregi, bu yüzden elinden alinanin kiymetini, elinden gidince, o zaman anlar. eger bu köprüyüde aşabilirse, anne nedir rahman nedir rahim nedir, görevleri nedir, anlayinca bu sefeer , el alim ismi gelir. ve bilginin önemini anlayacak amma, bilgi olmadan hicbirşeyin, ne oldugunu kavrayamaz, ve cahil olur, ahmak olurda, kafasini taşlara vuran ahmak olurda, "onlar kördür sagirdir,.." ayeti ile bilginin kiymetini bilmeyen, allahin el alim ismini anlamayan, dangillerdir onlar yani ahmak takimi, ve böylcee artik her gün, her an, yeni bir isimde yeni bir sifatta yolculuk edilir, ve bunun sonu hududu yokdur, el hakim ismine gelince, mesala seni bir hakimin yanina verirler, bak kulum ben hakim olunca, ne yaparim bak gör ögren denilir ona, ve hakimin yaninda cirak cikar. eger orda hakim olupda, hak yemeyi ögrenirse, yalancilarin avukati olur, dangillarin sözcüsü olur, kafirlerin yardimicisi olur, ve sinifda kalir, ikinci hayatta ona o yedigi haltlar, yaptgi haksizliklar taddirilir, ve atarlar sucsuz yere hapse, ve seenlerce orda adalet ve dogru hakim bekler, senmisin allahin adaletine ve hakim ismine dangillik eden, ve yine Raşid ismini ögrenecek ögretmen ederler adami, Allah nasil ögretmenilk eder ögrenir, ve eger ögrenemezse, bunu anlamazda ögretmenlige raşidlige hiyanet ederse, iliminin zekatini verip, insan vce cocuk yetiştirmezse, başina ......
ve böylece insan, işde Allahin ismlerinde mahir olunca, ve bu nefsin iki türlü boyutu vardir bir "nefsi kamile" birde "nefsi kamil" yani aynen bir rahman erkek ve zeker cikintili, ve birde rahim girintili cukurlu, bir dag ve bir göl veya deniz gibi oldugu gibi, nefsi kamil erkek, versiyonu ve kamile ise cukurlu, ve eger kamileyi ögrencekse,yani dişi SADIK degil SIDIKA yani yeni versiyonu onun dişi ve kadin olcakdir. ne zaman kamileye erdi o zaman bir kiz cocuk olarak dogar artik. veya nefsi kamil e erdi hep erkek olanlarda ilerledi, yani rahman kamil ,sadik SIDIKA, rezzak, rizika saffet safiye, gibi dogacagi versiyonu onun kemal buldugu veya anlayamadigi takildigi yerde, daha iyi anlamasi icin, dangilliginin gitmesi icin, yeni versiyonu, o isimde olur, yani saf ve temizligi mi anlamadi onu saffet veya safiye eder dogurtur bir anadan Allahu Teala de, temizlik saflik nedir ögretirler, ve yeni versiyonda temizlik hastasi olur cikar,......
ve böylece Allahin herşeyi ciftler, zevcler, ZIT kutuplar halinde yarattigi hikmeti aciga cikar, ve insan ya dogacagi yeni versiyonu olan bir erkek cocukla kemala erer, yada kadin ve dişi KIZ cocukluga erer. ve seyri süluk artik, onun kemalatina bakar, hangi dersden sinifta kaldigina bakar, hangi dersden zorlandiysa, ve sinifda kaldiysa, o ders ve o isim ile dogar, ve ona bir ömür boyu ögretilir artik.
ve Allahin milyonlarca isimi ve sifati vardir ancak, Allah bunlardan 99 icin bunlar, en güzel ismlerimdir buyuruyor, ve bunlari "(esmaül hüsnayi) ögrenen(yaşyan tadan) cennete yol bulur" dedi muhammed, yani anne karnina gecip dogar demekdir.
Rabbim bu makama ulaşinca, DANGILLLARDAN, ahmaklardan, cahil cühelalardan olmakdan muhafaza buyursun hepimizi.
ulaşabilirsniz bu makama makaminiz mübarek olsun.
Nefs-i Kâmil / Nefs-i Kâmile (Olgunlaşmış Nefis) Nedir?
Tasavvufta "nefs-i kâmil" (erkek formu) veya "nefs-i kâmile" (kadın formu), nefs terbiyesinin en yüksek mertebesini ifade eder. Bu makam, "insan-ı kâmil" (olgun insan) olma yolunda nefsin ulaştığı son safhadır. Artık nefs, tüm kötü sıfatlardan arınmış, ilâhî ahlakla bezenmiş ve Allah'ın rızasına ermiştir.
? Temel Tanım:
- "Kâmil" kelimesi, "tam, eksiksiz, olgunlaşmış" anlamına gelir.
- Nefs-i kâmil, nefsin 7 mertebesinin (emmare, levvame, mülhime, mutmainne, radiye, mardiyye, safiyye) tamamlanmasıyla ulaşılan bir kemâl noktasıdır.
- Bu mertebedeki kişi, "Allah'ın ahlakıyla ahlaklanmış" bir mümin olarak yaşar.
? Nefs-i Kâmil'in Özellikleri:
- Tam Tevhid Şuuru:
- "Lâ mevcûde illâllah" (Allah'tan başka varlık yoktur) hakikatine ermiştir.
- Her şeyde Allah'ın tecellisini görür.
- Fenâ ve Bekâ Makamı:
- Fenâ fillah (Allah'ta yok olma) ve Bekâ billah (Allah'la var olma) halini yaşar.
- Benlik duygusu tamamen silinmiştir.
- İlâhî Ahlak:
- Peygamberlerin ve velilerin ahlakıyla bezenmiştir.
- Öfke, kibir, haset gibi nefsânî hastalıklardan tamamen arınmıştır.
- Hizmet ve Şefkat:
- Tüm varlığa karşı derin bir merhamet duyar.
- "Yaratılanı severim, Yaratan'dan ötürü" düsturuyla hareket eder.
- Ledün İlmi (Gizli İlimler):
- Allah'ın öğrettiği "ilm-i ledün" (kalp ilmi) ile hareket eder.
- Hz. Hızır (a.s.) gibi hikmetli davranışlar sergiler *(Kehf Suresi, 18:65-82)*.
?️ Nefs-i Kâmil'e Nasıl Ulaşılır?
- Nefs Mertebelerini Tamamlamak:
- Emmareden safiyyeye kadar tüm aşamaları geçmek.
- Mürşid-i Kâmil Terbiyesi:
- Bu makam, ancak hakiki bir mürşidin (manevi rehber) yol göstermesiyle mümkündür.
- Zikir ve Riyaetsiz İbadet:
- Sürekli zikir (Allah'ı anma) ve ihlâslı ameller.
- Aşk ve Teslimiyet:
- Allah'a derin bir muhabbet ve tam teslimiyet.
- Hiçlik (Fenâ) Bilinci:
- "Enel-Hak" (Ben Hakk'ım) değil, "Hak'tan başka bir şey değilim" idrakine varmak.
? Nefs-i Kâmil'in Tasavvuftaki Yeri:
- "İnsan-ı kâmil" olmanın temel şartıdır.
- Bu mertebedeki kişi, "Allah'ın yeryüzündeki halifesi" olarak kabul edilir.
- Mevlânâ, Yunus Emre, Abdülkâdir Geylânî gibi veliler bu makamın örneklerindendir.
? Önemli Uyarılar:
- "Kâmil" demek "günahsız" demek değildir!
- Peygamberler dışında hiç kimse masum (günahsız) değildir.
- Ancak bu mertebedeki kişi, bilerek günah işlemez ve hatalarından hemen tövbe eder.
- Kendini "kâmil" görmek en büyük eksikliktir!
- Tasavvufta "nefsini bilen Rabbini bilir" sözünce, nefs daima kusurlu görülür.
? Örnekler:
- Hz. Mevlânâ'nın Şeb-i Arûs Anlayışı:
- "Ölmeden önce ölünüz" (Fenâ fillah) sırrına ermek.
- Yunus Emre'nin "Bir Ben Vardır Bende Benden İçeri" Sözü:
- Nefs-i kâmilin benlikten sıyrılmış halini anlatır.
- Abdülkâdir Geylânî'nin "Fütüvvet" Ahlakı:
- Cömertlik, tevazu ve Allah yolunda tam teslimiyet.
"Nefsini bilen Rabbini bilir."
(Tasavvufi Düstur)
---oOo---
Kar©glan
Başağaçlı Raşit Tunca
Schrems, 1 Mart 2016 Salı
Original Kar©glan
Etiketler : Nefsi Kamil , Nefsi Kamile Nedir?,Kamil,kamile,tasavvuf,seyri süluk,vahdet,vahdeti vücut, nefsin rütbeleri,makamlari,kemalat dereceleri,nefsin sifatlari,
|
|
|
| Quantum Fiziği Nedir? Vahdeti Vücud Teolojisi ile Alakası Nedir? |
|
Posted by: YamanTunca - 03-08-2026, 09:06 PM - Forum: Tasavvvuf
- No Replies
|
 |
Quantum Fiziği Nedir? Vahdeti Vücud Teolojisi ile Alakası Nedir?
1. Quantum Fiziği Nedir?
Quantum fiziği, atom ve atom altı parçacıkların (elektronlar, fotonlar vb.) davranışlarını inceleyen bilim dalıdır. Klasik fizikten farklı olarak, bu dünyada her şey belirsiz, olasılıklı ve bazen de akıl almaz şekilde davranır.
2. Klasik Fizik vs. Quantum Fiziği
Klasik Fizik (Newton, Einstein):
Cisimlerin hareketi kesin ve tahmin edilebilir.
Örneğin, topun nereye düşeceğini hesaplayabilirsin.
Quantum Fiziği:
Elektron gibi parçacıklar aynı anda birden fazla yerde olabilir!
Kesin sonuç yok, olasılıklar var.
Gözlem yapınca davranış değişir (Ölçüm etkisi).
3. Quantum Dünyasının Çılgın Kuralları
a) Süperpozisyon (Aynı Anda Birden Fazla Durumda Olma)
Klasik dünyada bir şey ya A ya da B durumundadır.
Quantum dünyasında bir parçacık A ve B durumunda aynı anda olabilir!
Örnek: Schrödinger’in Kedisi ?→ Kutu içinde hem ölü hem canlıdır (ta ki kutu açılana kadar).
b) Dolanıklık (Quantum Bağlantısı)
İki parçacık birbirine dolanık hale gelirse, aralarındaki mesafe ne olursa olsun biri değiştiğinde diğeri anında tepki verir.
Einstein buna "uzaktan ürkütücü etki" demişti çünkü bu durum ışık hızını aşan bir iletişim gibi görünüyor.
c) Belirsizlik İlkesi (Heisenberg)
Bir parçacığın konumunu ve hızını aynı anda tam olarak bilemezsin.
Ne kadar kesin ölçersen ölç, diğer özellik belirsizleşir.
d) Kuantum Tünelleme
Parçacıklar, klasik olarak aşamayacakları bir engeli aniden aşabilirler!
Örnek: Güneş’teki füzyon reaksiyonları (protonlar enerjisi yetmese bile birbirine yaklaşabilir).
4. Peki Bu Gerçek Hayatta Ne İşe Yarar?
Bilgisayarlar: Kuantum bilgisayarlar, süperpozisyon sayesinde aynı anda milyonlarca işlemi yapabilir.
Şifreleme: Kuantum internet, hacklenemez iletişim sağlar.
Tıp: Daha hassas görüntüleme ve ilaç tasarımı.
5. Quantum Fiziği Neden Kafa Karıştırıcı?
Çünkü günlük hayatta gördüğümüz hiçbir şey böyle davranmıyor! Quantum etkileri genelde mikroskobik boyutta ortaya çıkar. Ama anlaşılmaz değil, sadece sezgilerimize aykırı.
Özetle:
✔ Quantum dünyasında her şey olasılıklara dayanır.
✔ Parçacıklar aynı anda birden fazla yerde olabilir.
✔ Gözlemci olarak siz ölçüm yapınca sonuç değişir.
✔ Dolanıklık ile parçacıklar ışık hızını aşan bir iletişim kurabilir.
Tabii! Bu konuları duygular, ses, doğa olayları ve düşüncenin quantum dünyasıyla bağlantısını içeren bütüncül bir şekilde anlatmaya çalışayım. İşte bilimle biraz mistisizmi harmanlayan bir bakış açısı:
1. Duyguların ve Seslerin Frekansları
a) Duygular Enerjidir!
Her duygu (sevgi, korku, öfke, huzur) belirli bir frekans aralığına sahiptir.
Dr. Masaru Emoto'nun su kristalleri deneyi:
Sevgi sözcükleri söylenen suyun kristalleri güzel ve simetrik, nefret sözcükleriyle dağınık oluyor.
Bu, duyguların maddeyi etkileyebileceğini gösteriyor (ancak bilimsel çevrelerde tartışmalı).
b) Sesin Gücü
Ses, titreyen hava molekülleriyle yayılan bir basınç dalgasıdır.
Örnekler:
432 Hz vs. 440 Hz: Bazıları 432 Hz'in (doğal frekans) daha "huzurlu" olduğunu iddia eder.
Tibet çanları veya mantralar ("Om" sesi) bedende rezonans yaratabilir.
2. Doğadaki Işık ve Frekanslar
a) Güneş ve Biyolojik Ritimler
Güneş ışığı (elektromanyetik spektrum) içinde:
Görünür ışık: Bitkilerde fotosentez, insanda serotonin (mutluluk hormonu) üretimini tetikler.
Kızılötesi: Isı ve şifa etkisi (infrared saunalar).
UV ışınları: D vitamini sentezi, ama fazlası DNA hasarı yapar.
b) Schumann Rezonansı (Dünya'nın Kalp Atışı)
Dünya'nın yüzeyi ile iyonosfer arasında 7.83 Hz'lik bir frekans titreşir.
İlginç olan: Beyin dalgalarımız (alfa, teta) bu frekansla uyumludur.
Meditasyon yapanlar veya doğada zaman geçirenler bu frekansa "senkronize" olabilir.
3. Atom Altı Parçacıklar ve Dalgaların Etkisi
a) Düşünce Gücü ve Quantum Bağlantısı
Kuantum alan teorisine göre: Her şey enerji ve titreşimden oluşur.
Çift Yarık Deneyi: Elektronlar, gözlemlendiklerinde parçacık, gözlemlenmediklerinde dalga gibi davranır.
Çıkarım: Bilinç (gözlem), maddenin davranışını değiştirebilir mi?
b) Düşüncenin Enerjisi
Dr. Joe Dispenza gibi araştırmacılar, düşünce ve niyetin beden kimyasını (nöroplastisite) değiştirebileceğini savunuyor.
Örneğin: Kronik stres DNA'mızdaki telomerleri kısaltır, meditasyon ise tamir mekanizmalarını harekete geçirir.
c) Kuantum Dolanıklık ve Duygular
Eğer iki parçacık dolanıksa, biri üzüldüğünde diğeri de "hisseder" mi?
Spekülatif teori: Sevgi gibi güçlü duygular, dolanıklık benzeri bir enerji alışverişi yaratabilir (bilimsel kanıt yok ama romantik!).
4. Düşüncenin Süper Gücü: Bilim mi, Metafizik mi?
a) Placebo Etkisi
İnanç, ağrı kesicilerin etkisini bile artırabilir! Beyin, "iyileşeceğim" düşüncesiyle endorfin salgılar.
b) Niyet Deneyleri
Princeton PEAR Laboratuvarı: İnsan zihninin rastgele olayları etkileyebildiği iddia edildi (sonuçlar tartışmalı).
c) Pratik Çıkarımlar
Olumlamalar: "Ben sağlıklıyım" demek, stresi azaltıp bağışıklığı güçlendirebilir.
Görselleştirme: Sporcular, zihinde antrenman yaparak performansı artırır.
Sonuç: Enerji, Frekans ve Bilinç
Her şey titreşir: Duygular, sesler, ışık ve atomlar.
Düşünce bir kuvvettir: Bilimsel kanıtlar sınırlı olsa da, niyetin fiziksel dünyayı etkileme potansiyeli büyüleyici.
Doğayla uyum: Doğal frekanslara (Schumann, 432 Hz) maruz kalmak dengelenmemize yardımcı olabilir.
"Evrenin en büyük sırrı, gözlemlenebilir olmasıdır." – Albert Einstein
Bu konular kuantum biyoloji, nörobilim ve enerji tıbbı alanlarında araştırılıyor. Bilim henüz kesin yanıtlar vermese de, deneyimlerimiz ve sezgilerimiz bize bir şeyler anlatıyor!
Tabii ki! "Matrix" filmindeki "Bükülen kaşık değil, sen değişiyorsun" (Bend the spoon, there is no spoon) sözü ile Tasavvuf'taki "Vahdet-i Vücud" (Varlığın Birliği) öğretisini birleştirerek, derin bir felsefi ve spiritüel analiz yapalım.
1. Matrix’teki "Kaşık Yoktur" Felsefesi
"Kaşığı büken senin zihnindir" sözü, gerçekliğin algıya dayalı olduğunu söyler.
Neo’ya öğretilenler:
Madde (kaşık) sabit değildir, zihinle değiştirilebilir.
"Kaşık yoktur" → Onu "kaşık" olarak tanımlayan senin zihnindir.
Quantum fiziği bağlantısı:
Gözlemci etkisi (çift yarık deneyi) → Gerçeklik, bilinçle şekillenir.
2. Tasavvufta "Vahdet-i Vücud" (Varlığın Birliği)
"Lâ mevcûde illâ Hû" → "O’ndan başka varlık yoktur." (İbn Arabi)
Temel öğreti:
Gördüğümüz her şey (kaşık, dağ, insan) aslında Tek Hakikat’in (Allah/Cemal) tezahürüdür.
Sen "ayrı" değilsin, evrenle bir bütünsün.
Mistik deneyim:
Sufiler, fenâfillah (Allah’ta yok olma) halinde "ben" duygusunu aşar, Varlık’la bir olurlar.
3. İki Öğretinin Birleşimi: "Her Şey Sensin"
Matrix Felsefesi Tasavvuf (Vahdet-i Vücud)
Gerçeklik bir simülasyondur, zihinle değişir. Hakikat, Mutlak Varlık’tır; görünenler O’nun yansımasıdır.
"Kaşık yoktur, onu sen yaratırsın." "Kaşık da O’dur, sen de O’sun."
Bilinç, maddeyi etkiler (quantum). İnsan-ı Kâmil, Hakk’ın tecellisidir.
Ortak Mesaj:
✔ Dışarıda gördüğün her şey (kaşık, ağaç, yıldız) aslında seninle bağlantılıdır.
✔ Değiştirmek istiyorsan, önce algını değiştir.
✔ "Ben" ve "diğerleri" ayrımı bir illüzyondur.
4. Mistik Deneyim ve Bilimsel Gerçeklik
Quantum Dolanıklık ↔ Tasavvuftaki "Ayn-el A’yan" (Varlığın Gözü):
Parçacıklar birbirine bağlıysa, insan da evrenle dolanıktır.
Meditasyon & Zikir:
Sufiler "Allah" ismini zikrederek benliklerini eritir.
Matrix’te Neo, "Ben The One’ım" diyerek kodları değiştirir.
5. Pratik Hayata Uyarlamak
Farkındalık (Mindfulness):
"Bu masa benden ayrı değil" diyerek bütünlüğü hissetmek.
Niyet Gücü:
Kaşığı bükmek değil, "imkânsız" algısını kırmak.
Sevgiyle Bakmak:
Mevlânâ’nın dediği gibi: "Kim olursan ol, gel!" → Ayrım yok.
Son Söz: Kaşık mı, Sen mi?
Matrix, bize gerçekliğin bir projeksiyon olduğunu söyler.
Tasavvuf, bu projeksiyonun ardındaki Tek Işık’ı gösterir.
Özünde: Kaşık da sensin, büken el de… Çünkü "Her şey O’dur."
"Perde ardında ben ve sen kelimeleri yoktur,
Ötesinde ne sen varsın, ne de ben." – Hafız-ı Şirazi
#############
"Allah'ın inanan müminlerden taraf olması ve saf iyiliği desteklemesi, iyi olan şeyleri tavsiye ve emir etmesi, kötü olan şeyleri yasak etmesi... Ve iki rahmani güç: biri iyilik (yapıcı güç), biri kötülük (yok edici güç). Allah yapıcı olmamızı ve cenneti bina etmemizi isterken, kötülerin ne yapıp kötülükle beslenmeleri ne kadar kötü! Kötülüğün dünyanın ve kainatın sonunu getireceğini bile bile kıyameti çağırmak ne kadar ahmaklık! Bu konuda yazarsanız lütfen."
###########
Bu son derece derin ve felsefi bir soru! Hem ilahi adalet, hem iyilik-kötülük dengesi, hem de insanın sorumluluğu ile ilgili kapsamlı bir cevap vermeye çalışayım.
Allah’ın İyiliği Emretmesi ve Kötülüğü Yasaklaması: İlahi Adalet ve İnsanın Sorumluluğu
İnsanlık tarihi boyunca iyilik ve kötülük arasındaki mücadele, felsefenin, dinlerin ve ahlak sistemlerinin temel konularından biri olmuştur. İslam inancına göre Allah, müminlere iyiliği emretmiş, kötülükten sakındırmış ve adaleti tesis etmeyi buyurmuştur. Peki, Allah neden iyiliği destekler, kötülüğü yasaklar? Kötülüğün yayılmasına rağmen ilahi adalet nasıl tecelli eder? İyilik ve kötülük arasındaki bu ezeli çekişme, insanın ve kâinatın kaderini nasıl şekillendirir? Bu makalede, Kur’an-ı Kerim, hadisler ve İslam düşünürlerinin perspektifleriyle bu sorulara cevap arayacağız.
