<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0" xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
	<channel>
		<title><![CDATA[Yaman Board - Tasavvvuf]]></title>
		<link>http://yamanboard.w4f.eu/</link>
		<description><![CDATA[Yaman Board - http://yamanboard.w4f.eu]]></description>
		<pubDate>Wed, 13 May 2026 21:35:06 +0000</pubDate>
		<generator>MyBB</generator>
		<item>
			<title><![CDATA[Tasavvufda Nefs-i Emmare (Kötülüğü Emreden Nefis) Nedir]]></title>
			<link>http://yamanboard.w4f.eu/showthread.php?tid=21</link>
			<pubDate>Sun, 08 Mar 2026 22:12:06 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="http://yamanboard.w4f.eu/member.php?action=profile&uid=2">YamanTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://yamanboard.w4f.eu/showthread.php?tid=21</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefsi Emmare Bissüi Nedir? Günahdan Zevk Alan ve Kötülüğü Emreden Nefis Nedir?</span></span><br />
<br />
Öncelikle Nefis demek, Vücut Denilen Araba veya Motoru süren sürücü, şoför Manasındadır. Bu Motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilcek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için, önce terbiyet edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gekekir. Burada islamın şartları olan namaz ve oruç devreye girer, ve işde oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, yani motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında, fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile yemek helal olan birşeye gem vurulur. Daha sonra cima ya (Cinsel birleşmeye) gem vurulur, yani frene basması öğenilir. Bunu öğrenince, artık insan islamın haram ve yasak dediği durumlarda, frene basıp nefis atının gemini çekerek, gerektiğinde onu durdurur.  Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiyet ehli olur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasavvufta Nefs-i Emmare</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i emmare</span></span>, tasavvufta insanın en düşük ve kontrolsüz nefs mertebesidir. Bu seviyedeki nefs, kötülüğe ve günaha meyillidir, sürekli şehvet, öfke, bencillik ve dünyevi arzuların peşinden gider. Kur'an'da bu duruma işaret eden bir ayet şöyledir:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Çünkü nefis aşırı şekilde kötülüğü emreder."</span></span> (Yusuf Suresi, 12:53)<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özellikleri:</span></span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kötülüğe Yönlendirir:</span></span> Kişiyi haramlara, isyana ve bencil tutkulara sürükler.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Allah'ın Emirlerine Karşıdır:</span></span> Nefs-i emmare, ibadetlerden uzak durmaya, dinî kuralları hafife almaya teşvik eder.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Daima Tatmin İster:</span></span> Doyumsuzdur; makam, mal, şehvet gibi geçici hevesler peşinde koşturur.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Pişmanlık Duygusu Zayıftır:</span></span> Yaptığı hatalardan dolayı içten bir tövbe hissetmez.</span><br />
</li>
</ol>
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Emmareden Kurtulma Yolları:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tevbe ve Zikir:</span></span> Sürekli tövbe ederek Allah'ı anmak (zikir), nefsin arzularını zayıflatır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Riyazet ve Mücahede:</span></span> Nefsi dizginlemek için oruç, az uyku, az yemek gibi disiplinler uygulamak.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şeyh veya Mürşid Terbiyesi:</span></span> Tasavvuf yolunda bir rehberle nefsi terbiye etmek.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İbadet ve İlim:</span></span> Düzenli namaz, Kur'an okumak ve dinî ilimlerle nefsi eğitmek.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Diğer Nefs Mertebeleri:</span></span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Levvame</span></span> (Kendini kınayan nefs)</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Mülhime</span></span> (İlhama açık nefs)</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Mutmainne</span></span> (Huzura ermiş nefs)<br />
… ve daha yüksek mertebeler.</span><br />
</li>
</ol>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Nefs-i emmare, insanın manevi yolculuğundaki ilk ve en tehlikeli basamaktır. Sufiler, onu terbiye ederek <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"nefs-i mutmainne"</span></span> mertebesine ulaşmayı hedefler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefsi Emmare Bissüi Nedir? Günahdan Zevk Alan ve Kötülüğü Emreden Nefis Nedir? Denilince :</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Yaptığının Yanlış Olduğunun Farkına Varamayıpta, Hata, Yanlış ve Günahlardan Tad ve Zevk Amaya Başlayan Nefs)</span><br />
<br />
istilahi mana ile kötülüğü emreden nefis demekdir. ve kötülük ise nefsin hoşuna giden (zina kumar çalmak çirpmak fazlaca yemek israf,içki,..) gibi haram ve yasak olan işlerdir. ve bu ameller işlendikce, nefis ati bunlarla beslenen bir at ve araba olur, yani o arabanin benzini, ya iyilikle doludur ve iyilikle hareket edip çalişir, yahut kötülük ile doldudur ve kötülük enerjsi ile çalişir. ve haramlar işlendikce insan, cehennem çukuruna müstehak olur. ve siyah ve kötü enerji, yikici yok edici bir kuvve kazanir. Eger terbiyet olursa, beyaz ve renkli enerji kazanir. ve renklerine göre de onun kuvvesi belli olur. ve her rengin bir melek grubu vardir, ve o rengin haline bürününce, o grubun melekleri ona yardim ederler. Emmare bissüi nefis, petrol mesabesindedir veya carbon elementini temsil eder, veya yanici kömür ve cinsi nevisi, ve en alt seviye ölü nefisdir, artik onun yeniden dirilmesi, mümkün değildir dersek yani, Allah kiyametten sonra, haşrda onu yeniden halkeder ancak, dünyada ise onun carbon haline dönmüş olmasi, tekrar bitki olup yeşeremeyecegini," fedhuli fi ibadi " derecesine varip ve tekrar insan bedenine girip hizmet edeyemeciğni belli eder. amma petrol ve kömür carbon cinsi olup Allah onlari sadece cehennemlik olarak halketmişdir, ve onlar cehennemden çikip kurtulamazlar, sonlari ikisininde yanmakdir. şayet onlardan firavun gibi, sonradan akillanipda iman ettim diyenler olursa, onlar hem zehirli, hem dibe çökücü, hem de dibe çöktürücü olan civa durmunda olurlar. bir üst, ondan daha hafif, ve dünyamizin üst kismlarinda hayat bulan madenler ve yani mesela demir gibi, veya bakir ve benzeri agir metaller halindedir. ve insan, nefis atina gem vurmasini ögrenip, ve dur denilen trafikde, durup. bekle denilen yerde. bekleyip. geç denilen yerdede, durmadan hemen geçer ise, yani ayni trafik kurallari gibi, nefsin de kurallari vardir, ve islamin emirlerine harfiyle uyan kimsenin, nefis ati , kaza yapip ölmez, yahut yaralanmaz, yahut şarampola yuvarlanmaz velhasil kelam.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefsi emmareye düşmüş Nefis, Kötü Huyaları ve ahlakı bize öğretip alıştıran, kötü arkadaştır :</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Örnekler:</span><br />
<br />
- Yak bir sigara, kederin gitsin!<br />
- Bu gece bizimle kafaları çekmeye var mısın?<br />
- Haydi okey oynamaya gidelim!<br />
- Parasına değil ya, sadece çayına oynuyoruz biz baba...!<br />
- o Bana yamuk yapan Helmut'u ormanda buldum, evire çevire bir gözel onardım, dövdüm olum, kas derler bu pazudakine,...<br />
.....<br />
falan filen işte<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
Kar©glan<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 22 Eylül 2014 Pazartesi<br />
<br />
Original Kar©glan</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefsi Emmare Bissüi Nedir? Günahdan Zevk Alan ve Kötülüğü Emreden Nefis Nedir?</span></span><br />
<br />
Öncelikle Nefis demek, Vücut Denilen Araba veya Motoru süren sürücü, şoför Manasındadır. Bu Motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilcek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için, önce terbiyet edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gekekir. Burada islamın şartları olan namaz ve oruç devreye girer, ve işde oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, yani motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında, fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile yemek helal olan birşeye gem vurulur. Daha sonra cima ya (Cinsel birleşmeye) gem vurulur, yani frene basması öğenilir. Bunu öğrenince, artık insan islamın haram ve yasak dediği durumlarda, frene basıp nefis atının gemini çekerek, gerektiğinde onu durdurur.  Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiyet ehli olur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasavvufta Nefs-i Emmare</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i emmare</span></span>, tasavvufta insanın en düşük ve kontrolsüz nefs mertebesidir. Bu seviyedeki nefs, kötülüğe ve günaha meyillidir, sürekli şehvet, öfke, bencillik ve dünyevi arzuların peşinden gider. Kur'an'da bu duruma işaret eden bir ayet şöyledir:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Çünkü nefis aşırı şekilde kötülüğü emreder."</span></span> (Yusuf Suresi, 12:53)<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özellikleri:</span></span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kötülüğe Yönlendirir:</span></span> Kişiyi haramlara, isyana ve bencil tutkulara sürükler.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Allah'ın Emirlerine Karşıdır:</span></span> Nefs-i emmare, ibadetlerden uzak durmaya, dinî kuralları hafife almaya teşvik eder.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Daima Tatmin İster:</span></span> Doyumsuzdur; makam, mal, şehvet gibi geçici hevesler peşinde koşturur.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Pişmanlık Duygusu Zayıftır:</span></span> Yaptığı hatalardan dolayı içten bir tövbe hissetmez.</span><br />
</li>
</ol>
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Emmareden Kurtulma Yolları:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tevbe ve Zikir:</span></span> Sürekli tövbe ederek Allah'ı anmak (zikir), nefsin arzularını zayıflatır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Riyazet ve Mücahede:</span></span> Nefsi dizginlemek için oruç, az uyku, az yemek gibi disiplinler uygulamak.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Şeyh veya Mürşid Terbiyesi:</span></span> Tasavvuf yolunda bir rehberle nefsi terbiye etmek.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İbadet ve İlim:</span></span> Düzenli namaz, Kur'an okumak ve dinî ilimlerle nefsi eğitmek.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Diğer Nefs Mertebeleri:</span></span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Levvame</span></span> (Kendini kınayan nefs)</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Mülhime</span></span> (İlhama açık nefs)</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Mutmainne</span></span> (Huzura ermiş nefs)<br />
… ve daha yüksek mertebeler.</span><br />
</li>
</ol>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Nefs-i emmare, insanın manevi yolculuğundaki ilk ve en tehlikeli basamaktır. Sufiler, onu terbiye ederek <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"nefs-i mutmainne"</span></span> mertebesine ulaşmayı hedefler.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefsi Emmare Bissüi Nedir? Günahdan Zevk Alan ve Kötülüğü Emreden Nefis Nedir? Denilince :</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Yaptığının Yanlış Olduğunun Farkına Varamayıpta, Hata, Yanlış ve Günahlardan Tad ve Zevk Amaya Başlayan Nefs)</span><br />
<br />
istilahi mana ile kötülüğü emreden nefis demekdir. ve kötülük ise nefsin hoşuna giden (zina kumar çalmak çirpmak fazlaca yemek israf,içki,..) gibi haram ve yasak olan işlerdir. ve bu ameller işlendikce, nefis ati bunlarla beslenen bir at ve araba olur, yani o arabanin benzini, ya iyilikle doludur ve iyilikle hareket edip çalişir, yahut kötülük ile doldudur ve kötülük enerjsi ile çalişir. ve haramlar işlendikce insan, cehennem çukuruna müstehak olur. ve siyah ve kötü enerji, yikici yok edici bir kuvve kazanir. Eger terbiyet olursa, beyaz ve renkli enerji kazanir. ve renklerine göre de onun kuvvesi belli olur. ve her rengin bir melek grubu vardir, ve o rengin haline bürününce, o grubun melekleri ona yardim ederler. Emmare bissüi nefis, petrol mesabesindedir veya carbon elementini temsil eder, veya yanici kömür ve cinsi nevisi, ve en alt seviye ölü nefisdir, artik onun yeniden dirilmesi, mümkün değildir dersek yani, Allah kiyametten sonra, haşrda onu yeniden halkeder ancak, dünyada ise onun carbon haline dönmüş olmasi, tekrar bitki olup yeşeremeyecegini," fedhuli fi ibadi " derecesine varip ve tekrar insan bedenine girip hizmet edeyemeciğni belli eder. amma petrol ve kömür carbon cinsi olup Allah onlari sadece cehennemlik olarak halketmişdir, ve onlar cehennemden çikip kurtulamazlar, sonlari ikisininde yanmakdir. şayet onlardan firavun gibi, sonradan akillanipda iman ettim diyenler olursa, onlar hem zehirli, hem dibe çökücü, hem de dibe çöktürücü olan civa durmunda olurlar. bir üst, ondan daha hafif, ve dünyamizin üst kismlarinda hayat bulan madenler ve yani mesela demir gibi, veya bakir ve benzeri agir metaller halindedir. ve insan, nefis atina gem vurmasini ögrenip, ve dur denilen trafikde, durup. bekle denilen yerde. bekleyip. geç denilen yerdede, durmadan hemen geçer ise, yani ayni trafik kurallari gibi, nefsin de kurallari vardir, ve islamin emirlerine harfiyle uyan kimsenin, nefis ati , kaza yapip ölmez, yahut yaralanmaz, yahut şarampola yuvarlanmaz velhasil kelam.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefsi emmareye düşmüş Nefis, Kötü Huyaları ve ahlakı bize öğretip alıştıran, kötü arkadaştır :</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Örnekler:</span><br />
<br />
- Yak bir sigara, kederin gitsin!<br />
- Bu gece bizimle kafaları çekmeye var mısın?<br />
- Haydi okey oynamaya gidelim!<br />
- Parasına değil ya, sadece çayına oynuyoruz biz baba...!<br />
- o Bana yamuk yapan Helmut'u ormanda buldum, evire çevire bir gözel onardım, dövdüm olum, kas derler bu pazudakine,...<br />
.....<br />
falan filen işte<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
Kar©glan<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 22 Eylül 2014 Pazartesi<br />
<br />
Original Kar©glan</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tasavvufda Nefs-i Levvame (Kendini Kınayan Nefs) Nedir?]]></title>
			<link>http://yamanboard.w4f.eu/showthread.php?tid=20</link>
			<pubDate>Sun, 08 Mar 2026 22:11:24 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="http://yamanboard.w4f.eu/member.php?action=profile&uid=2">YamanTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://yamanboard.w4f.eu/showthread.php?tid=20</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefsi Levvame Nedir? Pişman Olan Nefis Nedir? Kendini Levm Eden Nefsin Makamı Nedir?</span></span><br />
<br />
Öncelikle Nefis demek, Vücut Denilen Araba veya Motoru süren sürücü, şoför Manasındadır. Bu Motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilcek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için, önce terbiyet edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gekekir. Burada islamın şartları olan namaz ve oruç devreye girer, ve işde oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, yani motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında, fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile yemek helal olan birşeye gem vurulur. Daha sonra cima ya (Cinsel birleşmeye) gem vurulur, yani frene basması öğenilir. Bunu öğrenince, artık insan islamın haram ve yasak dediği durumlarda, frene basıp nefis atının gemini çekerek, gerektiğinde onu durdurur.  Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiyet ehli olur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Levvame (Kendini Kınayan Nefs) Nedir?</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i levvame</span></span>, tasavvufta nefsin ikinci mertebesidir ve "kendini kınayan nefs" anlamına gelir. Bu aşamada kişi, yaptığı hataların farkına varır, iç hesaplaşma yapar ve günahlarından dolayı pişmanlık duyar. Kur'an'da bu duruma şöyle işaret edilir:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Kıyamet gününe kadar kendini kınayan nefse yemin ederim."</span></span> (Kıyâme Suresi, 75:2)<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özellikleri:</span></span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Vicdan Muhasebesi Yapar:</span></span> Kişi, günahlarını ve hatalarını fark ederek kendini eleştirir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Pişmanlık Duyar:</span></span> İşlediği kötülüklerden dolayı içinde bir sıkıntı hisseder ve tövbe etme arzusu taşır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İyilik-Kötülük Çatışması Yaşar:</span></span> Nefs-i emmarenin kötü telkinleriyle mücadele eder, ancak bazen yenik düşebilir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Allah’ın Gazabından Korkar:</span></span> Yaptığı yanlışların karşılığından endişe duyar.</span><br />
</li>
</ol>
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Levvame’den Kurtulma ve Yükselme Yolları:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tövbe ve İstiğfar:</span></span> Hatalardan sonra samimi bir şekilde tövbe etmek.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Salih Ameller:</span></span> İbadetlere devam ederek nefsi terbiye etmek.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sabır ve Şükür:</span></span> Nefsin isteklerine direnmek ve Allah’ın nimetlerine şükretmek.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikir ve Tefekkür:</span></span> Allah’ı anarak kalbi kötü düşüncelerden arındırmak.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Levvame’nin Önemi:</span></span><br />
Bu mertebe, nefsin terbiye sürecinde bir <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">dönüm noktasıdır</span></span>. Kişi burada:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kendini tanır</span>,</span></span><br />
</li>
<li><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hatalarından ders alır</span>,</span></span><br />
</li>
<li><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manen yükselmek için çaba gösterir</span>.</span></span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Eğer bu aşamada nefs dizginlenirse, bir sonraki mertebe olan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">nefs-i mülhime</span></span>ye (ilham alan nefs) geçiş başlar.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Örnek:</span></span><br />
Bir kimse öfkeyle birine kırıcı sözler söyledikten sonra, "Keşke kendimi kontrol etseydim" diyerek pişmanlık duyarsa, bu <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">nefs-i levvame</span></span> halidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefsi Levvame Nedir? Pişman Olan Nefis Nedir? Kendini Levm Eden Nefsin Makamı Nedir?</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Yaptığının Yanlış Olduğunun Farkına Varıpta Kendini Levm Eden Nefs)</span><br />
<br />
ikinci Nefis makami Nefsi Levvame olup, levmedici nefis yani, yaptiği bir yalnişin ardina, kendini levmedip „tüüüh keşke yapmasaydim, yalniş birşey yaptim ben“ diyebilen nefis derecesidir.<br />
Bu dereceye ulaşan nefisin, vicdan melekesi çalişir haldedir ve vicdan denen meleke ona hep yalnişlarinin ziddi olan iyi ile, yaptiği fiili mukayese etmesini sağlar, ve bu yalniş, bu doğru diye bir kiyas yapma halini kazanir. Ve yalnişlar: Amma Allahin kitabinda bildirilen haram ve yasaklar olsun, amma bulunduğu toplumun kurallari olsun, bu kurallara uymamak hepsi yalniş şeylerdir. Ve şeriat sadece islamin bildirdiği kurallar olmayip, insanliğin hayri için olan kurallarda buna girer. Ve bir toplumun kerih gördüğü şeylerde bu kurallardandir, hak gözlüğü ile bakinca, şeriata aykiri olmayan hususlardada, onlara uymak, şeriata uymakdir. Hal böyle olunca trafik kurallari, her ne kadar kuranda geçmesede, ehliyet alcak olana, önce kurallar ögretilir: ilk baştda durmak ve geçmek vardir, ve birde beklemek, en basit kurallar. Ondan sonra stop levhasi gelir, illa durulmasi gereken yer, yani ister gelen, olsun ister gelen olmasin, buraya varinca durmak mecburdur demek. Yani cümle sonuna nokta koyma kurali gibi. Işde levmedici nefsin vicdan melekeleri çalişir, ve insan vicdaninin sesini duyabilcek safiyete ulaşinca, yani sağdaki meleğin sesini duyar hale gelince, belki herzman doğru olanlari yapamaz amma, işde en azindan yalniş yaptiğini bilir ve özür dilemesi gerektiğini bilir. Her ne kadar, bir adami dövdükten sonra özür dilerim demek, ne abes işsede, o adama“ ben kendimde değildim, bilmeden oldu, kendimi kaybettim, şuurumu kaybetmişim, o yüzden bunu yaptim“ derse cezasinda hafifletici sebeblerden dolayi düşme olur yani. ve işde Hz Adem olmanin ilk basamaği, yalniş yapan, Hz Adem ile Havva en aşağiya dünyaya indirilince „Esteuzuibillah legad halaknel insane fi ahseni takvim.Sümme redednahü esfele safilin.“ Ayetinin hükmü gereği dünyaya indirilen Hz Adem ve Havva, dünyada yaptiklarindan pişman oldular. cünkü cennetde herşey hazir, ellerinin ayaklarinin önündeyken, dünyada ise, yemek için gayret, icmek için gayret, giymek için gayret etmeleri gerektiğini anladilarki, biz yalniş yapmişiz, ve kolaylik yerine zorluğu seçmişiz deyip ve pişman olup tövbe ettiler. Ve hata yapinca başa gelen belanin birisi olan, birde eşinden ayri düşme belasi üzerlerinden kalkdi, ve arafat denilen dağda buluştular. Ağlayip Tövbe edip Yaradandan özür dilediler. Amma artik dönülmeyen yola girilmişdi, artik o cennete tekrar ulaşmak icin, bütün katlari geçmek gerekiyordu, ve aklari karasindan seçmek gerekiyordu. Ve böylece insanoğlu vicdanin sesini duyunca adem ve havva olur yani insan olur, şeytan ve ordusu olmakdan kurtulur.cehhennem ehli olmakdan kurtulur.Ve bu dereceyi kaybetmek ve emmare nefis derecesine yeniden düşmek tehlikesi vardir. ne zaman vicdanin sesi duyulmaz oldu, kalp karardi ve ince sesleri, yani meleklerin seslerini işitmez oldu, o zaman yine „emmare bissüi nefs“e düşdü demekdir. Yani Yaptiği hatadan dönmiyen tövbe etmiyen hatasindan pişman olmiyan nefs, meleklerihin ve vicdaninin sesini duyamayan nefis derecesine.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
Kar©glan<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 22 Eylül 2014 Pazartesi<br />
<br />
Original Kar©glan</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefsi Levvame Nedir? Pişman Olan Nefis Nedir? Kendini Levm Eden Nefsin Makamı Nedir?</span></span><br />
<br />
Öncelikle Nefis demek, Vücut Denilen Araba veya Motoru süren sürücü, şoför Manasındadır. Bu Motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilcek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için, önce terbiyet edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gekekir. Burada islamın şartları olan namaz ve oruç devreye girer, ve işde oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, yani motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında, fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile yemek helal olan birşeye gem vurulur. Daha sonra cima ya (Cinsel birleşmeye) gem vurulur, yani frene basması öğenilir. Bunu öğrenince, artık insan islamın haram ve yasak dediği durumlarda, frene basıp nefis atının gemini çekerek, gerektiğinde onu durdurur.  Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiyet ehli olur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Levvame (Kendini Kınayan Nefs) Nedir?</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i levvame</span></span>, tasavvufta nefsin ikinci mertebesidir ve "kendini kınayan nefs" anlamına gelir. Bu aşamada kişi, yaptığı hataların farkına varır, iç hesaplaşma yapar ve günahlarından dolayı pişmanlık duyar. Kur'an'da bu duruma şöyle işaret edilir:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Kıyamet gününe kadar kendini kınayan nefse yemin ederim."</span></span> (Kıyâme Suresi, 75:2)<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özellikleri:</span></span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Vicdan Muhasebesi Yapar:</span></span> Kişi, günahlarını ve hatalarını fark ederek kendini eleştirir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Pişmanlık Duyar:</span></span> İşlediği kötülüklerden dolayı içinde bir sıkıntı hisseder ve tövbe etme arzusu taşır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İyilik-Kötülük Çatışması Yaşar:</span></span> Nefs-i emmarenin kötü telkinleriyle mücadele eder, ancak bazen yenik düşebilir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Allah’ın Gazabından Korkar:</span></span> Yaptığı yanlışların karşılığından endişe duyar.</span><br />
</li>
</ol>
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Levvame’den Kurtulma ve Yükselme Yolları:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tövbe ve İstiğfar:</span></span> Hatalardan sonra samimi bir şekilde tövbe etmek.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Salih Ameller:</span></span> İbadetlere devam ederek nefsi terbiye etmek.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sabır ve Şükür:</span></span> Nefsin isteklerine direnmek ve Allah’ın nimetlerine şükretmek.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikir ve Tefekkür:</span></span> Allah’ı anarak kalbi kötü düşüncelerden arındırmak.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Levvame’nin Önemi:</span></span><br />
Bu mertebe, nefsin terbiye sürecinde bir <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">dönüm noktasıdır</span></span>. Kişi burada:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kendini tanır</span>,</span></span><br />
</li>
<li><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hatalarından ders alır</span>,</span></span><br />
</li>
<li><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manen yükselmek için çaba gösterir</span>.</span></span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Eğer bu aşamada nefs dizginlenirse, bir sonraki mertebe olan <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">nefs-i mülhime</span></span>ye (ilham alan nefs) geçiş başlar.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Örnek:</span></span><br />
Bir kimse öfkeyle birine kırıcı sözler söyledikten sonra, "Keşke kendimi kontrol etseydim" diyerek pişmanlık duyarsa, bu <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">nefs-i levvame</span></span> halidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefsi Levvame Nedir? Pişman Olan Nefis Nedir? Kendini Levm Eden Nefsin Makamı Nedir?</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Yaptığının Yanlış Olduğunun Farkına Varıpta Kendini Levm Eden Nefs)</span><br />