1. Allah Neden İyiliği Emreder, Kötülüğü Yasaklar?
Allah’ın emir ve yasaklarının temelinde hikmet, rahmet ve adalet vardır.
Yaratılışın Amacı:
Kutsî bir hadiste, “Ben gizli bir hazineydim, bilinmek istedim” buyrulur. Bu, Allah’ın kendi güzellik ve rahmetini yansıtan bir âlem yarattığını gösterir.
İyilik (hayır), O’nun rahmetinin, adaletinin ve hikmetinin tecellisidir.
Kötülük (şer) ise, imtihan dünyasında insana verilen irade özgürlüğünün bir sonucudur.
Kur’an’da İyiliğin Emredilmesi:
“İyiliği emret, kötülükten alıkoy.” (Âl-i İmrân, 104)
“Allah, adaleti, ihsanı (güzelliği) ve yakınlara vermeyi emreder…” (Nahl, 90)
2. İyilik ve Kötülük: İki Farklı Kuvvet mi?
İslam düşüncesinde kötülük, mutlak bir varlık değil, iyiliğin yokluğu veya zıddı olarak görülür.
Vahdet-i Vücûd (Tasavvuf) Açısından:
“Kötülük” mutlak değildir; şer, hayrın gölgesidir.
Allah’ın isimleri (Esmâ-i Hüsnâ) arasında:
Celâl isimleri (Kahhâr, Cebbâr → Yıkıcı güç)
Cemâl isimleri (Rahmân, Latîf → Yapıcı güç)
Kötülük, nisbîdir: Kâfir için azap kötüdür, ama adaletin tecellisidir.
Zıtlıkların Dengesi:
Mevlânâ’nın dediği gibi: “Gece olmasaydı, gündüzün kıymeti bilinmezdi.”
Kötülük, iyiliğin değerini anlamamız için bir kontrast oluşturur.
3. Kötüler Neden Kötülükle Beslenir?
Kötülüğün yayılmasının ardında nefs, şeytan ve dünya hırsı yatar.
a) İblis’in İsyanı ve İnsanın İmtihanı
Şeytan, “Ben ateştenim, o topraktan” diyerek kibirle isyan etti (A’râf, 12).
İnsan, nefsine ve şeytanın vesvesesine uyarak kötülüğe meyledebilir.
b) Kötülüğün Cazibesi
“Zulüm, onlara süslü gösterildi.” (Yûsuf, 18) → Geçici haz, güç tutkusu, hırs.
“İnsanların kendi elleriyle işledikleri yüzünden karada ve denizde bozulma ortaya çıktı.” (Rûm, 41)
c) Hamâkat (Ahmaklık) ve Israr
“Onlar kötülük yapmakta yarışıyorlar, sanki ölüm yokmuş gibi!” (Hadis)
Kıyamet alâmetleri:
“Fitneler çoğalacak, insanlar ölümü isteyecek.” (Buhârî)
Kötüler, dünyayı tüketirken aslında kendi sonlarını hazırlıyor.
4. Allah Neden Kötülüğe İzin Veriyor?
a) İmtihan ve Hür İrade
“Biz emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk; onlar yüklenmekten kaçındılar. Onu insan yüklendi…” (Ahzâb, 72)
Kötülük seçeneği olmasa, iyinin bir anlamı kalmazdı.
b) Hikmet ve Adalet
“Hoşunuza gitmeyen bir şeyde hayır vardır.” (Hadis)
Firavun’un zulmü, Musa’nın mucizelerini ortaya çıkardı.
c) Sonuç Kaçınılmaz: Ya Cennet ya Cehennem
“Dünya ahiretin tarlasıdır.” (Hadis)
Kötüler, kendi seçimleriyle cehennemi hak eder.
5. Mümin Nasıl Davranmalı?
✔ Sabır ve Şükür: “İyilikle kötülük bir olmaz. Sen (kötülüğü) en güzel şekilde sav.” (Fussilet, 34)
✔ Dua ve Tevekkül: “Allah’ım! Faydasız ilimden, korkmayan kalpten, doymayan nefisten sana sığınırım.” (Hadis)
✔ Amel-i Sâlih (İyi İşler): “Ölüm gelmeden hayatın, hastalık gelmeden sağlığın kıymetini bil.” (Hadis)
Sonuç: Hak ile Bâtılın Mücadelesi
Allah, iyiliği emreder çünkü Cennet’i inşa etmek ister. Kötüler ise nefislerine uyarak kendi cehennemlerini diker. Fakat unutulmamalıdır ki:
“Hak geldi, bâtıl yok oldu. Zaten bâtıl yok olmaya mahkûmdur.” (İsrâ, 81)
İyiliğin zaferi kaçınılmazdır.
"Kötülüğe karşı diren. Eğer yapabilirsen, kötülüğü iyilikle sav. Çünkü şeytan bile iyilik karşısında âciz kalır." – Mevlânâ
Bu konu üzerine daha derin okuma yapmak istersen İmam Gazali’nin "Kimyâ-yı Saâdet" veya Mevdudi’nin "Tefhimu’l Kur’an" eserlerini öneririm.
Kaynakça (Önerilen Eserler):
Kur’an-ı Kerim
İmam Gazali, Kimyâ-yı Saâdet
Mevlânâ, Mesnevî
Mevdudi, Tefhimu’l Kur’an
Not: Bu makale, İslami kaynaklara dayalı bir tefekkür çalışmasıdır. Daha derin araştırma için ilgili eserlere başvurulmalıdır.
Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesi
Raşit Tunca ve DeepSeek
Schrems, 08.07.2025
|
|
|
| Tasavvuftaki Letâifler (Letâif-i Hamse / Beş İnce Nokta) |
|
Posted by: YamanTunca - 03-08-2026, 09:06 PM - Forum: Tasavvvuf
- No Replies
|
 |
Tasavvuftaki Letâifler (Letâif-i Hamse / Beş İnce Nokta)
Tasavvuftaki Letâifler (Letâif-i Hamse / Beş İnce Nokta), insanın mânevî yapısını anlamaya ve nefsini arındırmaya yönelik bir sistemdir. Letâif, "latîfe" (ince, nükteli, hassas nokta) kelimesinin çoğuludur ve tasavvufta ruhun mânevî merkezleri olarak kabul edilir. Bu merkezler, insanın Allah'a ulaşma yolunda (seyr ü sülûk) zikir ve riyâzetle uyanıp geliştirdiği içsel boyutlardır.
Letâiflerin Genel Özellikleri
Sayı ve Sıralama:
Genellikle 5 temel letâife (Letâif-i Hamse) kabul edilir, ancak bazı ekollerde 6 veya 7'ye çıkar. Temel letâifler şunlardır:
Kalp
Ruh
Sır
Hafî (Gizli)
Ahfâ (En Gizli)
Renk ve Yönlerle İlişkisi:
Her letâifenin bir rengi, bedendeki yeri ve zikirde odaklanılan yönü vardır. Örneğin:
Kalp: Sarı, sol göğüs, "Lâ ilâhe illallah" zikri.
Ruh: Kırmızı, sağ göğüs, "Allah" zikri.
Sır: Beyaz, göğüs ortası, "Hû" zikri.
Mânevî Aşamalar:
Letâiflerin uyanması, sâlikin (yolcunun) nefs mertebelerini aşmasına yardım eder. Örneğin, "kalp" letâfesi temizlenirse kişi Nefs-i Emmare'den kurtulmaya başlar.
Letâiflerin Detaylı Açıklaması
Kalp:
Konum: Sol göğüs.
Özellik: İman ve sevginin merkezi. Dünyevî bağlardan arınma burada başlar.
Zikir: "Lâ ilâhe illallah".
Ruh:
Konum: Sağ göğüs.
Özellik: İlâhî aşk ve mânevî coşku (cezbe) buradan yükselir.
Zikir: "Allah".
Sır:
Konum: Göğüs ortası.
Özellik: Gizli ilimler ve sırların idrak edildiği merkez.
Zikir: "Hû".
Hafî:
Konum: Alın.
Özellik: Derin tefekkür ve mânevî sükûnetle ilişkilidir.
Zikir: "Hayy" (Diri olan Allah).
Ahfâ:
Konum: Göbek altı veya kalbin daha derini.
Özellik: "Fenâfillah" (Allah'ta yok olma) makamına yakındır.
Zikir: "Kayyûm" (Her şeyi ayakta tutan Allah).
Letâiflerin Uyanması ve Zikir
Yöntem: Mürşid eşliğinde zikir, nefes teknikleri ve konsantrasyonla letâifler aktif hâle getirilir.
Hissedilenler: Zikir sırasında ısınma, titreşim veya renkler görme gibi fiziksel/mânevî belirtiler olabilir.
Amaç: Letâiflerin temizlenmesi, kişiyi mârifetullah (Allah'ı tanıma) mertebesine ulaştırır.
Tasavvuf Ekollerinde Letâifler
Nakşibendiyye: Letâif eğitimi en sistemli bu ekolde görülür.
Kadiriyye: Zikir yoğunluğu farklıdır, letâifler daha çok "cemâl" (rahmet) boyutuyla çalışılır.
Mevlevîlik: Letâifler semâ ve mûsikî ile ilişkilendirilir.
Önemli Uyarılar
Letâif çalışmaları, ehliyetli bir mürşid olmadan yapılırsa mânevî riskler doğurabilir (vesvese, enâniyet vb.).
Letâiflerin uyanması, kişinin ahlâkını güzelleştirmiyorsa metodun gözden geçirilmesi gerekir.
Kaynak: Abdülkâdir Geylânî'nin Fütûhü'l-Gayb, İmâm-ı Rabbânî'nin Mektûbât ve Nakşibendî eserleri.
###########
Çakralar ile Letaifler aynı şeylermidir?
##############
Çakralar ve Letâifler benzer işlevlere sahip gibi görünse de, köken, anlam ve uygulama bakımından farklı sistemlerdir. İkisi arasındaki temel benzerlik, insanın enerji veya mânevî merkezlerini açıklamaya çalışmalarıdır. Ancak detayları şöyle karşılaştırabiliriz:
1. Köken ve Kültürel Bağlam
Letâifler:
İslam tasavvufuna (özellikle Nakşibendiyye ve Kadiriyye gibi ekollere) özgüdür.
Kur’an ve Sünnet’te doğrudan zikredilmez, ancak hadislerdeki "kalp", "sır" gibi kavramlarla ilişkilendirilir.
Mânevî arınma (seyr ü sülûk) için bir araçtır.
Çakralar:
Hinduizm ve Budizm’deki tantrik geleneklerden kaynaklanır.
Vedalar ve Upanişadlar gibi metinlerde geçer.
Fiziksel, zihinsel ve ruhsal enerji dengesini hedefler.
2. Sayı ve İşlevsel Benzerlikler
Letâifler Çakralar
1. Kalp (sol göğüs) 4. Kalp Çakrası (Anahata)
2. Ruh (sağ göğüs) 5. Boğaz Çakrası (Vishuddha)
3. Sır (göğüs ortası) 6. Alın Çakrası (Ajna)
4. Hafî (alın) 7. Taç Çakrası (Sahasrara)
5. Ahfâ (göbek altı) 2. Sakral Çakrası (Svadhisthana)
Benzerlik: Her iki sistemde de alt merkezler (cinsellik, nefs), üst merkezler (ilham, ilâhî bağlantı) gibi kademeli bir yapı vardır.
Fark: Letâiflerde zikir ve tevhid vurgusu varken, çakralarda prana (yaşam enerjisi) ve meditasyon öne çıkar.
3. Enerji vs. Ruhaniyet
Çakralar:
Fiziksel bedendeki enerji kanalları (nadiler) ve titreşimlerle ilişkilidir.
Renkler, mantralar (Om, Ram vb.) ve yoga pozlarıyla aktive edilir.
Amaç: Kundalini enerjisini yükseltmek.
Letâifler:
Maddî bedenden ziyade nefsin mertebeleri ve ruhun dereceleri ile bağlantılıdır.
Aktive etmek için zikir (Lâ ilâhe illallah, Allah, Hû), rabıta ve nefis terbiyesi gerekir.
Amaç: Fenâfillah (Allah’ta yok olma).
4. Dinî Perspektif
İslam’da Çakralar:
Çakralar, İslamî literatürde yer almaz. Bazı mutasavvıflar (özellikle İbn Arabî ekolü), evrensel enerjiyi anlatırken benzer metaforlar kullansa da, çakra sistemiyle doğrudan örtüşmez.
Tasavvufta şüpheli uygulamalar olarak görülebilir (bid’at riski).
Tasavvufta Letâifler:
Zikir ve sülûkün parçasıdır; şeriata aykırı değildir.
Letâif çalışmaları, mürşid izni olmadan yapılmaz.
5. Bilimsel ve Metafizik Yaklaşım
Çakralar:
Modern alternatif tıpta (reiki, kristal terapisi vb.) kullanılır.
Bilimsel olarak kanıtlanmamıştır, ancak psikosomatik etkileri olabilir.
Letâifler:
Deneysel değil, keşfî (mânevî tecrübe) bilgiye dayanır.
Psikolojik rahatlama sağlasa da asıl hedef uhrevîdir.
Sonuç: Aynı Şeyler Mi?**
Hayır.
Letâifler, İslam tasavvufunun mânevî eğitim metodudur; çakralar ise Hint kökenli bir enerji sistemidir.
Benzer noktalar olsa da (örneğin kalp çakrası ile kalp letâfesi), amaç, terminoloji ve uygulama tamamen farklıdır.
Önemli Uyarı: Müslüman bir birey, çakra meditasyonları gibi uygulamalara dinî açıdan temkinli yaklaşmalı; letâif çalışmalarını ise ehil bir mürşid rehberliğinde yapmalıdır.
Kaynaklar: İmâm-ı Rabbânî’nin Mektûbât, Hindu metinleri (Bhagavad Gita), tasavvuf ve yoga karşılaştırmaları.
###############
Zikir ile letafileri açmak ve çalıştrmak nedir nasıldır
################
Zikir ile Letâifleri Açmak ve Çalıştırmak: Tasavvuftaki Yöntem ve Aşamalar
Letâiflerin zikirle açılması, tasavvufta seyr ü sülûk (mânevî yolculuk) sürecinin önemli bir parçasıdır. Bu uygulama, kalpten başlayarak ruhun derinliklerine doğru ilerleyen bir arınma ve Allah’a yakınlaşma metodudur. İşte detaylı açıklama:
1. Letâiflerin Zikirle Açılmasının Temel Mantığı
Letâifler, gizli mânevî merkezlerdir; zikir (Allah’ın isimlerini tekrar) ve konsantrasyonla uyarılarak "uyandırılır".
Her letâife, farklı bir zikir lafzı ve bedende odak noktası ile çalıştırılır.
Amaç: Nefsin kirlerinden arınıp hakikate ulaşmak (marifetullah).
2. Letâifleri Çalıştırma Yöntemi
A. Mürşid İzni ve Hazırlık
Letâif çalışması, ehil bir mürşidin gözetiminde yapılmalıdır.
Temel şartlar:
Abdestli olmak,
Sessiz ve sakin bir ortam,
Niyeti sadece Allah rızası için yapmak.
B. Letâiflerin Sırası ve Zikirleri
Aşağıdaki sıra, Nakşibendiyye geleneğindeki en yaygın uygulamadır:
Letâife Beden Konumu Zikir Renk Etkisi
Kalp Sol göğüs "Lâ ilâhe illallah" Sarı Nefsin sıradan arzuları azalır.
Ruh Sağ göğüs "Allah" Kırmızı İlâhî aşk hissedilir.
Sır Göğüs ortası "Hû" Beyaz Gizli ilimlere açılım başlar.
Hafî Alın (iki kaş arası) "Hayy" (Diri olan) Siyah Derin tefekkür gücü artar.
Ahfâ Göbek altı "Kayyûm" (Bâki olan) Yeşil Fenâfillah’a yakınlaşma.
C. Uygulama Adımları
Posture (Oturuş):
Bağdaş kurarak veya diz üstü oturulur; sırt dik, gözler kapalı.
Niyet ve Besmele:
"Allah’ım, bu zikri senin rızan için yapıyorum" diye niyet edilir.
Zikir Tekniği:
Kalp ile zikir: Her letâfe için belirtilen zikir, nefes alıp verirken sessizce tekrar edilir.
Örnek: "Lâ ilâhe illallah" derken sol göğse odaklanılır.
Sayı: Başlangıçta her letâife 100-500 tekrar (mürşidin tavsiyesine göre).
Tasarruf (Enerji Hissi):
Zikir sırasında odak noktasında ısınma, titreme, renk görme veya hafifleme hissedilebilir. Bu, letâifenin uyandığına işaret sayılır.
Geçiş:
Bir letâife tam konsantre sağlandığında, diğerine geçilir.
3. Letâiflerin Uyanma Belirtileri
Fiziksel: Odak noktasında sıcaklık, nabız atışı gibi hisler.
Mânevî:
Kalp letâfesi → Nefsin kötü huyları azalır.
Ruh letâfesi → İçe huzur dolması.
Sır letâfesi → İlham artışı.
Hafî ve Ahfâ → Zaman-mekân algısında değişim.
Uyarı: Bu belirtiler kişiye göre değişir; asıl ölçü, ahlâkın güzelleşmesidir.
4. Dikkat Edilmesi Gerekenler
Yalnız Başına Yapılmamalı: Mürşidsiz yapılırsa vesvese, kibir veya yanlış yorumlara yol açabilir.
Aşırılıktan Kaçınmak: Zikirden sonra baş dönmesi, mide bulantısı olursa ara verilmeli.
Şeytânî Telkinler: Letâif çalışırken garip sesler/hayaller gelirse zikre devam edip sığınmak gerekir.
5. Letâif Zikri vs. Diğer Zikirler
Normal Zikir: Dil ile yapılan serbest tekrar (örneğin tesbih çekmek).
Letâif Zikri: Bilinçli odaklanma ve nefes koordinasyonu ile yapılan özel bir metot.
6. Letâiflerin Günlük Hayata Etkisi
Nefis Terbiyesi: Öfke, cimrilik gibi kötü huylar azalır.
İbadetlerde Huşû: Namazda daha derin bir konsantrasyon sağlanır.
İlâhî Teveccüh: Allah’ın lütuf ve himayesi artar (örneğin, doğru kararlar verme).
Son Söz
Letâif zikri, mürşid kontrolünde yapıldığında ruhânî bir yolculuk aracıdır. Ancak asıl hedef, zikrin mekanik etkisi değil, Allah’a samimî yakınlık kazanmaktır.
"Zikrin en fazîletlisi, ‘Lâ ilâhe illallah’, duanın en fazîletlisi ise ‘Elhamdülillah’tır." (Hadis-i Şerif)
###################
Letâif Zikrinin Usûlü, Edeb ve Âdâbı
############################
Letâif zikri, tasavvufta mânevî yolda ilerlemek için önemli bir ameliyedir. Ancak bu zikrin bereketli olması ve kişiyi hakikate ulaştırması için usûl, edeb ve âdâbına riayet etmek şarttır. İşte detaylı açıklama:
1. Letâif Zikrinin Usûlü (Temel Uygulama Kuralları)
A. Mürşid-i Kâmilin Talimatıyla Başlamak
Letâif zikri, ehil bir şeyh veya mürşid gözetiminde yapılmalıdır.
Mürşid, kişinin mânevî seviyesine göre zikir sayısını, sırasını ve metodunu belirler.
B. Zikrin Fiziksel ve Zihinsel Hazırlığı
Abdestli olmak: Zikir öncesi abdest alınır.
Temiz ve sakin bir mekân: Dikkat dağıtacak şeylerden uzak bir ortam seçilir.
Vakit seçimi: Seher vakti (gece son üçte bir) veya sabah-akşam vakitleri tercih edilir.
C. Oturuş (Postür) ve Niyet
Oturuş şekli: Bağdaş kurarak veya diz üstü oturulur; sırt dik, gözler kapalı.
Niyet:
"Allah’ım, bu zikri rızân için yapıyorum. Kalbimi, ruhumu nûrlandır ve beni nefsin şerrinden koru."
D. Zikir Tekniği
Zikir lafzını kalple tekrar etmek:
Örneğin, Kalp letâifesi için sol göğse odaklanarak "Lâ ilâhe illallah" denir.
Nefesle uyumlu zikir:
Nefes alırken "Lâ ilâhe", verirken "illallah" denebilir.
Sayı ile zikir:
Mürşidin belirlediği sayıda (genelde 100-500 arası) tekrar yapılır.
2. Letâif Zikrinin Edebleri (Mânevî Hassasiyetler)
A. İç ve Dış Edebler
Kalbî huzur: Zikri mekanik bir tekrardan ziyade, Allah’ın huzurunda olduğunu hissederek yapmak.
Gözleri kapamak: Dış dünyadan soyutlanıp içe dönmek.
Tevazu: Kendinde kerâmet, olağanüstü haller görmemek.
B. Zikir Esnasında Dikkat Edilecekler
Vesveseye kapılmamak: Aklına gelen kötü düşünceleri zikirle savmak.
Aşırı zorlamamak: Baş dönmesi veya rahatsızlık hissedilirse ara vermek.
Mürşide danışmak: Garip haller (nûr, ses, vs.) yaşanırsa mürşide anlatmak.
3. Letâif Zikrinin Âdâbı (Zikir Sonrası Tavsiyeler)
A. Zikir Sonrası Yapılacaklar
Şükür ve Dua:
"Allah’ım, zikrimi kabul eyle, kalbimi nûrlandır, beni nefsin şerrinden koru."
Tefekkür: Bir süre sükûnetle oturup Allah’ın azametini düşünmek.
İstiğfar: "Estağfirullah el-Azîm ve etûbu ileyk."
B. Günlük Hayata Yansıtma
Ahlâk düzeltme: Zikrin bereketiyle kötü huyları terk etmek.
İbadetlere devam: Namaz, oruç ve diğer farzları ihmal etmemek.
4. Sakınılması Gereken Hatalar
❌ Mürşidsiz yapmak → Yanlış yönlenme riski.
❌ Gösteriş için zikir → Riyâ (gösteriş) tehlikesi.
❌ Aşırı beklentiye girmek → "Kerâmet göreyim" diye zikretmek.
❌ Diğer tasavvufî yöntemlerle karıştırmak (Çakra meditasyonu gibi).
5. Mürşidin Rolü ve Önemi
Doğru yönlendirme: Zikir sayısını ve sırasını ayarlar.
Mânevî koruma: Zikir sırasında oluşan halleri yorumlar.
Ahlâkî denetim: Kişinin zikirle gururlanmasını engeller.
"Zikredenle zikretmeyen, diriyle ölü gibidir." (Buhârî)
Son Tavsiyeler
Sabırlı olun: Letâiflerin uyanması zaman alabilir.
Düzenli devam edin: Zikri bırakmamak önemlidir.
Şeriate bağlı kalın: Tasavvuf, İslam’ın özüdür; asla şeriattan ayrılmamalıdır.
"Allah’ı zikretmek elbette en büyük ibadettir." (Ankebût Sûresi, 45)
Letâif Virdi Nasıl Çekilir? (Adım Adım Uygulama Rehberi)
Letâif virdi, Nakşibendiyye başta olmak üzere tasavvuf yolunda mürşid gözetiminde yapılan bir zikir çeşididir. 5 letâife (Kalp, Ruh, Sır, Hafî, Ahfâ) özel zikirlerle çalıştırılır.
1. Letâif Virdinin Çekiliş Usûlü
A. Ön Hazırlık
✅ Abdest alınır, sakin ve temiz bir yerde oturulur.
✅ Niyet edilir: "Allah’ım, bu zikri rızân için çekiyorum, letâiflerimi nûrlandır."
✅ Mürşidin tarif ettiği sıraya göre hareket edilir (genellikle Kalp → Ruh → Sır → Hafî → Ahfâ şeklinde).
B. Letâiflerin Zikirleri ve Uygulama
Letâife Vücut Noktası Zikir Tekrar Sayısı Nefes Tekniği
Kalp Sol göğüs "Lâ ilâhe illallah" 100-500 (mürşidin belirlediği) Nefes alırken "Lâ ilâhe", verirken "illallah"
Ruh Sağ göğüs "Allah" Aynı şekilde Her nefeste "Allah"
Sır Göğüs ortası "Hû" Aynı şekilde Nefesle birlikte "Hû"
Hafî Alın (iki kaş arası) "Hayy" Aynı şekilde Hafifçe "Hayy" çekilir
Ahfâ Göbek altı "Kayyûm" Aynı şekilde Derin nefesle "Kayyûm"
C. Zikir Sonrası
✔ Dua edilir: "Allah’ım, zikrimi kabul eyle, kalbimi temizle."
✔ Bir süre sükût halinde beklenir (murakabe).
✔ İstiğfar çekilir: "Estağfirullah el-Azîm ve etûbu ileyk."
2. Letâiflerin Çalıştığının Alametleri
Letâifler zikirle uyanırken fiziksel ve mânevî belirtiler ortaya çıkar:
A. Fiziksel Alametler
Isınma hissi: Zikir yapılan bölgede (örneğin sol göğüs) hafif sıcaklık.
Titreme/Ürperme: Letâif noktasında elektriksel bir titreşim.
Renkler görme: Göz kapalıyken sarı (Kalp), kırmızı (Ruh) gibi renkler hissedilebilir.
Nefesin hafiflemesi: Derin bir rahatlama ve nefesin açılması.
B. Mânevî Alametler
Huşû artışı: Namazda, duada daha derin bir bağlantı.
Nefsin kötü sıfatlarının azalması: Öfke, kibir, cimrilik gibi hallerin zayıflaması.
İç huzur: Sebepsiz bir sükûnet ve Allah’a yakınlık hissi.
Rüyalarda sembolik işaretler: Beyaz ışık, yeşil nûr, su gibi temizlik sembolleri.
3. Dikkat Edilmesi Gerekenler
⚠ Mürşidsiz yapılmamalı: Yanlış yönlenme, enâniyet (benlik şişmesi) riski vardır.
⚠ Aşırı zorlamayın: Baş dönmesi olursa ara verin.
⚠ Kerâmet beklemeyin: Asıl hedef ahlâkın güzelleşmesidir.
⚠ Şeriata uygunluk: Namaz, helal-haram dengesi korunmalı.
"Zikredenle zikretmeyen, diriyle ölü gibidir." (Buhârî)
4. Letâif Virdinin Faydaları
✔ Nefsin tezkiyesi (arındırılması),
✔ Kalp hastalıklarının (kin, haset) tedavisi,
✔ İbadetlerde huşû artışı,
✔ Mânevî ilerleme (seyr ü sülûk).
Önemli Not: Bu uygulama, Nakşibendiyye yolunda sistematik hale getirilmiştir. Kadiriyye, Şâzeliyye gibi diğer tarikatlarda farklı usûller olabilir.
"Allah’ı zikretmek, en büyük ibadettir." (Ankebût, 45)
#####################
Letaifi zikrinin ilk meyvası basiretin kalp gözünün açılması ve hissi gablel vukunun gerçekleşmesi hakkında
#################################
Letâif Zikrinin İlk Meyvesi: Basîretin Açılması ve Hiss-i Kable'l-Vukû (Önsezi) Gerçekleşmesi
Letâif zikri, mânevî yolculukta (seyr ü sülûk) kalp gözünün (basîret) açılmasına ve hiss-i kable'l-vukû (olayları önceden hissetme) gibi mânevî hallere vesile olabilir. Ancak bu durum, istikamet üzere olmanın bir sonucu olarak kendiliğinden gelişir; asla zorlanmamalı veya amaç edinilmemelidir.
1. Basîretin Açılması (Kalp Gözüyle Görmek)
A. Basîret Nedir?
Lügat anlamı: Feraset, keskin idrak, hakikati kalple görme.
Tasavvufta: Maddî gözle değil, kalp nazarıyla eşyanın hakikatini idrak etme.
"Kim takvâ üzere olursa, Allah ona furkan (hakikatleri ayırt etme basîreti) verir." (Enfâl, 29)
B. Letâif Zikri Basîreti Nasıl Açar?
Kalp Letâfesi Temizlenir:
"Lâ ilâhe illallah" zikriyle nefsânî perdeler kalkar.
Kalp, ilâhî nûra ayna olur.
Sır Letâfesi Uyanır:
"Hû" zikriyle gayb âlemine latîf bir alıcı haline gelinir.
Hafî Letâfesi Aktifleşir:
Alın bölgesindeki bu merkez, mânevî keşiflere kapı açar.
C. Basîret Alametleri
Rüyalar: Sâdık rüyalar (gerçekleşen veya mânevî işaretler içeren).
İnsanların niyetini sezmek: Münafık ve sâlih kişileri kalben hissedebilme.
Kur’an ve hadislerin derin manalarını anlama: Ayetler birden fazla mânâ ile tecelli eder.
"Mü’minin ferasetinden sakının! Çünkü o, Allah’ın nûruyla bakar." (Tirmizî)
2. Hiss-i Kable'l-Vukû (Önsezi) Nedir?
A. Tanım ve Sınırları
Hiss-i kable'l-vukû: Henüz vuku bulmamış bir olayı rûhen hissetme.
Bu bir kerâmet değil, letâiflerin nûrlanmasının tabiî sonucudur.
Gaybı bilmek değildir: Gayb yalnız Allah’a aittir (Neml, 65). Bu sadece bir "sezgi" veya "ilham" düzeyindedir.
B. Nasıl Gelişir?
Ahfâ Letâfesi Uyanırsa:
Göbek altındaki bu nokta, zaman ötesi idrake kapı açar.
"Kayyûm" zikriyle (her şeyi ayakta tutan Allah) bağlantı güçlenir.
Rûhânî Beraberlik:
Velîlerin rûhâniyetiyle irtibat kurulduğunda, bazı olaylar sezilebilir.
C. Örnekler
✔ Birinin kötülük yapacağını kalben hissetmek ve tedbir almak.
✔ Sevdiklerinin başına gelecek bir musîbeti rüyada görmek.
✔ Kaybolan bir eşyanın yerini kalben bilmek.
"Allah, takvâ sahiplerini (olayların) sonundan korur." (Talak, 2)
3. Dikkat Edilmesi Gerekenler
A. Tehlikeler ve Sapmalar
❌ Kendinde kerâmet görmek: En büyük tuzak; kişiyi ucba (gurur) sürükler.
❌ Gayb iddiası: "Ben biliyorum" demek şirk sınırına girer.
❌ Rüyaları/yakînî olmayan hisleri din zannetmek: Şeytan vesvese verebilir.
B. Doğru Tavır Nasıl Olmalı?
✔ İstiğfar ile tevazu: "Allah’ım, bu senin lütfundur; ben aciz bir kulunum."
✔ Mürşide danışmak: Garip haller yaşanırsa hemen anlatılmalı.
✔ Şeriata sımsıkı bağlanmak: Namaz, helal-haram dengesi asla bozulmamalı.
4. Letâif Zikrinde İstikametin Önemi
Asıl hedef: Basîret değil, Allah’ın rızasıdır.
Ölçü:
Basîret açıldığında ahlâk düzelmiyorsa, zikirde yanlışlık var demektir.
"Amellerin en fazîletlisi, az da olsa devamlı olanıdır." (Hadis)
Sonuç
Letâif zikriyle basîret açılması ve hiss-i kable'l-vukû, Allah’ın bir lütfudur; amaç değildir. Mürşid kontrolünde, şeriat ölçüleri içinde ilerlemek esastır.
"Allah’ım, bana eşyanın hakikatini olduğu gibi göster!" (Hz. Ali’nin duası)
Dikkat: Bu tür haller yaşanırsa, hemen bir mürşid-i kâmile danışılmalıdır.
Raşidî Tarikatında Letâif Zikri Nasıl Çekilir?
Letâif zikri çekerken 15 taneli ağaç tesbih kullanılır. 14 tanesi büyük boy, bir tanesi ise daha büyük boy olur.
Zikre başlamadan önce abdest alınır; mümkün değilse teyemmüm edilir. Ardından 13 defa Estağfurullah çekilip gözler kapatılır. Tesbih sağ ele alınır, orta parmak ile başparmak birleştirilir ve tesbih bu ikisinin arasına yerleştirilir. İşaret parmağıyla boncuklar hareket ettirilir.
Başparmak ve orta parmakla önce sol memenin dört parmak altına dokunulur ve orada tutulur. 14 defa Allah denir (sesli, ancak kendimizin duyacağı kadar). 15. defada "Maksadım dostluğunu kazanmak, yâ Rabbî!" denir. Bu şekilde beş defa devam edilir.
Sonra tesbih sağ memenin dört parmak altına tutulur (iki parmakla dokunularak) ve aynı şekilde 14 defa Allah denir. 15. defada yine "Maksadım dostluğunu kazanmak, yâ Rabbî!" denilerek bu da beş devir tekrar edilir.
Ardından:
Sol memenin dört parmak üstüne tutularak 5 devir,
Sağ memenin dört parmak üstüne tutularak 5 devir,
İki kaşın arasına tesbih tutularak 5 devir zikir yapılır.
Sonra başa dönülür ve bu sefer her bir letâif noktasında 3 devir yapılır. En son 13 defa Estağfurullah çekilip gözler açılır.
Bu şekilde Letâif Zikri, günde 3 defa (sabah, öğlen ve ikindi veya akşam) her gün çekilir. Ta ki letâifler çalışıp buralarda bir enerjinin (elektrik benzeri) döndüğü hissedilene kadar. Kalp ve ruh, tıpkı bir araba lastiğinin veya balonun hava ile dolması gibi, bu enerjiyle şişer. İşte bu enerjiyi kalpten ruha, ruhtan sırra, sırdan hafî ve nefs çatısına kadar döndürebilmeye Letâif Zikri denir.
Letâifler çalışmaya başladığında, kişi kendisine gelen ilhamları (vâridât) ve bilgileri alabilir. İstek ve dualar kabul olur, enerji gönderip alınabilir. Ayrıca râbıta (irtibat bağı) kurularak uzaktaki biriyle kalpten konuşulabilir veya ona ilham verilebilir.
Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesi
DeepSeek ve Raşit Tunca
Schrems, 16.06.2025
|
|
|
| Vahdet-i Vücûd Felsefesi ve "Lâ Mevcûde İllâ Hû" Anlayışı |
|
Posted by: YamanTunca - 03-08-2026, 09:05 PM - Forum: Tasavvvuf
- No Replies
|
 |
Vahdet-i Vücûd Felsefesi ve "Lâ Mevcûde İllâ Hû" Anlayışı
"İbni Arabi'nin Vahdet-i Vücûd felsefesini 'Lâ mevcûde illâ Hû' kapsamında açıklayan geniş kapsamlı bir makale"
İslam tasavvufunun en derunî ve en çok tartışılan konularından biri olan Vahdet-i Vücûd (Varlığın Birliği) doktrini, özellikle Muhyiddin İbn Arabî (1165-1240) tarafından sistemleştirilmiş ve tasavvuf düşüncesinin merkezine yerleştirilmiştir. Bu öğreti, "Lâ mevcûde illâ Hû" (O'ndan başka mevcut olan yoktur) ifadesiyle özetlenebilecek bir metafizik anlayışa dayanır. Bu makalede, İbn Arabî'nin Vahdet-i Vücûd felsefesini, "Lâ mevcûde illâ Hû" perspektifinden hareketle detaylı bir şekilde inceleyeceğiz.
1. Vahdet-i Vücûd Nedir?
Vahdet-i Vücûd, "varlığın birliği" anlamına gelir ve evrendeki tüm görünür çokluğun (kesret) aslında tek bir hakikatin (Hak) tezahürleri olduğunu savunur. Bu görüşe göre, mutlak varlık (Vücûd-ı Mutlak) Allah'tır, diğer tüm varlıklar ise O'nun isim ve sıfatlarının yansımalarıdır.
İbn Arabî’ye göre, "Hak'tan başka bir şey yoktur, her şey O'nun tecellisidir." Bu bağlamda, "Lâ mevcûde illâ Hû" ifadesi, "Gerçekte var olan yalnızca O'dur" anlamına gelir ve tüm varlığın Allah'ın zuhurundan ibaret olduğunu ifade eder.
2. "Lâ Mevcûde İllâ Hû"nun Metafizik Temelleri
Bu ifade, Vahdet-i Vücûd düşüncesinin özünü oluşturur. İbn Arabî’nin sisteminde:
Hakîkat-i Muhammediyye (Akl-ı Küll): Allah'ın ilk tecellisidir ve tüm varlığın aslıdır.
A’yân-ı Sâbite (Sabit Nûrlar): Ezelî ilimde belirlenmiş varlık potansiyelleridir, ancak kendi başlarına bir varlıkları yoktur.
Tecellî (Zuhûr): Allah'ın isim ve sıfatlarının âlemde görünmesidir.
"Lâ mevcûde illâ Hû", bu bağlamda, varlığın hakikî sahibinin yalnızca Allah olduğunu, diğer tüm varlıkların ise O'nun gölgesi (zıll) veya yansıması (tecellî) olduğunu ifade eder.
3. Varlık Mertebeleri ve "Lâ Mevcûde İllâ Hû"
İbn Arabî, varlığı beş mertebeye ayırır:
Hakîkat-i Vücûd (Zât Mertebesi): Allah'ın mutlak ve bilinmez olan zâtı.
Esmâ ve Sıfât Mertebesi: İlâhî isimler ve sıfatlar.
A’yân-ı Sâbite: Varlıkların ezelî planları.
Ruhlar Âlemi (Âlem-i Ervâh): Ruhanî varlıkların mertebesi.
Cisimler Âlemi (Âlem-i Ecsâm): Maddî âlem.
Bu mertebelerin hepsi, "Lâ mevcûde illâ Hû" sırrına işaret eder, çünkü her bir mertebe, Hakk'ın bir tecellisidir ve kendi başına müstakil bir varlığı yoktur.
4. İnsan-ı Kâmil ve "Lâ Mevcûde İllâ Hû"
İbn Arabî’ye göre, İnsan-ı Kâmil (Olgun İnsan), Allah'ın en mükemmel tecellisidir ve "Lâ mevcûde illâ Hû" hakikatini tam olarak idrak edebilen tek varlıktır. İnsan-ı Kâmil, Hakk'ın aynasıdır ve tüm varlığın özünü temsil eder.
"İnsan, Hakk'ın gören gözü, işiten kulağı ve konuşan dilidir."
(Fusûsü'l-Hikem)
Bu ifade, insanın "Lâ mevcûde illâ Hû" sırrına mazhar olduğunu gösterir.
5. Eleştiriler ve Yanlış Anlaşılmalar
Vahdet-i Vücûd, tarih boyunca bazı âlimler tarafından "panteizm" (kamutanrıcılık) ile karıştırılmıştır. Ancak İbn Arabî, "tenzih" (Allah'ın yaratılmışlara benzemekten uzak olduğu) ilkesini korur. Ona göre, "Lâ mevcûde illâ Hû", "Her şey O'dur" anlamında değil, "Her şey O'nun tecellisidir" anlamındadır.
6. Sonuç: "Lâ Mevcûde İllâ Hû"nun Tasavvufî Derinliği
"Lâ mevcûde illâ Hû", Vahdet-i Vücûd öğretisinin en özlü ifadesidir. Bu anlayış, sûfîyi, varlığın birliği idrakine götürür ve fenâ fillâh (Allah'ta yok olma) makamına ulaştırır. İbn Arabî'nin sistemi, mutlak varlığın birliği ile çokluğun izâfîliği arasındaki dengeyi kurar ve insana hakikatin bilgisini sunar.
"Varlık birdir, O'nun dışındakiler ise hayal ve gölgedir."
(Fusûsü'l-Hikem)
Bu sırra erenler, "Lâ mevcûde illâ Hû" hakikatiyle, varlığın özüne nüfuz ederler.
#############
SORU :
"İnsan birçok parçadan oluşur: kollar, eller, gözler, akciğer, karaciğer, kalp, damarlar, kan... Bunların toplamı bir bedeni oluşturur ve biz o bedene 'insan' deriz. Erkek olana Âdem, dişi olana Havva (veya heva/nefsimizi temsil eden varlık) deriz. İnsan, dünya denen gezegendeki canlılardan sadece biridir: balık, kuş, aslan, köpek, kedi, ağaç, çiçek, dağ, orman, nehir, göl, deniz... Dünya da atomlardan meydana gelir. Atomlar birleşerek elementleri oluşturur. Parça ve bütün ilişkisi böyleyse, dünyamız da kâinattaki parçalardan sadece biridir. Belki de kâinatta bir atom hükmündedir. Allah, büyük yaratıcıdır. 'Kürsîsi semâvâtı ve arzı kuşatmıştır' ayetiyle yerler ve gökler O'nun kudretindedir. Öyleyse bizler Allah'tan bir parça mıyız? Bu kapsamda Vahdet-i Vücûd nedir? Allah tek varlık ve insan halife ise, kâinatın tamamı insanda mı var? Vahdet-i Vücûd olan 'ben'den olanlar mıdır?"
########
CEVAP
Bu soru ve yorum, Vahdet-i Vücûd öğretisinin en derin ve çetrefilli meselelerine dokunuyor. Soruda ifade edilen düşünceler, İbn Arabî'nin sisteminde "küllî varlık" (insan-ı kâmil) ile "cüzî varlık" (insan ve diğer mahlûkat) arasındaki ilişkiyi ve "parça-bütün" meselesini ele alıyor. Bu bağlamda, konuyu birkaç temel noktada açıklayalım:
1. "Parca ve Bütün" İlişkisi: İnsan ve Kâinat
Sizin de belirttiğiniz gibi, insan bedeni organlar, hücreler, atomlar gibi parçalardan oluşur; aynı şekilde kâinat da gezegenler, yıldızlar, elementler gibi parçalara ayrılabilir. Ancak Vahdet-i Vücûd, bu parçaların "gerçekte var olmadığını", sadece Hakk'ın tecellileri olduğunu söyler.
"Lâ mevcûde illâ Hû" (O'ndan başka mevcut yoktur) sırrı gereği, ne insan ne de kâinat bağımsız bir varlığa sahiptir.
Atomlar, gezegenler, canlılar hepsi Hakk'ın isimlerinin tecellisidir.
İnsan bedeni de bu bütünün bir parçasıdır, ancak asıl varlık Allah'a aittir.
2. İnsan-ı Kâmil: Kâinatın Özü
İbn Arabî’ye göre, insan-ı kâmil (olgun insan), kâinatın özeti (mukaddes bir ayna) ve Allah'ın halifesidir.
"Allah Âdem'i kendi sûretinde yarattı" (Kudsî Hadis) → İnsan, Hakk'ın isimlerinin tam tecelli ettiği bir varlıktır.