<br />
ikinci Nefis makami Nefsi Levvame olup, levmedici nefis yani, yaptiği bir yalnişin ardina, kendini levmedip „tüüüh keşke yapmasaydim, yalniş birşey yaptim ben“ diyebilen nefis derecesidir.<br />
Bu dereceye ulaşan nefisin, vicdan melekesi çalişir haldedir ve vicdan denen meleke ona hep yalnişlarinin ziddi olan iyi ile, yaptiği fiili mukayese etmesini sağlar, ve bu yalniş, bu doğru diye bir kiyas yapma halini kazanir. Ve yalnişlar: Amma Allahin kitabinda bildirilen haram ve yasaklar olsun, amma bulunduğu toplumun kurallari olsun, bu kurallara uymamak hepsi yalniş şeylerdir. Ve şeriat sadece islamin bildirdiği kurallar olmayip, insanliğin hayri için olan kurallarda buna girer. Ve bir toplumun kerih gördüğü şeylerde bu kurallardandir, hak gözlüğü ile bakinca, şeriata aykiri olmayan hususlardada, onlara uymak, şeriata uymakdir. Hal böyle olunca trafik kurallari, her ne kadar kuranda geçmesede, ehliyet alcak olana, önce kurallar ögretilir: ilk baştda durmak ve geçmek vardir, ve birde beklemek, en basit kurallar. Ondan sonra stop levhasi gelir, illa durulmasi gereken yer, yani ister gelen, olsun ister gelen olmasin, buraya varinca durmak mecburdur demek. Yani cümle sonuna nokta koyma kurali gibi. Işde levmedici nefsin vicdan melekeleri çalişir, ve insan vicdaninin sesini duyabilcek safiyete ulaşinca, yani sağdaki meleğin sesini duyar hale gelince, belki herzman doğru olanlari yapamaz amma, işde en azindan yalniş yaptiğini bilir ve özür dilemesi gerektiğini bilir. Her ne kadar, bir adami dövdükten sonra özür dilerim demek, ne abes işsede, o adama“ ben kendimde değildim, bilmeden oldu, kendimi kaybettim, şuurumu kaybetmişim, o yüzden bunu yaptim“ derse cezasinda hafifletici sebeblerden dolayi düşme olur yani. ve işde Hz Adem olmanin ilk basamaği, yalniş yapan, Hz Adem ile Havva en aşağiya dünyaya indirilince „Esteuzuibillah legad halaknel insane fi ahseni takvim.Sümme redednahü esfele safilin.“ Ayetinin hükmü gereği dünyaya indirilen Hz Adem ve Havva, dünyada yaptiklarindan pişman oldular. cünkü cennetde herşey hazir, ellerinin ayaklarinin önündeyken, dünyada ise, yemek için gayret, icmek için gayret, giymek için gayret etmeleri gerektiğini anladilarki, biz yalniş yapmişiz, ve kolaylik yerine zorluğu seçmişiz deyip ve pişman olup tövbe ettiler. Ve hata yapinca başa gelen belanin birisi olan, birde eşinden ayri düşme belasi üzerlerinden kalkdi, ve arafat denilen dağda buluştular. Ağlayip Tövbe edip Yaradandan özür dilediler. Amma artik dönülmeyen yola girilmişdi, artik o cennete tekrar ulaşmak icin, bütün katlari geçmek gerekiyordu, ve aklari karasindan seçmek gerekiyordu. Ve böylece insanoğlu vicdanin sesini duyunca adem ve havva olur yani insan olur, şeytan ve ordusu olmakdan kurtulur.cehhennem ehli olmakdan kurtulur.Ve bu dereceyi kaybetmek ve emmare nefis derecesine yeniden düşmek tehlikesi vardir. ne zaman vicdanin sesi duyulmaz oldu, kalp karardi ve ince sesleri, yani meleklerin seslerini işitmez oldu, o zaman yine „emmare bissüi nefs“e düşdü demekdir. Yani Yaptiği hatadan dönmiyen tövbe etmiyen hatasindan pişman olmiyan nefs, meleklerihin ve vicdaninin sesini duyamayan nefis derecesine.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
Kar©glan<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 22 Eylül 2014 Pazartesi<br />
<br />
Original Kar©glan</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tasavvufda Nefs-i Mülhime (İlhama Açık Nefs) Nedir?]]></title>
			<link>http://yamanboard.w4f.eu/showthread.php?tid=19</link>
			<pubDate>Sun, 08 Mar 2026 22:10:44 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="http://yamanboard.w4f.eu/member.php?action=profile&uid=2">YamanTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://yamanboard.w4f.eu/showthread.php?tid=19</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Mülhime Nedir? Meleklerden ilham Alıpda Hatalarından Ders Alan Nefsin Makamı Nedir?</span></span><br />
<br />
Öncelikle Nefis demek, Vücut Denilen Araba veya Motoru süren sürücü, şoför Manasındadır. Bu Motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilcek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için, önce terbiyet edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gekekir. Burada islamın şartları olan namaz ve oruç devreye girer, ve işde oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, yani motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında, fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile yemek helal olan birşeye gem vurulur. Daha sonra cima ya (Cinsel birleşmeye) gem vurulur, yani frene basması öğenilir. Bunu öğrenince, artık insan islamın haram ve yasak dediği durumlarda, frene basıp nefis atının gemini çekerek, gerektiğinde onu durdurur.  Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiyet ehli olur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Mülhime (İlhama Açık Nefs) Nedir?</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i mülhime</span></span>, tasavvufta nefsin üçüncü mertebesidir ve "ilham alan nefs" anlamına gelir. Bu aşamada kişi, kötülüklerden arınmaya başlar ve kalbine ilham, hikmet ve manevi farkındalık gelir. Kur’an’da bu duruma işaret eden ayet şöyledir:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Nefse ve ona birtakım kabiliyetler verene, sonra da ona iyilik ve kötülükleri ilham edene yemin ederim ki, nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiştir."</span></span> (Şems Suresi, 91:7-9)<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özellikleri:</span></span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlham ve İç Huzuru:</span></span> Allah’tan gelen iyilik ve hikmet ilhamları kalbe yerleşir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kötülüklerden Uzaklaşma:</span></span> Nefs-i emmarenin ve levvamenin olumsuz etkileri azalır; kişi günahlardan daha kolay sakınır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manevi Keşifler Başlar:</span></span> Basiret (kalp gözü) açılır, hakikatlere dair içsel sezgiler gelişir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İbadetlerde Derinlik:</span></span> Namaz, zikir ve diğer ibadetler daha huşû içinde yapılır.</span><br />
</li>
</ol>
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bu Mertebeye Nasıl Ulaşılır?</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Levvameyi Terbiye:</span></span> Sürekli tövbe, sabır ve mücadeleyle nefsin kınayan halini aşmak.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikir ve Rabıta:</span></span> Allah’ın isimlerini anmak ve manevi bir rehberle (mürşid) bağ kurmak.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Riyazet ve Azimet:</span></span> Nefsi disipline sokacak oruç, teheccüd, halvet gibi uygulamalar.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İlim ve Tefekkür:</span></span> Dinî bilgilerle aklı, tefekkürle kalbi beslemek.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Mülhime’nin Sonraki Aşaması:</span></span><br />
Bu mertebe, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">nefs-i mutmainne</span></span> (huzura ermiş nefs) yolunda bir köprüdür. Kişi burada:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fani dünyanın aldatıcılığını daha iyi görür</span>,</span></span><br />
</li>
<li><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Allah’a yakınlaşma arzusu artar</span>,</span></span><br />
</li>
<li><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Riya, kibir gibi gizli hastalıklarla yüzleşir</span>.</span></span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Örnek:</span></span><br />
Bir mümin, geçmişte günahlara dalarken artık içinde güçlü bir vicdan muhasebesi hisseder ve namazda huşû buluyorsa, bu <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">nefs-i mülhime</span></span> alametidir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Not:</span></span> Bu mertebede şeytanın hileleri (gurur, kendini beğenme gibi) artabileceğinden, istikamet için mürşid gereklidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Mülhime Nedir? Meleklerden ilham Alıpda Hatalarından Ders Alan Nefsin Makamı Nedir?</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yani kendisine ilham gelen nefis, Nefsi Mülhime</span><br />
<br />
Mürid yani hak yoluna giren salik sofi , artik levvame nefisden de öteye geçip, eğer o yaptiği hatalardan ders alip, levmettiği bir fiili ikinci defa yapmak durmunda kaldiğinda, önceki yaptiği hatadan ders alipda, o hatayi yapmaz ise, artik mülhime makamina çikmiş olur. Ve artik bu makamdaki bir nefis, vicdan meleklerinin komutani olan, bir üst melekler grubunun sesini duymaya başlar. Ve ona, hep yapcaği her fiilde amelinde, hatalarindan dolayi almiş oldugu yaralari gösterip, bak bunu yapmazsan, bu yarayi almazsin diye tenbih ederler. Ve hal böyle olunca mesela haramlar bellidir amma, haram veya mekruh veya helal oldugu belli olmayan şüheli olan bir fiil yapildiğinda, veya yemesi harammi helalmi oldugu şüpheli olan bir yiyecegi yiyince, o gün namazlar ağir gelmeye başlar.ve vücuda kafir asker girince, derki ona” yatsiyi kilmada yat, sabahi kalkinca kilarsin” diye tenbih eder. ve derki o vicdanin komutani olan melek bak bu şüpheliyi yedin, ve o yüzden senin icndeki melekler ordusunun, namaz kilacak takadi kalmadi, ve sana yatsiyi kilmadan yat derler, sabah kalkma derler. ve sen birdaha bu şüheli şeyden uzak durursan, bu duruma düşmezsin derler. ve o salikde onlarin sözünü dinler, ve o şüpheli olan şeyden, veya amelden, veya fiilden uzak olurlarsa, artik mülhime onda karar kilar, ve dahada yukari yükselir hale gelir. Artik O Mürid yani sofi , o müridi terbiyet ve irşad eden zaatin, Allahin ve meleklerinin ve hizirin yardimi ile oluşturduğu bazi imtihan meviklerine sevkedilir. Bunun misali de: biz elektrik teknisyenliği okurken öğretmen imtihan etmek için, bir elektrik aksami yani, mesela sps sistemi veya, bir elektrik aksami dogru şekilde baglanilir. ve öğreten hoca gelir , ve sen dişari çikarsin veyahut sana göstermeden, o aksamin gidişatini değiştirir, ve mesela bir kabloyu yalniş takar, veya bir kabloyu tamamen cikarir, veya bir rele açik olcaksa kapali hale geitirir, gibi bir bilerek yapilan bağlanti hatasi oluşturur. ve ögretilen ögrenci daha sonra bu hatayi arayip bulmak ile imtihan olur. İşde şeyh de müridine , veyahut bir şeyhe bagli olmayan fakat hak yolsucusu olan birine işde HIZIR aleyshisselamin oluşturduğu, bilerek yapilan aksam değişikligi ile imtihan edilir. Ve eğer o salik ve mürid, o aksamin doğrusunu, önceki yaptiği hatadan ders alipda biliyor idiyse, o zaman o hatayi bilir, ve o imtihandan hataya düşmeden kurtulur, veya hata yerine doğrusunu yaparak hatasiz çikar. Eğer hatalardindan ders almasini bilmiyorsa, geçmişini gözden geçiremiyor ise, Peygamberin “ölmeden önce kendinizi hesaba çekin” hadisini anlayip yaşamiyorsa, ve vicdaninin komutani olan melekerin sesini duymaz olduysa bu sefer tekrar levvame nefise, aşaği düşer.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başımdan Geçen Şu Veciz Hatıra ile Bu Konuyu Daha iyi Anlamanıza Yardımcı Olacağım :</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Zararın Neresinden Dönersen Kardır</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Karoglan Raşit Tunca 1994 veya 1995 senesi Avusturya Waidhofen Thaya Hatırası</span><br />
<br />
1994 veya 1995 Seneleri olcak Avusturya nin Gmünd ili Schrems Belediyesinde oturuyorum. Waidhofende yaklasik 20-22km uzakta bir firmaya iş başvurusu ıçın yola çıktım arabayla iki kilometre gittim icimden bir ses Zararın Neresinden Dönersen Kardır diyor bende düşündüm zaten yola ciktik yolunda bir kismini gittik bunun eger benzinden tasarufu olcaksa zaten benzin gitti kar neresinde diye yola devam ettim.<br />
sonra waidhofen kavşagina geldim yine ayni ses Zararın Neresinden Dönersen Kardır diyor dedim artik yolu yariladik bunun karımı kaldı ben gidende iş başvurusu yapan dedim yola devam ettim. sonra waidhofene vardim şehirin icinde Mondo marketi var girende semel cöregi alan diye karşısına parkettim park levhasina dikkat etmemişim girdim 5 dakkada semmel cöregi aldim ciktim arabanin camina polis 300 schling ceza yazmiş ceza kagidini bırakmış gitmiş. kafa DANK DANK etti haaaaaa<br />
Zararın Neresinden Dönersen Kardır ne demek anlayiverdim amma bize gelen o ilhama dikkat etmedik zarar ettik. sonra gittim iş başvurusunu yaptim he hüm dediler aldilar başvurumu ne aradilar ne sordular velhasil kelam rabbim melekeleri ile bize ilham etti Zararın Neresinden Dönersen Kardır buyurdu amma biz daha o zamanlar toy bir delikanlıyız kaala almadık ve sonunda 300 schling zarara ugrayanlar olduk velhasil siz siz olun eger şeriata aykiri olmayan bir ilham size gelirse ve derseki Zararın Neresinden Dönersen Kardır hemen orada yoldan dönün evet Zararın Neresinden Dönersen Kardır .<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
Kar©glan<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 20.08.2021 Cuma<br />
<br />
Original Kar©glan</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Mülhime Nedir? Meleklerden ilham Alıpda Hatalarından Ders Alan Nefsin Makamı Nedir?</span></span><br />
<br />
Öncelikle Nefis demek, Vücut Denilen Araba veya Motoru süren sürücü, şoför Manasındadır. Bu Motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilcek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için, önce terbiyet edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gekekir. Burada islamın şartları olan namaz ve oruç devreye girer, ve işde oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, yani motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında, fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile yemek helal olan birşeye gem vurulur. Daha sonra cima ya (Cinsel birleşmeye) gem vurulur, yani frene basması öğenilir. Bunu öğrenince, artık insan islamın haram ve yasak dediği durumlarda, frene basıp nefis atının gemini çekerek, gerektiğinde onu durdurur.  Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiyet ehli olur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Mülhime (İlhama Açık Nefs) Nedir?</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i mülhime</span></span>, tasavvufta nefsin üçüncü mertebesidir ve "ilham alan nefs" anlamına gelir. Bu aşamada kişi, kötülüklerden arınmaya başlar ve kalbine ilham, hikmet ve manevi farkındalık gelir. Kur’an’da bu duruma işaret eden ayet şöyledir:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Nefse ve ona birtakım kabiliyetler verene, sonra da ona iyilik ve kötülükleri ilham edene yemin ederim ki, nefsini kötülüklerden arındıran kurtuluşa ermiştir."</span></span> (Şems Suresi, 91:7-9)<br />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özellikleri:</span></span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlham ve İç Huzuru:</span></span> Allah’tan gelen iyilik ve hikmet ilhamları kalbe yerleşir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kötülüklerden Uzaklaşma:</span></span> Nefs-i emmarenin ve levvamenin olumsuz etkileri azalır; kişi günahlardan daha kolay sakınır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manevi Keşifler Başlar:</span></span> Basiret (kalp gözü) açılır, hakikatlere dair içsel sezgiler gelişir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İbadetlerde Derinlik:</span></span> Namaz, zikir ve diğer ibadetler daha huşû içinde yapılır.</span><br />
</li>
</ol>
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bu Mertebeye Nasıl Ulaşılır?</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Levvameyi Terbiye:</span></span> Sürekli tövbe, sabır ve mücadeleyle nefsin kınayan halini aşmak.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikir ve Rabıta:</span></span> Allah’ın isimlerini anmak ve manevi bir rehberle (mürşid) bağ kurmak.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Riyazet ve Azimet:</span></span> Nefsi disipline sokacak oruç, teheccüd, halvet gibi uygulamalar.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İlim ve Tefekkür:</span></span> Dinî bilgilerle aklı, tefekkürle kalbi beslemek.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Mülhime’nin Sonraki Aşaması:</span></span><br />
Bu mertebe, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">nefs-i mutmainne</span></span> (huzura ermiş nefs) yolunda bir köprüdür. Kişi burada:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fani dünyanın aldatıcılığını daha iyi görür</span>,</span></span><br />
</li>
<li><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Allah’a yakınlaşma arzusu artar</span>,</span></span><br />
</li>
<li><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Riya, kibir gibi gizli hastalıklarla yüzleşir</span>.</span></span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Örnek:</span></span><br />
Bir mümin, geçmişte günahlara dalarken artık içinde güçlü bir vicdan muhasebesi hisseder ve namazda huşû buluyorsa, bu <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">nefs-i mülhime</span></span> alametidir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Not:</span></span> Bu mertebede şeytanın hileleri (gurur, kendini beğenme gibi) artabileceğinden, istikamet için mürşid gereklidir.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Mülhime Nedir? Meleklerden ilham Alıpda Hatalarından Ders Alan Nefsin Makamı Nedir?</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yani kendisine ilham gelen nefis, Nefsi Mülhime</span><br />
<br />
Mürid yani hak yoluna giren salik sofi , artik levvame nefisden de öteye geçip, eğer o yaptiği hatalardan ders alip, levmettiği bir fiili ikinci defa yapmak durmunda kaldiğinda, önceki yaptiği hatadan ders alipda, o hatayi yapmaz ise, artik mülhime makamina çikmiş olur. Ve artik bu makamdaki bir nefis, vicdan meleklerinin komutani olan, bir üst melekler grubunun sesini duymaya başlar. Ve ona, hep yapcaği her fiilde amelinde, hatalarindan dolayi almiş oldugu yaralari gösterip, bak bunu yapmazsan, bu yarayi almazsin diye tenbih ederler. Ve hal böyle olunca mesela haramlar bellidir amma, haram veya mekruh veya helal oldugu belli olmayan şüheli olan bir fiil yapildiğinda, veya yemesi harammi helalmi oldugu şüpheli olan bir yiyecegi yiyince, o gün namazlar ağir gelmeye başlar.ve vücuda kafir asker girince, derki ona” yatsiyi kilmada yat, sabahi kalkinca kilarsin” diye tenbih eder. ve derki o vicdanin komutani olan melek bak bu şüpheliyi yedin, ve o yüzden senin icndeki melekler ordusunun, namaz kilacak takadi kalmadi, ve sana yatsiyi kilmadan yat derler, sabah kalkma derler. ve sen birdaha bu şüheli şeyden uzak durursan, bu duruma düşmezsin derler. ve o salikde onlarin sözünü dinler, ve o şüpheli olan şeyden, veya amelden, veya fiilden uzak olurlarsa, artik mülhime onda karar kilar, ve dahada yukari yükselir hale gelir. Artik O Mürid yani sofi , o müridi terbiyet ve irşad eden zaatin, Allahin ve meleklerinin ve hizirin yardimi ile oluşturduğu bazi imtihan meviklerine sevkedilir. Bunun misali de: biz elektrik teknisyenliği okurken öğretmen imtihan etmek için, bir elektrik aksami yani, mesela sps sistemi veya, bir elektrik aksami dogru şekilde baglanilir. ve öğreten hoca gelir , ve sen dişari çikarsin veyahut sana göstermeden, o aksamin gidişatini değiştirir, ve mesela bir kabloyu yalniş takar, veya bir kabloyu tamamen cikarir, veya bir rele açik olcaksa kapali hale geitirir, gibi bir bilerek yapilan bağlanti hatasi oluşturur. ve ögretilen ögrenci daha sonra bu hatayi arayip bulmak ile imtihan olur. İşde şeyh de müridine , veyahut bir şeyhe bagli olmayan fakat hak yolsucusu olan birine işde HIZIR aleyshisselamin oluşturduğu, bilerek yapilan aksam değişikligi ile imtihan edilir. Ve eğer o salik ve mürid, o aksamin doğrusunu, önceki yaptiği hatadan ders alipda biliyor idiyse, o zaman o hatayi bilir, ve o imtihandan hataya düşmeden kurtulur, veya hata yerine doğrusunu yaparak hatasiz çikar. Eğer hatalardindan ders almasini bilmiyorsa, geçmişini gözden geçiremiyor ise, Peygamberin “ölmeden önce kendinizi hesaba çekin” hadisini anlayip yaşamiyorsa, ve vicdaninin komutani olan melekerin sesini duymaz olduysa bu sefer tekrar levvame nefise, aşaği düşer.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başımdan Geçen Şu Veciz Hatıra ile Bu Konuyu Daha iyi Anlamanıza Yardımcı Olacağım :</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">Zararın Neresinden Dönersen Kardır</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Karoglan Raşit Tunca 1994 veya 1995 senesi Avusturya Waidhofen Thaya Hatırası</span><br />
<br />
1994 veya 1995 Seneleri olcak Avusturya nin Gmünd ili Schrems Belediyesinde oturuyorum. Waidhofende yaklasik 20-22km uzakta bir firmaya iş başvurusu ıçın yola çıktım arabayla iki kilometre gittim icimden bir ses Zararın Neresinden Dönersen Kardır diyor bende düşündüm zaten yola ciktik yolunda bir kismini gittik bunun eger benzinden tasarufu olcaksa zaten benzin gitti kar neresinde diye yola devam ettim.<br />
sonra waidhofen kavşagina geldim yine ayni ses Zararın Neresinden Dönersen Kardır diyor dedim artik yolu yariladik bunun karımı kaldı ben gidende iş başvurusu yapan dedim yola devam ettim. sonra waidhofene vardim şehirin icinde Mondo marketi var girende semel cöregi alan diye karşısına parkettim park levhasina dikkat etmemişim girdim 5 dakkada semmel cöregi aldim ciktim arabanin camina polis 300 schling ceza yazmiş ceza kagidini bırakmış gitmiş. kafa DANK DANK etti haaaaaa<br />
Zararın Neresinden Dönersen Kardır ne demek anlayiverdim amma bize gelen o ilhama dikkat etmedik zarar ettik. sonra gittim iş başvurusunu yaptim he hüm dediler aldilar başvurumu ne aradilar ne sordular velhasil kelam rabbim melekeleri ile bize ilham etti Zararın Neresinden Dönersen Kardır buyurdu amma biz daha o zamanlar toy bir delikanlıyız kaala almadık ve sonunda 300 schling zarara ugrayanlar olduk velhasil siz siz olun eger şeriata aykiri olmayan bir ilham size gelirse ve derseki Zararın Neresinden Dönersen Kardır hemen orada yoldan dönün evet Zararın Neresinden Dönersen Kardır .<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
Kar©glan<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 20.08.2021 Cuma<br />
<br />
Original Kar©glan</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tasavvufda Nefs-i Mutmainne (Huzura Ermiş Nefs) Nedir?]]></title>
			<link>http://yamanboard.w4f.eu/showthread.php?tid=18</link>
			<pubDate>Sun, 08 Mar 2026 22:10:06 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="http://yamanboard.w4f.eu/member.php?action=profile&uid=2">YamanTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://yamanboard.w4f.eu/showthread.php?tid=18</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Mutmainne Nedir? Tam Teslimiyet ile iman Eden Nefsin Makamı Nedir?</span></span><br />
<br />
Öncelikle Nefis demek, Vücut Denilen Araba veya Motoru süren sürücü, şoför Manasındadır. Bu Motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilcek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için, önce terbiyet edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gekekir. Burada islamın şartları olan namaz ve oruç devreye girer, ve işde oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, yani motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında, fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile yemek helal olan birşeye gem vurulur. Daha sonra cima ya (Cinsel birleşmeye) gem vurulur, yani frene basması öğenilir. Bunu öğrenince, artık insan islamın haram ve yasak dediği durumlarda, frene basıp nefis atının gemini çekerek, gerektiğinde onu durdurur.  Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiyet ehli olur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Mutmainne (Huzura Ermiş Nefs) Nedir?</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i mutmainne</span></span>, tasavvufta nefsin en olgun mertebelerinden biridir ve "Allah’a teslim olup huzura eren nefs" anlamına gelir. Bu aşamadaki kişi, dünyevi kaygılardan kurtulmuş, ilahi rızaya tamamen yönelmiş ve içsel bir sükûnete ulaşmıştır. Kur'an'da bu mertebeye şöyle hitap edilir:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Ey huzura ermiş nefs! Rabbine dön, O’ndan razı, O’nun da senden razı olduğu halde! Artık kullarımın arasına gir, cennetime gir!"</span></span> (Fecr Suresi, 89:27-30)</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özellikleri:</span></span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tam Teslimiyet:</span></span> Allah’ın takdirine kayıtsız şartsız rıza gösterir, her durumda "hoşnutluk" (rıza hali) içindedir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dünya Bağlarından Kurtulma:</span></span> Mal, şöhret gibi geçici arzuların esiri olmaz; elindekileri Allah yolunda kullanır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sürekli Zikir Hali:</span></span> Kalp, daima Allah’ı anar; ibadetler şekilcilikten uzak, deruni bir hal alır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Korku ve Ümit Dengesi:</span></span> Allah’ın gazabından korkmakla birlikte, rahmetinden ümit kesmez.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manevi Ferahlık:</span></span> İçinde sıkıntı, huzursuzluk kalmaz; "kalp rahatlığı" (itminan) hasıl olur.</span><br />
</li>
</ol>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bu Mertebeye Nasıl Ulaşılır?</span></span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Mülhimeyi Aşmak:</span></span> İlham alan nefsin ardından, nefsi tamamen Allah’a teslim etmek.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tevekkül ve Rıza:</span></span> Her durumda "Allah’tan gelen hoştur" diyebilmek.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Şükür ve Sabır:</span></span> Nimetlere şükür, belalara sabırla yaklaşmak.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Mürşid Terbiyesi:</span></span> Bu yüksek mertebe, genellikle bir mürşid-i kâmilin rehberliği olmadan zor ulaşılır bir haldir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fenâ Fillah:</span></span> Benlik duygusunun erimesi ve Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmak.</span><br />
</li>