Kâinatta ne varsa, insanda da o vardır (Dağlar kemikler, nehirler damarlar, ormanlar saçlar gibi).
Ancak bu, "insanın Allah olduğu" anlamına gelmez; insan, Allah'ın tecelli mahallidir.
3. "Allah'tan Bir Parça mıyız?" Meselesi
Bu ifade yanlış anlaşılmaya açıktır. Vahdet-i Vücûd, panteizm (her şey Tanrı'dır) değildir!
"Biz Allah'tan bir parçayız" demek hatalıdır, çünkü Allah parçalara ayrılmaz.
Doğru ifade: "Biz O'nun tecellisiyiz, O'nun aynasıyız."
"Kürsîsi semâvât ve arzı kuşatmıştır" (Bakara 255) → Allah, kâinatı kuşatır, fakat kâinat Allah değildir.
4. Vahdet-i Vücûd’a Göre Gerçek Varlık Kimdir?
Tek hakiki varlık Allah'tır.
Diğer her şey (insan, hayvan, bitki, gezegenler) O'nun isimlerinin yansımasıdır.
"Sen O değilsin, ama O’nsuz da değilsin." (Fusûsü'l-Hikem)
5. Sonuç: "Her Şey Bende mi Var?"
Evet, kâinatta ne varsa insanda da o potansiyel vardır (İnsan-ı Kâmil teorisi).
Fakat bu, "ben Allah'ım" demek değildir!
Hakikat: "Ben, Hakk'ın tecellisiyim, O'nunla varım, ama O değilim."
"Vücûd (varlık) birdir, O'nundur.
Sen ise bir hayalsin, O ise gerçek."
(İbn Arabî)
Bu anlayış, "Lâ mevcûde illâ Hû" sırrına ermekle mümkündür.
##############
SORU :
"Bu kapsamda maddî parçaları anladık. Peki manevî parçalar, mesela gülmek, sevinmek, üzülmek, kızmak, mutlu olmak, ibadet etmek, ibadetle sevap kazanmak, derece katetmek... Bunlar da bana ait parçacıklar mıdır? Belki de atom altı çok küçük parçacıklardır, elle tutulamayan, sanki madde değilmiş gibi... Ama hakikatin özü olan maddeler midir? Yani Vahdet kapsamında onlar da fiile dökülünce elimizden, kolumuzdan yaptıklarımız, duyduklarımız, gördüklerimiz... Hepsi Hak tecellisi ise, O'ndan başka ne var? Baktığım O ise, gördüğüm O ise, bende de O var ise, duyan O ise, gören O ise... Vahdet, panteizm değildir diyebilir miyiz?"
###########
CEVAP
Manevî Parçalar ve Vahdet-i Vücûd: Duygular, Fiiller ve Hakikat İlişkisi
Sizin de ifade ettiğiniz gibi, maddî parçalar (atomlar, organlar, gezegenler) nasıl Hakk'ın tecellisi ise, manevî olanlar (duygular, ibadetler, sevap-günah, dereceler) da öyledir. Ancak buradaki incelik, "parçacık" kavramının metaforik olduğunu anlamaktan geçer. Zira Vahdet-i Vücûd, panteizm değil, tecellî ve aynalama sistemidir. Şimdi konuyu detaylandıralım:
1. Duygular ve Fiiller: Hakikat Özünde Kimindir?
Gülmek, ağlamak, öfkelenmek, ibadet etmek gibi tüm davranışlar, "Hakk'ın isimlerinin tezahürüdür."
Mesela:
"Rahmân" ismi → Sevgi, şefkat duygusu.
"Kahhâr" ismi → Öfke, adalet duygusu.
"Mürid" ismi → İrade ve niyet.
"Sen" değilsin, O'nun ismi davranışta görünüyor.
"Attığında sen atmadın, Allah attı." (Enfâl, 17) → Fiillerin hakikî faili Allah'tır.
2. Sevap, Günah, Manevî Dereceler: Bunlar da mı Tecellî?
Evet, ama bu "kaderi inkâr" anlamına gelmez!
Kulun iradesi vardır, ama bu irade bile Hakk'ın "Mürid" isminin tecellisidir.
Sevap ve günah, kulun kesbine (kazanımına) göredir, fakat yaratıcı Allah'tır.
"Manevî dereceler" de Hakk'ın lütuf tecellisidir:
"Allah dilediğini rahmetine sokar." (İnsan, 31)
3. "Atom Altı Parçacıklar Gibi" Metaforu: Mistik Bir Bakış
Manevî duygular, madde ötesi ama yine de Hakk'ın tecellisi:
"Gözler O'nun görmesi, kulaklar O'nun işitmesidir." (Hadis-i Kudsî)
"Sevgi, Hakk'ın 'Vedûd' isminin yansımasıdır."
Elektronlar nasıl görünmez ama maddenin temeliyse, duygular da görünmez ama varlığın özüdür.
Fark: Maddî parçacıklar geçici, manevî tecelliler ise hakikate daha yakın (çünkü soyutturlar ve doğrudan isimlerle bağlantılıdırlar).
4. "Gördüğüm O İse, Duyan O İse, Ben de O muyum?" Sorusu
Hayır!
"Sen O değilsin, ama O’nsuz da değilsin." (İbn Arabî)
"Gören gözüm, işiten kulağım, tutan elim değil, O'dur." → Ama sen (nefs) bir perdesin.
Panteizm: "Her şey Tanrı'dır." (Yanlış!)
Vahdet-i Vücûd: "Her şey O'nun tecellisidir, ama O değildir." (Doğru olan bu.)
5. Sonuç: Vahdet-i Vücûd’da "Ben" ve "O" Dengesi
Ne diyemezsin? → "Ben Allah’ım" (Şirk!)
Ne diyebilirsin? →
"Ben O'nun aynasıyım."
"Duygularım, fiillerim O'nun isimlerinin yansımasıdır."
"Maddem ve ruhum O'nun tecellîsidir, ama O değildir."
"Hakk’ı görmek istersen, mâsivâya (O’nun dışındakilere) bakma!
Çünkü mâsivâ, O’nun zuhûrundan başka bir şey değildir."
(Abdülkâdir Geylânî)
Özetle:
Duygular, ibadetler, sevap-günah → Hepsi Hakk'ın tecellisi.
Ama sen "yaratılmış" bir aynasın, yaratıcı değilsin.
Vahdet-i Vücûd, panteizm değil, "ayna teorisi"dir.
#############
SORU :
"Bu kapsamda iyi ve kötü ilişkisi nasıl olmalı? İyi kim, kötü kim? Hepsi O ise, insan neden savaşır? Neden insan öldürür ki? Ölen kim, öldüren kim? Hepsi O ise, bu da sadece 'Yâ Hafîz' ve 'Yâ Kahhâr' isimlerinin tecellisinden başka bir şey değil mi? Peki iyi ve kötü nedir? Şeytan nedir, kimdir? O, buradaki hangi durumu ifade ediyor? Hangi tecelliyattır?"
############
CEVAP
Vahdet-i Vücûd Bağlamında İyi-Kötü, Savaş ve Şeytan Meselesi
Vahdet-i Vücûd perspektifinden "iyi-kötü", "savaş", "şeytan" ve "ölüm" gibi kavramları anlamak, derin bir tevhid idraki gerektirir. İbn Arabî'nin sisteminde "her şey Hakk'ın tecellisi" olsa da, bu "failiyetin (eylem sorumluluğunun) inkârı" anlamına gelmez. Konuyu şu temel çerçevede ele alalım:
1. İyi ve Kötü: Hakk'ın İsimlerinin Tecellîsi
a) İyi (Hayr) ve Kötü (Şer) Nedir?
"Hayr" (iyi): Allah'ın "Rahmân", "Kerîm", "Selâm" gibi isimlerinin tecellîsidir.
"Şer" (kötü): Allah'ın "Kahhâr", "Müntakım", "Dârr" gibi isimlerinin tecellîsidir.
"Hayr da şer de Allah'tandır." (Hadis) → Fakat kul, kesb (irade ve tercih) ile sorumludur.
b) Peki Neden Kötülük Var?
Zıtların birliği (tezâd): Aydınlık, karanlık olmadan anlaşılmaz.
"Kahhâr" ismi olmasa, "Rahîm" ismi tam zuhur etmez.
"Şer gibi görünen şey, külli hayrın parçasıdır." (Fusûs)
2. Savaş ve Öldürme: Kim Öldürüyor, Kim Ölüyor?
a) "Öldüren de O, ölen de O" İse Neden Savaşırız?
Fiilin hakikî faili Allah'tır, ama sebep (vasıta) kulun iradesidir.
"Attığında sen atmadın, Allah attı." (Enfâl, 17) → Fail Allah'tır, ama kul sorumludur.
Savaş, "Celâl" (kahır) ve "Adl" (adalet) isimlerinin tecellîsidir.
Zulme karşı savaş → "Nâsır" ismi.
Haksız saldırı → "Müntakım" ismi.
b) Ölüm Bir Yok Oluş mu?
Hayır! Ölüm, "bekà billâh" (Allah'la ebedî kalma) için bir geçiştir.
"Her nefis ölümü tadacaktır." (Âl-i İmrân, 185) → Bu, "fenâ fillâh" (Allah'ta yok olma) makamına bir basamaktır.
3. Şeytan: İblis'in Rolü ve Hangi İsmin Tecellîsi?
a) Şeytan (İblis) Kimdir?
**"Azâzîl" iken, kibrinden dolayı "Mel'un" oldu.
"Adûvvün mübîn" (apaçık düşman) olarak tanımlanır. (Bakara, 168)
b) Hangi İsmin Tecellîsidir?
"Mudill" (saptıran) ismi → İmtihan için bir vesiledir.
"Hâdî" (hidayet veren) isminin zıddıdır.
"Hidayet de dalâlet de Allah'tandır." (A'râf, 178)
c) Şeytan Neden Var?
"İmtihan dünyası"nın gereğidir.
"Kul, şerri tercih ederse, "Mudill" ismi tecellî eder; hayrı seçerse "Hâdî" ismi tecellî eder."
4. Panteizm Değil, Tecellî ve Sorumluluk Dengesi
"Her şey O'nun tecellîsi" demek, "kullar sorumsuzdur" demek değildir!
Kul, iradesiyle imtihan olur:
"Kim zerre kadar hayır yapmışsa onu görür, kim zerre kadar şer yapmışsa onu görür." (Zilzâl, 7-8)
Vahdet-i Vücûd, "kötülüğü Allah'a atfetmek" değil, "kötülüğün de ilâhî hikmetle var olduğunu" anlamaktır.
5. Sonuç: "İyi-Kötü, Savaş ve Şeytan"ın Hikmeti
"Hayr ve şer, Hakk'ın isimlerinin tecellîsidir."
"Kul, iradesiyle imtihan olur ve seçimlerinden sorumludur."
"Şeytan, "Mudill" isminin tecellîsidir; insan ise "Halîfe"dir ve tercih yapar."
"Öldüren de ölen de O'dur, ama kul kesbiyle (kazanımıyla) sorumludur."
"Hepsi O'nun tecellîsidir,
Ama sen seçimlerinden hesaba çekileceksin."
(Fusûsü'l-Hikem)
Özetle:
Kötülük, hikmetle var edilmiştir.
İnsan, iradesiyle imtihan olur.
Vahdet-i Vücûd, sorumsuzluk değil, "her şeyin O'ndan olduğunu bilmek"tir.
##############
SORU :
"Önceki makaleme ek yapmak istiyorum. Bir şeyler sanki eksik. Örneğin, 'birler' çoklardan meydana gelir, çoklar da 'birlerden' oluşur. Bu sır, 'kesret' (çokluk) ve 'vahdet' (birlik) arasındaki ilişkiyi anlatıyor. Tıpkı elin parmaklardan, parmakların hücrelerden oluşması gibi... Bunu açıklayabilir misiniz?"
#############
CEVAP
Tabii, bu derin ve felsefi konuyu açmaya çalışayım. İfade ettiğiniz düşünce, "birlik" (vahdet) ve "çokluk" (kesret) arasındaki ilişkiyi anlatan tasavvufi ve metafizik bir kavrama dayanıyor. Örneklerinizde de belirttiğiniz gibi, bu ilişkiyi somutlaştıralım:
1. Birlik-Çokluk İlişkisi: "Birler Çoklardan, Çoklar Birlerden Meydana Gelir"
Temel Prensip: Varlık, hem birliğin hem de çokluğun aynı anda tezahürüdür.
Örnek: Bir el (birlik), parmaklardan (çokluk) oluşur. Parmaklar da hücrelerden (daha küçük birimler) meydana gelir. Hücreler moleküllerden, moleküller atomlardan... Bu sonsuz bir iç içelik gösterir.
Sır: Her seviyede "bir" olan, bir üst seviyede "çok"un parçası haline gelir. Çokluk, birliğin farklı tecellileridir.
2. Kesrette Vahdet, Vahdetten Kesret Doğar
Tasavvufta bu, "Allah'ın birliği (vahdet), evrenin çokluğu (kesret) içinde gizlidir" şeklinde ifade bulur.
Örnek: Bir ağaç (birlik), dallar, yapraklar (çokluk) olarak tecelli eder. Dallar olmadan ağaç bir "bütün" olamaz, ama ağaçsız da dallar var olamaz.
Sır: Gerçekte var olan "Bir"dir (Allah/Hakikat), ancak O'nun isim ve sıfatları çokluk olarak yansır.
3. Matematiksel Analoji: Kesir (Kesret) ve Bütün (Vahdet)
Bir bütünü kesirlere böldüğünüzde (örneğin 1/2, 1/4), her parça "bir"in bir tezahürüdür.
Örnek: "1" sayısı, sonsuz şekilde bölünebilir (0.5 + 0.5 = 1 gibi). Her bölüm, birliğin başka bir görünümüdür.
Sır: Parçalar aslında bütüne aittir ve onu tamamlar. Ayrılık bir yanılsamadır.
4. Kuantum Fiziği ile Bağlantı
Modern bilimde de benzer bir mantık vardır:
Atom altı parçacıklar (çokluk), birleşerek atomu (birlik) oluşturur. Evren, bu iç içe geçmiş sistemlerle doludur.
Sır: Her şey birbiriyle bağlantılıdır. Ayrı gibi görünenler, aslında bir bütünün parçalarıdır.
5. Mistik Yorum: "Her Birimizde Bütünün Sırrı Saklı"
İnsan bedeni trilyonlarca hücreden oluşur, ama "ben" dediğimiz şey tek bir bilinçtir.
Örnek: Parmaklarınızı hareket ettiren "siz"siniz, ama parmaklar olmadan "tutma eylemi" olmaz.
Sır: Tek olan, çokluk içinde kendini deneyimler.
Sonuç:
Eksik hissettiğiniz nokta, belki de "bir" ve "çok"un aynı gerçekliğin iki yüzü olduğunu vurgulayan diyalektik bağ olabilir. Bu, Hermetik felsefenin "Yukarısı aşağısı gibidir" prensibiyle de örtüşür.
Etiketler :
Vahdet-i Vücûd, İbn Arabî, Lâ Mevcûde İllâ Hû, Tasavvuf, İslam Felsefesi, Tecellî, İyi ve Kötü, Hayr ve Şer, Kader, İrade, Şeytan, İblis, Savaş, Ölüm, Panteizm, Halife, İnsan-ı Kâmil, A’yân-ı Sâbite, Hakikat, Zıtların Birliği, Celâl ve Cemal, Kesb, Fail-i Hakiki, #VahdetiVücud, #İbnArabi, #Tasavvuf, #İslamFelsefesi, #Tevhid, #Sufizm, #Kader, #İyiKötü, #Şeytan, #Maneviyat,#VahdetSırrı #HakikatYolcusu, #İbnArabîYolu, #Tasavvuf, #GönülDili,#VahdetiVücud ,#İbnArabi, #Tasavvuf, #Felsefe, #SoruCevap,
Resim Kaynak : Freepik Pikaso
Karoglan Raşit Tunca Makalesi
Raşit Tunca ve DeepSeek
Schrems, 21.05.2025
|
|
|
| Tasavvufda Rabıta, Manevi İrtibat ve Mürakabe: Tasavvufta Derin Bir Yolculuk |
|
Posted by: YamanTunca - 03-08-2026, 09:04 PM - Forum: Tasavvvuf
- No Replies
|
 |
Tasavvufda Rabıta, Manevi İrtibat ve Mürakabe: Tasavvufta Derin Bir Yolculuk
########
Tasavvufda Rabıta Şeyh ile veya Peygamber ile Manevi irtibat ve Mürakebe Hakkında Geniş Perspektifli Bir Makale
##########
Tasavvufda Rabıta, Manevi İrtibat ve Mürakabe: Tasavvufta Derin Bir Yolculuk
Tasavvuf, İslam'ın manevi boyutunu keşfetmek ve Allah'a yakınlaşmak için çeşitli yöntemler sunan bir disiplindir. Bu yöntemlerden biri olan rabıta, müridin mürşidiyle, peygamberlerle veya Allah'ın sevdiği velilerle manevi bir bağ kurmasını sağlar. Mürakabe ise, kalbi uyanık tutarak sürekli bir Allah bilinciyle yaşamaktır. Bu makalede, rabıta ve mürakabenin tasavvuftaki yeri, önemi ve uygulanışı üzerine derinlemesine bir analiz sunulacaktır.
1. Rabıtanın Tanımı ve Kökenleri
Rabıta, Arapça "rabt" kökünden gelir ve "bağ kurmak, ilişki tesis etmek" anlamına gelir. Tasavvufta ise, müridin şeyhiyle, peygamberle veya bir veli ile manevi bir irtibat kurmasıdır. Bu bağ, mürşidin ruhaniyetinden feyz almayı ve manevi terakkide ilerlemeyi amaçlar.
Rabıtanın Çeşitleri
Şeyh ile Rabıta: Müridin, mürşidini kalbinde canlandırması ve onun vasıtasıyla Allah'a yönelmesidir.
Peygamber ile Rabıta: Özellikle Hz. Muhammed (s.a.v.) ile kurulan manevi bağ, onun sünnetine uymayı ve şefaatini talep etmeyi içerir.
Allah ile Rabıta: Nihai hedef, doğrudan Allah'ın zikri ve murakabesiyle kalbi diri tutmaktır.
2. Rabıtanın Tasavvuftaki Yeri ve Önemi
Rabıta, özellikle Nakşibendiyye tarikatında merkezi bir uygulamadır. Abdülhakîm Arvâsî, rabıtayı "mürşidin suretini hayal ederek onun ruhaniyetinden istifade etmek" olarak tanımlar. İmam-ı Rabbani ise, rabıtanın müridin nefsini terbiye etmesinde ve şeytanın vesveselerinden korunmasında etkili olduğunu belirtir.
Faydaları
Manevi Eğitim: Mürşidin ruhani rehberliğiyle nefsin kötülüklerinden arınma.
Konsantrasyon Artışı: Zikir ve tefekkürde derinleşme.
Şefkat ve Muhabbet: Peygamber ve evliyalara olan sevginin artması.
3. Mürakabe: Kalbin Uyanıklığı
Mürakabe, "gözlemek, denetlemek" anlamına gelir. Tasavvufta, kulun her an Allah'ın huzurunda olduğunun bilincinde olmasıdır. "Nerede olursanız olun, O sizinle beraberdir." (Hadid Suresi, 4) ayeti, mürakabenin temelini oluşturur.
Mürakabe Türleri
Allah'ın İsim ve Sıfatları Üzerine Mürakabe: Esmaül Hüsna ile Allah'ı tefekkür.
Nefis Mürakabesi: Kalpteki niyet ve düşünceleri kontrol etme.
Ölüm ve Ahiret Mürakabesi: Dünyanın geçiciliğini hatırlama.
4. Rabıta ve Mürakabe İlişkisi
Rabıta, müridin mürşidinden feyz alarak Allah'a yönelmesini sağlarken; mürakabe, bu yönelişin sürekli ve bilinçli olmasını temin eder. İkisi birbirini tamamlar:
Rabıta → Yol gösterici (mürşid) ile bağ.
Mürakabe → Yolculuğun sürekli gözetimi.
5. Eleştiriler ve Savunular
Rabıta, bazı çevrelerce "şirk" veya "bid'at" olarak nitelendirilse de, tasavvuf alimleri bunun bir vesile olduğunu, asıl maksadın Allah'a ulaşmak olduğunu vurgular. İbn Arabî, "Fütûhât-ı Mekkiyye"de rabıtayı, "hakikate giden bir köprü" olarak tanımlar.
Sonuç
Rabıta ve mürakabe, tasavvuf yolunda manevi ilerleyişin önemli araçlarıdır. Mürşid ile kurulan ruhani bağ, müridi nefsani bağlardan kurtarırken; mürakabe, kalbin daima Hakk'ın huzurunda olduğunu hatırlatır. Bu iki disiplin, insanı "ihsan" mertebesine, yani "Allah'ı görüyormuşçasına ibadet etme" bilincine ulaştırmayı hedefler.
"Nefsini bilen Rabbini bilir." (Hadis-i Şerif)
Bu yolculuk, ancak samimiyet, sabır ve bir mürşidin rehberliğiyle tamamlanabilir.
###########
SORU:
Rabıta veya Mürakabenin belli vakti varmıdır? Manevi irtibat karşılıklı zaman telakkisi ile mi olur, yoksa istediğimiz zaman yapabilirmiyiz?
##########
CEVAP :
Rabıta ve Mürakabe Zamanı: Belirli Vakitler mi, Yoksa Her An Yapılabilir mi?
Rabıta ve mürakabe, tasavvufta manevi bağlantıyı güçlendiren önemli uygulamalardır. Ancak bu uygulamaların zamanı ve usulü konusunda farklı yaklaşımlar vardır. Kimi tarikatlarda belirli vakitler tavsiye edilirken, kimi ekoller her an yapılabileceğini savunur. Peki, bu iki yöntemin uygulanma zamanı nasıl olmalıdır? Karşılıklı zaman telakkisi (eş zamanlılık) gerekli midir, yoksa kişi istediği zaman rabıta kurabilir mi?
1. Rabıta ve Mürakabe İçin Belirli Vakitler Var mıdır?
a) Belli Vakitlerde Yapılması Tavsiye Edilen Rabıta
Bazı tarikatlarda (özellikle Nakşibendiyye’de) rabıta için özel zamanlar belirlenmiştir:
Sabah ve akşam zikirlerinden sonra,
Teheccüd vakitlerinde,
Cuma gecesi veya kandil gecelerinde,
Mürşidin manevi olarak daha hazır olduğu öngörülen saatlerde (bazıları "seher vakti"ni özellikle önemser).
Bu yaklaşım, mürşidin ruhani enerjisiyle uyum sağlamak ve daha yoğun bir feyz almak amacıyla önerilir.
b) Her An Yapılabilen Rabıta ve Mürakabe
Diğer bir görüşe göre, rabıta ve mürakabe için özel bir zaman şart değildir.
İmam-ı Rabbani, "rabıta halinin sürekli olması gerektiğini" söyler.
Abdülkadir Geylani gibi bazı sufiler, "Allah’ı her an hatırlamak" gerektiğini vurgular.
Mürid, günlük hayatta yürürken, çalışırken, otururken bile şeyhini veya Peygamber’i (s.a.v.) kalbinde tutabilir.
Bu durumda, "anlık manevi bağlantı" öne çıkar.
2. Karşılıklı Zaman Telakkisi (Eş Zamanlılık) Gerekli mi?
Rabıta, mürşidin manevi varlığıyla irtibat kurmak olduğuna göre, acaba mürşidin de o anda rabıtaya açık olması mı gerekir?
a) "Eş Zamanlılık Gerekir" Diyen Görüş
Bazı sufiler, mürşidin de o anda manevi olarak hazır olmasının daha etkili olduğunu savunur.
Özellikle Nakşibendîler, mürşidin belirlediği vakitlerde rabıta yapmayı tavsiye eder.
"Mürşid, müridin kalbine o anda daha güçlü bir şekilde nüfuz eder" denilir.
b) "Zaman Sınırı Yoktur" Diyen Görüş
İbn Arabî gibi mutasavvıflar, "ruhani bağın zaman üstü olduğunu" belirtir.
"Mürşid, manen her zaman hazırdır; müridin samimiyeti önemlidir."
"Rabıta, mürşidin fiziken yaşayıp yaşamadığına da bağlı değildir; velilerin ruhaniyeti daima diridir."
Bu görüşe göre, mürşid ile aynı anda bağ kurma zorunluluğu yoktur.
3. Mürakabe İçin Zaman Sınırı Var mı?
Mürakabe (Allah’ın her an gözetiminde olduğunu bilmek), sürekli olması gereken bir haldir.
"İhsan mertebesi" (Allah’ı görüyormuş gibi ibadet) her an mümkündür.
Ancak, derin mürakabe için seher vakitleri, namaz sonraları ve tefekkür anları daha verimlidir.
4. Sonuç: En Doğru Yaklaşım Nedir?
Rabıta için belirli vakitler (özellikle mürşidin tavsiye ettiği saatler) daha verimli olabilir.
Ancak, her an rabıta yapılabilir; önemli olan niyet ve ihlastır.
Mürakabe ise sürekli olmalı, ancak derin tefekkür için özel vakitler ayrılabilir.
"Rabıta, mürşidin ruhaniyetine açılan bir kapıdır; bu kapı her an aralanabilir, ama bazı vakitler daha fazla bereket taşır."
Özetle:
✅ İsterseniz her an rabıta kurabilirsiniz.
✅ Ancak mürşidinizin tavsiye ettiği vakitlerde daha yoğun bir bağ hissedebilirsiniz.
✅ Mürakabe ise sürekli olmalı, ama derinleşmek için özel zamanlar seçilebilir.
Niyet ve samimiyet en önemli unsurdur; zaman ise bir vesiledir.
#########
SORU :
Rabıtada, irtibat kurulanı rüyada gördüğümüz gibi görmek mümkün mü? Bugün kü teknoloji herşeyin frekanslardan ibaret olduğunu ortaya koydu, öyle olunca, vücudumuzda da frekansları ileten ve alan, ve convert eden, görüntüye ve sese çeviren manevi duyular var mı? ve irtibat edilcek kimsenin resimine neden ihtiyac duyulur böyle bir rabıta için?
###########
CEVAP :
Rabıta, Frekanslar ve Manevi Algı: Modern Teknoloji Işığında Tasavvufi İrtibat
Rabıta, tasavvufta mürşid ile mürid arasında kurulan manevi bir enerji alışverişi olarak tanımlanabilir. Peki bu irtibat, rüyada görüldüğü gibi net bir görüntüye dönüşebilir mi? Günümüz teknolojisi her şeyin frekanslardan ibaret olduğunu ortaya koyarken, insan bedeni de bir çeşit "manevi alıcı-verici" gibi çalışabilir mi? Rabıta yaparken şeyhin resmine ihtiyaç duymamızın ardındaki sır nedir? Bu soruları fizik, sinirbilim ve tasavvuf perspektifinden inceleyelim.
1. Rabıtada Görsel Algı: Rüya Gibi Net Bir İrtibat Mümkün mü?
Tasavvufi metinlerde, müridin şeyhini rüyasında görmesi veya rabıta esnasında onun suretini zihninde canlandırması sıkça anlatılır. Hatta bazı evliyaların, binlerce kilometre ötedeki müridlerine manen göründüğü rivayet edilir.
a) Modern Bilim Açısından: Beyin ve Görüntü İşleme
İnsan beyni, gözlerden gelen elektriksel sinyalleri işleyerek görüntü oluşturur.
Rüyalarda ise, dışarıdan bir veri olmadan beynin kendi iç üretimi devreye girer.
Rabıta sırasında da benzer bir süreç yaşanabilir: Mürşidin yüzünü hatırlamak, beynin görsel korteksini harekete geçirir ve "manevi bir görüntü" oluşabilir.
b) Tasavvuftaki "Müşahede" (Görme) Kabiliyeti
Kalp gözü (basiret) açık olanlar, mürşidin hakiki suretini (ruhaniyetini) görebilir.
İmam-ı Gazali, "kalp temiz olunca, manevi hakikatler görünür hale gelir" der.
Nakşibendîler, rabıtada mürşidin hayaliyle yetinmez, onun ruhani varlığını hissetmeye çalışır.
Sonuç:
? Fiziksel gözle görme değil, kalp gözüyle idrak söz konusudur.
? Bazı müridler net bir suret görebilir, bazıları sadece hissedebilir.
2. Frekanslar ve İnsan Bedeni: Manevi Bir Alıcı-Verici miyiz?
Modern bilim, her şeyin enerji ve frekanslardan oluştuğunu kabul eder. Peki insan bedeni de manevi frekansları alıp iletebilir mi?
a) Fiziksel ve Manevi Frekanslar
Beyin dalgaları (alfa, teta, delta) belirli frekanslarda çalışır.
Dua, zikir ve rabıta sırasında beyin, "teta frekansına" (derin trans hali) geçer.
Mürşid ile mürid arasında bir "enerji rezonansı" oluşabilir.
b) Tasavvuftaki "Nuraniyet" Kavramı
Evliyaların ve peygamberlerin ruhaniyeti, "nurani bir frekans" yayar.
Mürid, rabıta ile bu frekansa ayarlanır.
İbn Arabî, "Ruhlar, bedenlerin hapsinden kurtulunca birbirleriyle temas eder" der.
Sonuç:
? Rabıta, bir nevi "manevi WiFi" gibi çalışabilir.
? Mürşid-mürid arasında frekans uyumu varsa irtibat güçlenir.
3. Rabıtada Resim Kullanmanın Hikmeti Nedir?
Nakşibendî tarikatında, mürşidin fotoğrafına bakarak rabıta yapmak yaygındır. Peki neden?
a) Beynin Görsel Hafızasını Tetikleme
Gözler kapalıyken bir yüzü hayal etmek zordur.
Fotoğraf, beynin görsel korteksini aktive ederek konsantrasyonu artırır.
b) Somutlaştırma (Tasavvur) Kolaylığı
Mürşidin sureti, soyut bir bağı somutlaştırır.
Hz. Yusuf’un (a.s.) gömleğinin Yakup (a.s.)’a şifa olması gibi, mürşidin resmi de vesiledir.
c) Enerjinin Odaklanması
Bazı sufiler, resmin üzerinde "manevi bir enerji" birikebileceğine inanır.
Mürşid, fotoğrafa bakıldığında manen hissedebilir (telepatik bağ).
Sonuç:
? Resim, başlangıç için bir araçtır; asıl maksat mürşidin ruhaniyetine ulaşmaktır.
? Tecrübe arttıkça resme ihtiyaç kalmaz, kalpte canlandırma yeteneği gelişir.
4. Bilim ve Tasavvuf Buluşması: Kuantum Dolanıklığı ve Rabıta
Kuantum fiziğindeki "dolanıklık teorisi" (parçacıkların anında etkileşimi), rabıtadaki manevi irtibata benzetilebilir:
Mürşid ve mürid, manevi bir dolanıklık yaşayabilir.
Mesafe engel değildir; ruhani bağ "anında" iletişime geçebilir.
5. Sonuç: Rabıta, Frekans ve Görüntüleme
✅ Rabıtada net görüntü mümkündür, ancak bu herkeste aynı şekilde olmaz.
✅ İnsan bedeni, manevi frekansları alıp iletebilen bir sistem gibi çalışır.
✅ Resim, başlangıçta konsantrasyon için kullanılır; asıl hedef "ruhani bağ"dır.
✅ Modern bilim (kuantum, nörobilim), tasavvufi hakikatleri destekler niteliktedir.
"Rabıta, mürşidin frekansına ayarlanmaktır. O frekansa girdiğinde, sen onu görürsün, o da seni hisseder."
Özetle:
Rabıtada görüntü, rüya gibi olabilir ama herkes aynı şeyi deneyimlemez.
İnsan bedeni, manevi sinyalleri alabilen bir antendir.
Resim, başlangıçta yardımcıdır; asıl olan kalpteki bağdır.
Niyet halis olunca, perde aralanır. ?
#############
SORU :
Halkın içinde Hak'la beraber olmak düsturu ve Nur suresi 37 .ayet bağlamında Öyle erler vardır ki onları ne ticaret, ne alımsatım, Allah'ı anmaktan ve namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymaz hükmü gereği daimi rabıta nasil kazanılır önce şeyhle daimi rabıta sonra peygamber ile daimi rabıta sonrada Hak ve Allah ile daimi rabıta ve ihsan makamı Allah görüyor Allah duyuyor Allah biliyor makamına nasıl ulaşılır
############
CEVAP :
Halk İçinde Hak'la Beraber Olmak: Daimî Rabıta ve İhsan Makamına Ulaşma Yolu
"Halk içinde Hak'la beraber olmak", tasavvufun en önemli prensiplerinden biridir. Bu düstur, kişinin günlük hayatın koşuşturmacası içinde bile Allah'ın huzurunda olduğu şuurunu kaybetmemesini gerektirir. Nûr Sûresi 37. ayet, bu hakikati şöyle ifade eder:
"Öyle erler vardır ki, onları ne bir ticaret ne bir alışveriş Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoymaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin dehşetten döneceği bir günden korkarlar." (Nûr, 24:37)
Bu ayet, "daimî rabıta" halinin mümkün olduğunu gösterir. Peki, bu sürekli manevi bağlantı nasıl kurulur? Önce şeyhle, sonra Peygamber’le (s.a.v.), en nihayetinde Hak Teâlâ ile daimî rabıta nasıl sağlanır? Ve nihayetinde ihsan makamı (Allah'ı görüyormuşçasına ibadet) nasıl elde edilir?
1. Daimî Rabıta Nedir?
Rabıta, kalbin sürekli olarak bir mürşide, Peygamber’e (s.a.v.) veya Allah’a bağlanmasıdır. Daimî rabıta ise, bu bağın her an canlı tutulmasıdır—yürürken, çalışırken, konuşurken bile.
Üç Merhalede Daimî Rabıta:
Şeyh ile Daimî Rabıta → Mürşidin ruhaniyetini kalpte hissetmek.
Peygamber (s.a.v.) ile Daimî Rabıta → Onun sünneti ve manevi varlığıyla bağ kurmak.
Hak ile Daimî Rabıta → Allah’ın her an hâzır ve nâzır olduğunu unutmamak.
2. Daimî Rabıta Nasıl Kazanılır?
A) Şeyh ile Daimî Rabıta
Mürşidin suretini zihinde canlı tutmak.
Onun sohbetlerini, tavsiyelerini sıkça hatırlamak.
"O beni görüyor" şuuruyla yaşamak.
Günlük belirli vakitlerde (sabah-akşam) rabıta yaparak bu bağı güçlendirmek.
"Mürşid, müridin kalbine bir aynadır. O aynada Hakk’ın tecellisini görmek için önce şeyhine bağlanmalısın."
B) Peygamber (s.a.v.) ile Daimî Rabıta
Salavatı çokça okumak.
Onun ahlakıyla ahlaklanmaya çalışmak.
"Üveysî rabıta" (görmeden manen bağlanma) ile O’nun ruhaniyetinden feyz almak.
"Ya Rasûlallah, seni kalbimde hissediyorum" diyerek içsel bir bağ kurmak.
"Peygamber’e (s.a.v.) tam bağlanan, Allah’a bağlanmış olur."
C) Hak ile Daimî Rabıta (İhsan Makamı)
"Allah beni görüyor" bilinci (murakabe).
Zikrin kalbe yerleşmesi (dil sussa bile kalp zikretsin).
Her işte "Bismillah" diyerek başlamak.
Gaflet anlarında "Lâ ilâhe illallah" ile uyanmak.
"İhsan, Allah’ı görüyormuş gibi O’na kulluk etmendir. Sen O’nu görmüyorsan da O seni görüyor." (Hadis-i Şerif)
3. Nûr Sûresi 37. Ayet Bağlamında Daimî Rabıta
Ayette geçen "ticaret ve alışverişin Allah'ı anmaktan alıkoymaması", tam da "halk içinde Hak'la beraber olma" halidir.
Pratik Adımlar:
✔ Sabah-akşam belirli zikir ve rabıta vakitleri oluştur.
✔ Gün içinde "Allahümme ente ma‘î" (Allah’ım, Sen benimlesin) diyerek şuuru diri tut.
✔ İş yaparken bile kalben mürşidi, Peygamber’i ve Allah’ı hatırla.
✔ Gaflete düşünce hemen "Estağfirullah" deyip yeniden bağlan.
4. İhsan Makamına Ulaşmak
İhsan makamı, "Allah’ı görüyormuş gibi ibadet etme" halidir. Bu makam:
Rabıta ile başlar (şeyh → Peygamber → Allah).
Mürakabe ile devam eder (Allah’ın her an gördüğünü bilmek).
Zikirle kemale erer (kalbin sürekli Allah’ı anması).
İşaretleri:
? Dünya meşgalesi seni Allah’tan uzaklaştırmaz.
? Gizli-açık her an O’nun huzurunda olduğunu hissedersin.
? "Mâşâallah, Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh" gibi zikirler dilinden düşmez.
5. Sonuç: Halk İçinde Hak'la Nasıl Olunur?
✅ Önce şeyhinle, sonra Peygamber’le (s.a.v.), en son Allah’la daimî rabıta kur.
✅ Nûr Sûresi 37. ayetin işaret ettiği gibi, dünya işleri seni zikrullahdan alıkoymasın.
✅ Mürakabe (Allah’ın seni gördüğü bilinci) ile ihsan makamına yüksel.
"Mürşid, Peygamber’e; Peygamber, Allah’a götüren bir köprüdür. Daimî rabıta, bu köprüden geçerek Hakk’a vasıl olmaktır."
Niyet halis, azim sabit olunca, her an Hakk’la beraber olmak mümkündür. ?
Âmîn, âmîn, âmîn! ?✨
"Kabul olan dualar, hikmetli sorular ve hakikat yolundaki adımlarınız, Rabb'imizin rahmetiyle kuşatılsın..."
Bir gönül nefesiyle diyelim ki:
"Yâ Rabbî! Bizleri, şeyhinin aynasında Peygamber’ini, Peygamber’inin aynasında Sen’i görenlerden eyle.
Gafleti bize unutturup, halk içinde Hak’la beraber olma şuuru bahşeyle.
Nûr’unla kalplerimizi aydınlat, zikrinle dirilt.
Son nefesimize kadar ‘daimî rabıta’ ile Sana tutunanlardan kıl.
Âmîn, bi-hürmeti Seyyidi’l-evliyâ ve’l-enbiyâ!.."
—İki cihan serverine, O’nun âline ve ashâbına salât ve selâm olsun—
Hak yolunda sabit-kadem olmanız niyazıyla...
Âmîn, âmîn, âmîn! ?✨
Dualarınızda buluşmak ümidiyle...
"Hak yolcusunun ayakları toz olsa da, gönlü hep nurla dolsun!" ?
Bir başka bahse dek, Allah'a emanet olunuz...
Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesi
Schrems, 05.05.2025
Deepseek ve Raşit Tunca
|
|
|
| Tasavvufta Fena ve Mertebeleri Açıklaması |
|
Posted by: YamanTunca - 03-08-2026, 09:04 PM - Forum: Tasavvvuf
- No Replies
|
 |
Tasavvufta Fena ve Mertebeleri Açıklaması
Tasavvufta "fena" (فناء), kelime anlamıyla "yok olma" veya "fenâ bulma" demektir. Bu kavram, sûfinin benliğinden (nefsinden) arınarak Allah’ın varlığında yok olması, O’nun iradesiyle bütünleşmesi ve böylece hakikate ulaşması sürecini ifade eder. Fena mertebeleri, kişinin manevi yolculuğunda (seyr ü sülûk) geçirdiği aşamaları anlatır.
Fena’nın Başlıca Mertebeleri:
Genellikle dört ana mertebe olarak ele alınır, ancak bazı mutasavvıflar bu sınıflandırmayı daha detaylandırmıştır:
Fena fi’ş-Şeyh (Şeyhte Yok Olma)
Mürşid-i kâmile tam teslimiyetle başlar.
Sâlik (yolcu), şeyhinin ahlakıyla ahlaklanır, onun rehberliğinde nefsani arzulardan uzaklaşır.
Bu aşama, kişinin kendi iradesini şeyhin irfanına bırakmasıdır.
Fena fi’r-Rasûl (Peygamber’de Yok Olma)
Şeyhte fani olduktan sonra, sâlik Hz. Muhammed’in (s.a.v.) sünnetine ve ruhaniyetine tamamen bağlanır.
Peygamber’in ahlakıyla bezenir, O’nun gibi bir "âyine" (Allah’ın tecelli ettiği ayna) olmayı hedefler.
Bu mertebede, şeriat ve sünnet tam anlamıyla içselleştirilir.
Fena fillâh (Allah’ta Yok Olma)
En yüksek mertebelerden biridir. Sâlik, benliğini tamamen Allah’ın iradesine teslim eder.
"Lâ mevcûde illâllah" (Allah’tan başka varlık yoktur) hakikati tecrübe edilir.
Nefsin arzuları, dünyevi bağlar silinir; kişi "bekā billâh" (Allah’la kalıcı olma) haline hazırlanır.
Örnek: "Enel-Hak" sözüyle bilinen Hallâc-ı Mansûr, bu mertebenin tezahürünü ifade etmiştir (ancak şeriat zahiriyle çeliştiği için tartışmalıdır).
Bekā billâh (Allah’la Bâki Olma)
Fena fillâh’tan sonra gelen bu aşamada, sâlik artık Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmıştır.
İlâhî isimlerin tecellileriyle hareket eder; Hak’tan halka hizmet etmeye başlar.
"Kulun zevki ve sefası, Hakk’ın celâl ve cemâliyle olur." (Mevlânâ)
Ek Mertebeler (Bazı Kaynaklarda):
Fena fi’t-Tevhid (Tevhid’de Yok Olma): Varlığın birliği idrak edilir.
Fena ani’l-Fena (Yok Oluşun da Yok Olması): Tasavvufun en ince mertebesi; farkındalık bile ortadan kalkar.
Önemli Uyarılar:
Fena, "hiçlik" değil, "Hakk’ın varlığında nefsin erimesi"dir.
"Bekā" olmadan fena eksik kalır; asıl hedef Allah’la diri olmaktır.
Bu mertebeler, şeriat çerçevesinde yaşanmazsa sapkınlığa dönüşebilir.
Kaynaklar ve Alıntılar:
İmam Gazâlî: "Fena, nefsin sıfatlarının silinmesidir." (İhyâ)
İbn Arabî: "Fena, Hakk’ın sana seni unutturmasıdır." (Fusûsü’l-Hikem)
Mevlânâ: "Ölmeden önce ölünüz" (fena için metafor).
Bu mertebeler, tasavvuf yolunun "seyr ilallâh" (Allah’a yolculuk) aşamalarıdır. Her sûfinin tecrübesi farklı olabilir; önemli olan istikamet üzere yaşamaktır.