</ol>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Mutmainne’nin Alametleri</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dünya Metaına İlgisizlik:</span></span> Mal-mülk sevgisi yerine infak ve paylaşma ağır basar.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ölüm Korkusunun Azalması:</span></span> Ölüm, "sevgiliye kavuşma" olarak görülür.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Gizli ve Açık İbadet Aşkı:</span></span> Namaz, oruç gibi ibadetler bir yük değil, zevk haline gelir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İnsanlara Karşı Şefkat:</span></span> Kin, kibir gibi duygular yerine merhamet ve tevazu hâkim olur.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Nefs-i mutmainneden sonra daha yüksek makamlar gelir:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Radiye</span></span> (Razı olmuş nefs)</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Mardiyye</span></span> (Razı edilmiş nefs)</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Safiyye</span> </span>(Arınmış nefs)</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Örnek:</span></span><br />
Hz. Yusuf’un zindanda sabırla geçirdiği yıllar, Hz. Meryem’in iffetli duruşu veya Ashab-ı Kiram’ın Allah yolunda gösterdikleri teslimiyet, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">nefs-i mutmainne</span></span> örneklerindendir.</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Uyarı:</span></span> Bu mertebe, "günahsızlık" değil, nefsin dizginlenip Allah’a yönelmesidir. Kişi hata yapabilir, ancak hemen tövbe eder.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Mutmainne Nedir? Tam Teslimiyet ile iman Eden Nefsin Makamı Nedir? Denilince</span></span><br />
<br />
Mürid hak yolcusu salik, eğer mülhimeden dahada ileriye geçebilirse, artik ilhamdan öteye geçen nefis,  artik hücreleri ve atomlari ile, yani melekler ile devamli kontakt halindedir. Ve artik atomlarin nedensiz  niçinsiz Allahin emrine itaat halinde olduklarini anlayinca, yani bir ordunun askerleri, ona emredileni yapmakla sorumlu olduklari gibi, komutan hücüm diyorsa hücüm, bekle diyorsa bekle, onlar sadece sürücü kuvvetin emrindeki meleker ordusudur. ve örnegin bir gözlük, onun sahibi onu taktiği müddetçe, numarasi oldugu derece ile göze yardimci olmakla sorumludur, onun, bunun ilerisine geçme veya, gerisine kalma yetkisi yok. bir adim ileride atamaz bir adim geridede kalamaz. İnsanda melekliği öğrenince, onun icin artik cennet ümidi, cehennem korkusu bitmişdir . dilerse Allah cennetine koyar, dilerse cehennemine, önemli olan onun rizasidir. Yani emre itat etmek mühim olandir. emre itaat ettikden sonra, onun sahibi onu istediği heryerde kullanabilir. ve Allah adildir ki elbet gözüne takilcak gözlüğü afedesin götünde kiçda tuvalet kağidi olarak kullanmaz, ve gerektiği yerde kullanir. Amma olurki sen gözlük isen gözlüğü silah olarak kullanir,  olurda şifa olarak kullanir olurda süs için kullanir velhasil kelam.  ve gözlük gibi olan için, şayet bir kolu kirilsa ve kolumun birini kirdida neden kirdi? niçin kirdi olamaz ? kirildi ise kirilmişdir ve mehdi dahi bir kolu  yerinden çikikdir, ve nedensizdir onun nedenini hak Teala bilir.<br />
Umumi sebebleri  ve külli sebebler olarak sebebleri vardir. Sebebi kül hak ilmindedir. insanlar ise düşdüm burkuldu gibi sebeblerin  bilir. düşdüm amma neden kirildi? amma neden onu Allah bilir. yani nedensiz niçinsiz imana  mutmain iman denilir. yani Rabbine tam teslimiyet ile teslim olmuş ölü yikaciyinin elindeki ölü gibi, neyanna çevirirse oyanna döner, itiraz edebilcek bir cani olmayan, ruh halindeki insan yani.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
Kar©glan<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 20.08.2021 Cuma<br />
<br />
Original Kar©glan</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Mutmainne Nedir? Tam Teslimiyet ile iman Eden Nefsin Makamı Nedir?</span></span><br />
<br />
Öncelikle Nefis demek, Vücut Denilen Araba veya Motoru süren sürücü, şoför Manasındadır. Bu Motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilcek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için, önce terbiyet edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gekekir. Burada islamın şartları olan namaz ve oruç devreye girer, ve işde oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, yani motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında, fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile yemek helal olan birşeye gem vurulur. Daha sonra cima ya (Cinsel birleşmeye) gem vurulur, yani frene basması öğenilir. Bunu öğrenince, artık insan islamın haram ve yasak dediği durumlarda, frene basıp nefis atının gemini çekerek, gerektiğinde onu durdurur.  Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiyet ehli olur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Mutmainne (Huzura Ermiş Nefs) Nedir?</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i mutmainne</span></span>, tasavvufta nefsin en olgun mertebelerinden biridir ve "Allah’a teslim olup huzura eren nefs" anlamına gelir. Bu aşamadaki kişi, dünyevi kaygılardan kurtulmuş, ilahi rızaya tamamen yönelmiş ve içsel bir sükûnete ulaşmıştır. Kur'an'da bu mertebeye şöyle hitap edilir:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Ey huzura ermiş nefs! Rabbine dön, O’ndan razı, O’nun da senden razı olduğu halde! Artık kullarımın arasına gir, cennetime gir!"</span></span> (Fecr Suresi, 89:27-30)</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özellikleri:</span></span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tam Teslimiyet:</span></span> Allah’ın takdirine kayıtsız şartsız rıza gösterir, her durumda "hoşnutluk" (rıza hali) içindedir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dünya Bağlarından Kurtulma:</span></span> Mal, şöhret gibi geçici arzuların esiri olmaz; elindekileri Allah yolunda kullanır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sürekli Zikir Hali:</span></span> Kalp, daima Allah’ı anar; ibadetler şekilcilikten uzak, deruni bir hal alır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Korku ve Ümit Dengesi:</span></span> Allah’ın gazabından korkmakla birlikte, rahmetinden ümit kesmez.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Manevi Ferahlık:</span></span> İçinde sıkıntı, huzursuzluk kalmaz; "kalp rahatlığı" (itminan) hasıl olur.</span><br />
</li>
</ol>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Bu Mertebeye Nasıl Ulaşılır?</span></span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Mülhimeyi Aşmak:</span></span> İlham alan nefsin ardından, nefsi tamamen Allah’a teslim etmek.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tevekkül ve Rıza:</span></span> Her durumda "Allah’tan gelen hoştur" diyebilmek.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Şükür ve Sabır:</span></span> Nimetlere şükür, belalara sabırla yaklaşmak.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Mürşid Terbiyesi:</span></span> Bu yüksek mertebe, genellikle bir mürşid-i kâmilin rehberliği olmadan zor ulaşılır bir haldir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fenâ Fillah:</span></span> Benlik duygusunun erimesi ve Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmak.</span><br />
</li>
</ol>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Mutmainne’nin Alametleri</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Dünya Metaına İlgisizlik:</span></span> Mal-mülk sevgisi yerine infak ve paylaşma ağır basar.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ölüm Korkusunun Azalması:</span></span> Ölüm, "sevgiliye kavuşma" olarak görülür.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Gizli ve Açık İbadet Aşkı:</span></span> Namaz, oruç gibi ibadetler bir yük değil, zevk haline gelir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İnsanlara Karşı Şefkat:</span></span> Kin, kibir gibi duygular yerine merhamet ve tevazu hâkim olur.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">Nefs-i mutmainneden sonra daha yüksek makamlar gelir:</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Radiye</span></span> (Razı olmuş nefs)</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Mardiyye</span></span> (Razı edilmiş nefs)</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Safiyye</span> </span>(Arınmış nefs)</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Örnek:</span></span><br />
Hz. Yusuf’un zindanda sabırla geçirdiği yıllar, Hz. Meryem’in iffetli duruşu veya Ashab-ı Kiram’ın Allah yolunda gösterdikleri teslimiyet, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">nefs-i mutmainne</span></span> örneklerindendir.</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Uyarı:</span></span> Bu mertebe, "günahsızlık" değil, nefsin dizginlenip Allah’a yönelmesidir. Kişi hata yapabilir, ancak hemen tövbe eder.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Mutmainne Nedir? Tam Teslimiyet ile iman Eden Nefsin Makamı Nedir? Denilince</span></span><br />
<br />
Mürid hak yolcusu salik, eğer mülhimeden dahada ileriye geçebilirse, artik ilhamdan öteye geçen nefis,  artik hücreleri ve atomlari ile, yani melekler ile devamli kontakt halindedir. Ve artik atomlarin nedensiz  niçinsiz Allahin emrine itaat halinde olduklarini anlayinca, yani bir ordunun askerleri, ona emredileni yapmakla sorumlu olduklari gibi, komutan hücüm diyorsa hücüm, bekle diyorsa bekle, onlar sadece sürücü kuvvetin emrindeki meleker ordusudur. ve örnegin bir gözlük, onun sahibi onu taktiği müddetçe, numarasi oldugu derece ile göze yardimci olmakla sorumludur, onun, bunun ilerisine geçme veya, gerisine kalma yetkisi yok. bir adim ileride atamaz bir adim geridede kalamaz. İnsanda melekliği öğrenince, onun icin artik cennet ümidi, cehennem korkusu bitmişdir . dilerse Allah cennetine koyar, dilerse cehennemine, önemli olan onun rizasidir. Yani emre itat etmek mühim olandir. emre itaat ettikden sonra, onun sahibi onu istediği heryerde kullanabilir. ve Allah adildir ki elbet gözüne takilcak gözlüğü afedesin götünde kiçda tuvalet kağidi olarak kullanmaz, ve gerektiği yerde kullanir. Amma olurki sen gözlük isen gözlüğü silah olarak kullanir,  olurda şifa olarak kullanir olurda süs için kullanir velhasil kelam.  ve gözlük gibi olan için, şayet bir kolu kirilsa ve kolumun birini kirdida neden kirdi? niçin kirdi olamaz ? kirildi ise kirilmişdir ve mehdi dahi bir kolu  yerinden çikikdir, ve nedensizdir onun nedenini hak Teala bilir.<br />
Umumi sebebleri  ve külli sebebler olarak sebebleri vardir. Sebebi kül hak ilmindedir. insanlar ise düşdüm burkuldu gibi sebeblerin  bilir. düşdüm amma neden kirildi? amma neden onu Allah bilir. yani nedensiz niçinsiz imana  mutmain iman denilir. yani Rabbine tam teslimiyet ile teslim olmuş ölü yikaciyinin elindeki ölü gibi, neyanna çevirirse oyanna döner, itiraz edebilcek bir cani olmayan, ruh halindeki insan yani.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
Kar©glan<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 20.08.2021 Cuma<br />
<br />
Original Kar©glan</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tasavvufda Nefs-i Radiye (Razı Olmuş Nefs) Nedir?]]></title>
			<link>http://yamanboard.w4f.eu/showthread.php?tid=17</link>
			<pubDate>Sun, 08 Mar 2026 22:09:29 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="http://yamanboard.w4f.eu/member.php?action=profile&uid=2">YamanTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://yamanboard.w4f.eu/showthread.php?tid=17</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Raziye Nedir? Pişmanliklari Olmayan Nefsin Makamı Nedir?</span></span><br />
<br />
Öncelikle Nefis demek, Vücut Denilen Araba veya Motoru süren sürücü, şoför Manasındadır. Bu Motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilcek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için, önce terbiyet edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gekekir. Burada islamın şartları olan namaz ve oruç devreye girer, ve işde oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, yani motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında, fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile yemek helal olan birşeye gem vurulur. Daha sonra cima ya (Cinsel birleşmeye) gem vurulur, yani frene basması öğenilir. Bunu öğrenince, artık insan islamın haram ve yasak dediği durumlarda, frene basıp nefis atının gemini çekerek, gerektiğinde onu durdurur.  Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiyet ehli olur. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Radiye (Razı Olmuş Nefs) Nedir?</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i radiye</span></span>, tasavvufta nefsin <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">mutmainne</span></span> mertebesinden sonra gelen daha yüksek bir makamdır. Bu aşamada kişi, Allah'ın her türlü takdirine tam anlamıyla razı olmuş, ilahi hükümleri içtenlikle benimsemiş ve kaderine şükürle yaklaşan bir hale ulaşmıştır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">? Kur'an'da İşaret Edilen Ayet:</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Ey mutmain nefs! Rabbine dön, O’ndan razı, O’nun da senden razı olduğu halde!"</span></span> *(Fecr Suresi, 89:27-28)*<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Bu ayet, nefs-i mutmainne ve radiye arasındaki geçişe de işaret eder.)</span><br />
</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">? Nefs-i Radiye'nin Özellikleri:</span></span><br />
</span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kesin Teslimiyet (Taslim):</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Artık "Niye bu başıma geldi?" sorusu kalmaz.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Musibetlerde bile "Rabbim bunu bana hayırlı kıldı" inancı yerleşir.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tam Bir Rıza Hali:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Allah’ın verdiği her şey (nimet, imtihan, mahrumiyet) kayıtsız şartsız kabul edilir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Hz. Yakub’un (a.s.) <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Güzel sabır</span>"</span> (<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">sabr-ı cemil</span>) tavrı bu mertebenin örneğidir.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İbadetlerde Derinlik:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Namaz, zikir gibi ameller sadece bir görev değil, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">aşk ve şevk</span></span> ile yapılır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">İbadetlerde riya (gösteriş) endişesi kalmaz.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dünyaya Karşı İlgisizlik:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Mal, makam gibi geçici şeyler hiçbir zaman kalbi meşgul etmez.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Elindekini verir, olmayana üzülmez</span>"</span> hali oluşur.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Allah’ın Rızasını Aramak:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">İnsanların övgü/yergisi önemsizleşir, sadece Allah’ın hoşnutluğu hedeflenir.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ol>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">?️ Nefs-i Radiye’ye Nasıl Ulaşılır?</span></span><br />
</span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Mutmainneyi Tam Olgunlaştırmak:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Önce nefsin huzura ermesi (<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">mutmainne</span>) gerekir.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaderin Sırlarını Anlamak:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Her olayın ardında bir <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">hikmet</span></span> olduğunu idrak etmek.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Şükür ve Sabır Dengesi:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Nimete şükür, belaya sabırla yaklaşmak.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Mürşid Terbiyesi:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu mertebe, çoğunlukla bir mürşid-i kâmilin rehberliğiyle kazanılır.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Fenâ ve Bekâ Süreci:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kişinin benliği (<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">ene</span>) erir, Allah’ın iradesiyle hareket eder.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ol>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">? Nefs-i Radiye’den Sonraki Makamlar:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Mardiyye</span></span> (Allah’ın razı olduğu nefs)</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Safiyye</span></span> (Tertemiz nefs)</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Bu makamlar, <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">insan-ı kâmil</span>" </span>olma yolundaki son basamaklardır.)</span><br />
</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">? Önemli Uyarı:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Razı olmak" pasiflik değildir!</span></span> Kişi elinden geleni yapar, sonucu Allah’a bırakır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Günah işlemeye devam etmez!</span></span> Bu mertebedeki bir kul, artık bilerek günaha düşmez.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Örnek:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hz. Ebu Bekir’in (r.a.) "Allah bana yeter, O ne güzel vekildir"</span></span> (<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Hasbiyallahu ve ni’mel vekîl</span>) sözü, nefs-i radiye halinin zirve örneğidir.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Raziye Nedir? Pişmanliklari Olmayan Nefsin Makamı Nedir? Denilince</span></span><br />
<br />
Nefsi Mutmainneden daha yüksek makama çikarsa bir nefis, artik  Rabbinin onun için yazdiği, kaderinde yaşadiği hiçbirşeyin tesadüfen  değil, bilinçli bir kader çizimi olduğu, ve her yaşananin bir sebebinin  olduğunu anlamaya başlar.    Hani Hz Musa ile Hz HIZIR yolculuk ederlerken    Musa HIZIRIN Gemiyi deldiğini görünce, ona razi gelmedi, ve dedi  bu gemiyi niye deliyon dedi, bak bunlar bizi gemiye aldi zaten fakirler  falan filan,    HIZIR dedi bir canin gitti, sana bana karişma dedim dedi,    sonra ikinci olay HIZIR çocuğu öldürdü, hemen itiraz etdi Bu  çocuk günahsiz sabi dedi, sen bunu niye öldürüyon, hadi büyük günah  işlemiş suçlu biri olsa, neyse dedi.    Hizir dedi ikinci caninda gitdi, sana bana karişma dedim dedi,    Ve üçüncü olay oldu bir köye gitdiler, o köylü onlara iltifat  etmedi, yiyecek ekmek dahi vermediler, fakat Hz. HIZIR yikilmak üzere  bir duvar gördü, ve o duvari ustalik edip yeniden yapip düzeltti.    yine musaya ters, bunlar iyi insanlar degil dedi, sen niye  bunlara yardim ediyon dedi, bari karşiliğinda yiyecek birşeyler  isteseydik dedi.    Ve HIZIR benim işlerime karişma dememişmiydim dedi, artik senin  benimle yolculuk edebilcek bir canin yok, Allah sana üç can verdiki, üç  caninda öldü malesef, artik yollarimiz ayrildi dedi, bundan sonra sen  beni göremezsin manasinda yani. ve dedi birinci olayin sebebi: çünkü  ortada dolaşan korsanlar veya devlet memurlari var, onlar sağlam  gemileri topluyorlar, ve ben o gemiyi hasarli yaptimki, onlar o gemiyi  almasinlar, ve bu korsanlar gemiye baktikdan sonra, gemi sahipleri  gemilerini tamir edip, tekrar calişip ekmeklerini kazanmaya devam  etsinler diye yaptim dedi.    ikinci olayda, çocuk büyüdüğü zaman çok kötü biri olcakdi, ve  anne babasinida günahkar yapicakdiki, onu öldürdümkü, Allah onlari daha  salih bir evlat ile, günaha girmekden koruyacak dedi.    ve üçüncü olay ise, o duvarin altinda bir hazine vardi, ve o  evde yetim veya öksüz çocuklar vardi ve o çocuklar daha küçük olduğu  için, eger duvar yikilirda hazine ortaya çikarsa, o çocuklara vermeyip  hazineyi başklari alicakdi, ben duvari yaptimki, çocuklar büyüyünce o  hazineyi, kendileri bulsun diye yaptim dedi.    ve musa anladiki kaza, bela, ceza, tokat, hepsinin bir sebebi  var. o zaman, Rahman abes iş işlemez anladi, sen hiziri görmezsin,  bilmezsin, musaya bile hizir ile gidebilcek, onu görebilcek, onun  yaptiklarina bakabilcek üç can verildi, üç cani ölünce dedi hizir, sen  dünyaya ben bu gizli aleme dedi. ve musa anladiki Rahmandan razi olmak  lazimmiş. her olan kaderin ve olayin bir sebebi, sebebin bile, bir başka  sebebi var, sebebin sebebinin bile bir başka sebebi var. yani  vaazlarimizdan birinde anlattiğimiz temizler temizlerdendir ve  temizler içindir, peki biber fidesinin altina ters gübresi dökdük, ve  biber o gübreyi yedi , pis gübreyi yedi, amma bize cillop gibi tertemiz  biber verdi, hani temizler temizlerdendi, hani avaramu fimi var ya,  hakimin çocuğuda hirsiz olabiliyor, nuhun bebeside kenan olabiliyormuş,  ve yine bir üste çik yine o ters gübre dediğin bir inegin yediği  tertemiz otlar idi, o yedi ve ayrildi ters oldu, hani pisdi, ters ot  iken tertemiz degilmiydi, yani her olayin binlerce versiyonlari var  kainatta, sen o kapi, bu, şu kapi hangi kapyi açdin. ve rahman abes işle  iştigal etmez, bunu bilirsen, kötü sandiğin bir olay gelirse başina  hamd et, iyi olay gelirse şükret, ve yoluna devam etki, hakktan razi  olan kul ol. ve maddeler bunun için metin ismini çekerler, ve hiç bir  madde, bitki, metin çektigi sürece bozulmaz ölmez diridir. ne zaman  ziikirden kesildi ölür. ve o yüzden bardak bardaklikdan memnundur,  zikrettiği müddetçe. ne zaman senin ondan razi olmadiğin onun kulağina  gitdi, üzülür ve metanetini kaybeder ve sen onu terkettikce, sevgin  bozuldukça,onun şükrünü eda etmedikçe, metaneti bozulur. ve sonunda  bitap düşer ve zikirden kesilir, ve zikirden kesilince, bir bardaksa  düşer kirilir, bir koyunsa kasap alip gidip keser, bir bitkiyse sahibi  gelir toplar alip gidip satar, biride alir yer, insan ise hasta olur  ölür gider. yani riza rahmandan razi olmakdir. şayet ecel için bile  çağiriyorsa, rahmana iman ve itaat etki, seni bir başka bahara götürmek  icin çağiriyor , yeni bir doğuma hazirlamak için verdigi ruh emanetini  geri cağiriyor, ve kaderine razi ol. ve artik ne zaman keşke şöyle  olsaydi, bu olmazdi, keşke böyle yapsaydim, bilmem doktur olurdum,  bilmem şöyle yapsaydim hakim olurdum deme, bilki bu gün ne oldunsa ne  başina geldiyse, senin için en iyisi o, birak keşkeleri ve rahmandan  razi ol kurtul.    Ne zaman keşkeleri birakdin, ve ikinci olarak hayatin tek şıklı  degil çok şıklı olduğunu anladin, ve bir kararda durmanin kör cahil  karari olduğunu anladin, ve eğer dünkü kararda kalsaydik, bu gün atomun  da parcalancağini bilmezdik, amma atom en kücük değil, ondan da kücükler  var deniyor bu gün, neden çünkü bir kararda saplanip kalmadilar, acaba  bölsek birşeyler vardimir deyince, araştirip buldular, yani cahil nefis  inatcidir, ve mesela illede elma isterin, illede şu kizi isterin diye  viyklar durur, o olmayinca muradim olmadi der. halbuki , Hz. Davuddan  ilmi ögrenen kurnaz şeytan, sana bir günah sunar hadi kumar oyna der,  sen kumar oynamammi dedin, o zaman içki iç der, onuda yapman dedin, o  zaman yalan söyle der, seçenek bol, yani sende şeytanla savaşmasini  öğrenceksen, sadece kurusıkı tüfekle savaşilmaycagini öğren, ve hayatta  başka seçeneklerin de oldugunu unutma, ve görelim mevla neyler neylerse  güzel eyler dedinmi, bilki sana riza veya raziye makami bir göz kirpti  demekdir, artik gir o kapidan ve makami marziyeye doğru yürü.    ve Hz Davud aleyhisselam, eğilmezin bükülmezin sanan, secde  etmiyon diyen, demir cibilliyatli şeytani ateşde kizidirip şekil veren,  egip büken ve ona başka seçeneklerin de olduğunu öğreten peygamber. Hz  Süleyman ise onu demir haliyle değil, bizzat şeytan haliyle caliştirip  başka seçenekerinde olduğunu öğreten peygamber. pirimiz Davud aşkina gir  ve eğilmezin bükülmezin sanan nefsini demir gibi kizdir, ve döve döve,  eğ bük ve davud gibi, o nefisden zencirler kalkanlar balkon bahçe  demirleri yap.  <br />
<br />
varabilirsen taaa oraya, MAKAMI RIZAYA ve RAZiYEYE, makamin mübarek olsun.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
Kar©glan<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 20.08.2021 Cuma<br />
<br />
Original Kar©glan<br />
</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Raziye Nedir? Pişmanliklari Olmayan Nefsin Makamı Nedir?</span></span><br />
<br />
Öncelikle Nefis demek, Vücut Denilen Araba veya Motoru süren sürücü, şoför Manasındadır. Bu Motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilcek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için, önce terbiyet edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gekekir. Burada islamın şartları olan namaz ve oruç devreye girer, ve işde oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, yani motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında, fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile yemek helal olan birşeye gem vurulur. Daha sonra cima ya (Cinsel birleşmeye) gem vurulur, yani frene basması öğenilir. Bunu öğrenince, artık insan islamın haram ve yasak dediği durumlarda, frene basıp nefis atının gemini çekerek, gerektiğinde onu durdurur.  Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiyet ehli olur. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Radiye (Razı Olmuş Nefs) Nedir?</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i radiye</span></span>, tasavvufta nefsin <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">mutmainne</span></span> mertebesinden sonra gelen daha yüksek bir makamdır. Bu aşamada kişi, Allah'ın her türlü takdirine tam anlamıyla razı olmuş, ilahi hükümleri içtenlikle benimsemiş ve kaderine şükürle yaklaşan bir hale ulaşmıştır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">? Kur'an'da İşaret Edilen Ayet:</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Ey mutmain nefs! Rabbine dön, O’ndan razı, O’nun da senden razı olduğu halde!"</span></span> *(Fecr Suresi, 89:27-28)*<br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Bu ayet, nefs-i mutmainne ve radiye arasındaki geçişe de işaret eder.)</span><br />
</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">? Nefs-i Radiye'nin Özellikleri:</span></span><br />
</span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kesin Teslimiyet (Taslim):</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Artık "Niye bu başıma geldi?" sorusu kalmaz.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Musibetlerde bile "Rabbim bunu bana hayırlı kıldı" inancı yerleşir.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tam Bir Rıza Hali:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Allah’ın verdiği her şey (nimet, imtihan, mahrumiyet) kayıtsız şartsız kabul edilir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Hz. Yakub’un (a.s.) <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Güzel sabır</span>"</span> (<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">sabr-ı cemil</span>) tavrı bu mertebenin örneğidir.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İbadetlerde Derinlik:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Namaz, zikir gibi ameller sadece bir görev değil, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">aşk ve şevk</span></span> ile yapılır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">İbadetlerde riya (gösteriş) endişesi kalmaz.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Dünyaya Karşı İlgisizlik:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Mal, makam gibi geçici şeyler hiçbir zaman kalbi meşgul etmez.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Elindekini verir, olmayana üzülmez</span>"</span> hali oluşur.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Allah’ın Rızasını Aramak:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">İnsanların övgü/yergisi önemsizleşir, sadece Allah’ın hoşnutluğu hedeflenir.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ol>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">?️ Nefs-i Radiye’ye Nasıl Ulaşılır?</span></span><br />
</span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Mutmainneyi Tam Olgunlaştırmak:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Önce nefsin huzura ermesi (<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">mutmainne</span>) gerekir.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaderin Sırlarını Anlamak:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Her olayın ardında bir <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">hikmet</span></span> olduğunu idrak etmek.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Şükür ve Sabır Dengesi:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Nimete şükür, belaya sabırla yaklaşmak.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Mürşid Terbiyesi:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu mertebe, çoğunlukla bir mürşid-i kâmilin rehberliğiyle kazanılır.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Fenâ ve Bekâ Süreci:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kişinin benliği (<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">ene</span>) erir, Allah’ın iradesiyle hareket eder.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ol>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">? Nefs-i Radiye’den Sonraki Makamlar:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Mardiyye</span></span> (Allah’ın razı olduğu nefs)</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Safiyye</span></span> (Tertemiz nefs)</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Bu makamlar, <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">insan-ı kâmil</span>" </span>olma yolundaki son basamaklardır.)</span><br />
</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">? Önemli Uyarı:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Razı olmak" pasiflik değildir!</span></span> Kişi elinden geleni yapar, sonucu Allah’a bırakır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Günah işlemeye devam etmez!</span></span> Bu mertebedeki bir kul, artık bilerek günaha düşmez.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Örnek:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hz. Ebu Bekir’in (r.a.) "Allah bana yeter, O ne güzel vekildir"</span></span> (<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Hasbiyallahu ve ni’mel vekîl</span>) sözü, nefs-i radiye halinin zirve örneğidir.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Raziye Nedir? Pişmanliklari Olmayan Nefsin Makamı Nedir? Denilince</span></span><br />
<br />
Nefsi Mutmainneden daha yüksek makama çikarsa bir nefis, artik  Rabbinin onun için yazdiği, kaderinde yaşadiği hiçbirşeyin tesadüfen  değil, bilinçli bir kader çizimi olduğu, ve her yaşananin bir sebebinin  olduğunu anlamaya başlar.    Hani Hz Musa ile Hz HIZIR yolculuk ederlerken    Musa HIZIRIN Gemiyi deldiğini görünce, ona razi gelmedi, ve dedi  bu gemiyi niye deliyon dedi, bak bunlar bizi gemiye aldi zaten fakirler  falan filan,    HIZIR dedi bir canin gitti, sana bana karişma dedim dedi,    sonra ikinci olay HIZIR çocuğu öldürdü, hemen itiraz etdi Bu  çocuk günahsiz sabi dedi, sen bunu niye öldürüyon, hadi büyük günah  işlemiş suçlu biri olsa, neyse dedi.    Hizir dedi ikinci caninda gitdi, sana bana karişma dedim dedi,    Ve üçüncü olay oldu bir köye gitdiler, o köylü onlara iltifat  etmedi, yiyecek ekmek dahi vermediler, fakat Hz. HIZIR yikilmak üzere  bir duvar gördü, ve o duvari ustalik edip yeniden yapip düzeltti.    yine musaya ters, bunlar iyi insanlar degil dedi, sen niye  bunlara yardim ediyon dedi, bari karşiliğinda yiyecek birşeyler  isteseydik dedi.    Ve HIZIR benim işlerime karişma dememişmiydim dedi, artik senin  benimle yolculuk edebilcek bir canin yok, Allah sana üç can verdiki, üç  caninda öldü malesef, artik yollarimiz ayrildi dedi, bundan sonra sen  beni göremezsin manasinda yani. ve dedi birinci olayin sebebi: çünkü  ortada dolaşan korsanlar veya devlet memurlari var, onlar sağlam  gemileri topluyorlar, ve ben o gemiyi hasarli yaptimki, onlar o gemiyi  almasinlar, ve bu korsanlar gemiye baktikdan sonra, gemi sahipleri  gemilerini tamir edip, tekrar calişip ekmeklerini kazanmaya devam  etsinler diye yaptim dedi.    ikinci olayda, çocuk büyüdüğü zaman çok kötü biri olcakdi, ve  anne babasinida günahkar yapicakdiki, onu öldürdümkü, Allah onlari daha  salih bir evlat ile, günaha girmekden koruyacak dedi.    ve üçüncü olay ise, o duvarin altinda bir hazine vardi, ve o  evde yetim veya öksüz çocuklar vardi ve o çocuklar daha küçük olduğu  için, eger duvar yikilirda hazine ortaya çikarsa, o çocuklara vermeyip  hazineyi başklari alicakdi, ben duvari yaptimki, çocuklar büyüyünce o  hazineyi, kendileri bulsun diye yaptim dedi.    ve musa anladiki kaza, bela, ceza, tokat, hepsinin bir sebebi  var. o zaman, Rahman abes iş işlemez anladi, sen hiziri görmezsin,  bilmezsin, musaya bile hizir ile gidebilcek, onu görebilcek, onun  yaptiklarina bakabilcek üç can verildi, üç cani ölünce dedi hizir, sen  dünyaya ben bu gizli aleme dedi. ve musa anladiki Rahmandan razi olmak  lazimmiş. her olan kaderin ve olayin bir sebebi, sebebin bile, bir başka  sebebi var, sebebin sebebinin bile bir başka sebebi var. yani  vaazlarimizdan birinde anlattiğimiz temizler temizlerdendir ve  temizler içindir, peki biber fidesinin altina ters gübresi dökdük, ve  biber o gübreyi yedi , pis gübreyi yedi, amma bize cillop gibi tertemiz  biber verdi, hani temizler temizlerdendi, hani avaramu fimi var ya,  hakimin çocuğuda hirsiz olabiliyor, nuhun bebeside kenan olabiliyormuş,  ve yine bir üste çik yine o ters gübre dediğin bir inegin yediği  tertemiz otlar idi, o yedi ve ayrildi ters oldu, hani pisdi, ters ot  iken tertemiz degilmiydi, yani her olayin binlerce versiyonlari var  kainatta, sen o kapi, bu, şu kapi hangi kapyi açdin. ve rahman abes işle  iştigal etmez, bunu bilirsen, kötü sandiğin bir olay gelirse başina  hamd et, iyi olay gelirse şükret, ve yoluna devam etki, hakktan razi  olan kul ol. ve maddeler bunun için metin ismini çekerler, ve hiç bir  madde, bitki, metin çektigi sürece bozulmaz ölmez diridir. ne zaman  ziikirden kesildi ölür. ve o yüzden bardak bardaklikdan memnundur,  zikrettiği müddetçe. ne zaman senin ondan razi olmadiğin onun kulağina  gitdi, üzülür ve metanetini kaybeder ve sen onu terkettikce, sevgin  bozuldukça,onun şükrünü eda etmedikçe, metaneti bozulur. ve sonunda  bitap düşer ve zikirden kesilir, ve zikirden kesilince, bir bardaksa  düşer kirilir, bir koyunsa kasap alip gidip keser, bir bitkiyse sahibi  gelir toplar alip gidip satar, biride alir yer, insan ise hasta olur  ölür gider. yani riza rahmandan razi olmakdir. şayet ecel için bile  çağiriyorsa, rahmana iman ve itaat etki, seni bir başka bahara götürmek  icin çağiriyor , yeni bir doğuma hazirlamak için verdigi ruh emanetini  geri cağiriyor, ve kaderine razi ol. ve artik ne zaman keşke şöyle  olsaydi, bu olmazdi, keşke böyle yapsaydim, bilmem doktur olurdum,  bilmem şöyle yapsaydim hakim olurdum deme, bilki bu gün ne oldunsa ne  başina geldiyse, senin için en iyisi o, birak keşkeleri ve rahmandan  razi ol kurtul.    Ne zaman keşkeleri birakdin, ve ikinci olarak hayatin tek şıklı  degil çok şıklı olduğunu anladin, ve bir kararda durmanin kör cahil  karari olduğunu anladin, ve eğer dünkü kararda kalsaydik, bu gün atomun  da parcalancağini bilmezdik, amma atom en kücük değil, ondan da kücükler  var deniyor bu gün, neden çünkü bir kararda saplanip kalmadilar, acaba  bölsek birşeyler vardimir deyince, araştirip buldular, yani cahil nefis  inatcidir, ve mesela illede elma isterin, illede şu kizi isterin diye  viyklar durur, o olmayinca muradim olmadi der. halbuki , Hz. Davuddan  ilmi ögrenen kurnaz şeytan, sana bir günah sunar hadi kumar oyna der,  sen kumar oynamammi dedin, o zaman içki iç der, onuda yapman dedin, o  zaman yalan söyle der, seçenek bol, yani sende şeytanla savaşmasini  öğrenceksen, sadece kurusıkı tüfekle savaşilmaycagini öğren, ve hayatta  başka seçeneklerin de oldugunu unutma, ve görelim mevla neyler neylerse  güzel eyler dedinmi, bilki sana riza veya raziye makami bir göz kirpti  demekdir, artik gir o kapidan ve makami marziyeye doğru yürü.    ve Hz Davud aleyhisselam, eğilmezin bükülmezin sanan, secde  etmiyon diyen, demir cibilliyatli şeytani ateşde kizidirip şekil veren,  egip büken ve ona başka seçeneklerin de olduğunu öğreten peygamber. Hz  Süleyman ise onu demir haliyle değil, bizzat şeytan haliyle caliştirip  başka seçenekerinde olduğunu öğreten peygamber. pirimiz Davud aşkina gir  ve eğilmezin bükülmezin sanan nefsini demir gibi kizdir, ve döve döve,  eğ bük ve davud gibi, o nefisden zencirler kalkanlar balkon bahçe  demirleri yap.  <br />
<br />
varabilirsen taaa oraya, MAKAMI RIZAYA ve RAZiYEYE, makamin mübarek olsun.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
Kar©glan<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 20.08.2021 Cuma<br />
<br />
Original Kar©glan<br />
</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tasavvufda Nefs-i Mardiyye (Allah'ın Razı Olduğu Nefs) Nedir?]]></title>
			<link>http://yamanboard.w4f.eu/showthread.php?tid=16</link>
			<pubDate>Sun, 08 Mar 2026 22:08:50 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="http://yamanboard.w4f.eu/member.php?action=profile&uid=2">YamanTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://yamanboard.w4f.eu/showthread.php?tid=16</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Marziye Nedir?  Allahın Razı Olduğu Nefsin Makamı Nedir?</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Senin Razı Olduğun Değil!!)</span><br />
<br />
<br />
Öncelikle Nefis demek, Vücut Denilen Araba veya Motoru süren sürücü, şoför Manasındadır. Bu Motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilcek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için, önce terbiyet edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gekekir. Burada islamın şartları olan namaz ve oruç devreye girer, ve işde oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, yani motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında, fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile yemek helal olan birşeye gem vurulur. Daha sonra cima ya (Cinsel birleşmeye) gem vurulur, yani frene basması öğenilir. Bunu öğrenince, artık insan islamın haram ve yasak dediği durumlarda, frene basıp nefis atının gemini çekerek, gerektiğinde onu durdurur.  Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiyet ehli olur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Mardiyye (Allah'ın Razı Olduğu Nefs) Nedir?</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i mardiyye</span></span>, tasavvufta nefs mertebelerinin en yüksek basamaklarından biridir ve "Allah'ın kendisinden razı olduğu nefs" anlamına gelir. Bu makam, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">nefs-i radiye</span></span> (Allah'a razı olmuş nefs) mertebesinin bir üst aşamasıdır. Artık yalnızca kul Allah'tan razı değildir, Allah da ondan razıdır. Bu, Kur'an'da şöyle ifade edilir:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Ey huzura ermiş nefs! Rabbine dön, O’ndan razı, O’nun da senden razı olduğu halde!"</span></span> *(Fecr Suresi, 89:27-30)*<br />
</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">? Nefs-i Mardiyye'nin Özellikleri:</span></span><br />
</span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Allah'ın Rızasına Mazhar Olma:</span></span><br />
<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kul, Allah'ın sevdiği ve razı olduğu bir kulluk mertebesine ulaşmıştır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Amelleri, ihlâs ve samimiyetle yapar; riya, kibir gibi gizli hastalıklardan tamamen arınmıştır.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İlâhî Ahlakla Ahlaklanma:</span></span><br />
<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Allah'ın ahlakıyla ahlaklanın"</span></span> hadisine uygun bir yaşam sürer.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Merhamet, sabır, tevazu, cömertlik gibi sıfatlar artık onun tabiatı haline gelmiştir.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Fenâ Fillah ve Bekâ Billah:</span></span><br />
<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Benlik duygusu (ene) tamamen silinmiş, Allah'ın iradesiyle hareket eder.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Attığın zaman sen atmadın, Allah attı"</span></span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Enfal Suresi, 8:17)</span> ayetindeki sırra erer.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Korku ve Ümit Dengesi:</span></span><br />
<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Allah'ın rahmetinden ümit kesmez, ama azabından da emin olmaz.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Onlar, ne cennet için çalışır ne de cehennemden kaçarlar; sadece Allah'ın sevgisi için yaşarlar."</span></span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Tasavvufî bir ifade)</span></span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İnsan-ı Kâmil Mertebesine Yakınlık:</span></span><br />
<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu makam, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"insan-ı kâmil"</span></span> (olgun insan) olma yolunda son basamaklardan biridir.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ol>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">?️ Nefs-i Mardiyye’ye Nasıl Ulaşılır?</span></span><br />
</span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Radiye’yi Tamamlamak:</span></span><br />
<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Önce Allah'ın takdirine tam rıza göstermek gerekir.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İhlâsı Zirvede Tutmak:</span></span><br />
<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Amellerde sadece Allah'ın rızasını gözetmek.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Mürşid-i Kâmilin Terbiyesi:</span></span><br />
<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu mertebe, ancak gerçek bir mürşidin rehberliğiyle mümkündür.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikir ve Fikir Dengesi:</span></span><br />
<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Sürekli zikir (Allah'ı anma) ve tefekkür (derin düşünce) ile kalbi diri tutmak.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hiçlik (Fenâ) Makamına Ulaşmak:</span></span><br />
<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Nefsin arzuları tamamen yok olur, kişi Allah'ın iradesinde erir.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ol>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">? Nefs-i Mardiyye’den Sonraki Makam:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Safiyye</span></span> (Tertemiz nefs):<br />
<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kalp, adeta bir ayna gibi ilâhî tecellileri yansıtır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu mertebe, peygamberler ve velilerin ulaştığı son makamlardandır.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ul>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">? Önemli Uyarılar:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Allah'ın razı olduğu" ifadesi, kişinin kendini beğenmesine yol açmamalıdır!</span></span><br />
<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu makamdaki kul, kendini daima kusurlu görür.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Günah işlemez, ama "günahsızım" demez!</span></span><br />
<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İhsan</span>"</span> (Allah'ı görür gibi ibadet etmek) şuuruyla yaşar.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Örnekler:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz. Ebubekir'in (r.a.) "Sıddîk"</span></span> (dosdoğru) olarak anılması.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hz. Mevlânâ'nın "Hamdım, piştim, yandım"</span></span> sözünde ifade ettiği kemâl hali.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Marziye Nedir?  Allahın Razı Olduğu Nefsin Makamı Nedir? denilince</span></span><br />
<br />
Nefsi Raziyeye Yükselmiş bir nefis artik, Rabbimizin her yarattiginin kader cizgisinde dogru ve hak olan oldgunu anlamaya başlar, ve keşkelerini birakirsa, ve sebeblerde bogulmaz ise , artik onun melekleri anlamaya başladigi zaman, nefsi Marziyeye adim atmiş olur. ve hayatta seceneklerin bol oldgunu anlamasi, ve kör cahil gibi bir kararda diretmemsi gerektigini anlayinca yine marziyede yol almaya başlar.<br />
Ve dinimiz bize meleklerin yemedigini, icmedigini, tuvaletde yapmadiklarini, ve cinsi münaasebettede bulunmadiklarini bildirir. ve böyle olunca dünyamizda bunu yapabilen canlilara bizler elmentler diyoruz. ve atomlar ve elementler canlidirlar, iclerinde hareket halinde olmalarina ragmen, elektronlarin atomun cekirdegi etrafinda dönme hizlari, onlarin katimi sivimi oldugunu belli eder. hizli dönen elektronlar, onlari sert yapar, icine başka cisimilerin girmesine onlarin hizli dönmeleri sebebiyle engeller. aynen bir pervanenin saniyede 300 bin döndügünü düşün, ve sanki pervanenin boşluklari olmadigini, ve sanki yuvarlak bir zil ve tek bir parca dönüyormuş gibi, onun menzilinde katman oluşur. ve o icine başka bir şeyin girmesine müsade etmez. işde elektronlarin hizida yogunluguda bizim elementleri kati sert veya sivi yumuşak veyahutta gaz diye atfetmemize sebeb olur.<br />
ve işde bu melekler ordusu, bizim sesimizi duyar anlar,duruma göre hareket ederler . ve göz denen canli organizmasinda 300 veya 300 bin tane melek görevli oldugu bilinmekde yani göz 300 bin parcadan oluşuyor. ve canli organizmalar moleküler yapilardan oluşmakda, yani molekül bir kac atom cinsinin biribiriyle kurdugu fiziksel baglara molekül diyoruz. ve moleküller ise yedigimiz icdigimiz yiyeceklerden alinan, öz maddelerden imbiklenen atom parcaciklarinin, özel bir formül ile, yaptiklari moleküler baglar. ve o elementler göz denen moleküler yapiyi oluşturunca, görme sinyallerini algilayip, beyine sinir sistemi yoluyla göndermekde, ve beyinde ise, o görüntü hakkindaki bütün veriler ile, ona karşi yapilcak hareket ve ve davrarniş hakkinda, bir karar verilir.<br />
işde meleklik vasfi bu elementlerle algilanabilcegi icin, mesela su molekülünün kaynama noktasi 100 °C ve Demirin 1500 °C ler arasinda. ve insanda, ya meleklige dogru gider, yahut cin ve şeytanliga dogru. ve şeytanin maddesi demir ve ona yakin maddeler, işde o “galu bela da” secde etmeyecegini iddia eden yapi yani, egilmen bükülmen diyen yapi, demir gibi sert, işlenebilmesi ve yararli hale getirebilmesi icin, isitilmasi, ateşe tabi tutulmasi gereken yapi, ve ateşe maruz kalip kaynama noktasi degil amma, yüksek derecede isininica, işde onu egip büküp şekil verilir. ve demirciler işde, ona egilip bükülebilcegini ögreten, ve onu terbiyet eden, aynen at terbiyecisinin, atin sirtina eger vurdugu gibi, demir tebiyecisi bir demircide, demire şekil vermek ici, onu isitip kizdirir, ve kizan demir yumuşar, ve dövüle dövüle şekil alir. yahut dökme demir gibi 1150 °C derecelerdeki demir kaynama ergime noktasina varmiş olur, ve sivi hale gecer, ve sivi haldeki demirde kaliplara dökülerek, onun yararli bir kaliba şekle girip, insanin hizmetine verilcek birer, mesala mazgal demirleri gibi, veyahut kalorifer demirleri gibi, şekillerdeki yararli degişik demir kaliplarina dökülerek, işde insanlarin hizmetine girer. ve nasil at üstüne eger vurulunca, evcil olup hizmet ederse, demir dahi, demircilerin elinde teerbiyet olup, insanlarin hizmetine girer, ve işe yarar hale gelir.<br />
<br />
Allahü Teala Adem Atamizi yarattiktan sonra, bütün herkese, benim halifeme secde edin dedi. o secde Adem Atamizin taşidigi Muhammed A.S min nurunaydi. yaratilişdan bu yana melekut, ceberut, lahut ve islam olanlar o nura tavaf ederler, o secdenin simgesi amma, iblis müstesna. iste iblis secde etmedi Adem Atamiza, bütün melekut ve digerlerini secdesi rabbimizin ilminde gün hesabiyla beşyüz sene sürdü, iblis lanetli herkes secdeye varirken ayakta beşyüz sene durdu kaldi. kibrinden her şeyi degişti, itaati isyana şekli şemali, melekligi herşeyi degişti, bu süre icinde hemde Adem Atamiza sirtini döndü. bir şeylere kizip sirtinizi dönmeyin insanlara, bu şeytan ahlakidir. Allahim inananlari şeytan aleyhillane ahlakindan uzak etsin.daha sonra mühlet aldi, ve cennette Havva annemizi kandirip, Bugdaydan yedirdi. bugday posali idi, Allahü Teala yasaklamişdi, bu yüzden yemeyin demişti, havva Annemizde Adem atamizi yaniltti, ikiside yediler, az sonra barsaklar calişdi ve defi hacet ihtiyaci hissettiler, Adem Atamiz aranmaya başladi, Allahü Teala Biliyordu fakat sordu Adem Atamiza, Adem Ne aranirsin , pislenecek yer, Allahü -Teala Adem Atamiza dedi, Cennette pislik olmaz, in dünyaya, oraya pislen. yani ey insan oglu dünya pislenme yeridir, defi hacet yeridir. burada mal mülk tutmak keyif yapmak yeri degil, cennetten indirilmeden önce Adem Atamizdan, Peygamberimizin nuru alindi, ilk ameliyat. ondan sonra dünyaya indirildi dünyada Adem Atamiz Havva Annemizle ayri yerlere indirildi, Adem atamiz cok üzüldü, pişman oldu, havva annemizden de ayri düşmüşdü, hem tövbe ediyorlar, hemde bir birbirlerini ariyorlardi, Adem atamizin boyu 70 ziraydi, yani parmaklarin ucundan dirsege kadar olan yer bir ziradir. yani yaklasik 28 -30 metre civarinda, tam kac metredir Allahü Teala bilir. dünyada bir biribilerini ararken, arafatta buluştular. yani konumuza geri döndük hacda tavaf ve say in yaninda birde Arafatta Vakfe yapilir. şimdi bunun hikmetini anlatacagim. Adem atamiz tövbesinde dediki: cennettin kapisinin üzerinde yaziyorduki “Lailahe illallah Muhammedün Rasulullah.” “Yarabbi cennetin kapisinda yazan isminle beraber yazdigin Muhammedin hatirina bizi bagişla” dedi cenabi hak nidalarini duydu ve tövbelerini kabul etti. ve Arafattayken bütün dünya alem yildizlar herşey durduruldu, yani vakfedildi, ve Peygamberimiz Muhammed Mustafanin nuru, Adem atamiza tekrar yerleştirildi. iste arafattaki vakfe, bu sebebledir.yani ikinci ameliyat bu sünneti peygamberimizde yaşamişdir, iki defa manevi ameliyat olmuştur, yani ameliyat olanlar üzülmesin, ameliyata gidecekler desinlerki, Adem atamizin sünnetini, peygamberimiz Muhammed Mustafanin sünnetini yaşamaya gidiyoruz niyetiyle ameliyata girsinler, Allahin izniyle ameliyat şifa olacaktir.<br />
<br />
Yine cam denen madde, silisyum veya silikat yani kum tanesi isitilarak elde edilir, ve onun terbiyeti yine ateş iledir. ateşde cehhennemde terbiyet olur. ve cehennemin sicak tabakasi ile terbiyet olur. ve isitilinca, bardak tas tapak veya pencere olur veya ayna haline girer. ve cam yine kirilgan yapidadir, onu işledikden sonra soguyunca, yine o sanki eski hali gibi sert olur, ve o halde iken, onu bükemezsin, bükmeye kalkinca kirilir.<br />
<br />
işde Havva Annemiz icin yapilmiş olan rivayetlerde gecerki, Havva Annemiz Hz. Ademin Kaburga kemiginden halkoldu. Ve kadin kismini eger serbest birakirsan kaburga kemikleri gibi egik kalir, veya onu tamamen düzeltmeye kalkarsan kirarsin incitirisin. ve hal böyle olunca kadini ne serbest birakacaksin, öyle davulcuya zurnaciya kacacak kadar, nede zorlayip dosdogru olacaksin diye egriligini düzeltmiye kalkacaksin. ve ona yumuşaklikla muamele edip, hafif bükeceksin, ve onu kirmadan egri oldgu yerlerde ona direnc uygulayacaksin. ve fazla direnc, yine onu kirar incitir. yani elementar yapi, bu rivayet bize kadinin nasil bir elementar yapisi oldugunu anlatir. ve kemik sertttir, mesal bacak kemikleri egilmez, egersen kirilir, amma Allah, kaburga kemigini öyle halkederki, o hafif egilebilcek yapidadir.<br />
yani kadinin terbiyetide, aynen demirinki gibi olmasada, ona yakin olarak, ne serbest birakacak, nede ip gibi dosdogru yapican onu. aynen gögüs kefesindeki gibi, ve 12. kaburgalarin agzi acikdir, ve onlar esnek bir yapidadir, ve vücudun durumuna göre esnerler, ve onun görevi kalbi ve cigerlri korumakdir. yani kadin erkegin zirhi gibidir.<br />
<br />
Hal böyle olunca, su 100 °C de kaynar dah önce kaynamaz. ve yemek, sulu yemek kaynamadan pişmiş olmaz, ve en az 100 ° C li bir cehhennem ateşine maruz kalir o yiyecekler, veyahut yanmiş hararet yapmiş bir beden, soguk su ister, onun icebilcegi soguk su, en fazla 4 dereceya kadar olan su sogukdur, ondan ötesi donma derecesine girmeye başlar, ve eksi bir derece donma noktasidir, ondan sonra su kati hale gecer, ve artik icilmez olur . yani su ise senin cibilliyatin, su isen, seni soguk ile terbiyet edersek, sen 4 derecey kadar sivi kalabilirsin, eksi bir derecde donarsin, artik kati olursun, yani aynen sistemimizdeki uranüs gezegeni gibi, havanin ve suyun dondugu nokta. ve yani uranüsün oldugu nokta demek oluyorki, güneş sistemimizin dört dereceden daha az oldugu bir uzaklik noktasi, ve hal böyle olunca ondan daha uzaga gidildikce, sicaklik dahada düşer, ve dört dereceden az sicaklik olan bir yerde hayat olmaz degilmi, amma su molekülleri kati haldedir ve canli orgnizmalar vardir yani .<br />
<br />
Yani sen ey insanoglu, su gibi aziz bir kimse olsan, cok faydali bir kimse olsan, senin ögrencegin yapi, yani Hz Osman gibi faydali, Hz Ebubekr gibi dini mübine faydali bir yapida olsan, sana ögretilcek olan, dört dereceden aşagi gecersen, sivi olmakdan cikarsin kati buz olmaya dogru gidersin, ve faydan azalmaya başlar istidatin bozulur, ve ondan sonra artik organizmalari saklamakda kullanilrisin. ve yine sicaga tabi tutulursan, 100 °C kaynama noktan, bu sefer ondan yüksek derecede, hiddetlenirsen, sen buhar olur ucarsin, kabina sigmamaya başlarsin, ve gaz aynen kaynayan caydanlgin tepesinin atmasi gibi, tepen ativerir, ve eger bir yerde gaz cogalir, ve kapaginida atamazsa, orayi patlatir ve dişari cikar.<br />