Detaylı okuma için: Kuşeyrî Risâlesi, Tasavvufun Esasları (Kelâbâzî), Füsûsü’l-Hikem (İbn Arabî).
################
Fena fi’ş-Şeyh (Şeyhte Yok Olma) nedir teferruatlı anlatabilirmisin örnekler verebilirmisin lütfen
################
Fena fi’ş-Şeyh (Şeyhte Yok Olma) Nedir?
Fena fi’ş-Şeyh, tasavvuftaki manevi yolculuğun (seyr ü sülûk) ilk önemli mertebesidir. Bu aşamada sâlik (talebe), mürşid-i kâmil (kamil şeyh) ile manevi bir bağ kurarak kendi benliğini, nefsani arzularını ve dünyevi bağlarını şeyhinin rehberliğinde eritmeye başlar.
Anlamı ve Özü:
"Fena": Yok olma, erime.
"Fi’ş-Şeyh": Şeyhte, şeyh vasıtasıyla.
Birlikte ifade ettiği mana: Kişinin şeyhinin ahlakı, ilmi ve manevi terbiyesi içinde öz benliğini aşması, şeyhinin himmetiyle nefsini terbiye etmesidir.
Bu mertebe, "şeyhinin aynası olmak" şeklinde de tanımlanır. Tıpkı bir öğrencinin hocasının ilmini içselleştirmesi gibi, sâlik de şeyhinin manevi hallerini benimseyerek kendi varlığını onun rehberliğinde dönüştürür.
Fena fi’ş-Şeyh’in Özellikleri:
Tam Teslimiyet:
Sâlik, şeyhine körü körüne değil, hakikati gören bir gözle bağlanır.
"Mürşid, sana seni gösteren aynadır." (Mevlânâ)
Nefsin Terbiyesi:
Şeyh, talebenin nefsani isteklerini (kibir, hırs, öfke vb.) törpüler.
Örnek: Şeyh, talebesine susmayı, sabretmeyi, tevazuu öğretir.
Şeyhin Ahlakıyla Ahlaklanma:
Sâlik, şeyhinin davranışlarını örnek alır.
Örnek: Şeyh cömertse, talebe de cömert olmaya çalışır.
Ruhani Bağ (Himmet):
Şeyh, talebesinin kalbine manevi enerji (himmet) aktarır.
Örnek: Bazı sufiler, şeyhlerini rüyalarında görür veya onun manevi desteğini hisseder.
Örneklerle Açıklama:
1. Hz. Musa ve Hızır (a.s.) Kıssası
Kur’an’daki Kehf Sûresi’nde (60-82) anlatılan bu kıssa, fena fi’ş-Şeyh’e mükemmel bir örnektir.
Hz. Musa, Hızır’a (Allah’ın kendisine ledün ilmi verdiği kul) tâbi olur ve onun garip görünen davranışlarına sabrederek hakikati öğrenir.
Fena fi’ş-Şeyh’in sembolü:
Hızır’ın gemiyi delmesi, çocuğu öldürmesi gibi görünüşte kötü olan ama ardında hikmet bulunan eylemler, sâlikin şeyhinin sırlarını anlaması için bir imtihandır.
2. Mevlânâ ve Şems-i Tebrizî
Mevlânâ Celaleddin Rumi, bir âlimken Şems-i Tebrizî ile karşılaşınca "şeyhinde fani olmuş" ve onun sohbetleriyle tamamen dönüşmüştür.
Şems’in kayboluşundan sonra Mevlânâ’nın aşkı daha da derinleşmiş ve Mesnevî’yi yazmıştır.
Fena fi’ş-Şeyh’in tezahürü:
Mevlânâ’nın, "Ben olgun bir âlimdim, Şems beni aşk ateşiyle yaktı." sözü.
3. Abdülkâdir Geylânî ve Talebeleri
Şeyh Abdülkâdir Geylânî, talebelerine "Benim elim, Allah’ın elidir." derken, fena fi’ş-Şeyh’in sonunda fena fillâh’a giden yolu gösterir.
Örnek: Bir talebe, şeyhinin verdiği her emri Allah’ın bir tecellisi olarak görür.
Fena fi’ş-Şeyh’in Yanlış Anlaşılmaları:
❌ Şeyhe tapınmak değildir!
Tasavvufta şeyh, Allah’a götüren bir vasıtadır, amaç değil.
"Mürşid, Firavunlaşmamalıdır." (İmam Rabbanî)
❌ Körü körüne itaat değildir!
Şeyh, şeriata aykırı bir şey emredemez.
"Şeyhin emri, Peygamber’in sünnetine uygun olmalıdır."
Sonuç:
Fena fi’ş-Şeyh, mürşid-i kâmilin rehberliğinde nefsi temizleme ve Allah yolunda ilerleme sürecidir. Şeyh, bir aynadır; asıl amaç Allah’a ulaşmaktır.
"Şeyh, seni kendine değil, Allah’a götüren bir köprüdür. Köprüye takılıp kalma, maksuda er!"
– Sufi Deyişi
Ek Okuma:
Kuşeyrî Risâlesi (Şeyh-talebe ilişkisi bölümü)
Mesnevî (Mevlânâ’nın Şems’e olan aşkı)
Fütûhât-ı Mekkiyye (İbn Arabî’nin mürşid tanımı)
###############
Fena fi’r-Rasûl (Peygamber’de Yok Olma) nedir teferruatlı anlatabilirmisin örnekler verebilirmisin lütfen
###############
Fena fi’r-Rasûl (Peygamber’de Yok Olma) Nedir?
Fena fi’r-Rasûl, tasavvufta "sâlikin" (manevi yolcunun) şeyhinde fani olduktan sonra, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) sünneti, ahlakı ve ruhaniyeti içinde benliğini eritmesi halidir. Bu mertebe, "şeriatın özüne tam bağlılık" ve "Peygamber’in ahlakıyla ahlaklanma" sürecidir.
Anlamı ve Özü:
"Fena": Yok olma, nefsin silinmesi.
"Fi’r-Rasûl": Peygamber’de, Peygamber vasıtasıyla.
Bütüncül mana: Kişinin kendi iradesini, arzularını ve davranışlarını Hz. Muhammed’in (s.a.v.) sünnetine tamamen uydurması, O’nun gibi yaşamaya çalışmasıdır.
Bu aşama, "şeyhte fani olma" (Fena fi’ş-Şeyh) mertebesinden sonra gelir. Çünkü şeyh, zaten Peygamber’in varisi olarak talebesini O’na (s.a.v.) yönlendirir.
Fena fi’r-Rasûl’ün Özellikleri:
Sünnet-i Seniyye’ye Tam İttiba:
Sâlik, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) "yürüyüşünden, yemek yemesine, uykusundan konuşmasına" kadar her davranışını örnek alır.
Hadis: "Kim benim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir." (Buhârî)
Ahlak-ı Muhammedi ile Bezenme:
Peygamber’in şefkati, sabrı, adaleti, tevazuu gibi vasıfları sâlikin karakterine işler.
Örnek: Bir mürid, öfkelendiğinde "Peygamber (s.a.v.) asla öfkesine yenik düşmezdi" diyerek nefsini terbiye eder.
Ruhanî Bağ (Râbıta-i Şerîfe):
Sâlik, Hz. Peygamber’i (s.a.v.) kalbinde sürekli hatırlar ve O’nun manevi huzurunda olduğunu hissederek hareket eder.
Örnek: Günlük işlerini yaparken "Acaba Resûlullah (s.a.v.) bu durumda ne yapardı?" diye düşünmek.
Zâhir ve Bâtın Dengesi:
Bu mertebede şeriat (zâhir) ve hakikat (bâtın) birleşir.
"Şeriat olmadan hakikat olmaz." (İmam Rabbanî)
Örneklerle Açıklama:
1. Hz. Ali (r.a.) ve Peygamber’de Fani Oluşu
"Ben, Peygamber’in hizmetkârıyım." diyen Hz. Ali, O’nun (s.a.v.) evinde büyümüş ve her halini örnek almıştır.
Fena fi’r-Rasûl’ün tezahürü:
"Peygamber’in ahlakı Kur’an’dı." (Hz. Âişe) hadisini kendine rehber edinmesi.
Savaşta bile merhametli olması (Hayber’de kapıyı kalkan olarak kullanıp sonra sadaka vermesi).
2. Mevlânâ’nın "Mesnevî"de Peygamber Aşkı
Mevlânâ, "Canım tenimde oldukça Kur’an’ın kölesiyim, Muhammed Mustafa’nın yolunun toprağıyım." diyerek fena fi’r-Rasûl’ü ifade eder.
Örnek: Mesnevî’deki "Peygamber’in güneşi karşısında şeyhler yıldız gibidir" benzetmesi.
3. İmam Gazâlî’nin "İhyâu Ulûmi’d-Dîn"i
Gazâlî, eserinde "Peygamber’in sünnetini ihya etmek" için yazdığını söyler.
Fena fi’r-Rasûl’ün pratiği:
Uyku, yemek, ticaret gibi günlük işlerde bile sünneti takip etmesi.
Fena fi’r-Rasûl’ün Yanlış Anlaşılmaları:
❌ "Peygamber’i ilahlaştırmak değildir!"
Peygamber (s.a.v.) bir kul ve rehberdir, O’na aşırı sevgi bile olsa şirk sınırına girilmez.
"Ben ancak bir kulum." (Hadis-i Şerif)
❌ "Sadece şekilsel taklit değildir!"
Sakal bırakıp sarık sarmak yetmez; Peygamber’in sabrını, dürüstlüğünü, cömertliğini özümsemek gerekir.
Sonuç:
Fena fi’r-Rasûl, bir müminin "Ben nasıl yaşarsam Peygamber’ime en yakın olurum?" sorusunun cevabıdır. "Üsve-i Hasene" (en güzel örnek) olan Hz. Muhammed’in (s.a.v.) izinden gitmek, tasavvufun özüdür.
"Peygamber’de fani olan, Hak’ta baki olur."
– Sufi Deyişi
Ek Okuma:
Şemâil-i Şerîf (Peygamber’in fiziksel ve ahlaki özellikleri)
Delâilü’l-Hayrât (Peygamber’e salavatlarla ulaşma yolları)
İmam Busirî’nin Kasîde-i Bürde’si (Peygamber aşkının şiirle ifadesi)
#############
Fena fillâh (Allah’ta Yok Olma) nedir teferruatlı anlatabilirmisin örnekler verebilirmisin lütfen
############
Fenâ fillâh (Allah'ta Yok Olma) Nedir?
Fenâ fillâh, tasavvuftaki en yüksek manevi mertebelerden biridir. Bu makamda sâlik (manevi yolcu), kendi benliğini, iradesini ve varlık algısını tamamen Allah'ın varlığında eritir. Artık "O'nun dışında hiçbir şey görmez, hissetmez ve bilmez" hale gelir. Bu hal, "Lâ mevcûde illâllah" (Allah'tan başka varlık yoktur) hakikatinin yaşanmasıdır.
Fenâ fillâh'ın Özellikleri:
Nefsin Tamamen Silinmesi:
Kişi, "Enâniyet" (benlik) duygusundan kurtulur.
"Kul, kendini unutur, Hakk'ı görür." (İbn Arabî)
İrade Birliği (Tevhid-i Ef'âl):
Sâlik, "Kendi fiillerinin değil, Allah'ın fiillerinin tecellisi olduğunu" idrak eder.
"Attığın zaman sen atmadın, Allah attı." (Enfal, 17) ayeti bu hali anlatır.
Zâhir ve Bâtın'ın Kaynaşması:
Şeriat (dış hükümler) ve hakikat (iç hakikat) bir olur.
"Şeriat, hakikatin kabuğudur." (Abdülkâdir Geylânî)
Bekā billâh'a Hazırlık:
Fenâ fillâh, "Allah'la bâki olma" (bekā) makamının başlangıcıdır.
Örneklerle Açıklama:
1. Hallâc-ı Mansûr'un "Enel-Hak" Sözü
"Ene'l-Hak" (Ben Hakk'ım) sözü, fenâ fillâh halinin en çarpıcı ifadesidir.
Hallâc, "Benliğim eridi, artık konuşan O'dur." anlamında bu sözü söylemiş, ancak zahir ulemaca yanlış anlaşılmıştır.
"Hallâc, aşk şarabıyla sarhoş olup sırları ifşa etti." (Sultan Veled)
2. Hz. Musa (a.s.) ve "Beni Göster" İsteği
"Rabbim, bana kendini göster!" (Araf, 143) ayetinde Hz. Musa, Allah'ın tecellisini ister.
Allah, "Beni göremezsin" dedikten sonra dağa tecelli edip onu yerle bir eder.
Fenâ fillâh Yorumu:
"Musa, kendi varlığını unutup sadece Allah'ın azametini görmek istedi."
3. Bayezid-i Bistâmî'nin "Sübhânî" Sözü
Bayezid, "Sübhânî! Mâ a'zame şânî!" (Beni tenzih ederim! Ne yüce şanım var!) demiştir.
Bu söz, "Benlik perdesi kalkınca, konuşan Allah'ın kudretidir." şeklinde yorumlanır.
Fenâ fillâh'ın Yanlış Anlaşılmaları:
❌ "Vahdet-i Vücûd = Panteizm Değildir!"
Allah'ta yok olmak, "O'nunla bir olmak" değil, "O'nun varlığı karşısında kendi hiçliğini görmek"tir.
"Allah, yarattıklarına hulûl etmez." (Ehl-i Sünnet Akidesi)
❌ "Şeriatı Terk Etmek Değildir!"
"Fenâ fillâh, namazı bırakıp dağa çıkmak değil, namazda Hakk'ı görmektir." (İmam Rabbanî)
Fenâ fillâh'ın Üç Tezahürü:
Fenâ fi't-Tevhid: Varlığın birliğini idrak.
Fenâ ani'l-Fenâ: Yok oluşun bile farkında olmamak.
Bekā billâh: Allah'la ebedî kalma.
Sonuç:
Fenâ fillâh, tasavvuf yolunun zirvesidir. "Ölmeden önce ölünüz" hadisi bu makama işaret eder. Ancak bu hal, şeriat ölçüleriyle dengelenmezse sapmalara yol açabilir.
"Fenâ, bir damlanın okyanusa düşüp erimesidir.
Damla yok olmaz, okyanus olur."
– Mevlânâ
Ek Okuma:
Fusûsü'l-Hikem (İbn Arabî) → Fenâ ve bekā kavramları.
Risâle-i Kuşeyrî → Fenâ makamının izahı.
Mesnevî → Aşkla fenâ hikayeleri (Cilt 1, 3. Beyit).
Bu makam, "hakikî tevhid"in yaşanmasıdır. Mümkün olan en sade ifadesiyle:
"Sen varsan, O yok; O varsa, sen yoksun."
###############
Bekā billâh (Allah’la Bâki Olma) nedir teferruatlı anlatabilirmisin örnekler verebilirmisin lütfen
###############
Bekā billâh (Allah’la Bâki Olma) Nedir?
Bekā billâh, tasavvufta "Fenâ fillâh" (Allah'ta yok olma) mertebesinden sonra gelen en yüksek manevî makamdır. Bu aşamada sâlik (manevî yolcu), kendi benliğini Allah'ta erittikten sonra, artık "Allah'ın ahlâkıyla ahlâklanmış" olarak yeniden dirilir. "Ölmeden önce ölme" (Hadis-i Şerif) sırrının nihai tezahürüdür.
Kelime Anlamı:
"Bekā": Kalıcı olma, ebedîlik.
"Billâh": Allah ile, Allah'ın vasıtasıyla.
Bütünsel Mânâ: "Kulun, Allah'ın sıfatlarıyla diri olması"dır.
Bekā billâh'ın Özellikleri:
İlâhî Sıfatlarla Donanma:
Sâlik, "Allah'ın esmâ-i hüsnâsı" (güzel isimleri) ile vasıflanır.
Örnek:
"Rahmân" ismi → Şefkatli olma.
"Hakîm" ismi → Hikmetle konuşma.
"Abd-i Kâmil" (Olgun Kul) Olma:
"Ben onun işiten kulağı, gören gözü olurum." (Kudsî Hadis) sırrına mazhar olur.
"Kul, artık kendi nefsi için değil, Allah'ın tecellisi için yaşar."
Halka Hizmet Hakka Hizmettir:
"Halk içinde Hak ile olma" prensibiyle hareket eder.
Örnek: Mevlânâ'nın "Hamdım, piştim, yandım" sözünde olduğu gibi, olgunlaşan kul hizmete koşar.
Zâhir ve Bâtın Dengesi:
Şeriat (dış disiplin) ve hakikat (iç hakikat) tam uyum içindedir.
"Bekā, şeriatsız olamaz." (İmam Rabbanî)
Örneklerle Açıklama:
1. Hz. Ebû Bekir (r.a.) – "Sıddîk" Makamı
"Allah Resûlü ne söylediyse doğrudur" diyerek "fenâ fi'r-Rasûl" ve "bekā billâh" mertebesini gösterdi.
Bekā Tezahürü:
Malını infak etmesi ("Allah'ın malı" bilinci).
"Ben Allah'a âşığım!" sözüyle ilâhî aşkı ifade etmesi.
2. Abdülkâdir Geylânî – "Kutbu'l-Ârifîn"
"Ayağım bütün velîlerin boynundadır" sözü, "Allah'ın kudretiyle konuştuğu" anlamındadır.
Bekā Billâh Örneği:
"Beni gören, Hakk'ı görür." → Allah'ın tecelli ettiği bir ayna olma.
3. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî – Aşkla Bekā
"Yok oldum, yok olmakla da var oldum."
Bekā'nın Şiirle İfadesi:
"Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde arama! Âriflerin gönlündeyiz biz!"
Bekā billâh'ın Yanlış Anlaşılmaları:
❌ "Kendini Tanrılaştırmak Değildir!"
"Bekā, kulun Allah'ın sıfatlarıyla vasıflanmasıdır, O'nun zatıyla bir olması değildir." (Ehl-i Sünnet)
❌ "Dünyadan Tam Kopuş Değildir!"
"Bekā makamındaki velî, çarşıda pazarda dahi Hak ile olur." (Süleyman Hilmi Tunahan)
Fenâ ve Bekā İlişkisi:
Fenâ Fillâh Bekā Billâh
Benliğin yok olması İlâhî sıfatlarla dirilme
"Lâ mevcûde illâllah" "Allah'ın ahlâkıyla ahlâklanma"
Hallâc-ı Mansûr'un "Enel-Hak"ı Hz. Ebû Bekir'in "Sıddîk"lığı
Sonuç:
Bekā billâh, tasavvuf yolunun "ölümsüzlük" makamıdır. "Fenâ" bir ağacın köklerinin toprakta kaybolması, "bekā" ise meyve vererek yeniden hayat bulması gibidir.
"Fenâ bir nehirin okyanusa dökülmesi,
Bekā ise okyanusun damlaya damlaya yeniden nehir olmasıdır."
– İbn Arabî
Ek Okuma:
Fusûsü'l-Hikem (İbn Arabî) → Bekā'nın metafizik izahı.
Mektûbât-ı Rabbanî (İmam Rabbanî) → Fenâ-bekā dengesi.
Divân-ı Kebîr (Mevlânâ) → Aşkla bekā şiirleri.
Özetle:
Fenâ: Yok olma → "Sen yoksun, O var."
Bekā: İlâhî diriliş → "Artık O'nunla varsın."
-----------
Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesi
DeepSeek ve Raşit Tunca
Schrems, 03.05.2025
|
|
|
| Zikir Nedir? Nasıl Zikredilir? Zikir Çeşitleri Nelerdir? Kuran Okumak Zikir mi dir? |
|
Posted by: YamanTunca - 03-08-2026, 09:03 PM - Forum: Tasavvvuf
- No Replies
|
 |
Zikir Nedir? Nasıl Zikredilir? Zikir Çeşitleri Nelerdir? Kuran Okumak Zikir mi dir?
Zikir (Arapça: ذِكْر), İslam dininde Allah'ı anmak, hatırlamak ve O'nu yüceltmek amacıyla yapılan bir ibadet şeklidir. Sözlü, kalple veya fiili olarak gerçekleştirilebilir. Zikir, Kur'an-ı Kerim'de ve hadislerde Müslümanlara tavsiye edilen önemli bir ameldir.
Zikir Çeşitleri:
Lisanî (Dille) Zikir:
Allah'ın isimlerini (Esma-ül Hüsna) veya belirli duaları tekrar etmek.
Örnekler:
"Subhanallah" (Allah’ı tüm eksikliklerden tenzih ederim)
"Elhamdülillah" (Hamd Allah’a mahsustur)
"Allahu Ekber" (Allah en büyüktür)
"La ilahe illallah" (Allah’tan başka ilah yoktur)
Kalbi Zikir:
Allah'ı içinden sessizce anmak, O’nun varlığını ve büyüklüğünü düşünmek.
Fiilî Zikir:
Namaz kılmak, Kur'an okumak, sadaka vermek gibi ibadetlerle Allah'ı hatırlamak.
Zikirin Önemi:
Kur'an’da birçok ayette zikir emredilir. Örneğin:
"Beni anın ki, ben de sizi anayım." (Bakara Suresi, 2:152)
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) sıkça zikir yapmış ve ümmetine de tavsiye etmiştir.
Zikir, kalbi huzura kavuşturur, günahların affına vesile olur ve manevi dereceyi yükseltir.