su gibi saf ve temiz olsan yine olmaz ve bazen kötü olmayi ögrenmen lazim ve, Hz ömer veya<br />
Hz.Aliye bir adam hakkinda “cok saf temiz, ve cok iyi” dediler. O da, “O adam kandırılmaya çok müsaitmiş” dedi. yani afedesiniz cok iyi olursan, bir şeytan askeri gelir ve ac donunuda bilemem ne eden demeye kalkar. ve kadin olmak o donu acmak ile başlar, yani kadin ilk kanan, yani Hz Havvadan önce Lusi diye bir Havva daha varmiş diyorlar, ve şeytan gelip ac bilmem neyini deyince ona kanan ve acan kandirilan, ve şeytan soyunu üreten kabillerin soyu, ve ondan sonra şeytanin erkekligi ve dişiligini allah yok etmiş, ve havvayi yaratmiş ve havvayi ise yine saf bulup kandiran, hain şeytan ve askerleri, yani kadin kandirilmaya müsait. erkeklik ise işde kanmamasini ögrenen, donunu acmamayi ögrenen kimse, ve eger erkekleri kandirida onlar donunu acarsa homo olur, ve artik ondan erkeklik kadinlik gider neutron drumuna düşer. afedesiniz erkelik dişiligi olmayan cibilliyatsiz şeytan olur, şeytanin tiki yokdur ve kuyrugunu kicina sokup üreyen yaratik. yani kendi kendini dölliyen yaratik. yani zekeride faza uzatmaya kalkanlara, öyle seninki o kadar uzunsa, döndürde kicina sok denir, yani o kadar uzattinsa artik kicina sokda şeytan ol demekdir bu. yani cibilliyatsiz şerrefsiz hain kalleş (BibBiiiiiib Kafa) yaratik.<br />
<br />
işde kuranda gecen vusta yol bu yüzden önemlidir, atomlari anla anlamasina amma, demiri ögren amma, demir olup, demirin düştügü hataya düşme, suyu ögren amma, suyun düşdügü tuzaga düşme diye sana nefis marziye makami ögretilir. yani pipisi tutisi olmayan meleklik vasfini ögren, amma sen insan kal, ve yerince baba ol, yerince anne ol, ve yerince merhmetli, yerince cebbar ol, yerince mümin, yeri gelince halid bin velid gibi ol, karşindaki bir muhammedse bile, ve kanma öyle her lafa her söze, hemen bir düşün tefekkür et, bunun önü ne olur sonu ne olur diye, hemen atilma.<br />
ve demir oldunsa, senin yararli hale gelmen demek, önce azabi tadacan, ateşe tabi tutulcan, ve sonra yandim pişdim demek olmaz, seni terbiyet edicin, hangi kaliba sokduysa, ondan razi olabilmekdir. senin razi oldugun degil, Allahin senden razi oldugu yeri bilmekdir. ve Allah seni su yaptiysa, bilki senin kaynaman, pişme noktan 100°C, ve sen 80 ° C de yoldan cayma bekle yansanda, buhar olsanda, sen ucup melek olmak istiyorsan, önce 100°C de kaynayacan, ondan sonra ucmayi ögenirisin buhar olursun. 80°C de evliya kesilip ucuyon kaciyon numralari cekme insanlara .<br />
Ve Allah kainata fizik yasalari diye yasalar koymuş, ve melekleri anlamak, onlari bilmek ile olur. ne ne zaman radyoaktif olur, ne nezaman işik verir, ne nezaman kaynar, ne nezaman donar, ve ne zaman agir olur, ne zaman hafif olur bunlari bilmek melek ilmidir.<br />
<br />
Allahin kainata koydugu yasalar, melek yasalaridir. Mesala 1 dioptri gözlük olmuş bir cam, bir dioptri göstermek ile sorumlu, o onun sahibinin koydugu kaliba, %100 uyar ve 1 dioptri gösterir, buna tam itaat eden meleklik denir. onda sapma olmaz, ve sen o melegi anliyacak isen, ve gözlük olabilecek bi safliga ulaşmak istersen, önce dioptri yasalarini ögrenceksin, ve şeyh icin derlerki, onun müridi, gassalin, yani ölü yikayicinin elindeki ölü gibi olacak, o seni o yana cevirirse o yanna, buyana cevirirse bu yanna döneceksin. sen ölüsün, sende itiraz olmaz, olamaz yani. işde meleklik, canli olmana ragmen, ölü gibi olmakdir ve kapi duvar canta gömlek gibi ölü gibi davranabilmekdir, yaratan sana, hangi kural ve yasa koyduysa, ona tam itaat etmekle sorumlusun. ve su odunsa, senin kaynama noktan 100°C, bundan aşagisinda olmaz. 80°C de viyklarsan, indirirler ocakdan, ham kalir, kaynamiş olmazsin,ve makami marziyeye cikamazsin, senin razi oldugun 80°C ye degil, sen Allahin sana koydugu yasa olan, 100°C den razi olmalisin. senin razi oldugun,yeter dedigin yer degil, Allahin senden razi oldugu yer önemli. yine donma noktan belli, eksi bir derece, ondan önce hafif donarsin amma, tam donma nokta sifir ve alti, ondan önce dondum olmaz, KATI oldum olmaz. işde bunlari anladgin gün makami marziyeye cikdin demekdir. o güne ve o yere varirsan, orda bu garip Raşid kuluda, onlarin meclisinde an, olurmu unutma haaa.<br />
<br />
Cikabilirsen o makama, makamin mübarek olsun.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
Kar©glan<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 20.08.2021 Cuma<br />
<br />
Original Kar©glan</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Marziye Nedir?  Allahın Razı Olduğu Nefsin Makamı Nedir?</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Senin Razı Olduğun Değil!!)</span><br />
<br />
<br />
Öncelikle Nefis demek, Vücut Denilen Araba veya Motoru süren sürücü, şoför Manasındadır. Bu Motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilcek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için, önce terbiyet edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gekekir. Burada islamın şartları olan namaz ve oruç devreye girer, ve işde oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, yani motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında, fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile yemek helal olan birşeye gem vurulur. Daha sonra cima ya (Cinsel birleşmeye) gem vurulur, yani frene basması öğenilir. Bunu öğrenince, artık insan islamın haram ve yasak dediği durumlarda, frene basıp nefis atının gemini çekerek, gerektiğinde onu durdurur.  Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiyet ehli olur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Mardiyye (Allah'ın Razı Olduğu Nefs) Nedir?</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i mardiyye</span></span>, tasavvufta nefs mertebelerinin en yüksek basamaklarından biridir ve "Allah'ın kendisinden razı olduğu nefs" anlamına gelir. Bu makam, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">nefs-i radiye</span></span> (Allah'a razı olmuş nefs) mertebesinin bir üst aşamasıdır. Artık yalnızca kul Allah'tan razı değildir, Allah da ondan razıdır. Bu, Kur'an'da şöyle ifade edilir:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Ey huzura ermiş nefs! Rabbine dön, O’ndan razı, O’nun da senden razı olduğu halde!"</span></span> *(Fecr Suresi, 89:27-30)*<br />
</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">? Nefs-i Mardiyye'nin Özellikleri:</span></span><br />
</span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Allah'ın Rızasına Mazhar Olma:</span></span><br />
<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kul, Allah'ın sevdiği ve razı olduğu bir kulluk mertebesine ulaşmıştır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Amelleri, ihlâs ve samimiyetle yapar; riya, kibir gibi gizli hastalıklardan tamamen arınmıştır.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İlâhî Ahlakla Ahlaklanma:</span></span><br />
<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Allah'ın ahlakıyla ahlaklanın"</span></span> hadisine uygun bir yaşam sürer.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Merhamet, sabır, tevazu, cömertlik gibi sıfatlar artık onun tabiatı haline gelmiştir.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Fenâ Fillah ve Bekâ Billah:</span></span><br />
<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Benlik duygusu (ene) tamamen silinmiş, Allah'ın iradesiyle hareket eder.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Attığın zaman sen atmadın, Allah attı"</span></span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Enfal Suresi, 8:17)</span> ayetindeki sırra erer.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Korku ve Ümit Dengesi:</span></span><br />
<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Allah'ın rahmetinden ümit kesmez, ama azabından da emin olmaz.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Onlar, ne cennet için çalışır ne de cehennemden kaçarlar; sadece Allah'ın sevgisi için yaşarlar."</span></span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Tasavvufî bir ifade)</span></span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İnsan-ı Kâmil Mertebesine Yakınlık:</span></span><br />
<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu makam, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"insan-ı kâmil"</span></span> (olgun insan) olma yolunda son basamaklardan biridir.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ol>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">?️ Nefs-i Mardiyye’ye Nasıl Ulaşılır?</span></span><br />
</span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Radiye’yi Tamamlamak:</span></span><br />
<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Önce Allah'ın takdirine tam rıza göstermek gerekir.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İhlâsı Zirvede Tutmak:</span></span><br />
<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Amellerde sadece Allah'ın rızasını gözetmek.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Mürşid-i Kâmilin Terbiyesi:</span></span><br />
<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu mertebe, ancak gerçek bir mürşidin rehberliğiyle mümkündür.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikir ve Fikir Dengesi:</span></span><br />
<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Sürekli zikir (Allah'ı anma) ve tefekkür (derin düşünce) ile kalbi diri tutmak.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hiçlik (Fenâ) Makamına Ulaşmak:</span></span><br />
<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Nefsin arzuları tamamen yok olur, kişi Allah'ın iradesinde erir.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ol>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">? Nefs-i Mardiyye’den Sonraki Makam:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Safiyye</span></span> (Tertemiz nefs):<br />
<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kalp, adeta bir ayna gibi ilâhî tecellileri yansıtır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu mertebe, peygamberler ve velilerin ulaştığı son makamlardandır.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ul>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">? Önemli Uyarılar:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Allah'ın razı olduğu" ifadesi, kişinin kendini beğenmesine yol açmamalıdır!</span></span><br />
<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu makamdaki kul, kendini daima kusurlu görür.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Günah işlemez, ama "günahsızım" demez!</span></span><br />
<br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İhsan</span>"</span> (Allah'ı görür gibi ibadet etmek) şuuruyla yaşar.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Örnekler:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz. Ebubekir'in (r.a.) "Sıddîk"</span></span> (dosdoğru) olarak anılması.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hz. Mevlânâ'nın "Hamdım, piştim, yandım"</span></span> sözünde ifade ettiği kemâl hali.</span><br />
</li>
</ul>
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs-i Marziye Nedir?  Allahın Razı Olduğu Nefsin Makamı Nedir? denilince</span></span><br />
<br />
Nefsi Raziyeye Yükselmiş bir nefis artik, Rabbimizin her yarattiginin kader cizgisinde dogru ve hak olan oldgunu anlamaya başlar, ve keşkelerini birakirsa, ve sebeblerde bogulmaz ise , artik onun melekleri anlamaya başladigi zaman, nefsi Marziyeye adim atmiş olur. ve hayatta seceneklerin bol oldgunu anlamasi, ve kör cahil gibi bir kararda diretmemsi gerektigini anlayinca yine marziyede yol almaya başlar.<br />
Ve dinimiz bize meleklerin yemedigini, icmedigini, tuvaletde yapmadiklarini, ve cinsi münaasebettede bulunmadiklarini bildirir. ve böyle olunca dünyamizda bunu yapabilen canlilara bizler elmentler diyoruz. ve atomlar ve elementler canlidirlar, iclerinde hareket halinde olmalarina ragmen, elektronlarin atomun cekirdegi etrafinda dönme hizlari, onlarin katimi sivimi oldugunu belli eder. hizli dönen elektronlar, onlari sert yapar, icine başka cisimilerin girmesine onlarin hizli dönmeleri sebebiyle engeller. aynen bir pervanenin saniyede 300 bin döndügünü düşün, ve sanki pervanenin boşluklari olmadigini, ve sanki yuvarlak bir zil ve tek bir parca dönüyormuş gibi, onun menzilinde katman oluşur. ve o icine başka bir şeyin girmesine müsade etmez. işde elektronlarin hizida yogunluguda bizim elementleri kati sert veya sivi yumuşak veyahutta gaz diye atfetmemize sebeb olur.<br />
ve işde bu melekler ordusu, bizim sesimizi duyar anlar,duruma göre hareket ederler . ve göz denen canli organizmasinda 300 veya 300 bin tane melek görevli oldugu bilinmekde yani göz 300 bin parcadan oluşuyor. ve canli organizmalar moleküler yapilardan oluşmakda, yani molekül bir kac atom cinsinin biribiriyle kurdugu fiziksel baglara molekül diyoruz. ve moleküller ise yedigimiz icdigimiz yiyeceklerden alinan, öz maddelerden imbiklenen atom parcaciklarinin, özel bir formül ile, yaptiklari moleküler baglar. ve o elementler göz denen moleküler yapiyi oluşturunca, görme sinyallerini algilayip, beyine sinir sistemi yoluyla göndermekde, ve beyinde ise, o görüntü hakkindaki bütün veriler ile, ona karşi yapilcak hareket ve ve davrarniş hakkinda, bir karar verilir.<br />
işde meleklik vasfi bu elementlerle algilanabilcegi icin, mesela su molekülünün kaynama noktasi 100 °C ve Demirin 1500 °C ler arasinda. ve insanda, ya meleklige dogru gider, yahut cin ve şeytanliga dogru. ve şeytanin maddesi demir ve ona yakin maddeler, işde o “galu bela da” secde etmeyecegini iddia eden yapi yani, egilmen bükülmen diyen yapi, demir gibi sert, işlenebilmesi ve yararli hale getirebilmesi icin, isitilmasi, ateşe tabi tutulmasi gereken yapi, ve ateşe maruz kalip kaynama noktasi degil amma, yüksek derecede isininica, işde onu egip büküp şekil verilir. ve demirciler işde, ona egilip bükülebilcegini ögreten, ve onu terbiyet eden, aynen at terbiyecisinin, atin sirtina eger vurdugu gibi, demir tebiyecisi bir demircide, demire şekil vermek ici, onu isitip kizdirir, ve kizan demir yumuşar, ve dövüle dövüle şekil alir. yahut dökme demir gibi 1150 °C derecelerdeki demir kaynama ergime noktasina varmiş olur, ve sivi hale gecer, ve sivi haldeki demirde kaliplara dökülerek, onun yararli bir kaliba şekle girip, insanin hizmetine verilcek birer, mesala mazgal demirleri gibi, veyahut kalorifer demirleri gibi, şekillerdeki yararli degişik demir kaliplarina dökülerek, işde insanlarin hizmetine girer. ve nasil at üstüne eger vurulunca, evcil olup hizmet ederse, demir dahi, demircilerin elinde teerbiyet olup, insanlarin hizmetine girer, ve işe yarar hale gelir.<br />
<br />
Allahü Teala Adem Atamizi yarattiktan sonra, bütün herkese, benim halifeme secde edin dedi. o secde Adem Atamizin taşidigi Muhammed A.S min nurunaydi. yaratilişdan bu yana melekut, ceberut, lahut ve islam olanlar o nura tavaf ederler, o secdenin simgesi amma, iblis müstesna. iste iblis secde etmedi Adem Atamiza, bütün melekut ve digerlerini secdesi rabbimizin ilminde gün hesabiyla beşyüz sene sürdü, iblis lanetli herkes secdeye varirken ayakta beşyüz sene durdu kaldi. kibrinden her şeyi degişti, itaati isyana şekli şemali, melekligi herşeyi degişti, bu süre icinde hemde Adem Atamiza sirtini döndü. bir şeylere kizip sirtinizi dönmeyin insanlara, bu şeytan ahlakidir. Allahim inananlari şeytan aleyhillane ahlakindan uzak etsin.daha sonra mühlet aldi, ve cennette Havva annemizi kandirip, Bugdaydan yedirdi. bugday posali idi, Allahü Teala yasaklamişdi, bu yüzden yemeyin demişti, havva Annemizde Adem atamizi yaniltti, ikiside yediler, az sonra barsaklar calişdi ve defi hacet ihtiyaci hissettiler, Adem Atamiz aranmaya başladi, Allahü Teala Biliyordu fakat sordu Adem Atamiza, Adem Ne aranirsin , pislenecek yer, Allahü -Teala Adem Atamiza dedi, Cennette pislik olmaz, in dünyaya, oraya pislen. yani ey insan oglu dünya pislenme yeridir, defi hacet yeridir. burada mal mülk tutmak keyif yapmak yeri degil, cennetten indirilmeden önce Adem Atamizdan, Peygamberimizin nuru alindi, ilk ameliyat. ondan sonra dünyaya indirildi dünyada Adem Atamiz Havva Annemizle ayri yerlere indirildi, Adem atamiz cok üzüldü, pişman oldu, havva annemizden de ayri düşmüşdü, hem tövbe ediyorlar, hemde bir birbirlerini ariyorlardi, Adem atamizin boyu 70 ziraydi, yani parmaklarin ucundan dirsege kadar olan yer bir ziradir. yani yaklasik 28 -30 metre civarinda, tam kac metredir Allahü Teala bilir. dünyada bir biribilerini ararken, arafatta buluştular. yani konumuza geri döndük hacda tavaf ve say in yaninda birde Arafatta Vakfe yapilir. şimdi bunun hikmetini anlatacagim. Adem atamiz tövbesinde dediki: cennettin kapisinin üzerinde yaziyorduki “Lailahe illallah Muhammedün Rasulullah.” “Yarabbi cennetin kapisinda yazan isminle beraber yazdigin Muhammedin hatirina bizi bagişla” dedi cenabi hak nidalarini duydu ve tövbelerini kabul etti. ve Arafattayken bütün dünya alem yildizlar herşey durduruldu, yani vakfedildi, ve Peygamberimiz Muhammed Mustafanin nuru, Adem atamiza tekrar yerleştirildi. iste arafattaki vakfe, bu sebebledir.yani ikinci ameliyat bu sünneti peygamberimizde yaşamişdir, iki defa manevi ameliyat olmuştur, yani ameliyat olanlar üzülmesin, ameliyata gidecekler desinlerki, Adem atamizin sünnetini, peygamberimiz Muhammed Mustafanin sünnetini yaşamaya gidiyoruz niyetiyle ameliyata girsinler, Allahin izniyle ameliyat şifa olacaktir.<br />
<br />
Yine cam denen madde, silisyum veya silikat yani kum tanesi isitilarak elde edilir, ve onun terbiyeti yine ateş iledir. ateşde cehhennemde terbiyet olur. ve cehennemin sicak tabakasi ile terbiyet olur. ve isitilinca, bardak tas tapak veya pencere olur veya ayna haline girer. ve cam yine kirilgan yapidadir, onu işledikden sonra soguyunca, yine o sanki eski hali gibi sert olur, ve o halde iken, onu bükemezsin, bükmeye kalkinca kirilir.<br />
<br />
işde Havva Annemiz icin yapilmiş olan rivayetlerde gecerki, Havva Annemiz Hz. Ademin Kaburga kemiginden halkoldu. Ve kadin kismini eger serbest birakirsan kaburga kemikleri gibi egik kalir, veya onu tamamen düzeltmeye kalkarsan kirarsin incitirisin. ve hal böyle olunca kadini ne serbest birakacaksin, öyle davulcuya zurnaciya kacacak kadar, nede zorlayip dosdogru olacaksin diye egriligini düzeltmiye kalkacaksin. ve ona yumuşaklikla muamele edip, hafif bükeceksin, ve onu kirmadan egri oldgu yerlerde ona direnc uygulayacaksin. ve fazla direnc, yine onu kirar incitir. yani elementar yapi, bu rivayet bize kadinin nasil bir elementar yapisi oldugunu anlatir. ve kemik sertttir, mesal bacak kemikleri egilmez, egersen kirilir, amma Allah, kaburga kemigini öyle halkederki, o hafif egilebilcek yapidadir.<br />
yani kadinin terbiyetide, aynen demirinki gibi olmasada, ona yakin olarak, ne serbest birakacak, nede ip gibi dosdogru yapican onu. aynen gögüs kefesindeki gibi, ve 12. kaburgalarin agzi acikdir, ve onlar esnek bir yapidadir, ve vücudun durumuna göre esnerler, ve onun görevi kalbi ve cigerlri korumakdir. yani kadin erkegin zirhi gibidir.<br />
<br />
Hal böyle olunca, su 100 °C de kaynar dah önce kaynamaz. ve yemek, sulu yemek kaynamadan pişmiş olmaz, ve en az 100 ° C li bir cehhennem ateşine maruz kalir o yiyecekler, veyahut yanmiş hararet yapmiş bir beden, soguk su ister, onun icebilcegi soguk su, en fazla 4 dereceya kadar olan su sogukdur, ondan ötesi donma derecesine girmeye başlar, ve eksi bir derece donma noktasidir, ondan sonra su kati hale gecer, ve artik icilmez olur . yani su ise senin cibilliyatin, su isen, seni soguk ile terbiyet edersek, sen 4 derecey kadar sivi kalabilirsin, eksi bir derecde donarsin, artik kati olursun, yani aynen sistemimizdeki uranüs gezegeni gibi, havanin ve suyun dondugu nokta. ve yani uranüsün oldugu nokta demek oluyorki, güneş sistemimizin dört dereceden daha az oldugu bir uzaklik noktasi, ve hal böyle olunca ondan daha uzaga gidildikce, sicaklik dahada düşer, ve dört dereceden az sicaklik olan bir yerde hayat olmaz degilmi, amma su molekülleri kati haldedir ve canli orgnizmalar vardir yani .<br />
<br />
Yani sen ey insanoglu, su gibi aziz bir kimse olsan, cok faydali bir kimse olsan, senin ögrencegin yapi, yani Hz Osman gibi faydali, Hz Ebubekr gibi dini mübine faydali bir yapida olsan, sana ögretilcek olan, dört dereceden aşagi gecersen, sivi olmakdan cikarsin kati buz olmaya dogru gidersin, ve faydan azalmaya başlar istidatin bozulur, ve ondan sonra artik organizmalari saklamakda kullanilrisin. ve yine sicaga tabi tutulursan, 100 °C kaynama noktan, bu sefer ondan yüksek derecede, hiddetlenirsen, sen buhar olur ucarsin, kabina sigmamaya başlarsin, ve gaz aynen kaynayan caydanlgin tepesinin atmasi gibi, tepen ativerir, ve eger bir yerde gaz cogalir, ve kapaginida atamazsa, orayi patlatir ve dişari cikar.<br />
su gibi saf ve temiz olsan yine olmaz ve bazen kötü olmayi ögrenmen lazim ve, Hz ömer veya<br />
Hz.Aliye bir adam hakkinda “cok saf temiz, ve cok iyi” dediler. O da, “O adam kandırılmaya çok müsaitmiş” dedi. yani afedesiniz cok iyi olursan, bir şeytan askeri gelir ve ac donunuda bilemem ne eden demeye kalkar. ve kadin olmak o donu acmak ile başlar, yani kadin ilk kanan, yani Hz Havvadan önce Lusi diye bir Havva daha varmiş diyorlar, ve şeytan gelip ac bilmem neyini deyince ona kanan ve acan kandirilan, ve şeytan soyunu üreten kabillerin soyu, ve ondan sonra şeytanin erkekligi ve dişiligini allah yok etmiş, ve havvayi yaratmiş ve havvayi ise yine saf bulup kandiran, hain şeytan ve askerleri, yani kadin kandirilmaya müsait. erkeklik ise işde kanmamasini ögrenen, donunu acmamayi ögrenen kimse, ve eger erkekleri kandirida onlar donunu acarsa homo olur, ve artik ondan erkeklik kadinlik gider neutron drumuna düşer. afedesiniz erkelik dişiligi olmayan cibilliyatsiz şeytan olur, şeytanin tiki yokdur ve kuyrugunu kicina sokup üreyen yaratik. yani kendi kendini dölliyen yaratik. yani zekeride faza uzatmaya kalkanlara, öyle seninki o kadar uzunsa, döndürde kicina sok denir, yani o kadar uzattinsa artik kicina sokda şeytan ol demekdir bu. yani cibilliyatsiz şerrefsiz hain kalleş (BibBiiiiiib Kafa) yaratik.<br />
<br />
işde kuranda gecen vusta yol bu yüzden önemlidir, atomlari anla anlamasina amma, demiri ögren amma, demir olup, demirin düştügü hataya düşme, suyu ögren amma, suyun düşdügü tuzaga düşme diye sana nefis marziye makami ögretilir. yani pipisi tutisi olmayan meleklik vasfini ögren, amma sen insan kal, ve yerince baba ol, yerince anne ol, ve yerince merhmetli, yerince cebbar ol, yerince mümin, yeri gelince halid bin velid gibi ol, karşindaki bir muhammedse bile, ve kanma öyle her lafa her söze, hemen bir düşün tefekkür et, bunun önü ne olur sonu ne olur diye, hemen atilma.<br />
ve demir oldunsa, senin yararli hale gelmen demek, önce azabi tadacan, ateşe tabi tutulcan, ve sonra yandim pişdim demek olmaz, seni terbiyet edicin, hangi kaliba sokduysa, ondan razi olabilmekdir. senin razi oldugun degil, Allahin senden razi oldugu yeri bilmekdir. ve Allah seni su yaptiysa, bilki senin kaynaman, pişme noktan 100°C, ve sen 80 ° C de yoldan cayma bekle yansanda, buhar olsanda, sen ucup melek olmak istiyorsan, önce 100°C de kaynayacan, ondan sonra ucmayi ögenirisin buhar olursun. 80°C de evliya kesilip ucuyon kaciyon numralari cekme insanlara .<br />
Ve Allah kainata fizik yasalari diye yasalar koymuş, ve melekleri anlamak, onlari bilmek ile olur. ne ne zaman radyoaktif olur, ne nezaman işik verir, ne nezaman kaynar, ne nezaman donar, ve ne zaman agir olur, ne zaman hafif olur bunlari bilmek melek ilmidir.<br />
<br />
Allahin kainata koydugu yasalar, melek yasalaridir. Mesala 1 dioptri gözlük olmuş bir cam, bir dioptri göstermek ile sorumlu, o onun sahibinin koydugu kaliba, %100 uyar ve 1 dioptri gösterir, buna tam itaat eden meleklik denir. onda sapma olmaz, ve sen o melegi anliyacak isen, ve gözlük olabilecek bi safliga ulaşmak istersen, önce dioptri yasalarini ögrenceksin, ve şeyh icin derlerki, onun müridi, gassalin, yani ölü yikayicinin elindeki ölü gibi olacak, o seni o yana cevirirse o yanna, buyana cevirirse bu yanna döneceksin. sen ölüsün, sende itiraz olmaz, olamaz yani. işde meleklik, canli olmana ragmen, ölü gibi olmakdir ve kapi duvar canta gömlek gibi ölü gibi davranabilmekdir, yaratan sana, hangi kural ve yasa koyduysa, ona tam itaat etmekle sorumlusun. ve su odunsa, senin kaynama noktan 100°C, bundan aşagisinda olmaz. 80°C de viyklarsan, indirirler ocakdan, ham kalir, kaynamiş olmazsin,ve makami marziyeye cikamazsin, senin razi oldugun 80°C ye degil, sen Allahin sana koydugu yasa olan, 100°C den razi olmalisin. senin razi oldugun,yeter dedigin yer degil, Allahin senden razi oldugu yer önemli. yine donma noktan belli, eksi bir derece, ondan önce hafif donarsin amma, tam donma nokta sifir ve alti, ondan önce dondum olmaz, KATI oldum olmaz. işde bunlari anladgin gün makami marziyeye cikdin demekdir. o güne ve o yere varirsan, orda bu garip Raşid kuluda, onlarin meclisinde an, olurmu unutma haaa.<br />
<br />
Cikabilirsen o makama, makamin mübarek olsun.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
Kar©glan<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 20.08.2021 Cuma<br />
<br />
Original Kar©glan</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tasavvufda Nefs-i Safiyye (Tertemiz Nefis) Nedir?]]></title>
			<link>http://yamanboard.w4f.eu/showthread.php?tid=15</link>
			<pubDate>Sun, 08 Mar 2026 22:08:07 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="http://yamanboard.w4f.eu/member.php?action=profile&uid=2">YamanTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://yamanboard.w4f.eu/showthread.php?tid=15</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Safiyye (Tertemiz Nefis) Nedir?</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i safiyye</span></span>, tasavvufta nefsin ulaşabileceği en yük arınma mertebesidir ve "tertemiz nefs" anlamına gelir. Bu makam, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">nefs-i mardiyye</span> (Allah'ın razı olduğu nefs) mertebesinin üzerinde, adeta bir ayna gibi ilâhî tecellileri yansıtan bir haldir. Kur'an'da bu duruma işaret eden ayetlerden biri:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Allah'a tertemiz bir kalp (kalb-i selîm) ile gelenler hariç..."</span></span> (Şuara Suresi, 26:89)</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">? Nefs-i Safiyye'nin Özellikleri:</span></span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Mutlak Arınmışlık:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Nefis, tüm maddi ve manevi kirliliklerden (kibir, riya, kin vb.) tamamen arınmıştır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Kalp aynası"</span></span> Allah'ın isimlerinin tecellilerine engelsiz yansır.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İlâhî Tecelliye Mazhar Olma:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Safî"</span></span> (arındırıcı) isminin tecellisiyle nefs, ilâhî sırlara açık hale gelir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Hz. Musa'nın (a.s.) Tur Dağı'nda Allah'ın tecellisine mazhar olması gibi <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Araf Suresi, 7:143)</span>.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ledün İlmiyle Hareket Etme:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Gayb sırlarına</span></span> ve hikmetli ilhamlara açıktır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Hz. Hızır'ın (a.s.) ilm-i ledünnîsi bu mertebeye örnektir *(Kehf Suresi, 18:65-82)*.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Fenâ ve Bekânın Zirvesi:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kişi, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"yok olmuş" (fenâ)</span></span> ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Allah'la var olmuş" (bekâ)</span></span> halinin en üst seviyesindedir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Attığın zaman sen atmadın, Allah attı"</span></span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Enfal Suresi, 8:17)</span> sırrına tamamen ermiştir.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Evrensel Sevgi ve Merhamet:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Tüm yaratılmışlara karşı <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">koşulsuz şefkat</span></span> besler.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Mevlânâ'nın <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kim olursan ol gel</span>"</span> çağrısı bu mertebenin tezahürüdür.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ol>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">?️ Nefs-i Safiyye'ye Nasıl Ulaşılır?</span></span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Mardiyye'yi Tamamlamak:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Önce Allah'ın rızasını kazanmış bir nefs haline gelmek gerekir.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Riyazet ve Manevi Temizlik:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikir</span></span> (Allah'ı anma), <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">oruç</span>, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">halvet</span></span> (inziva) gibi uygulamalarla nefsi arındırmak.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Mürşid-i Kâmilin Terbiyesi:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu makam, ancak gerçek bir mürşidin (manevi rehber) gözetiminde mümkündür.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kalp Temizliği (Tasfiye):</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Kalpten Allah'tan başka her şeyi çıkarmak"</span></span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Tasavvufi tabirle: "Kalbi masivadan boşaltmak")</span>.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İlâhî Aşkla Yanmak:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Aşk ateşi nefsi safiye yapar"</span></span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Mevlânâ)</span>.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Aşk, nefsin son tortularını da yakıp temizler.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ol>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">? Nefs-i Safiyye'nin Tasavvuftaki Yeri:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"İnsan-ı kâmil"</span></span> olmanın son basamaklarındandır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu mertebedeki veliler, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"kutup"</span></span>, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"gavs"</span></span> gibi manevi makamlara yükselir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Abdülkâdir Geylânî</span>, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İmam Rabbanî</span></span> gibi zatlar bu makamın örneklerindendir.</span><br />
</li>
</ul>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">? Önemli Uyarılar:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Ben safiyeye ulaştım" demek, en büyük nefs tuzağıdır!</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Tasavvufta<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"nefsini bilen Rabbini bilir"</span></span> sözünce, bu mertebedeki kişi kendini daima kusurlu görür.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Gizli Şirk Tehlikesi:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ulaştım</span>"</span> hissi, kişiyi <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">gizli benlik putuna</span></span> (ene) düşürebilir.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ul>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">? Örnekler:</span></span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz. Yusuf'un (a.s.) İffeti:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Zindanda bile nefsini koruması <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Yusuf Suresi, 12:33)</span>.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hz. Meryem'in (a.s.) Paklığı:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Seni tertemiz yarattım"</span></span> *(Âl-i İmran, 3:42)* hitabına mazhar oluşu.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Mevlânâ'nın Aşkla Arınması:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Hamdım, piştim, yandım"</span></span> sözündeki <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"yandım"</span></span> safiyet mertebesidir.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ol>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Nefsini temizleyen kurtuluşa ermiştir."</span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Şems Suresi, 91:9)</span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefsi Safiye - Nefsin Safiye Makamı Nedir?</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">YAKiN BiLGiSi NEDiR? ÖRNEKLERiYLE</span><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">(Kar©glanin 12 Nisan 2016 Vaazi)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
الم تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ الْحَكِيمِ هُدًى وَرَحْمَةً لِّلْمُحْسِنِينَ الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَهُم بِالْآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ أُوْلَئِكَ عَلَى هُدًى مِّن رَّبِّهِمْ وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sadakallahul Aziym LOKMAN Suresi 1. 2. 3. 4. ayet</span><br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Elif lâm mîm. Tilke âyâtul kitâbil hakîm. Huden ve rahmeten lil muhsinîn. Ellezîne yukîmûnes salâte ve yu’tûnez zekâte ve hum bil âhırati hum yûkinûn.<br />
<br />
Meali :<br />
<br />
Ayaktakilere Egilenlere Oturanlara dir bu söz.<br />
Bunlar, hakîm olan Karar mercii olan Kitab’ın Âyetleri’dir.<br />
Bu ögütler sadece ihsan makaminda olanlar icindir, (önüne gelenin yapacagi işler degildir, Doktorun yapmasi gerekeni hakim yaparsa olmaz , hakimin görevini, calgici yapmaya kalkarsa yine olmaz).<br />
Ve Onlar, namazı ikame ederler (namaz kılarlar), ve zekâtı verirler. Ve onlar, ahireti yakinen bilirler.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sadakallahul Aziym LOKMAN Suresi 1. 2. 3. 4. ayet</span><br />
<br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular <br />
<br />
Emanet zayi edildiğinde kıyametin kopmasını bekleyin. "Ya Resulallah, emanetin zayi edilmesi nasıl olur?" denince, iş ehlinden başkasına verildiği zaman kıyameti bekleyin.buyurdu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadisi şerif)</span><br />
<br />
<br />
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"<br />
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yolculugumuza Başliyoruz :</span></span><br />
<br />
<br />
<br />
Öncelikle Nefis demek, Vücut Denilen Araba veya Motoru süren sürücü, şoför Manasındadır. Bu Motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilcek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için, önce terbiyet edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gekekir. Burada islamın şartları olan namaz ve oruç devreye girer, ve işde oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, yani motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında, fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile yemek helal olan birşeye gem vurulur. Daha sonra cima ya (Cinsel birleşmeye) gem vurulur, yani frene basması öğenilir. Bunu öğrenince, artık insan islamın haram ve yasak dediği durumlarda, frene basıp nefis atının gemini çekerek, gerektiğinde onu durdurur.  Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiyet ehli olur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ<br />
<br />
Va’bud rabbeke hattâ ye’tiyekel yakîn.<br />
<br />
Ve sana “Yakîn Bilgisi” gelinceye kadar , Allah a Kullukda Devam et.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sadakallahul Aziym HİCR Suresi 99. ayet</span><br />
<br />
isa efendimiz öyleki ona öyle bir yakin bilgise gelmişdiki, hangi şeyin, hangi topragin, hangi bitkin, kimin cibilliyati oldugunu biliyordu, cönkü o nun, o topragin o melekeleri ona diyorduki : ben falanciyin, ben fillanciyin, bu muhmede ne zaman geldi, taa müşrikler muhammede davet verip, sonra onun yemegine zehir katip sunduklari güne kadar, onda o yakin bilgisi yok idi, ve o gün o eti agzina götürdü, ve etteki o meleklr ona dediki,"ya rasulallah, beni yeme ben zehirliyin" dedi, peki bu yakin bilgisi ne olaki, işde o elementlerin sesini duyar olmak, element meleklerinin sesni duyar olmak makami: makami safiye, tasavufdaki nefsin rütblerinden safiye makamindan bahsediyoruzki, o kadar saf dereceye ulaşacaksinki, saaffet ve saafiyetin senin, elementlerin sesini duymaya kadar götürcek ve sende. o kdarki o sesleri duyup ayirt edebilcek bir yakin bilgisi hasil olacak yani, ve yine isa efendimiz ve havarileri bir yere vardilar ve, isa bir avuc yerden toprak veya camur alip dediki bu dedi bilmem nuhun oglu mafsal kemigi dedi, haydi diriltte bakalim o zaman ya ruhullah dediler,<br />
"Rabbena atina min ledunke rahmeten ve heyyi’ lena min emrina reşeda”<br />
dedi o taprak canlandi kalkdi onlarla konuşdu, ve gördülerki isa dogru söylüyor, ve havarilere gecdi bu sefer bu yakin bilgisi onlarda tebiatin sesini duyar oldular, tabiat ana onlarlada konuşur oldu. ve işde safiye makami bazen elden ele verilir, bazende kendi tasarrufun ile kazanirsin, yakin bilgisi böyledir, ilmlel yakin bilgisi icin, elinde ilmi bir burhan olmali, yani yazili bir metin, bir bilgi olmaliki onu okuyup ilmel bilebilesin. yazili bir metin bir bilgi olmadan onu ilmen bilemezsin, ve Allah bu ilimini öyle her zaman insanlarin sandigi gibi tevrat levhalari gibi levhalara yazmamisdir, ve ve tevrat nüshalari yazili olan levhalar dünyanin dört bir yainindaki taslara kazinmis olan bütün yazilar tevrat nüshasidir ve orjinaldir, tahrip edilmemiş olan tevrat onlardir, ve taa bu misir piramitilerinin icindeki resimli yazilarda buna dahildir tahrip edilmeden günümüze kadar gelmiş, cünkü taşa kazinmiş, amm insanoglunun bunlarda ahmaklik etitgi görülünce, rabbim bu yöntemi neshetmişdir, ve kuran kainatta yazilidir. nasil? mesala cekirgelerde bir ayet veya bir nüsha vardir, bilmem aluminyumun iicnde bir nüsha vardir, yine eşşekde bir nüsha, devede bir nüsha veya ayet yazilidir, ve bütün hak kitaplar canlidir, hala bozulmadan kalanlari vardir, ve tahrip edilmiş olanlar, zaten bugün yine tahrif edilmiş olan bitkiler hayvanlar olarak tezehür göstermekdedir, özü bozulmuş bir elma tahrif olmuş bir ayeti temsil eder, amma onun orjinal metni elmizde varsa, bozulmamiş bir elma türü, cekirdegi tahrif olamamiş, Allahu tealanin ayetlerinden bir ayeti temsil eder, ve kuran kainatta yazildir işde.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
فَسَلَامٌ لَّكَ مِنْ أَصْحَابِ الْيَمِينِ<br />
وَأَمَّا إِن كَانَ مِنَ الْمُكَذِّبِينَ الضَّالِّينَ فَنُزُلٌ مِّنْ حَمِيمٍ<br />
وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ<br />
إِنَّ هَذَا لَهُوَ حَقُّ الْيَقِينِ<br />
<br />
Fe selâmun leke min ashâbil yemîn.Ve emmâ in kâne minel mukezzibîned dâllîn. Fe nuzulun min hamîm. veya Ha ve mim . Ve tasliyetu cahîm.<br />
İnne hâzâ le huve hakkul yakîn<br />
<br />
Ey sağdaki!( ey iyler zümresi) Sana selam olsun!<br />
(Dallin veya sol ve kötüler) Ama yalanlayıcı sapıklardan ise,<br />
Ve onlar icin alevli ateşe atılma vardır. su gibi kaynamak vardir.<br />
veya asli vatani ateş olmak vardir, yani ateşden bir parca olmak vardir.<br />
ve bunlar muhakkakki taddirilarak, hakkal yakin bilinir ve ögretilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">VÂKIA Suresi 91. 92. 93. 94. 95. ayet</span><br />
<br />
ingiliz ingilizcesini en iyi ingilterede yaşyanlar ögrenir, veya onu, bir ingilizledevamli konuşanlar daha iyi ögrenir, italyanca böyle, türkcede böyle, almancada, öyleyse elementlerin dilinide elementlerle konuşabilme ve yakin bilgisne sahip olanlar bilir. o derece saf olcakki halin, elementleri duyacak, sonra onlarin dilinden birde anlamak, ögrenmek lazim, mesala ingilizceyi duyarsinda, sen ingilizce bilmiyorsan, anlamzsin ne diyor onlar, elementlerin sesini biz duysak ne kadar bir gürültüdür o düşünün bir, 1cm3 bir elementin icinde binlerce o elementin atomundan var, atom mikroskop bazinda görülebilen kücük bir parca, öyle olunca 1cm3 bir cam bardagin parcasindaki elementlerin sesini duysan, bir şehrin gürültüsü kadar ses duyman lazim, amma duymuyoz işde, ve ve isaya verilen yakinlik bilgisi, bunlarin sesini duyacak bir yakinlik, yine muhammede öyle bir yakinlik, ve yine Allah, ibrahimi yakacak olan ateşe :<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
قُلْنَا يَا نَارُ كُونِي بَرْدًا وَسَلَامًا عَلَى إِبْرَاهِيمَ<br />
<br />
Kulnâ yâ nâru kûnî berden ve selâmen alâ ibrâhîme.<br />
<br />
<br />
“Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve esenlik ol” dedik.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ENBİYA Suresi 69. ayet</span><br />
<br />
öyleyse, öyle bir yakinlik derecesi varki, ateşle suyla konuşabiliyorsun. ve Allah dediki<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
<br />
وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ<br />
<br />
Va’bud rabbeke hattâ ye’tiyekel yakîn.<br />
<br />
Ve sana “Yakîn Bilgisi” gelinceye kadar , Allah a Kullukda Devam et.<br />
ve bu ilim, Hz ibrahime ögretilirken birinci defa sinandi, yatirdi ismaili kescek, Allah bicaga dur kesme dedi, bicak kesmiyor, kesemiyor, izinsiz kesemez, ve burda ögrenemedi. bu sefer manciniga bindirdiler ateşe atiyorlar, ordada ögrenemedi, Allah diyor "gulne.." , "biz dedikki ateşe" diyor, yani yine ibrahim ögrenmiş olsa, rabbimiz buyurcakki "ibrahim dediki ateşe" olcak amma, öyle demiyor, "biz dedikki" diyor, ibrahim yine bu elementleri duyabilcek, onlarla konuşabilcek yakin bilgisinden yoksun . ve ashabi kehfe öyle bir kelime ögrettiki rabbim, onlar 300 sene sonra kalkmak istediler, ve bu bir kelime ile oldu ve ve kuranda bunu, kehf suresinde nasil anlatiyor, o kelime hakkinda:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
قُل لَّوْ كَانَ الْبَحْرُ مِدَادًا لِّكَلِمَاتِ رَبِّي لَنَفِدَ الْبَحْرُ قَبْلَ أَن تَنفَدَ كَلِمَاتُ رَبِّي وَلَوْ جِئْنَا بِمِثْلِهِ مَدَدًا<br />
<br />
Kul lev kânel bahru midâden li kelimâti rabbî le nefidel bahru kable en tenfede kelimâtu rabbî ve lev ci’nâ bi mislihî mededâ.<br />
<br />
De ki: “Denizler, Rabbimin kelimeleri için (kelimelerini yazmak için) mürekkep olsaydı ve onun bir mislini daha imdada (yardıma) getirmiş olsaydık bile, Rabbimin kelimeleri bitmeden, denizler mutlaka tükenirdi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KEHF Suresi 109. ayet</span><br />
<br />
ve bu SIRLI kelimeyi dedigin zaman 300 senede uyusan, Allah seni uykudan kalkar gibi kaldirir, SIR bu kelimede amma, o kelime hangi kelime, hadi bil. Allah bildirmeyince bilemezsinki, sana o yakinen bidirilmeyince bilemezsinki, ve onlar bir kelme ögrendiler ve ve bu kelime onlari 300 sene sonra uyndirdi, ve her kim akşam yatarken bu ayeti okuyupda,"rabbim, o ashabi kehfi kaldiran kelime hatrina benide şu saatte kaldir2 derse inşallah faydasina nail olur, ve o saatte uyanir, amma o kelime yine, o derece yakin bilgisine ermek ile olur, yoksa bu ayet o kelime degildir, yine sadece o ayet , o kelime hatrina kullanilir. Allahin muradina uygunsa cevap gelir o duadan. (hani mesala herkes uyuyunca kalkip, bilmem sucsuzlari uyurken öldürcen diye okunmaz undefined<br />
<br />
ve Allah diyorki, biz ateşe dedikki "serin ol" haydi sende söyle bu kelimeyi ateşe, bnde söyleyen, ateş serin olcakmi bakalim, kimin sözüne itaat edecek, eger ben o yakin ve safiyet makamina cikmadiysam, benim "ya naru berden ve selamen" demem işe yaramaz, hadi diyen bak yine yakar benim elimi, sen de bakalim, seni yakmayacakmi. amma öyle kimseler varki, onlar safiyet makamina cikmiş kimseler, onlar derse o kelimeyi, ateş yakmaz bicak kesmez. nitekim bir tarikat vardirki rufailer diyorlar, onlar bedenlerine şiş sokuyor bilmem kilic sokuyor, bişey olmuyor, neden onlarda bir kelime var, o tilsim amma, o tilsimida söyliyen agiz ve insanlarin hepsi bir degil, amma velevki bir cocuk olsa bile, ve bu kelimeyi, amma elden ele verilir, dilden dile verilir, amma da, kendi tasarrufun ile kazanirsin dedik işde. ve sana bicak dürtseler bişey olmazsin hatta ta kalbine dürtseler yine bişey olmaz, cünkü sen tilsimli kelmeyi biliyoyrasn elementler senin sözünü dinler, ve onlar sana zarar verecek o madeden korunurlar.<br />
Nitekim mehdiyi deccalin kesmes,i fakat mehdinin tekrar dirilmesi cünkü o kelimeyi o biliyor, sonra yine kesemesi yine, dirilmesi sonunda ücüncüde dirilince, bir daha onu öldürümeyecak olmasi ve onun sirtinin onun em ri ile bakirdan ve kjursundan bir hale dösnmesi yani elmentlere emredince kesilmez bir elemente dönünce, onun gücünün bitmesi yani onu yenemeyecegini anlayinca umudu biter, ayni firavun gibi, artik ben ona inandim diyecek amma biraz gec olcak, ayni ikinci firavun, mehdinin firavunu yani, ve orda mehdiye düsen tilsimli kelime "simdimi ahmak, simdimi anladin." evet bujrdan davet var somnun gelcegi güne hazir ol o gün seni gücünün bittgi gün istersen den ve sonuda inan istersen bira geri dur krokmuyan senmisin benmi bundan baklaim haydi cagri davetye buyur dene ya sen ya ben aslar kimdese o kazanir, ve varsa kesilemeye razi olcak başka bir mehdi adayi ciksin, hadi onunla savaşin, varsa öyle onun önünde kesilmekden korkmayacak bir daşşakli mehdi, ben ona öncelik vercen, hadi gitsin yatsin kesilmeye, ve benim atam ismail varken, benim korkum yok, onu kesmeyen bicak benide kesmez amm ne zaman omnuda rabbim bilir, sen o tilsimi bilmezsin, amma o kelime bana ben oray ayatmadan gelcekdir, şimdi boşuna hafizamda arama yok, o safiye bilgisi elin ateşe düşmeden gelir, ibraim ateşe düşmeen hmen önce gelir senin işin bitip mancinigi firlatinca, ben senin elinden cikinca firsat bana gecince, varsa o sesi duyabilcegini başka iddia eden buyursun önden buyursun.<br />
insan kendisinin olmayan lokmayi yiymez dedik, cooook önceki vaazlarmizda. ve bunu şimdi şöyle aciklayacagiz, ve mesala toyota marka bir arabanin tekeri, koca teker bile reno arabaya takan desen uymuyor, yani tekermi teker, cantmi cant, amma o toyata icin, digeri reno icin, öyle olunca, Allahin, senin bedenini oluştursun diye halkettgi bir lokmayi, başkasi yiyemez, sende: başakasinin bedeni olcak lokmayi yiyemezsin, ve yine istisnai durum, isa efendimiz son yemekde ortadaki ekmegi böldü, ve dedi bu benim etim, yiyin dedi, sonra şerbet vardi, vişne şerbeti bu da benim kanim, icin dedi. Yani o , o elemntlerin kendini oluşturcak olan parcalar oldugunu biliyordu, fakat onlari o, havarilerini yedirdi, ve o havarileri olarak hayat sürdü, misyonunu tamam etti, ve hiristiyanlik diye bir din, dünyada, ikinci büyük din oldu, ve onlar yine onun lokmalarini, onun müsadesi ile yediler, amma dedi, sofradiklerden yaninizda, evinize götürmeyin bundan dedi, alip gidenler domuz suretine carpildilar.<br />
<br />
iş ehlinde güzel, doktorluk doktor bilgisi olanda güzel, sen hic tedavi olmak icin baytarin önüne yatarmisin, amaliyat etsin diye, belki zorda kalirsan olur amma, ne kadar güvenebilirsin ona, cünkü doktor başka, baytar başka degilmi, yine doktoru alip gelip ona, "hadi bana istanbul köprüsü yap" denirmi, o mühendisin işi ve görevi, ve safiye makamina cikmayan ve SIR saklayamayan birisine bu kelimeler ögretilmez, ve Hz Süleyman, Belkisin veya BALKIZIN tahtini getiren o "Asaf bin Berhiya" da işde safiyye makamina cikmiş olan bir Allah adaminydiki, ona ilahi kelimeler ögretilmişdi, öyle bir kelime ki, onunla bir yerden biryere gidebilme, veya bir yerdekini, başka yere taşiyabilmek icin, bir TILSIMLI kelime, ve eger seni elementlere komutan tayin ederlerse, bir komutan bir orduyu isterse "suya dal" der hepsi suya dalar "cik" der cikarlar degilmi, öyle sokakdan gecen biri askere, yat deyincemi asker yatar, yoksa komutani taniyip komutan deyincemi, yere yatar. öyleyse, işde elementlere emredebilme yetkisi olan bir zati muhteremde, gel buraya deyince, agac kökleriyle cikar gelir. ve muhammedde oldumu? oldu, haceti def iyesini yapacagi zaman agaclara gel buraya, beni sakla diyordu, hacet edesiye gelip ona gelerti olurlardi.<br />
ve hakkal yakin derecesindeki bir yakin bilgisi ateşin yakdigini, gerekince ekmek pişirdigini, ve suyun gerekince hayatenerjisi oldugunu, ve amma bazende, zaman gelipde katil olup, bogup adam öldürdügünü bilmek derecesinde kalir.<br />
<br />
ondan daha üstün bir yakin bilgisi varki, işde ateşe serin ve selamet ol diyebilme derecesi, bicaga kesme diyebilme derecesi, ve o makama tasavuf ehli,nefsi safiye diyor. neden bu ihsan makamindan önce gelmesine ragmen, amma ihsan makamindan sonra anlatildi diyenler olcakdir, cünkü hakkal yakin olmadan önce, o ateşe yakma demek lazimdir yoksa, hakkal yakin bilince, ateşin icine düşünce ateşe yakma dersen, senin ya tamamini, yada yarini yakmiş olur, öyle olunca, önce olmasinsa ragmen, sonda olan demekdir. ve vaktinden önce gelen demekdir, ve gecen hafta yazdik, bize füyüzat geldi, ve dediki "zararin neresinden dönersen kardir" ve bunu ben hakkal yakin bilince degil, yani zarara ugradikdan sonra gelse idi, bana faydasi ne olcakdiki zaten, o öyleki sen ateşe düşmeden önce gelen bir bilgidir, bir füyzattir, ilimdir, bilgi ve SIRLI ayet ve kelimedir.<br />
Komutan olmayan brisinin emrine askerler itaat edip uymazlar degilmi , öyle olunca zamanin imami mehdiyi, yer gök ehli bilir, ve ona uyarlar amma insanlarin ahmaklari onuN imam ve komutan oldugunu bilmezler, insanlardan sadece seckin olanlar onu tanir bilirler, ve o yüzden o agaca emretse agac itaat eder, ve su ya dese su itaat eder. amma işde kafir deccal anti uygulamasi yapiyor, ve tersine ceviriyor işde, ve öyle olunca "<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
ذْ أَوَى الْفِتْيَةُ إِلَى الْكَهْفِ فَقَالُوا رَبَّنَا آتِنَا مِن لَّدُنكَ رَحْمَةً وَهَيِّئْ لَنَا مِنْ أَمْرِنَا رَشَدًا<br />
<br />
iz evâl fityetu ilâl kehfi fe kâlû rabbenâ âtinâ min ledunke rahmeten ve heyyi' lenâ min emrinâ raşedâ(raşeden).<br />
<br />
kehf ashabina dedilerki "Rabbinizden size Rahmet olarak Gelen Raşidin emriyle diriler olun ."<br />
<br />
ve sen de bakalim bu kelimeleri ve birde ben diyen, o ayeti ölüler dirilcekmi dirilmez, cünkü sen o raşid degilsin, sen o isa degilsinki dirilsin, ve komutan kimse elementler ona uyar itaat ederler. . velhasil kelam.<br />
<br />
Ve element dili bilmek işde, ilk basamakda "ti ve anti" olarak başlar , yani israfil burusu "tatüüü veya taaa ve tiii veya tüüüü" veya horoz dili "ü' üürü' üüüüüü" ne demek peki bilen varmi, hangi dil bu, ne komut veriyor bu dil acaba diyen varmi, neden böyle ötüyor horuz demek yokmu? yine dolunay olunca kurtlar "wuuuuuuuuu" derler ne komut veriyor acaba, yani Allahin kelimlerini yazacak mürekkeb denizler dolusu olsa, onun kelimelerini yazip bitiremez diyor, Rabbim. cünkü kedi dili, köpek dili, karinca dili, bakteri dili, ,iknek dili, aslan dili, fok baligi dili,........ hangi birini yazcan, anlayacan, ingilizce bilen, birde kendi dilini bilen, iki dil biliyorum diye övünüyor,<br />
lan ahmak,sen bilmezmisin<br />
<br />
Allahin binlerce yarattigi hayvani, börtüsü böcügü elmentiyapragi bitkisi agaci cekirdegigezegenleri yildizlari,.....melekleri ceberrut, lahut alemindekiler varken, bunlara birbirleriyle anlascabilcegi birerde dil veren rabbinin üstünlügünü unuturda, iki dile bilene üstünlük yüklüyorsun, ahmak insanoglu, sana kim ögretti bu dilleri. köpek köpekceyi nereden ögrendi demek yokmu, kedi kedi dilini nerden ögrendi demek yokmu, bunun bir kitabida okuluda yok, nerden ögeniyor bunlar demek yokmu ahmak insanoglu, "köpegimi bu sene ilkokula gönderdim okumasini ögrendi" diyen varmi? köpek kendi dilini otamatik bilir, ama insan dilinide bilir, fakat konuşmaz sadece. "dab daba rab" ne demek acaba degilmi, yani musiki. yine mesela "şip şibidi şip" ne demek, yagmur ne diyor acaba diyen varmi. "kappudu kappudu kappudu kap" atin nali ne diyor acaba demek yokmu?<br />
Hz. Yunus efendimiz, derviş yunus bu makama eren biri, ne diyor : "sordum sari cicege, annen baban varmidir." " ne inilersin dertli dolap" . Hz isa ise, onun, o cicegin annesi kim? babasi kim bilen bir makam, bir üst makam. bu kimin cibilliyati bilebilen bir makam. onu kim yiyecekde, onda lokma olcak, hücre olcak biliyor. ve öyle olunca, sen senin olcak lokmayi yiyebilir, nefesi alabilirsin. ve bagaya, dozere, tanka, takilcak vidayi, radyoya takamazsin azizim, olmaz olmaaaaz, ahmak olmak lazim 36 lik bir vidayi kücücük radyoya takmaya kalkmak delilik degilde ne o zaman, ey kafir deccal, sen senin olmayan makama eremezsin, o makam mehdinin ise, sen elli defa ugraş, senin olmaz. sen senin olan lokmaya nasipdar olabilirsin ancak ahmak, koca ahmak. sen bilmezmisin<br />
<br />
ve mehdilik de öyle ismini mehdi koymakla, babasinin ismini abdullah koymakla, bilmem suriyede şamda namaz kilmamklada olmaz.<br />
<br />
O nu yerdekilerde bilir, göktekilerde bilirken, ey kendi bilmez, ahmak cakma mehdiler, yok olun şimdi, kaybolun şimdi, ahmaklar sürüsü, daha derviş yunus derecesini ermemiş birinin mehdilige kalkmasi ancak DANGILLIKDIR.<br />
<br />
::::::<br />
<br />
Hz. Haticenin ümmertin annesi oldugunu söyledigimiz icin, bizi yine yalanci cikarmaya kalkanlar oldu, ve bunu bu hafta şu satirlarla anlatip ispat edip cevaplayacagiz:<br />
<br />