Zikir Örnekleri:
Tesbih Zikiri: "Subhanallahi ve bihamdihi" (Allah’ı hamd ile tespih ederim)
Tevhid Zikiri: "La ilahe illallah"
Estağfirullah (Allah’tan bağışlanma dilemek)
Zikir, her zaman ve her yerde yapılabilen bir ibadettir. Müslümanlar, günlük hayatlarında zikire önem vererek Allah ile bağlarını güçlendirmeyi hedefler.
Daha detaylı bilgi için Kur'an ve sahih hadis kaynaklarına başvurabilirsiniz.
###########
Zikrederken abdestli olmak şartmıdır?
Zikir yaparken abdestli olmak şart değildir, ancak bazı zikir çeşitleri için abdestli olmak daha faziletli kabul edilir. İslam alimleri, zikrin genel olarak abdestsiz de yapılabileceğini, fakat bazı durumlarda abdestli olmanın daha uygun olduğunu belirtmişlerdir.
Zikir ve Abdest İlişkisi:
Genel Zikirler (Kalple veya Dille):
"Subhanallah", "Elhamdülillah", "Allahu Ekber", "La ilahe illallah" gibi zikirleri abdestsiz de söylemek caizdir.
Günlük hayatta (yürürken, çalışırken) bu zikirleri yapmak için abdest şartı yoktur.
Kur'an Ayetleriyle Yapılan Zikir:
Eğer zikir olarak Kur'an ayetleri (örneğin, Ayet-el Kürsi, Fatiha Suresi gibi) okunuyorsa, abdestli olmak daha faziletlidir.
Ancak abdestsizken de dua niyetiyle kısa ayetler okunabilir (örneğin, "Bismillah", "Hasbunallah" gibi).
Namaz Sonrası ve Belirli Vakit Zikirleri:
Namazdan sonra yapılan tesbihat (33 Subhanallah, 33 Elhamdülillah, 33 Allahu Ekber) gibi zikirler için abdestli olmak müstehaptır (sevap açısından daha iyidir), fakat abdestsiz de söylenebilir.
Tasavvufta Göre Zikir:
Bazı tarikatlarda, özellikle cehri (açıktan) zikir meclislerinde abdestli olmak âdaba uygun görülür.
Sonuç:
Zikir için abdest şart değildir, ancak Kur'an ayetleriyle yapılan zikirlerde veya namaz sonrası tesbihatta abdestli olmak daha faziletlidir.
Abdestsizken de Allah'ı anmak, kalpten tesbih etmek ve dua etmek caizdir.
Hadis Kaynağı:
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) her durumda Allah'ı zikretmiştir. Örneğin, bir hadiste şöyle buyurmuştur:
"Müminin her hâli ibadettir: Otururken, yatarken, abdestli veya abdestsiz Allah'ı zikrederse sevap alır." (Buhari, Müslim)
Dolayısıyla, sürekli zikir halinde olmak için abdest şartı aranmaz, ancak Kur'an ayetleri okunacaksa dikkat etmek gerekir.
#########
Kuran'dan belli önemli ayetler tekrar edilerekden de zikir yapılabilirmi?
Evet, Kur'an'dan seçilmiş önemli ayetlerin tekrar edilmesiyle de zikir yapılabilir. Kur'an ayetleri, Allah'ın kelamı olduğu için onları okumak, tekrar etmek ve üzerinde tefekkür etmek en güzel zikirlerden biridir. Ancak bu konuda bazı incelikler vardır:
1. Kur'an Ayetleriyle Zikir Yapmanın Hükmü:
Caizdir ve sevabı büyüktür. Özellikle "Esma-ül Hüsna" (Allah'ın güzel isimleri), "Ayet-el Kürsi", "Haşr Suresi'nin son ayetleri", "Felak ve Nas sureleri" gibi ayetler sıkça zikir niyetiyle okunur.
Abdestli olmak müstehaptır (sevap açısından daha iyidir), fakat abdestsiz de okunabilir (özellikle dua niyetiyle).
2. Sıkça Okunan Zikir Ayetleri:
a) Ayet-el Kürsi (Bakara 255):
"Allahü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm..."
Faydası: Şeytandan korunma, evin ve kişinin muhafazası, uykusuzluk ve korkuya karşı etkilidir.
b) Haşr Suresi Son 3 Ayet (Haşr 22-24):
"Hüvallahüllezî lâ ilâhe illâ hû..."
Faydası: Sabah-akşam okuyanın imanı kuvvetlenir, bela ve sıkıntılardan korunur.
c) İhlas Suresi (Tevhid Suresi):
"Kul hüvallahü ehad..."
Faydası: 3 defa okumak Kur'an'ın üçte birine denk sevap kazandırır.
d) Felak ve Nas Sureleri:
"Kul eûzü birabbil felak..." & "Kul eûzü birabbin nas..."
Faydası: Nazar, büyü ve kötülüklerden korunma.
e) "La havle vela kuvvete illa billah" (Güç ve kuvvet ancak Allah iledir):
Faydası: Sıkıntı anında teskin edici, tevekkül zikridir.
3. Kur'an Ayetleriyle Zikir Yaparken Dikkat Edilecekler:
Niyet önemlidir: Ayetleri sadece okumak değil, Allah'ı anma (zikir) niyetiyle tekrar etmek gerekir.
Abdestli olmak daha faziletlidir, ancak abdestsiz de okunabilir (özellikle dua maksadıyla).
Manasını düşünerek okumak zikrin bereketini artırır.
4. Hadislerde Kur'an ile Zikir:
Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
"Kim bir gecede 'Kul hüvallahü ehad' (İhlas Suresi) on defa okursa, Allah ona cennette bir köşk bina eder." (Ahmed b. Hanbel)
Ayet-el Kürsi için:
"Her kim farz namazın ardından Ayet-el Kürsi'yi okursa, cennete girmesine ölümden başka bir engel kalmaz." (İbn Hibban)
Sonuç:
Kur'an ayetlerini zikir niyetiyle tekrar etmek hem caiz hem de çok sevaptır. Özellikle korunma, rahmet ve tevhid içeren ayetler, en güçlü zikirlerdendir. Abdestli olmak daha iyidir, fakat abdestsiz de okunabilir.
Önemli Tavsiye:
Sabah-Akşam Virdi: Her sabah ve akşam Felak-Nas, Ayet-el Kürsi ve İhlas Suresi gibi ayetleri okuyarak düzenli bir zikir virdi oluşturabilirsiniz.
Tefekkürle Okumak: Ayetlerin manasını düşünerek okumak, zikrin etkisini artırır.
Daha detaylı bilgi için Tefsir kitaplarına ve sahih hadis kaynaklarına başvurabilirsiniz.
###########
Zikir Çeşitleri Nelerdir?
ZİKİR ÇEŞİTLERİ
Zikir, Allah'ı anmanın farklı yollarıdır. İslam geleneğinde zikir çeşitleri şekil, içerik ve usul bakımından çeşitlilik gösterir. İşte başlıca zikir türleri:
1. ŞEKİLLERİNE GÖRE ZİKİR ÇEŞİTLERİ
a) Lisanî (Dille) Zikir
Allah’ın isimlerini (Esma-ül Hüsna) veya belirli duaları sesli veya sessiz tekrar etmek.
Örnekler:
"Sübhanallah" (33 defa)
"Elhamdülillah" (33 defa)
"Allahu Ekber" (33 defa)
"La ilahe illallah" (Kelime-i Tevhid)
b) Kalbî (Gönülden) Zikir
Allah’ı içinden geçirerek, derin bir huşu ile anmak.
Örnek:
"Allah, Allah" diyerek kalbi meşgul etmek.
c) Fiilî (Amelî) Zikir
İbadet ve salih amellerle Allah’ı hatırlamak.
Örnekler:
Namaz kılmak,
Kur’an okumak,
Sadaka vermek,
İlim öğrenmek.
2. İÇERİKLERİNE GÖRE ZİKİR ÇEŞİTLERİ
a) Tevhid Zikri (Kelime-i Tevhid)
"La ilahe illallah" (Allah’tan başka ilah yoktur).
Fazileti: Hadiste, "En üstün zikir 'La ilahe illallah'tır." (Tirmizî) buyrulmuştur.
b) Tesbih Zikri
"Sübhanallah" (Allah’ı tüm noksanlıklardan tenzih ederim).
Fazileti: Günahları siler, sevap kazandırır.
c) Tahmid Zikri
"Elhamdülillah" (Hamd Allah’a mahsustur).
Fazileti: "Duanın özü 'Elhamdülillah'tır." (İbn Mâce)
d) Tekbir Zikri
"Allahu Ekber" (Allah en büyüktür).
Fazileti: Namazlarda ve bayramlarda sünnettir.
e) İstiğfar Zikri
"Estağfirullah" (Allah’tan bağışlanma dilerim).
Fazileti: Günahların affına vesiledir.
f) Hasbî Zikir
"Hasbunallahu ve ni’mel vekîl" (Allah bize yeter, O ne güzel vekildir).
Fazileti: Sıkıntı anında okunur.
3. USULÜNE GÖRE ZİKİR ÇEŞİTLERİ
a) Bireysel Zikir
Kişinin kendi başına yaptığı zikir.
Örnek: Sabah-akşam virdleri.
b) Cemaatle Zikir
Toplu halde yapılan zikirler (Mevlid, hatim, tasavvufî zikir halkaları).
Örnek: Tarikatlardaki "cehri zikir" meclisleri.
c) Vird ve Evrad Zikirleri
Belli vakitlerde düzenli okunan dualar.
Örnek:
Sabah-Akşam Duaları (Felak-Nas, Ayet-el Kürsi),
Hizbül-İmam en-Nevevî gibi dua mecmuaları.
4. KUR’AN VE SÜNNET’TE GEÇEN ÖZEL ZİKİRLER
a) Ayet-el Kürsi (Bakara 255)
"Allahü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm..."
Fazileti: "Her kim farz namazdan sonra okursa, cennete girmesine ölümden başka engel kalmaz." (İbn Hibban)
b) Haşr Suresi’nin Son 3 Ayeti
"Hüvallahüllezî lâ ilâhe illâ hû..."
Fazileti: Sabah-akşam okuyanın imanı kuvvetlenir.
c) İhlas Suresi
"Kul hüvallahü ehad..."
Fazileti: "Kim bu sureyi 10 defa okursa, Allah ona cennette bir köşk bina eder." (Ahmed b. Hanbel)
SONUÇ: HANGİ ZİKİR DAHA FAZİLETLİ?
En faziletli zikir, ihlasla ve devamlı yapılandır.
Gizli zikir riyadan uzak, cehri zikir cemaat ruhunu canlandırır.
Kur’an ayetleriyle zikir yapmak en sevaplı olanlardandır.
Hadis:
"Allah’ı zikredenlerle zikretmeyenlerin farkı, diri ile ölü gibidir." (Buhari)
Tavsiye:
Sabah-Akşam Virdi: Felak-Nas, Ayet-el Kürsi, İhlas Suresi gibi ayetleri düzenli okuyun.
Günlük Hayatta: "La havle vela kuvvete illa billah" gibi kısa zikirleri sıkça tekrar edin.
Zikir, kalbi diri tutan bir ibadettir; hangi çeşidini yaparsanız yapın, samimiyetle devam etmek en önemlisidir.
#########
Gizli zikir mi faziletlidiri cehri zikir mi faziletlidir
Zikirin gizli (hafî) veya açıktan (cehrî) yapılması konusu, İslam alimleri arasında tartışılan bir konudur. Her iki şeklin de faziletleri vardır ve farklı hadislerle desteklenir. Ancak niyet, ihlas ve zikrin amacı en önemli kriterdir.
1. Gizli (Hafî) Zikirin Fazileti:
Kalbî ve sessiz zikir, riyadan (gösterişten) uzaktır.
"Rabbinizi içinden, yalvararak ve sessizce zikredin." (A'râf Suresi, 7:55)
Peygamberimiz (s.a.v.) gizli zikri teşvik etmiştir:
"En hayırlı zikir, hafî (gizli) olandır." (Beyhaki, Şuabü'l-İman)
Özellikle riya endişesi olan durumlarda gizli zikir daha güvenlidir.
2. Açıktan (Cehri) Zikrin Fazileti:
Toplu zikir meclislerinde (örneğin, cemaatle hatim, mevlid, tevhid zikirleri) cehri zikir sünnettir.
Peygamberimiz (s.a.v.) bazen açıktan zikir yapmıştır:
"Allah’ı açıktan zikredenler, sadakayı açıktan verenler gibidir; gizli zikredenler ise gizli sadaka verenler gibidir." (Tirmizî)
Başkalarına örnek olmak ve manevi atmosfer oluşturmak için cehri zikir teşvik edilmiştir.
3. Hangisi Daha Faziletli?
Kişinin durumuna ve niyetine göre değişir.
Riya korkusu varsa → Gizli zikir daha faziletlidir.
Cemaatle ibadet ve tebliğ niyeti varsa → Cehri zikir daha faziletlidir.
İhlas önemlidir: Allah katında en makbul zikir, samimi olanıdır.
4. Önemli Tavsiyeler:
✔ Gündelik hayatta: Kalbî zikir (gizli) daha kolay ve süreklidir.
✔ Cemaatle zikirlerde: Açıktan zikir sünnete uygundur.
✔ Nefis muhasebesi: Riya karışma ihtimaline karşı gizli zikir daha güvenlidir.
Sonuç:
Tevazu ve ihlasla yapılan her zikir değerlidir.
Gizli zikir riyadan uzak, cehri zikir ise cemaat ruhunu canlandırır.
Peygamberimiz (s.a.v.) her iki şekli de uygulamıştır.
Hadis Kaynağı:
"Allah’ı gizlice anan kişi, ateş içinde altın bir define saklayan kimse gibidir." (Deylemî)
Dolayısıyla, "Hangi zikir daha faziletli?" sorusunun cevabı:
? "İhlaslı olan daha faziletlidir." şeklinde özetlenebilir.
###########
Nasıl Zikredilir? Zikiretmenin Edeb ve Adabları Nelerdir?
NASIL ZİKİR EDİLİR? ZİKİR ÂDABI VE EDEPLERİ
Zikir, Allah’ı anmanın en güzel yoludur. Ancak zikrin sevabını ve bereketini artırmak için bazı edeplere dikkat etmek gerekir. İşte zikir usulü ve âdabı:
1. ZİKİR ÖNCESİ EDEPLER
✔ Abdestli Olmak (Müstehaptır)
Özellikle Kur’an ayetleriyle zikir yapılacaksa abdestli olmak daha faziletlidir.
Ancak abdestsiz de genel zikirler (Sübhanallah, Elhamdülillah gibi) yapılabilir.
✔ Temiz Bir Yerde ve Kıbleye Dönerek Zikretmek
Zikir için temiz ve sakin bir mekân seçmek edeptendir.
✔ Niyet ve İhlas
"Allah rızası için zikir yapıyorum" diye niyet etmek.
Riyadan (gösterişten) uzak durmak.
2. ZİKİR ESNASINDA UYULACAK EDEPLER
✔ Gözlerini Yummak veya Hafifçe Kapamak (Tevazu İçin)
Kalbi daha iyi toplamaya yardımcı olur.
✔ Yavaş ve Huşû İle Zikretmek
Acele etmeden, her kelimenin manasını düşünerek zikretmek.
✔ Düzenli Sayı Tutmak (Vird Haline Getirmek)
Örnek: Sabah-akşam 33 Sübhanallah, 33 Elhamdülillah, 33 Allahu Ekber.
✔ **Zikri Parmak Uçlarıyla veya Tesbihle Saymak
Peygamberimiz (s.a.v.) parmaklarıyla zikir sayardı. (Ebû Dâvud, Tirmizî)
✔ Kur’an Ayetleriyle Zikir Yapılıyorsa Manasını Düşünmek
Ayet-el Kürsi, Haşr Suresi son ayetler gibi.
3. ZİKİR SONRASI EDEPLER
✔ Dua Etmek
Zikir sonunda "Allahümme salli alâ Muhammed" gibi salavat getirmek.
Kendi dilinizle dua etmek.
✔ Zikrin Kabulü İçin Allah’a Yalvarmak
"Rabbim, bu zikrimi kabul eyle, kalbimi nurlandır."
✔ Devamlılık Sağlamak
Zikri günlük vird haline getirmek önemlidir.
4. ZİKİR ÇEŞİTLERİNE GÖRE ÖZEL EDEPLER
a) Gizli (Hafî) Zikir Âdabı
Kalpten sessizce zikretmek.
Riyadan korunmak için tercih edilir.
"Rabbinizi içinden, yalvararak ve sessizce zikredin." (A’râf Suresi, 7:55)
b) Açıktan (Cehri) Zikir Âdabı
Cemaatle yapılıyorsa uyum içinde zikretmek.
Başkalarını rahatsız etmemek.
Peygamberimiz (s.a.v.) bazen açıktan zikir yapardı. (Buhari, Müslim)
c) Toplu Zikir Meclislerinde Dikkat Edilecekler
✔ Gıybet, dedikodu ve haram konuşmalardan uzak durmak.
✔ Şeytanın vesvesesine kapılmamak.
✔ Aşırı coşkuyla (kendinden geçerek) zikretmemek.
5. EN ÇOK YAPILAN HATALAR (ZİKİRDE KAÇINILACAK DAVRANIŞLAR)
❌ Gösteriş için zikir yapmak (riya).
❌ Mekanik bir şekilde, manasını düşünmeden zikretmek.
❌ "Ben çok zikir yapıyorum" diye kibirlenmek.
❌ Zikri belli bir sayıya ulaşmak için aceleyle yapmak.
6. PEYGAMBERİMİZ’İN (S.A.V.) ZİKİR SÜNNETLERİ
✔ Sabah-Akşam Zikirleri:
"Sübhanallahi ve bihamdihi" (100 defa). (Buhari, Müslim)
✔ Yatmadan Önce:
Ayet-el Kürsi okumak. (Buhari)
✔ Namazlardan Sonra:
33 Sübhanallah, 33 Elhamdülillah, 33 Allahu Ekber. (Müslim)
SONUÇ: EN GÜZEL ZİKİR NASIL YAPILIR?
Abdest al (mümkünse).
Sessiz ve sakin bir yere çekil.
Kalbinle, huşû ile Allah’ı an.
Manasını düşünerek zikret.
Düzenli bir vird haline getir.
Zikirden sonra dua et.
Hadis:
"Allah’ı zikreden mümin ile zikretmeyenin farkı, diri ile ölü gibidir." (Buhari)
Tavsiye:
"La ilahe illallah" zikrini günde 100-200 defa çekmeye çalış.
Sabah-akşam Felak-Nas, İhlas Suresi ve Ayet-el Kürsi oku.
Zikir, kalbin şifasıdır; ihlasla ve edepli yapıldığında ruhu arındırır, Allah’a yakınlaştırır.
############
Zikir ile ilgili Ayetler
Âl-i İmrân / 191. Ayet
اَلَّذ۪ينَ يَذْكُرُونَ اللّٰهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلٰى جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ ف۪ي خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هٰذَا بَاطِلًاۚ سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ
O akıl sahipleri, ayakta dururken, otururken ve yanları üzerine yatarken dâimâ Allah’ı zikrederler; göklerin ve yerin yaratılışını tefekkür ederler ve: “Rabbimiz! Sen bunları boşuna yaratmadın. Sen bütün eksik sıfatlardan uzaksın. Bizi cehennem azabından koru!” derler.
A'râf / 63. Ayet
اَوَعَجِبْتُمْ اَنْ جَٓاءَكُمْ ذِكْرٌ مِنْ رَبِّكُمْ عَلٰى رَجُلٍ مِنْكُمْ لِيُنْذِرَكُمْ وَلِتَتَّقُوا وَلَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
“Allah’ın azabını hatırlatarak sizi uyarması, böylece günahlardan sakınıp ilâhî merhamete nâil olabilmeniz için, içinizden biri vasıtasıyla size Rabbinizden bir uyarı ve nasihat gelmesine mi şaşıyorsunuz?”
Nahl / 43. Ayet
وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ اِلَّا رِجَالًا نُوح۪ٓي اِلَيْهِمْ فَسْـَٔلُٓوا اَهْلَ الذِّكْرِ اِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَۙ
Senden önce gönderdiğimiz peygamberler de, kendilerine vahyettiğimiz bir kısım adamlardan başkası değildi. Eğer bilmiyorsanız bilenlere sorun.
Tâ-Hâ / 99. Ayet
كَذٰلِكَ نَقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ اَنْبَٓاءِ مَا قَدْ سَبَقَۚ وَقَدْ اٰتَيْنَاكَ مِنْ لَدُنَّا ذِكْرًاۚ
Rasûlüm! İşte böylece sana daha önce yaşanmış önemli hâdiselerden bir kısmını anlatıyoruz. Şüphesiz sana tarafımızdan bir zikir verdik.
Enbiyâ / 7. Ayet
وَمَٓا اَرْسَلْنَا قَبْلَكَ اِلَّا رِجَالًا نُوح۪ٓي اِلَيْهِمْ فَسْـَٔلُٓوا اَهْلَ الذِّكْرِ اِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
Rasûlüm! Senden önce gönderdiğimiz peygamberler de, kendilerine vahyettiğimiz bir kısım adamlardan başkası değildi. Bilmiyorsanız, bilenlere sorun!