Herkesin bir cibillyati olan hayvan cinsinden sifati vardir, ve o hayvanin özelliklerinden taşir o kimse, ve hatcenin ümmetin annesi olmasi yani mesela karincalarda bir tane anne vardir, anne karinca bütün karincalarin annesidir, tabiatta örnegi varmi var. yine arilardada aynidir durum. ve meryemin, mehdinin yani isanin annesi olmasi, ve gelceekden gelen cocugun annesi olmasi demek ise, yani bütün mehdi cocuklarinin annesi demek olur. ve yine meryem, fakir meryem, cocugunu, öyle saraylarda büyütmedi isayi, deneleri harmana götüren arabalardan dökülen bugday başaklarini toplayarak büyüttü. ey mehdi cocuklarinin anneleri, öyle mehdiye bu cocuklara bakmiyorsun diye saray saltanat beklemeyin, yani an karinca meryem, başak topliyarak büyüttüyse, isa ruhullah olmasina ragmen, Alllahin en fakir kulu olan isa, Allah katinda en zenginlerden birisi, ve yine ali agaoglu ile özyilmazel konusu o nun bu konuyu yanliş anlayip, yanliş lansetmesi yüzünden, ve cok eşli hayvanlar belli, tek eşlilerde belli, ve süleyman aleyhisselamin 300 eşi olmasi, öyle belki sizin bildiginiz gibi degil, bir kadini alip boşarsan, istersen böyle 300 degil 3000 kadinla evlen boşan, varmi şeriata aykiri bir durum? yok. o zaman, onun 300 karisi olmasi, bir anda hareminde 300 kadin tutmuş olmayabilir degilmi? Bunun versionlari cok, ve bir ciftlikde bir tane saglam salma erkek at varsa, o bütün dişileri döllerki, ari diri ve soolu bir at soyu olsun diye degilmi? cünkü o at gercek soydur, gercek erkekdir, onun döllemesi, dogacak bütün yeni bebe atlarin ari diri irk at olmasi icindir degilmi?yine ciftlikde bvir koc bütün ciftligin koyunlari döller damizlik koc odur cünkü ve böyle olunca karişik irk olmaz ari diri irk olur yine, ve böyle olunca tek eşli hayvanlarda bellidir ve onlarda tek eşliligi korurlar<br />
ve tabiatta örnekleri var.<br />
saf kelimesi nerde geciyor mesala "saf kan at", "saf irk" safiye yani saf irk demekdir, yani o makama ancak saf irk olan kimseler ulaşabilir yani , hitler köpegi kendisini saf irk saniyordu ahmak. yani alman iti doberman saf irk diyordu, yani ahmak dünyada bir doberman köpegi yok, ve herkes doberman köpegi olcak diye bir hukuk olmaz, herkez köpek olursa, kedi ne olcak, yahut balik ne olcak, kuş ne olcak, ve digerlerini yok edip dünyayi tek irk yapma projesi, böyle ahmak birinin akli olabilir zaten, dangillarin başkmutani, onun ardindan gidenlerde zaten doppel dangil demek. yani dünyada at ayri bir soy, aslan ayri bir soy, kedi ayri bir soy, ve hepsininin ari diri irki vardir, amma bozdular ve artik öyle bir ari irk yok dencek kadar az, cünkü elma bozulunca oynaninca, nerde bulcan artik gercek elmayi, yok bir de, olanlarida öldürtüyorlar vararrsa. tavuk gribi dediler, gercek tavuklari ithaf etridiler, ve herkese bozuk irk tavuk sattilar, artik yokki gercek tavuk, kaldiysa bir kac bilinmeyen köyde kaldi belki, ve bu ayni sistem ile dometis faytini bir düşürdüler, adam satsada para etmiyor, kamyonlarca dometes cöpe döküldü, ertesi senede ekmediler, dometis tohumu kayboldu, sonra kendileri bozuk dometes soyunu sürdüler piyasaya, artikk gercek, ari diri dometes kalmadi yani, ve böylece bunlar, isde itler ve hitler akli ile, bütün diger soylari bozdular, ve kendi soylarini, ari irk kabul ettirmek icin digerini bozdular, ve onlar kendileri bu bozuklardan yemezler zaten, sen, ben ucuz diye alabilip yiyebiliyoz, kendileri iyisni yiyorlar, bunlarin sana ban yok onlardan ve işde mehdi bunlarin cerkina comak sokan oluyor. öyle yapiyorlar fallanc, sirni ortaya koyuyor böyle yapiyorlar, onuda acikliyor ve onlarin işinede gelmiyor ve bize rakip sahte mehdiler icad etdi kahpe gavur.<br />
amma sahteler aslina rucu etriri senin yaptgin sahte dometisler, artik bizim gercek dometisi aramamiz gerketigini ögretsyse senin o tüpretgini sahte mehdilerde , inslarin gercek mehdjiyi arayip secmesini sebeb olckadir zaten. danke bu hizmeitne bilmeden yaptgin hizmetin icin.<br />
<br />
Rabbim o ari diri soya ,saf soya, saf irka, mehdi soyuna, muhammed soyuna yardim etsinki, kafir decal ve irkiyla savaşinda güc kuvvet versin, onlari o kafirlere, galip getirsin, amiyn.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ<br />
</span></span><br />
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,<br />
Amiyn.<br />
Elfatiha maassalavat.<br />
<br />
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---OoO---</span></span><br />
<br />
Kar©glan<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 12 Nisan 2016 SALI<br />
Original Kar©glan</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Safiyye (Tertemiz Nefis) Nedir?</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i safiyye</span></span>, tasavvufta nefsin ulaşabileceği en yük arınma mertebesidir ve "tertemiz nefs" anlamına gelir. Bu makam, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">nefs-i mardiyye</span> (Allah'ın razı olduğu nefs) mertebesinin üzerinde, adeta bir ayna gibi ilâhî tecellileri yansıtan bir haldir. Kur'an'da bu duruma işaret eden ayetlerden biri:<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Allah'a tertemiz bir kalp (kalb-i selîm) ile gelenler hariç..."</span></span> (Şuara Suresi, 26:89)</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">? Nefs-i Safiyye'nin Özellikleri:</span></span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Mutlak Arınmışlık:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Nefis, tüm maddi ve manevi kirliliklerden (kibir, riya, kin vb.) tamamen arınmıştır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Kalp aynası"</span></span> Allah'ın isimlerinin tecellilerine engelsiz yansır.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İlâhî Tecelliye Mazhar Olma:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Safî"</span></span> (arındırıcı) isminin tecellisiyle nefs, ilâhî sırlara açık hale gelir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Hz. Musa'nın (a.s.) Tur Dağı'nda Allah'ın tecellisine mazhar olması gibi <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Araf Suresi, 7:143)</span>.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ledün İlmiyle Hareket Etme:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Gayb sırlarına</span></span> ve hikmetli ilhamlara açıktır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Hz. Hızır'ın (a.s.) ilm-i ledünnîsi bu mertebeye örnektir *(Kehf Suresi, 18:65-82)*.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Fenâ ve Bekânın Zirvesi:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Kişi, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"yok olmuş" (fenâ)</span></span> ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Allah'la var olmuş" (bekâ)</span></span> halinin en üst seviyesindedir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Attığın zaman sen atmadın, Allah attı"</span></span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Enfal Suresi, 8:17)</span> sırrına tamamen ermiştir.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Evrensel Sevgi ve Merhamet:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Tüm yaratılmışlara karşı <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">koşulsuz şefkat</span></span> besler.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Mevlânâ'nın <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kim olursan ol gel</span>"</span> çağrısı bu mertebenin tezahürüdür.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ol>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">?️ Nefs-i Safiyye'ye Nasıl Ulaşılır?</span></span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Mardiyye'yi Tamamlamak:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Önce Allah'ın rızasını kazanmış bir nefs haline gelmek gerekir.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Riyazet ve Manevi Temizlik:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikir</span></span> (Allah'ı anma), <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">oruç</span>, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">halvet</span></span> (inziva) gibi uygulamalarla nefsi arındırmak.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Mürşid-i Kâmilin Terbiyesi:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu makam, ancak gerçek bir mürşidin (manevi rehber) gözetiminde mümkündür.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kalp Temizliği (Tasfiye):</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Kalpten Allah'tan başka her şeyi çıkarmak"</span></span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Tasavvufi tabirle: "Kalbi masivadan boşaltmak")</span>.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İlâhî Aşkla Yanmak:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Aşk ateşi nefsi safiye yapar"</span></span> <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Mevlânâ)</span>.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Aşk, nefsin son tortularını da yakıp temizler.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ol>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">? Nefs-i Safiyye'nin Tasavvuftaki Yeri:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"İnsan-ı kâmil"</span></span> olmanın son basamaklarındandır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu mertebedeki veliler, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"kutup"</span></span>, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"gavs"</span></span> gibi manevi makamlara yükselir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Abdülkâdir Geylânî</span>, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İmam Rabbanî</span></span> gibi zatlar bu makamın örneklerindendir.</span><br />
</li>
</ul>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">? Önemli Uyarılar:</span></span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Ben safiyeye ulaştım" demek, en büyük nefs tuzağıdır!</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Tasavvufta<span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"nefsini bilen Rabbini bilir"</span></span> sözünce, bu mertebedeki kişi kendini daima kusurlu görür.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Gizli Şirk Tehlikesi:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ulaştım</span>"</span> hissi, kişiyi <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">gizli benlik putuna</span></span> (ene) düşürebilir.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ul>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">? Örnekler:</span></span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz. Yusuf'un (a.s.) İffeti:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Zindanda bile nefsini koruması <span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Yusuf Suresi, 12:33)</span>.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hz. Meryem'in (a.s.) Paklığı:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Seni tertemiz yarattım"</span></span> *(Âl-i İmran, 3:42)* hitabına mazhar oluşu.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Mevlânâ'nın Aşkla Arınması:</span></span><br />
</span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Hamdım, piştim, yandım"</span></span> sözündeki <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"yandım"</span></span> safiyet mertebesidir.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ol>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Nefsini temizleyen kurtuluşa ermiştir."</span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Şems Suresi, 91:9)</span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefsi Safiye - Nefsin Safiye Makamı Nedir?</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">YAKiN BiLGiSi NEDiR? ÖRNEKLERiYLE</span><br />
<br />
<span style="color: #ff3333;" class="mycode_color">(Kar©glanin 12 Nisan 2016 Vaazi)</span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
الم تِلْكَ آيَاتُ الْكِتَابِ الْحَكِيمِ هُدًى وَرَحْمَةً لِّلْمُحْسِنِينَ الَّذِينَ يُقِيمُونَ الصَّلَاةَ وَيُؤْتُونَ الزَّكَاةَ وَهُم بِالْآخِرَةِ هُمْ يُوقِنُونَ أُوْلَئِكَ عَلَى هُدًى مِّن رَّبِّهِمْ وَأُوْلَئِكَ هُمُ الْمُفْلِحُونَ<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sadakallahul Aziym LOKMAN Suresi 1. 2. 3. 4. ayet</span><br />
<br />
Euzubillahimineşşeytanirracim<br />
Bismillahirrahmenirrahim<br />
<br />
Elif lâm mîm. Tilke âyâtul kitâbil hakîm. Huden ve rahmeten lil muhsinîn. Ellezîne yukîmûnes salâte ve yu’tûnez zekâte ve hum bil âhırati hum yûkinûn.<br />
<br />
Meali :<br />
<br />
Ayaktakilere Egilenlere Oturanlara dir bu söz.<br />
Bunlar, hakîm olan Karar mercii olan Kitab’ın Âyetleri’dir.<br />
Bu ögütler sadece ihsan makaminda olanlar icindir, (önüne gelenin yapacagi işler degildir, Doktorun yapmasi gerekeni hakim yaparsa olmaz , hakimin görevini, calgici yapmaya kalkarsa yine olmaz).<br />
Ve Onlar, namazı ikame ederler (namaz kılarlar), ve zekâtı verirler. Ve onlar, ahireti yakinen bilirler.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sadakallahul Aziym LOKMAN Suresi 1. 2. 3. 4. ayet</span><br />
<br />
<br />
---oOo---<br />
<br />
Peygamber Efendimiz Sallallâhü Aleyhi ve Sellem Buyurdular <br />
<br />
Emanet zayi edildiğinde kıyametin kopmasını bekleyin. "Ya Resulallah, emanetin zayi edilmesi nasıl olur?" denince, iş ehlinden başkasına verildiği zaman kıyameti bekleyin.buyurdu.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">(Hadisi şerif)</span><br />
<br />
<br />
"Allâhumme salli alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ salleyte alâ ibrâhîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"<br />
"Allâhumme bârik alâ Muhammedin ve alâ âli Muhammed. Kemâ bârakte alâ ibrahîme ve alâ âli ibrâhîme inneke hamîdun mecîd"<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yolculugumuza Başliyoruz :</span></span><br />
<br />
<br />
<br />
Öncelikle Nefis demek, Vücut Denilen Araba veya Motoru süren sürücü, şoför Manasındadır. Bu Motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilcek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için, önce terbiyet edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gekekir. Burada islamın şartları olan namaz ve oruç devreye girer, ve işde oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, yani motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında, fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile yemek helal olan birşeye gem vurulur. Daha sonra cima ya (Cinsel birleşmeye) gem vurulur, yani frene basması öğenilir. Bunu öğrenince, artık insan islamın haram ve yasak dediği durumlarda, frene basıp nefis atının gemini çekerek, gerektiğinde onu durdurur.  Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiyet ehli olur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ<br />
<br />
Va’bud rabbeke hattâ ye’tiyekel yakîn.<br />
<br />
Ve sana “Yakîn Bilgisi” gelinceye kadar , Allah a Kullukda Devam et.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Sadakallahul Aziym HİCR Suresi 99. ayet</span><br />
<br />
isa efendimiz öyleki ona öyle bir yakin bilgise gelmişdiki, hangi şeyin, hangi topragin, hangi bitkin, kimin cibilliyati oldugunu biliyordu, cönkü o nun, o topragin o melekeleri ona diyorduki : ben falanciyin, ben fillanciyin, bu muhmede ne zaman geldi, taa müşrikler muhammede davet verip, sonra onun yemegine zehir katip sunduklari güne kadar, onda o yakin bilgisi yok idi, ve o gün o eti agzina götürdü, ve etteki o meleklr ona dediki,"ya rasulallah, beni yeme ben zehirliyin" dedi, peki bu yakin bilgisi ne olaki, işde o elementlerin sesini duyar olmak, element meleklerinin sesni duyar olmak makami: makami safiye, tasavufdaki nefsin rütblerinden safiye makamindan bahsediyoruzki, o kadar saf dereceye ulaşacaksinki, saaffet ve saafiyetin senin, elementlerin sesini duymaya kadar götürcek ve sende. o kdarki o sesleri duyup ayirt edebilcek bir yakin bilgisi hasil olacak yani, ve yine isa efendimiz ve havarileri bir yere vardilar ve, isa bir avuc yerden toprak veya camur alip dediki bu dedi bilmem nuhun oglu mafsal kemigi dedi, haydi diriltte bakalim o zaman ya ruhullah dediler,<br />
"Rabbena atina min ledunke rahmeten ve heyyi’ lena min emrina reşeda”<br />
dedi o taprak canlandi kalkdi onlarla konuşdu, ve gördülerki isa dogru söylüyor, ve havarilere gecdi bu sefer bu yakin bilgisi onlarda tebiatin sesini duyar oldular, tabiat ana onlarlada konuşur oldu. ve işde safiye makami bazen elden ele verilir, bazende kendi tasarrufun ile kazanirsin, yakin bilgisi böyledir, ilmlel yakin bilgisi icin, elinde ilmi bir burhan olmali, yani yazili bir metin, bir bilgi olmaliki onu okuyup ilmel bilebilesin. yazili bir metin bir bilgi olmadan onu ilmen bilemezsin, ve Allah bu ilimini öyle her zaman insanlarin sandigi gibi tevrat levhalari gibi levhalara yazmamisdir, ve ve tevrat nüshalari yazili olan levhalar dünyanin dört bir yainindaki taslara kazinmis olan bütün yazilar tevrat nüshasidir ve orjinaldir, tahrip edilmemiş olan tevrat onlardir, ve taa bu misir piramitilerinin icindeki resimli yazilarda buna dahildir tahrip edilmeden günümüze kadar gelmiş, cünkü taşa kazinmiş, amm insanoglunun bunlarda ahmaklik etitgi görülünce, rabbim bu yöntemi neshetmişdir, ve kuran kainatta yazilidir. nasil? mesala cekirgelerde bir ayet veya bir nüsha vardir, bilmem aluminyumun iicnde bir nüsha vardir, yine eşşekde bir nüsha, devede bir nüsha veya ayet yazilidir, ve bütün hak kitaplar canlidir, hala bozulmadan kalanlari vardir, ve tahrip edilmiş olanlar, zaten bugün yine tahrif edilmiş olan bitkiler hayvanlar olarak tezehür göstermekdedir, özü bozulmuş bir elma tahrif olmuş bir ayeti temsil eder, amma onun orjinal metni elmizde varsa, bozulmamiş bir elma türü, cekirdegi tahrif olamamiş, Allahu tealanin ayetlerinden bir ayeti temsil eder, ve kuran kainatta yazildir işde.<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
فَسَلَامٌ لَّكَ مِنْ أَصْحَابِ الْيَمِينِ<br />
وَأَمَّا إِن كَانَ مِنَ الْمُكَذِّبِينَ الضَّالِّينَ فَنُزُلٌ مِّنْ حَمِيمٍ<br />
وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ<br />
إِنَّ هَذَا لَهُوَ حَقُّ الْيَقِينِ<br />
<br />
Fe selâmun leke min ashâbil yemîn.Ve emmâ in kâne minel mukezzibîned dâllîn. Fe nuzulun min hamîm. veya Ha ve mim . Ve tasliyetu cahîm.<br />
İnne hâzâ le huve hakkul yakîn<br />
<br />
Ey sağdaki!( ey iyler zümresi) Sana selam olsun!<br />
(Dallin veya sol ve kötüler) Ama yalanlayıcı sapıklardan ise,<br />
Ve onlar icin alevli ateşe atılma vardır. su gibi kaynamak vardir.<br />
veya asli vatani ateş olmak vardir, yani ateşden bir parca olmak vardir.<br />
ve bunlar muhakkakki taddirilarak, hakkal yakin bilinir ve ögretilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">VÂKIA Suresi 91. 92. 93. 94. 95. ayet</span><br />
<br />
ingiliz ingilizcesini en iyi ingilterede yaşyanlar ögrenir, veya onu, bir ingilizledevamli konuşanlar daha iyi ögrenir, italyanca böyle, türkcede böyle, almancada, öyleyse elementlerin dilinide elementlerle konuşabilme ve yakin bilgisne sahip olanlar bilir. o derece saf olcakki halin, elementleri duyacak, sonra onlarin dilinden birde anlamak, ögrenmek lazim, mesala ingilizceyi duyarsinda, sen ingilizce bilmiyorsan, anlamzsin ne diyor onlar, elementlerin sesini biz duysak ne kadar bir gürültüdür o düşünün bir, 1cm3 bir elementin icinde binlerce o elementin atomundan var, atom mikroskop bazinda görülebilen kücük bir parca, öyle olunca 1cm3 bir cam bardagin parcasindaki elementlerin sesini duysan, bir şehrin gürültüsü kadar ses duyman lazim, amma duymuyoz işde, ve ve isaya verilen yakinlik bilgisi, bunlarin sesini duyacak bir yakinlik, yine muhammede öyle bir yakinlik, ve yine Allah, ibrahimi yakacak olan ateşe :<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
قُلْنَا يَا نَارُ كُونِي بَرْدًا وَسَلَامًا عَلَى إِبْرَاهِيمَ<br />
<br />
Kulnâ yâ nâru kûnî berden ve selâmen alâ ibrâhîme.<br />
<br />
<br />
“Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve esenlik ol” dedik.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">ENBİYA Suresi 69. ayet</span><br />
<br />
öyleyse, öyle bir yakinlik derecesi varki, ateşle suyla konuşabiliyorsun. ve Allah dediki<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
<br />
وَاعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّى يَأْتِيَكَ الْيَقِينُ<br />
<br />
Va’bud rabbeke hattâ ye’tiyekel yakîn.<br />
<br />
Ve sana “Yakîn Bilgisi” gelinceye kadar , Allah a Kullukda Devam et.<br />
ve bu ilim, Hz ibrahime ögretilirken birinci defa sinandi, yatirdi ismaili kescek, Allah bicaga dur kesme dedi, bicak kesmiyor, kesemiyor, izinsiz kesemez, ve burda ögrenemedi. bu sefer manciniga bindirdiler ateşe atiyorlar, ordada ögrenemedi, Allah diyor "gulne.." , "biz dedikki ateşe" diyor, yani yine ibrahim ögrenmiş olsa, rabbimiz buyurcakki "ibrahim dediki ateşe" olcak amma, öyle demiyor, "biz dedikki" diyor, ibrahim yine bu elementleri duyabilcek, onlarla konuşabilcek yakin bilgisinden yoksun . ve ashabi kehfe öyle bir kelime ögrettiki rabbim, onlar 300 sene sonra kalkmak istediler, ve bu bir kelime ile oldu ve ve kuranda bunu, kehf suresinde nasil anlatiyor, o kelime hakkinda:<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
قُل لَّوْ كَانَ الْبَحْرُ مِدَادًا لِّكَلِمَاتِ رَبِّي لَنَفِدَ الْبَحْرُ قَبْلَ أَن تَنفَدَ كَلِمَاتُ رَبِّي وَلَوْ جِئْنَا بِمِثْلِهِ مَدَدًا<br />
<br />
Kul lev kânel bahru midâden li kelimâti rabbî le nefidel bahru kable en tenfede kelimâtu rabbî ve lev ci’nâ bi mislihî mededâ.<br />
<br />
De ki: “Denizler, Rabbimin kelimeleri için (kelimelerini yazmak için) mürekkep olsaydı ve onun bir mislini daha imdada (yardıma) getirmiş olsaydık bile, Rabbimin kelimeleri bitmeden, denizler mutlaka tükenirdi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">KEHF Suresi 109. ayet</span><br />
<br />
ve bu SIRLI kelimeyi dedigin zaman 300 senede uyusan, Allah seni uykudan kalkar gibi kaldirir, SIR bu kelimede amma, o kelime hangi kelime, hadi bil. Allah bildirmeyince bilemezsinki, sana o yakinen bidirilmeyince bilemezsinki, ve onlar bir kelme ögrendiler ve ve bu kelime onlari 300 sene sonra uyndirdi, ve her kim akşam yatarken bu ayeti okuyupda,"rabbim, o ashabi kehfi kaldiran kelime hatrina benide şu saatte kaldir2 derse inşallah faydasina nail olur, ve o saatte uyanir, amma o kelime yine, o derece yakin bilgisine ermek ile olur, yoksa bu ayet o kelime degildir, yine sadece o ayet , o kelime hatrina kullanilir. Allahin muradina uygunsa cevap gelir o duadan. (hani mesala herkes uyuyunca kalkip, bilmem sucsuzlari uyurken öldürcen diye okunmaz undefined<br />
<br />
ve Allah diyorki, biz ateşe dedikki "serin ol" haydi sende söyle bu kelimeyi ateşe, bnde söyleyen, ateş serin olcakmi bakalim, kimin sözüne itaat edecek, eger ben o yakin ve safiyet makamina cikmadiysam, benim "ya naru berden ve selamen" demem işe yaramaz, hadi diyen bak yine yakar benim elimi, sen de bakalim, seni yakmayacakmi. amma öyle kimseler varki, onlar safiyet makamina cikmiş kimseler, onlar derse o kelimeyi, ateş yakmaz bicak kesmez. nitekim bir tarikat vardirki rufailer diyorlar, onlar bedenlerine şiş sokuyor bilmem kilic sokuyor, bişey olmuyor, neden onlarda bir kelime var, o tilsim amma, o tilsimida söyliyen agiz ve insanlarin hepsi bir degil, amma velevki bir cocuk olsa bile, ve bu kelimeyi, amma elden ele verilir, dilden dile verilir, amma da, kendi tasarrufun ile kazanirsin dedik işde. ve sana bicak dürtseler bişey olmazsin hatta ta kalbine dürtseler yine bişey olmaz, cünkü sen tilsimli kelmeyi biliyoyrasn elementler senin sözünü dinler, ve onlar sana zarar verecek o madeden korunurlar.<br />
Nitekim mehdiyi deccalin kesmes,i fakat mehdinin tekrar dirilmesi cünkü o kelimeyi o biliyor, sonra yine kesemesi yine, dirilmesi sonunda ücüncüde dirilince, bir daha onu öldürümeyecak olmasi ve onun sirtinin onun em ri ile bakirdan ve kjursundan bir hale dösnmesi yani elmentlere emredince kesilmez bir elemente dönünce, onun gücünün bitmesi yani onu yenemeyecegini anlayinca umudu biter, ayni firavun gibi, artik ben ona inandim diyecek amma biraz gec olcak, ayni ikinci firavun, mehdinin firavunu yani, ve orda mehdiye düsen tilsimli kelime "simdimi ahmak, simdimi anladin." evet bujrdan davet var somnun gelcegi güne hazir ol o gün seni gücünün bittgi gün istersen den ve sonuda inan istersen bira geri dur krokmuyan senmisin benmi bundan baklaim haydi cagri davetye buyur dene ya sen ya ben aslar kimdese o kazanir, ve varsa kesilemeye razi olcak başka bir mehdi adayi ciksin, hadi onunla savaşin, varsa öyle onun önünde kesilmekden korkmayacak bir daşşakli mehdi, ben ona öncelik vercen, hadi gitsin yatsin kesilmeye, ve benim atam ismail varken, benim korkum yok, onu kesmeyen bicak benide kesmez amm ne zaman omnuda rabbim bilir, sen o tilsimi bilmezsin, amma o kelime bana ben oray ayatmadan gelcekdir, şimdi boşuna hafizamda arama yok, o safiye bilgisi elin ateşe düşmeden gelir, ibraim ateşe düşmeen hmen önce gelir senin işin bitip mancinigi firlatinca, ben senin elinden cikinca firsat bana gecince, varsa o sesi duyabilcegini başka iddia eden buyursun önden buyursun.<br />
insan kendisinin olmayan lokmayi yiymez dedik, cooook önceki vaazlarmizda. ve bunu şimdi şöyle aciklayacagiz, ve mesala toyota marka bir arabanin tekeri, koca teker bile reno arabaya takan desen uymuyor, yani tekermi teker, cantmi cant, amma o toyata icin, digeri reno icin, öyle olunca, Allahin, senin bedenini oluştursun diye halkettgi bir lokmayi, başkasi yiyemez, sende: başakasinin bedeni olcak lokmayi yiyemezsin, ve yine istisnai durum, isa efendimiz son yemekde ortadaki ekmegi böldü, ve dedi bu benim etim, yiyin dedi, sonra şerbet vardi, vişne şerbeti bu da benim kanim, icin dedi. Yani o , o elemntlerin kendini oluşturcak olan parcalar oldugunu biliyordu, fakat onlari o, havarilerini yedirdi, ve o havarileri olarak hayat sürdü, misyonunu tamam etti, ve hiristiyanlik diye bir din, dünyada, ikinci büyük din oldu, ve onlar yine onun lokmalarini, onun müsadesi ile yediler, amma dedi, sofradiklerden yaninizda, evinize götürmeyin bundan dedi, alip gidenler domuz suretine carpildilar.<br />
<br />