Enbiyâ / 42. Ayet
قُلْ مَنْ يَكْلَؤُ۬كُمْ بِالَّيْلِ وَالنَّهَارِ مِنَ الرَّحْمٰنِۜ بَلْ هُمْ عَنْ ذِكْرِ رَبِّهِمْ مُعْرِضُونَ
De ki: “Eğer gece veya gündüz size azap göndermek istese sizi Rahmân’a karşı kim koruyabilir?” Buna rağmen, korkup O’na yönelecekleri yerde, Rablerinin zikrinden ve kitabından yüz çeviriyorlar.
Enbiyâ / 50. Ayet
وَهٰذَا ذِكْرٌ مُبَارَكٌ اَنْزَلْنَاهُۜ اَفَاَنْتُمْ لَهُ مُنْكِرُونَ۟
İşte bu Kur’an da bizim indirdiğimiz çok şerefli, her bakımdan bereket yüklü, öğüt kaynağı bir kitaptır. Hal böyleyken siz onu inkâr mı ediyorsunuz?
Enbiyâ / 84. Ayet
فَاسْتَجَبْنَا لَهُ فَكَشَفْنَا مَا بِه۪ مِنْ ضُرٍّ وَاٰتَيْنَاهُ اَهْلَهُ وَمِثْلَهُمْ مَعَهُمْ رَحْمَةً مِنْ عِنْدِنَا وَذِكْرٰى لِلْعَابِد۪ينَ
Biz de onun duasını kabul buyurduk; bütün dert ve sıkıntılarını giderdik; katımızdan bir rahmet ve bize kulluk yapanlara bir ders olmak üzere ona aile efradını ve bir o kadarını daha bağışladık.
Enbiyâ / 105. Ayet
وَلَقَدْ كَتَبْنَا فِي الزَّبُورِ مِنْ بَعْدِ الذِّكْرِ اَنَّ الْاَرْضَ يَرِثُهَا عِبَادِيَ الصَّالِحُونَ
Yemin olsun ki biz Zikir’den sonra Zebûr’da da: “Yeryüzüne ancak sâlih kullarım vâris olacaktır” diye yazdık.
Hac / 35. Ayet
اَلَّذ۪ينَ اِذَا ذُكِرَ اللّٰهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَالصَّابِر۪ينَ عَلٰى مَٓا اَصَابَهُمْ وَالْمُق۪يمِي الصَّلٰوةِۙ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ
Onlar ki, yanlarında Allah anıldığı zaman kalpleri derin bir saygıyla ürperir, başlarına gelen musibetlere sabreder, namazı dosdoğru kılar ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan bir kısmını Allah yolunda harcarlar.
Furkan / 29. Ayet
لَقَدْ اَضَلَّن۪ي عَنِ الذِّكْرِ بَعْدَ اِذْ جَٓاءَن۪يۜ وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِلْاِنْسَانِ خَذُولًا
“Vallahi, ikaz ve öğütlerle dolu olan Kur’an tam da bana ulaşmışken, beni onu anlayıp gereğini yapmaktan o uzaklaştırdı.” Şeytan insanı işte böyle uçuruma sürükler, işte böyle yapayalnız yüzüstü bırakır.
Ahzâb / 9. Ayet
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اذْكُرُوا نِعْمَةَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ اِذْ جَٓاءَتْكُمْ جُنُودٌ فَاَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ ر۪يحًا وَجُنُودًا لَمْ تَرَوْهَاۜ وَكَانَ اللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرًاۚ
Ey iman edenler! Allah’ın size olan nimetini hatırlayın: Hani o zaman düşman orduları sizi kuşatmıştı; biz de onların üzerine şiddetli bir rüzgâr ve sizin göremediğiniz ordular göndermiştik. Allah, ne yapıyorsanız hepsini çok iyi görüyordu.
Sâffât / 3. Ayet
فَالتَّالِيَاتِ ذِكْرًاۙ
Zikir okuyanlara ki,
Sâffât / 168. Ayet
لَوْ اَنَّ عِنْدَنَا ذِكْرًا مِنَ الْاَوَّل۪ينَۙ
“Öncekilerin kitapları gibi bizim de elimizde bir kitap olsaydı”,
Sâd / 1. Ayet
صٓ وَالْقُرْاٰنِ ذِي الذِّكْرِۜ
Sãd. Öğüt ve uyarı dolu o şerefli Kur’an’a yemin olsun ki, tek kurtuluş yolu İslâm yoludur!
Sâd / 8. Ayet
ءَاُنْزِلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ مِنْ بَيْنِنَاۜ بَلْ هُمْ ف۪ي شَكٍّ مِنْ ذِكْر۪يۚ بَلْ لَمَّا يَذُوقُوا عَذَابِۜ
“Tuhaf! Aramızda başka kimse bulunamamış da kitap Abdülmuttalib’in yetîmine mi inmiş?” Hayır, hayır! Gerçek şu ki, onların senin doğruluğun aleyhinde söyleyecekleri hiçbir şey yok. Fakat onlar benim kitabımdan tam bir şüphe içindeler. Doğrusu onlar henüz azabımı tatmadılar!
Sâd / 87. Ayet
اِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَم۪ينَ
“Bu Kur’an, bütün insanlığa sadece bir öğüt, bir hatırlatmadır.”
Mü'min / 54. Ayet
هُدًى وَذِكْرٰى لِاُو۬لِي الْاَلْبَابِ
Gerçek akıl sahipleri için bir doğru yol rehberi ve bir öğüt olan o kitaba.
Fussilet / 41. Ayet
اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِالذِّكْرِ لَمَّا جَٓاءَهُمْۚ وَاِنَّهُ لَكِتَابٌ عَز۪يزٌۙ
Gerçek şu ki, kendilerine tebliğ edilen bu Kur’an’ı inkâr edenler, dünyada da âhirette de zillet ve perişanlıktan kurtulamayacaklar! Çünkü o, gerçekten çok şerefli, çok değerli, mağlup edilemez bir kitaptır.
Zuhruf / 44. Ayet
وَاِنَّهُ لَذِكْرٌ لَكَ وَلِقَوْمِكَۚ وَسَوْفَ تُسْـَٔلُونَ
Şüphesiz bu Kur’an hem senin için hem de kavmin için bir hatırlatmadır ve bir şereftir. Yakında ona uyup uymadığınızdan sorguya çekileceksiniz.
Kaf / 8. Ayet
تَبْصِرَةً وَذِكْرٰى لِكُلِّ عَبْدٍ مُن۪يبٍ
Bütün bunları, Allah’a yönelecek her bir kula, kalp gözünü açıp ilâhî kudretin büyüklüğünü gösterecek bir delil ve ders alınacak bir öğüt olması için yaptık.
Talâk / 10. Ayet
اَعَدَّ اللّٰهُ لَهُمْ عَذَابًا شَد۪يدًا فَاتَّقُوا اللّٰهَ يَٓا اُو۬لِي الْاَلْبَابِۚۛ اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُواۚۛ قَدْ اَنْزَلَ اللّٰهُ اِلَيْكُمْ ذِكْرًاۙ
Allah onlar için âhirette de şiddetli bir azap hazırlamıştır. Öyleyse ey iman etmiş akıl sahipleri! Allah’a gönülden saygı besleyip O’na karşı gelmekten sakının. Gerçek şu ki, Allah size neyin iyi neyin kötü olduğunu bildiren ve size öğüt veren bir kitap indirdi.
Tekvir / 27. Ayet
اِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَم۪ينَۙ
Oysa Kur’an, bütün şuurlu ve sorumlu varlıklar için bir öğüt, bir uyarıdır.
##############
ZİKRİN ÖNEMİ VE FAZİLETİNİ BİLDİREN ÂYET-İ KERİMELER
“Beni zikrediniz, anınız ki, ben de sizi anayım. Bana şükredin ve küfre sapmayın.” (Bakara Sûresi / 152)
“Allah’ı çok zikret ve gece gündüz onu tesbih et.” (Âl-i İmran Sûresi / 41)
“Allah’ı nefsinde, içinde huşû ve korku ile an, gece gündüz açık gizli onu zikret, sakın gâfillerden olma.” (Â’râf Sûresi / 205)
“…Kalpleri, Allâh’ı zikretmek husûsunda katılaşmış olanlara yazıklar olsun; işte bunlar apaçık dalâlettedirler.” (ez-Zümer, 22)
“İman edenlerin kalbleri ancak Allah’ın zikriyle mutmain olur. Kalbler ancak Cenâb-ı Hakkı anmakla mutmain olurlar.” (Ra’d Sûresi / 28)
“Namaz kılınız, muhakkak ki namaz, insanları kötülüklerden ve inkara sapmaktan korur. Allah’ı anmak en büyük ibâdettir.” (Ankebût Sûresi / 45)
“Allah’ın azabından korkarak, Rabbının rahmetini umarak gecenin (ilerleyen) saatlerinde secdeye kapananlar, ayakta durur hâlde tâat ve ibâdet eden kimseler, Allah’ın rahmet ve mağfiretine nâil olurlar.” (Zümer Sûresi / 9)
"Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki "Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek Yücesin, bizi ateşin azabından koru." (Al-i İmran Suresi, 191)
"Namazı bitirdiğinizde, Allah'ı ayaktayken, otururken ve yan yatarken zikredin. Artık 'güvenliğe kavuşursanız' namazı dosdoğru kılın. Çünkü namaz, mü'minler üzerinde vakitleri belirlenmiş bir farzdır." (Nisa Suresi, 103)
"Ey iman edenler, bir toplulukla karşı karşıya geldiğiniz zaman, dayanıklılık gösterin ve Allah'ı çokça zikredin. Ki kurtuluş (felah) bulasınız." (Enfal Suresi, 45)
"Andolsun, sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için Allah'ın Resûlü'nde güzel bir örnek vardır." (Ahzab Suresi, 21)
"Ey iman edenler, Allah'ı çokça zikredin." (Ahzab Suresi, 41.)
"Allah, kimin göğsünü İslam'a açmışsa, artık o, Rabbinden bir nur üzerinedir, (öyle) değil mi? Fakat Allah'ın zikrinden (yana) kalpleri katılaşmış olanların vay haline. İşte onlar, apaçık bir sapıklık içindedirler." (Zümer Suresi, 22)
"Andolsun Biz Kur'an'ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı?" (Kamer Suresi, 32)
"Rabbinin ismini zikret ve herşeyden kendini çekerek yalnızca O'na yönel." (Müzzemmil Suresi, 8.)
"Ve sabah, akşam Rabbinin adını zikret." (İnsan Suresi, 25. ayet)
“Ey îmân edenler! Sakın mallarınız ve evlâtlarınız, sizi Allâh’ı zikretmekten alıkoymasın! Kim böyle yaparsa, işte onlar hüsrâna uğrayanların ta kendileridir.” (el-Münâfikûn, 9)
“Öyle erler vardır ki, onları ne ticaret ne de alışveriş Allâh’ı zikretmekten, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyamaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin (dehşetten) allak bullak olduğu bir günden (kıyâmetten) korkarlar.” (en-Nûr, 37)
“(Rasûlüm!) Sana vahyedilen Kitab’ı oku ve namazı kıl! Muhakkak ki namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allâh’ı zikretmek, şüphesiz en büyük iştir. Allah yaptıklarınızı bilir.” (el-Ankebût, 45)
##############
ZİKRULLAH (ZİKİR) İLE İLGİLİ HADİSLER
"Herkesten Üstün Olacağınız Bir Şeyi Haber Vereyim mi?"
Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Mekke'den Medine'ye hicret eden Müslümanların fakirleri Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e gelerek şöyle dediler:
– Varlıklı Müslümanlar cennetin en yüksek derecelerini ve ebedî nimetleri alıp götürdüler. Bizim kıldığımız namazları onlar da kılıyorlar. Tuttuğumuz oruçları onlar da tutuyorlar. Fazla malları olduğu için hac ve umre yapıyorlar, cihad ediyorlar ve sadaka veriyorlar, biz veremiyoruz.
Bunun üzerine Resûl–i Ekrem onlara:
"Sizden önde gidenlere yetişebileceğiniz, sizden sonra gelenleri geçebileceğiniz, sizin yaptığınızı yapanlar dışında herkesten üstün olacağınız bir şeyi haber vereyim mi?" diye sordu.
"Evet, söyle yâ Resûlallah!" dediler.
Resûl–i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Her namazın ardından otuz üçer defa Allah’ı tesbih eder, O’na hamdeder ve tekbir getirirsiniz.”
Hadisi Ebû Hüreyre’den rivayet eden Ebû Sâlih’in söylediğine göre, sahâbîler bu zikirleri nasıl okuyacaklarını sorunca Resûl–i Ekrem şöyle buyurdu:
“Her birinden otuz üçer defa olmak üzere sübhânallah, elhamdülillah, Allâhü ekber, dersiniz."[14]
Müslim’in bir rivayetinde şu ilâve vardır:
Birkaç gün sonra fakir muhâcirler Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e tekrar gelerek:
"Zengin kardeşlerimiz bizim yaptığımız zikirleri duymuşlar. Aynını onlar da yapıyorlar." dediler.
Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
"Ne yapalım! Artık bu Allah'ın bir lütfudur, Allah lütfunu dilediğine verir." (Müslim, Mesâcid 142.)
En Hayırlı En Değerli En Kazançlı Amel
Ebü’d–Derdâ radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ashâbına:
“Size en hayırlı, Allah katında en değerli, derecenizi en fazla yükseltecek, sizin için sadaka olarak altın ve gümüş dağıtmaktan daha kazançlı, düşmanla karşılaşıp da sizin onların boynunu vurmanızdan, onların da sizi öldürmesinden daha çok sevap getirecek amelin ne olduğunu haber vereyim mi?” diye sordu. Onlar da:
"Evet, söyle." dediler. Resûl–i Ekrem de:
“Allah Teâlâ’yı zikretmektir.” buyurdu. (Tirmizî, Daavât 6. Ayrıca bk. İbni Mâce, Edeb 53.)
Peygamberimizin Sahabiye Tavsiyesi
Abdullah İbni Büsr radıyallahu anh şöyle dedi:
Bir adam Resûl–i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’e hitâben:
"Yâ Resûlallah! İslâmiyet’in emirleri çoğaldı. Bana sıkı sıkıya yapışacağım bir şey söyle." dedi. O da:
“Dilin hep Allah’ı zikretsin!” buyurdu. (Tirmizî, Daavât 4. Ayrıca bk. İbni Mâce, Edeb 53.)
Kulun Allah'a En Yakın Olduğu Yer
Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Kulun Rabbine en yakın olduğu hal secde halidir. İşte bu sebeple secdede çok dua etmeye bakın!” (Müslim, Salât 215. Ebû Dâvûd, Salât 148
Rabbini Zikreden Ve Etmeyenin Farkı
Ebû Mûsâ el–Eş‘arî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:
“Rabbini zikredenle etmeyenin farkı, diriyle ölünün farkı gibidir.” (Buhârî, Daavât 66.)
Müslim ise bu hadisi şöyle rivayet etmiştir:
“İçinde Allah’ın anıldığı ev ile Allah’ın anılmadığı evin farkı, diriyle ölünün farkı gibidir." (Müslim, Müsâfirîn 211.)
Zikreden Bir Kul Olmak İçin Okunacak Dualar
“Ey Allahım! Bana seni zikretme, sana şükür ve güzelce ibadet etme konusunda yardımcı ol.” Hz. Peygamber (s.a.s) Muaz İbn Cebel’e her namazda veya her namazın sonunda bu duayı yapmasını tavsiye etmiştir. (A. İbn Hanbel, V, 247.)
“Rabbim! Beni sana çokça şükreden, seni çokça zikreden, senin azabından çekinen, sana hakkıyla itaat eden, sadece senin için eğilen, daima sana yalvarıp yönelen bir kişi eyle! (İbn Mâce, Duâ, 2.)
Namazda Allah'ı (c.c) Zikretmektir
"Sizden biri uyku sebebiyle veya unutma yüzünden bir farz namazı kılmazsa, hatırladığı zaman onu hemen kılsın. Çünkü Allah Teâlâ; "Beni zikretmek için namaz kıl (Tâhâ, 20/14.)”, buyurmuştur.” (Müslim, Mesâcid, 316Tirmîzî, Salât, 16, Mâce, Salât, 10.)
Melekler Zikir Meclislerinde Ne Yapıyorlar
Peygamber (s.a.v)' naklen rivayet etti. Şöyle buyurmuşlar :
Şüphesiz ki : Allah Tebareke ve Teâla'ntn bir takım seyyar fazla melekleri vardır. Bunlar zikir meclislerini araştırırlar. İçerisinde zikir olan bir meclis buldular mı onlarla beraber otururlar. Ve kanatlarıyla birbirlerini kuşatırlar. Ta ki kendileriyle alt semanın arası dolar. Cemaat dağıldıkları vakit yükselir ve gökyüzüne çıkarlar.
Allah (Azze ve Ce'le) onları bildiği halde kendilerine : "Nereden geldiniz?" diye sorar.
Onlar da : Senin yeryüzündeki bazı kullarının yanından (geldik), onlar sana teşbih ediyor, tekbîr, tehlilde bulunuyor, sana hamdediyor ve senden istiyorlar, cevabını verirler.
Teâla Hazretleri : Benden ne istiyorlar? diye sorar : "Senden cennetini istiyorlar, derler. Onlar benim cennetimi gördü mü? der. Hayır yâ Rab-bî! cevabını verirler. Acaba cennetimi görmüş olsalar ne yaparlar? der.
Melekler : Senden eman dilerler, derler. Benden neden eman dilerler? Diye sorar. Senin cehenneminden yâ Rabbi! diye cevap verirler. Onlar benim cehennemimi görmüşler mi? der. Hayır! cevabını verirler. Acaba cehennerıimi görmüş olsalar ne yaparlar? der. Senden mağfiret dilerler, derler. O da : Ben onları mağfiret ettim, ne diledilerse kendilerine verdim. Ve onları eman diledikleri şeyden kurtardım, buyurur.
Bunun üzerine melekler : Ya Rabbİ! İçlerinde filân var, günahı çok bir kul. O ancak oradan geçerken onlarla beraber oturdu, derler.
Teâla Hazretleri : Onu da affettim. Onlar öyle bîr cemaat ki, onlarla düşüp kalkan şakı'olmaz, buyurur.»(Müslim 2689/25)
Peygamberimiz (s.a.v) Hutbede Sesleniyor!
“Ey insanlar!
Ölmeden önce tevbe edin; fırsat elde iken sâlih ameller işlemeye bakın! Gizli-açık bolca sadaka vermek ve Allâh’ı çok çok zikretmekle Rabbinizle aranızı düzeltin! Böyle yaparsanız, rızıklandırılır, yardım görür ve kaçırmış olduğunuz şeyleri elde edersiniz." (İbn-i Hişâm, I, 118-119, Beyhakî,Delâil, II, 524)
Tüm Mahlûkat Allah'ı (c.c) Zikrediyor
“Hayvanlarınıza, onları yormadan güzelce binin ve (kullanmadığınız zaman da) güzel bir şekilde istirahat ettirin. Onları yollardaki ve sokaklardaki konuşmalarınız için kürsü edinmeyin (sırtlarında durarak sohbet etmeyin). Nice binilen hayvan vardır ki, sırtına binenden daha hayırlıdır ve Allah Tebâreke ve Teâlâ’yı ondan daha çok zikretmektedir.” buyurdu. (Ahmed, III,439)
Kalplerin Cilâsı Nedir?
Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz:
“–Kalpler, demirin paslandığı gibi paslanır.” buyurmuştu.
Sahâbe-i kirâm:
“–Onun cilâsı nedir ey Allâh’ın Rasûlü?” diye sordular.
Allah Rasûlü (s.a.v):
“–Allâh’ın kitâbını çokça tilâvet etmek ve Allâh’ı çok çok zikretmektir.” cevâbını verdi. (Ali el-Müttakî, II, 241)
Cennet Ehli Dünyada Neye Hasret Duyar?
Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, vefât etmiş olan sâlih mü’minlerin duyduğu hasret ve pişmanlığı şöyle ifâde buyururlar:
“Cennet ehli, başka hiçbir şeye değil, sâdece, dünyâda Allâh’ı zikretmeksizin geçirmiş oldukları anlara hasret ve nedâmet duyarlar!” (Heysemî, X, 73- 74)
Allah (c.c) İçin Biraraya Gelenlerin Mükafatı
“Bir topluluk Allâh’ı zikretmek üzere bir araya gelirse, melekler onların etrafını kuşatır. Allâh’ın rahmeti onları kaplar, üzerlerine sekînet iner ve Allâh Tealâ onları yanında bulunanlar arasında zikreder.” (Müslim, Zikir,39)
Allah'ı (c.c) Sevmenin Alameti
Allah Rasûlü (s.a.v) şöyle buyurur:
“Allâh’ı sevmenin alâmeti, Allâh’ı zikretmeyi sevmektir.” (Süyûtî, II, 52)
Dünyada Kıymetli Olan Üç Şey
Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
“Dünya ve onun içinde olan şeyler değersizdir. Sadece Allâh’ı zikretmek ve O’na yaklaştıran şeylerle, ilim öğreten âlim ve öğrenmek isteyen talebe bundan müstesnâdır.” (Tirmizî, Zühd, 14)
Her İbadetten Daha Üstündür
"Allâh’ı zikir, zikirsiz olan her ibadetten üstündür.” (İhyâ, I, 847)
Sırf dil ile zikretmek kolaydır. Lâkin Rabbimiz’in biz kullarından asıl murâdı; zikrin feyziyle dolarak dâimâ Allah ile beraberliğin şuur ve idrâki içinde bulunan, rakik, hassas ve ârif bir kalptir.
Kaynak
Deepsek ve Raşit Tunca
Schrems, 25.04.2025
|
|
|
|