iş ehlinde güzel, doktorluk doktor bilgisi olanda güzel, sen hic tedavi olmak icin baytarin önüne yatarmisin, amaliyat etsin diye, belki zorda kalirsan olur amma, ne kadar güvenebilirsin ona, cünkü doktor başka, baytar başka degilmi, yine doktoru alip gelip ona, "hadi bana istanbul köprüsü yap" denirmi, o mühendisin işi ve görevi, ve safiye makamina cikmayan ve SIR saklayamayan birisine bu kelimeler ögretilmez, ve Hz Süleyman, Belkisin veya BALKIZIN tahtini getiren o "Asaf bin Berhiya" da işde safiyye makamina cikmiş olan bir Allah adaminydiki, ona ilahi kelimeler ögretilmişdi, öyle bir kelime ki, onunla bir yerden biryere gidebilme, veya bir yerdekini, başka yere taşiyabilmek icin, bir TILSIMLI kelime, ve eger seni elementlere komutan tayin ederlerse, bir komutan bir orduyu isterse "suya dal" der hepsi suya dalar "cik" der cikarlar degilmi, öyle sokakdan gecen biri askere, yat deyincemi asker yatar, yoksa komutani taniyip komutan deyincemi, yere yatar. öyleyse, işde elementlere emredebilme yetkisi olan bir zati muhteremde, gel buraya deyince, agac kökleriyle cikar gelir. ve muhammedde oldumu? oldu, haceti def iyesini yapacagi zaman agaclara gel buraya, beni sakla diyordu, hacet edesiye gelip ona gelerti olurlardi.<br />
ve hakkal yakin derecesindeki bir yakin bilgisi ateşin yakdigini, gerekince ekmek pişirdigini, ve suyun gerekince hayatenerjisi oldugunu, ve amma bazende, zaman gelipde katil olup, bogup adam öldürdügünü bilmek derecesinde kalir.<br />
<br />
ondan daha üstün bir yakin bilgisi varki, işde ateşe serin ve selamet ol diyebilme derecesi, bicaga kesme diyebilme derecesi, ve o makama tasavuf ehli,nefsi safiye diyor. neden bu ihsan makamindan önce gelmesine ragmen, amma ihsan makamindan sonra anlatildi diyenler olcakdir, cünkü hakkal yakin olmadan önce, o ateşe yakma demek lazimdir yoksa, hakkal yakin bilince, ateşin icine düşünce ateşe yakma dersen, senin ya tamamini, yada yarini yakmiş olur, öyle olunca, önce olmasinsa ragmen, sonda olan demekdir. ve vaktinden önce gelen demekdir, ve gecen hafta yazdik, bize füyüzat geldi, ve dediki "zararin neresinden dönersen kardir" ve bunu ben hakkal yakin bilince degil, yani zarara ugradikdan sonra gelse idi, bana faydasi ne olcakdiki zaten, o öyleki sen ateşe düşmeden önce gelen bir bilgidir, bir füyzattir, ilimdir, bilgi ve SIRLI ayet ve kelimedir.<br />
Komutan olmayan brisinin emrine askerler itaat edip uymazlar degilmi , öyle olunca zamanin imami mehdiyi, yer gök ehli bilir, ve ona uyarlar amma insanlarin ahmaklari onuN imam ve komutan oldugunu bilmezler, insanlardan sadece seckin olanlar onu tanir bilirler, ve o yüzden o agaca emretse agac itaat eder, ve su ya dese su itaat eder. amma işde kafir deccal anti uygulamasi yapiyor, ve tersine ceviriyor işde, ve öyle olunca "<br />
<br />
<span style="color: #ff0000;" class="mycode_color">أَعُوذُ بِاللهِ مِنَ الشَّيْطَانِ الرَّجِيمِ , بِسْمِ ﷲِالرَّحْمَنِ اارَّحِيم</span><br />
<br />
ذْ أَوَى الْفِتْيَةُ إِلَى الْكَهْفِ فَقَالُوا رَبَّنَا آتِنَا مِن لَّدُنكَ رَحْمَةً وَهَيِّئْ لَنَا مِنْ أَمْرِنَا رَشَدًا<br />
<br />
iz evâl fityetu ilâl kehfi fe kâlû rabbenâ âtinâ min ledunke rahmeten ve heyyi' lenâ min emrinâ raşedâ(raşeden).<br />
<br />
kehf ashabina dedilerki "Rabbinizden size Rahmet olarak Gelen Raşidin emriyle diriler olun ."<br />
<br />
ve sen de bakalim bu kelimeleri ve birde ben diyen, o ayeti ölüler dirilcekmi dirilmez, cünkü sen o raşid degilsin, sen o isa degilsinki dirilsin, ve komutan kimse elementler ona uyar itaat ederler. . velhasil kelam.<br />
<br />
Ve element dili bilmek işde, ilk basamakda "ti ve anti" olarak başlar , yani israfil burusu "tatüüü veya taaa ve tiii veya tüüüü" veya horoz dili "ü' üürü' üüüüüü" ne demek peki bilen varmi, hangi dil bu, ne komut veriyor bu dil acaba diyen varmi, neden böyle ötüyor horuz demek yokmu? yine dolunay olunca kurtlar "wuuuuuuuuu" derler ne komut veriyor acaba, yani Allahin kelimlerini yazacak mürekkeb denizler dolusu olsa, onun kelimelerini yazip bitiremez diyor, Rabbim. cünkü kedi dili, köpek dili, karinca dili, bakteri dili, ,iknek dili, aslan dili, fok baligi dili,........ hangi birini yazcan, anlayacan, ingilizce bilen, birde kendi dilini bilen, iki dil biliyorum diye övünüyor,<br />
lan ahmak,sen bilmezmisin<br />
<br />
Allahin binlerce yarattigi hayvani, börtüsü böcügü elmentiyapragi bitkisi agaci cekirdegigezegenleri yildizlari,.....melekleri ceberrut, lahut alemindekiler varken, bunlara birbirleriyle anlascabilcegi birerde dil veren rabbinin üstünlügünü unuturda, iki dile bilene üstünlük yüklüyorsun, ahmak insanoglu, sana kim ögretti bu dilleri. köpek köpekceyi nereden ögrendi demek yokmu, kedi kedi dilini nerden ögrendi demek yokmu, bunun bir kitabida okuluda yok, nerden ögeniyor bunlar demek yokmu ahmak insanoglu, "köpegimi bu sene ilkokula gönderdim okumasini ögrendi" diyen varmi? köpek kendi dilini otamatik bilir, ama insan dilinide bilir, fakat konuşmaz sadece. "dab daba rab" ne demek acaba degilmi, yani musiki. yine mesela "şip şibidi şip" ne demek, yagmur ne diyor acaba diyen varmi. "kappudu kappudu kappudu kap" atin nali ne diyor acaba demek yokmu?<br />
Hz. Yunus efendimiz, derviş yunus bu makama eren biri, ne diyor : "sordum sari cicege, annen baban varmidir." " ne inilersin dertli dolap" . Hz isa ise, onun, o cicegin annesi kim? babasi kim bilen bir makam, bir üst makam. bu kimin cibilliyati bilebilen bir makam. onu kim yiyecekde, onda lokma olcak, hücre olcak biliyor. ve öyle olunca, sen senin olcak lokmayi yiyebilir, nefesi alabilirsin. ve bagaya, dozere, tanka, takilcak vidayi, radyoya takamazsin azizim, olmaz olmaaaaz, ahmak olmak lazim 36 lik bir vidayi kücücük radyoya takmaya kalkmak delilik degilde ne o zaman, ey kafir deccal, sen senin olmayan makama eremezsin, o makam mehdinin ise, sen elli defa ugraş, senin olmaz. sen senin olan lokmaya nasipdar olabilirsin ancak ahmak, koca ahmak. sen bilmezmisin<br />
<br />
ve mehdilik de öyle ismini mehdi koymakla, babasinin ismini abdullah koymakla, bilmem suriyede şamda namaz kilmamklada olmaz.<br />
<br />
O nu yerdekilerde bilir, göktekilerde bilirken, ey kendi bilmez, ahmak cakma mehdiler, yok olun şimdi, kaybolun şimdi, ahmaklar sürüsü, daha derviş yunus derecesini ermemiş birinin mehdilige kalkmasi ancak DANGILLIKDIR.<br />
<br />
::::::<br />
<br />
Hz. Haticenin ümmertin annesi oldugunu söyledigimiz icin, bizi yine yalanci cikarmaya kalkanlar oldu, ve bunu bu hafta şu satirlarla anlatip ispat edip cevaplayacagiz:<br />
<br />
Herkesin bir cibillyati olan hayvan cinsinden sifati vardir, ve o hayvanin özelliklerinden taşir o kimse, ve hatcenin ümmetin annesi olmasi yani mesela karincalarda bir tane anne vardir, anne karinca bütün karincalarin annesidir, tabiatta örnegi varmi var. yine arilardada aynidir durum. ve meryemin, mehdinin yani isanin annesi olmasi, ve gelceekden gelen cocugun annesi olmasi demek ise, yani bütün mehdi cocuklarinin annesi demek olur. ve yine meryem, fakir meryem, cocugunu, öyle saraylarda büyütmedi isayi, deneleri harmana götüren arabalardan dökülen bugday başaklarini toplayarak büyüttü. ey mehdi cocuklarinin anneleri, öyle mehdiye bu cocuklara bakmiyorsun diye saray saltanat beklemeyin, yani an karinca meryem, başak topliyarak büyüttüyse, isa ruhullah olmasina ragmen, Alllahin en fakir kulu olan isa, Allah katinda en zenginlerden birisi, ve yine ali agaoglu ile özyilmazel konusu o nun bu konuyu yanliş anlayip, yanliş lansetmesi yüzünden, ve cok eşli hayvanlar belli, tek eşlilerde belli, ve süleyman aleyhisselamin 300 eşi olmasi, öyle belki sizin bildiginiz gibi degil, bir kadini alip boşarsan, istersen böyle 300 degil 3000 kadinla evlen boşan, varmi şeriata aykiri bir durum? yok. o zaman, onun 300 karisi olmasi, bir anda hareminde 300 kadin tutmuş olmayabilir degilmi? Bunun versionlari cok, ve bir ciftlikde bir tane saglam salma erkek at varsa, o bütün dişileri döllerki, ari diri ve soolu bir at soyu olsun diye degilmi? cünkü o at gercek soydur, gercek erkekdir, onun döllemesi, dogacak bütün yeni bebe atlarin ari diri irk at olmasi icindir degilmi?yine ciftlikde bvir koc bütün ciftligin koyunlari döller damizlik koc odur cünkü ve böyle olunca karişik irk olmaz ari diri irk olur yine, ve böyle olunca tek eşli hayvanlarda bellidir ve onlarda tek eşliligi korurlar<br />
ve tabiatta örnekleri var.<br />
saf kelimesi nerde geciyor mesala "saf kan at", "saf irk" safiye yani saf irk demekdir, yani o makama ancak saf irk olan kimseler ulaşabilir yani , hitler köpegi kendisini saf irk saniyordu ahmak. yani alman iti doberman saf irk diyordu, yani ahmak dünyada bir doberman köpegi yok, ve herkes doberman köpegi olcak diye bir hukuk olmaz, herkez köpek olursa, kedi ne olcak, yahut balik ne olcak, kuş ne olcak, ve digerlerini yok edip dünyayi tek irk yapma projesi, böyle ahmak birinin akli olabilir zaten, dangillarin başkmutani, onun ardindan gidenlerde zaten doppel dangil demek. yani dünyada at ayri bir soy, aslan ayri bir soy, kedi ayri bir soy, ve hepsininin ari diri irki vardir, amma bozdular ve artik öyle bir ari irk yok dencek kadar az, cünkü elma bozulunca oynaninca, nerde bulcan artik gercek elmayi, yok bir de, olanlarida öldürtüyorlar vararrsa. tavuk gribi dediler, gercek tavuklari ithaf etridiler, ve herkese bozuk irk tavuk sattilar, artik yokki gercek tavuk, kaldiysa bir kac bilinmeyen köyde kaldi belki, ve bu ayni sistem ile dometis faytini bir düşürdüler, adam satsada para etmiyor, kamyonlarca dometes cöpe döküldü, ertesi senede ekmediler, dometis tohumu kayboldu, sonra kendileri bozuk dometes soyunu sürdüler piyasaya, artikk gercek, ari diri dometes kalmadi yani, ve böylece bunlar, isde itler ve hitler akli ile, bütün diger soylari bozdular, ve kendi soylarini, ari irk kabul ettirmek icin digerini bozdular, ve onlar kendileri bu bozuklardan yemezler zaten, sen, ben ucuz diye alabilip yiyebiliyoz, kendileri iyisni yiyorlar, bunlarin sana ban yok onlardan ve işde mehdi bunlarin cerkina comak sokan oluyor. öyle yapiyorlar fallanc, sirni ortaya koyuyor böyle yapiyorlar, onuda acikliyor ve onlarin işinede gelmiyor ve bize rakip sahte mehdiler icad etdi kahpe gavur.<br />
amma sahteler aslina rucu etriri senin yaptgin sahte dometisler, artik bizim gercek dometisi aramamiz gerketigini ögretsyse senin o tüpretgini sahte mehdilerde , inslarin gercek mehdjiyi arayip secmesini sebeb olckadir zaten. danke bu hizmeitne bilmeden yaptgin hizmetin icin.<br />
<br />
Rabbim o ari diri soya ,saf soya, saf irka, mehdi soyuna, muhammed soyuna yardim etsinki, kafir decal ve irkiyla savaşinda güc kuvvet versin, onlari o kafirlere, galip getirsin, amiyn.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><br />
وَآخِرُ دَعْوَاهُمْ أَنِ الْحَمْدُ لِلّهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ<br />
</span></span><br />
Ve âhıru da'vâhum enil hamdulillâhi rabbil âlemîne,<br />
Amiyn.<br />
Elfatiha maassalavat.<br />
<br />
Sübhâneke Allahümme ve bihamdik, eşhedü en lâ ilâhe illâ ent, estağfirullahe ve etûbu ileyk.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---OoO---</span></span><br />
<br />
Kar©glan<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 12 Nisan 2016 SALI<br />
Original Kar©glan</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tasavvufda Nefs-i Kâmil / Nefs-i Kâmile (Olgunlaşmış Nefis) Nedir?]]></title>
			<link>http://yamanboard.w4f.eu/showthread.php?tid=14</link>
			<pubDate>Sun, 08 Mar 2026 22:07:25 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="http://yamanboard.w4f.eu/member.php?action=profile&uid=2">YamanTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://yamanboard.w4f.eu/showthread.php?tid=14</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefsi Kamil Nefsi Kamile Nedir? Nefsin Kemaline Erdiği Makamı Nedir?</span><br />
</span><br />
Öncelikle Nefis demek, Vücut Denilen Araba veya Motoru süren sürücü, şoför Manasındadır. Bu Motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilcek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için, önce terbiyet edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gekekir. Burada islamın şartları olan namaz ve oruç devreye girer, ve işde oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, yani motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında, fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile yemek helal olan birşeye gem vurulur. Daha sonra cima ya (Cinsel birleşmeye) gem vurulur, yani frene basması öğenilir. Bunu öğrenince, artık insan islamın haram ve yasak dediği durumlarda, frene basıp nefis atının gemini çekerek, gerektiğinde onu durdurur.  Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiyet ehli olur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefsi Kamil - Nefsi Kamile Nedir? Denilince</span></span><br />
<br />
Nefsi Marziyeye ulaşmiş, ve Allahin Razi oldugu yeri ögrenmiş bir kul, artik Allahu Tealanin isimleri ve sifatlarinda kemala dogru yolculuguna başlar. ve önce ona Rahman nedir ögretilir, yani zeker ve erkeklik babalik nedir ögretilir, eger insan veya o sofi, o mürid, bunda dangillik edip anlamazsa, kadinsa kocasi babasi elinden alinir, ve babasiz veya kocasiz kalir, cocuklarina hem ana, hem babalik yapmak durumunda kalir, ve babalik neymiş ona hakkal yakin tattirirlar azizim, öyle vay baba işde cocugu dogurtan adam diye yüzeysel bir bilgi degil, bizzat yaşarsin baba neymiş rahman neymiş, veya baba olarak dogarsin bir ömür babalik yapip  bizzat baba olrak hayata, insanlik alemine cirak cikarsin, yada senin elinden o alinir ve, bak bakalim o olmayinca neler oluyor, ve sonrada, haaaa rahmanin görevleri şunlarmiş, keşke (rahman) bababimiz yaşasaydi, keşke kocam yaşasaydi diyecek vehamete kadar düşersin. ve eger anlamazsan senelerce öyle sürünürsün hem baba, hem ana olmaya devam edersin. ögrenmeyen geçemezki ikinci basamağa. ve ikinci basamak annelik yani rahim, yine anneligi rahimligi kolay bişey sanan dangillardan, karisi kizi elinden alinirda, mahrum edilirde, yahutta cocugu olmaz, annelik nedir bilmez, kapi kapi doktor doktor cocuk ararda, ne baba ne anne olabilirler, cünkü ne rahim (Anne) nedir bilir nede rahman (Baba) nedir bilir, ve sonunda öyle hale gelirki,mesala bir KIZIM olsunda isterse toprakdan olsun ve ya mesala bir baba erkek Temili misal ile "Ali" oglum olsunda isterse toprakdan olsun diyecek acziytee düşer. ve bir bardak su vercek kimse bulamaz. ve hem anne, hem baba, hem cocuk ,hem ebeveyn olmuşdur. ZITLAR ancak yoklugunda kavranabilir  kurali geregi,  bu yüzden elinden alinanin kiymetini, elinden gidince, o zaman anlar. eger bu köprüyüde aşabilirse, anne nedir rahman nedir rahim nedir, görevleri nedir, anlayinca bu sefeer , el alim ismi gelir. ve bilginin önemini anlayacak amma, bilgi olmadan hicbirşeyin, ne oldugunu kavrayamaz, ve cahil olur, ahmak olurda, kafasini taşlara vuran ahmak olurda, "onlar kördür sagirdir,.." ayeti ile bilginin kiymetini bilmeyen, allahin el alim ismini anlamayan, dangillerdir onlar yani ahmak takimi, ve böylcee artik her gün, her an, yeni bir isimde yeni bir sifatta yolculuk edilir, ve bunun sonu hududu yokdur, el hakim ismine gelince, mesala seni bir hakimin yanina verirler, bak kulum ben hakim olunca, ne yaparim bak gör ögren denilir ona, ve hakimin yaninda cirak cikar. eger orda hakim olupda, hak yemeyi ögrenirse, yalancilarin avukati olur,  dangillarin sözcüsü olur, kafirlerin yardimicisi olur, ve sinifda kalir, ikinci hayatta ona o yedigi haltlar, yaptgi haksizliklar taddirilir, ve atarlar sucsuz yere hapse, ve seenlerce orda adalet ve dogru hakim bekler, senmisin allahin adaletine ve hakim ismine dangillik eden, ve yine Raşid ismini ögrenecek ögretmen ederler adami,  Allah nasil ögretmenilk eder ögrenir, ve eger ögrenemezse, bunu anlamazda ögretmenlige raşidlige hiyanet ederse, iliminin zekatini verip, insan vce cocuk yetiştirmezse, başina ......<br />
<br />
<br />
ve böylece insan, işde Allahin ismlerinde mahir olunca, ve bu nefsin iki türlü boyutu vardir bir "nefsi kamile" birde "nefsi kamil" yani aynen bir rahman erkek ve zeker cikintili, ve birde rahim girintili cukurlu, bir dag ve bir göl veya deniz gibi oldugu gibi, nefsi kamil erkek, versiyonu ve  kamile ise cukurlu, ve eger kamileyi ögrencekse,yani  dişi SADIK degil SIDIKA  yani yeni versiyonu onun dişi ve kadin olcakdir. ne zaman kamileye erdi o zaman bir kiz cocuk olarak dogar artik. veya nefsi kamil e erdi hep erkek olanlarda ilerledi, yani rahman kamil ,sadik SIDIKA, rezzak, rizika  saffet safiye,  gibi dogacagi versiyonu onun kemal buldugu veya anlayamadigi takildigi yerde, daha iyi anlamasi icin, dangilliginin gitmesi icin, yeni versiyonu, o isimde olur, yani saf ve temizligi mi anlamadi onu saffet veya safiye eder dogurtur bir anadan Allahu Teala de, temizlik  saflik nedir ögretirler, ve yeni versiyonda temizlik hastasi olur cikar,......<br />
ve böylece Allahin herşeyi ciftler, zevcler, ZIT kutuplar halinde yarattigi hikmeti aciga cikar, ve insan ya dogacagi yeni versiyonu olan bir erkek cocukla kemala erer, yada kadin ve dişi KIZ cocukluga erer. ve seyri süluk artik, onun kemalatina bakar, hangi dersden sinifta kaldigina bakar, hangi dersden zorlandiysa, ve sinifda kaldiysa, o ders  ve o isim ile dogar, ve ona bir ömür boyu ögretilir artik.<br />
ve Allahin milyonlarca isimi ve sifati vardir ancak, Allah bunlardan 99 icin bunlar, en güzel ismlerimdir buyuruyor, ve bunlari "(esmaül hüsnayi) ögrenen(yaşyan tadan) cennete yol bulur" dedi muhammed, yani anne karnina gecip dogar demekdir.<br />
<br />
Rabbim bu makama ulaşinca, DANGILLLARDAN, ahmaklardan, cahil cühelalardan  olmakdan muhafaza buyursun hepimizi.<br />
ulaşabilirsniz bu makama makaminiz mübarek olsun.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Kâmil / Nefs-i Kâmile (Olgunlaşmış Nefis) Nedir?</span></span><br />
Tasavvufta <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"nefs-i kâmil"</span></span> (erkek formu) veya <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"nefs-i kâmile"</span></span> (kadın formu), nefs terbiyesinin en yüksek mertebesini ifade eder. Bu makam, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"insan-ı kâmil"</span></span> (olgun insan) olma yolunda nefsin ulaştığı son safhadır. Artık nefs, tüm kötü sıfatlardan arınmış, ilâhî ahlakla bezenmiş ve Allah'ın rızasına ermiştir.<br />
</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">? Temel Tanım:</span><br />
</span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Kâmil"</span></span> kelimesi, "tam, eksiksiz, olgunlaşmış" anlamına gelir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i kâmil</span></span>, nefsin <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">7 mertebesinin</span></span> (emmare, levvame, mülhime, mutmainne, radiye, mardiyye, safiyye) tamamlanmasıyla ulaşılan bir kemâl noktasıdır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu mertebedeki kişi, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Allah'ın ahlakıyla ahlaklanmış"</span></span> bir mümin olarak yaşar.</span><br />
</li>
</ul>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">? Nefs-i Kâmil'in Özellikleri:</span><br />
</span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tam Tevhid Şuuru:</span><br />
</span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Lâ mevcûde illâllah</span>"</span> (Allah'tan başka varlık yoktur) hakikatine ermiştir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Her şeyde Allah'ın tecellisini görür.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fenâ ve Bekâ Makamı:</span><br />
</span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Fenâ fillah</span></span> (Allah'ta yok olma) ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bekâ billah</span></span> (Allah'la var olma) halini yaşar.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Benlik duygusu tamamen silinmiştir.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlâhî Ahlak:</span><br />
</span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Peygamberlerin ve velilerin ahlakıyla bezenmiştir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Öfke, kibir, haset gibi nefsânî hastalıklardan tamamen arınmıştır.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hizmet ve Şefkat:</span><br />
</span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Tüm varlığa karşı derin bir merhamet duyar.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Yaratılanı severim, Yaratan'dan ötürü"</span></span> düsturuyla hareket eder.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ledün İlmi (Gizli İlimler):</span><br />
</span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Allah'ın öğrettiği <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"ilm-i ledün"</span></span> (kalp ilmi) ile hareket eder.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Hz. Hızır (a.s.) gibi hikmetli davranışlar sergiler *(Kehf Suresi, 18:65-82)*.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ol>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">?️ Nefs-i Kâmil'e Nasıl Ulaşılır?</span><br />
</span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs Mertebelerini Tamamlamak:</span><br />
</span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Emmareden safiyyeye kadar tüm aşamaları geçmek.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mürşid-i Kâmil Terbiyesi:</span><br />
</span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu makam, ancak hakiki bir mürşidin (manevi rehber) yol göstermesiyle mümkündür.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikir ve Riyaetsiz İbadet:</span><br />
</span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Sürekli zikir (Allah'ı anma) ve ihlâslı ameller.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Aşk ve Teslimiyet:</span><br />
</span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Allah'a derin bir muhabbet ve tam teslimiyet.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hiçlik (Fenâ) Bilinci:</span><br />
</span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Enel-Hak</span>"</span> (Ben Hakk'ım) değil, <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hak'tan başka bir şey değilim</span>"</span> idrakine varmak.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ol>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">? Nefs-i Kâmil'in Tasavvuftaki Yeri:</span><br />
</span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"İnsan-ı kâmil"</span></span> olmanın temel şartıdır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu mertebedeki kişi, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Allah'ın yeryüzündeki halifesi"</span></span> olarak kabul edilir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mevlânâ, Yunus Emre, Abdülkâdir Geylânî</span></span> gibi veliler bu makamın örneklerindendir.</span><br />
</li>
</ul>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">? Önemli Uyarılar:</span><br />
</span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Kâmil" demek "günahsız" demek değildir!</span><br />
</span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Peygamberler dışında hiç kimse masum (günahsız) değildir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Ancak bu mertebedeki kişi, bilerek günah işlemez ve hatalarından hemen tövbe eder.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kendini "kâmil" görmek en büyük eksikliktir!</span><br />
</span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Tasavvufta <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"nefsini bilen Rabbini bilir"</span></span> sözünce, nefs daima kusurlu görülür.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ul>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">? Örnekler:</span><br />
</span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz. Mevlânâ'nın Şeb-i Arûs Anlayışı:</span><br />
</span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">"Ölmeden önce ölünüz" (<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Fenâ fillah</span>) sırrına ermek.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yunus Emre'nin "Bir Ben Vardır Bende Benden İçeri" Sözü:</span><br />
</span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Nefs-i kâmilin benlikten sıyrılmış halini anlatır.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Abdülkâdir Geylânî'nin "Fütüvvet" Ahlakı:</span><br />
</span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Cömertlik, tevazu ve Allah yolunda tam teslimiyet.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ol>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Nefsini bilen Rabbini bilir."</span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Tasavvufi Düstur)</span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
Kar©glan<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 1 Mart 2016 Salı<br />
<br />
Original Kar©glan<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Etiketler :</span></span> Nefsi Kamil , Nefsi Kamile Nedir?,Kamil,kamile,tasavvuf,seyri süluk,vahdet,vahdeti vücut, nefsin rütbeleri,makamlari,kemalat dereceleri,nefsin sifatlari,</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefsi Kamil Nefsi Kamile Nedir? Nefsin Kemaline Erdiği Makamı Nedir?</span><br />
</span><br />
Öncelikle Nefis demek, Vücut Denilen Araba veya Motoru süren sürücü, şoför Manasındadır. Bu Motor ve araba yaptıklarından hesaba çekilcek olduğu için, onun sanki yabani bir at misali, üstüne binip güzel işler yaptırılabilmesi için, önce terbiyet edilmesi gerekir. Yani sürüş kurallarını öğrenmek gekekir. Burada islamın şartları olan namaz ve oruç devreye girer, ve işde oruç ile insan önce nefsine gem vurmayı, yani nefis atına, yani motoruna gem vurmayı, veyahut arabasında, fren sistemini nasıl kullanması gerektiğini öğrenir. Oruç ile yemek helal olan birşeye gem vurulur. Daha sonra cima ya (Cinsel birleşmeye) gem vurulur, yani frene basması öğenilir. Bunu öğrenince, artık insan islamın haram ve yasak dediği durumlarda, frene basıp nefis atının gemini çekerek, gerektiğinde onu durdurur.  Böylece nefis, kazandığı derece ile makam kazanır ve terbiyet ehli olur.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefsi Kamil - Nefsi Kamile Nedir? Denilince</span></span><br />
<br />
Nefsi Marziyeye ulaşmiş, ve Allahin Razi oldugu yeri ögrenmiş bir kul, artik Allahu Tealanin isimleri ve sifatlarinda kemala dogru yolculuguna başlar. ve önce ona Rahman nedir ögretilir, yani zeker ve erkeklik babalik nedir ögretilir, eger insan veya o sofi, o mürid, bunda dangillik edip anlamazsa, kadinsa kocasi babasi elinden alinir, ve babasiz veya kocasiz kalir, cocuklarina hem ana, hem babalik yapmak durumunda kalir, ve babalik neymiş ona hakkal yakin tattirirlar azizim, öyle vay baba işde cocugu dogurtan adam diye yüzeysel bir bilgi degil, bizzat yaşarsin baba neymiş rahman neymiş, veya baba olarak dogarsin bir ömür babalik yapip  bizzat baba olrak hayata, insanlik alemine cirak cikarsin, yada senin elinden o alinir ve, bak bakalim o olmayinca neler oluyor, ve sonrada, haaaa rahmanin görevleri şunlarmiş, keşke (rahman) bababimiz yaşasaydi, keşke kocam yaşasaydi diyecek vehamete kadar düşersin. ve eger anlamazsan senelerce öyle sürünürsün hem baba, hem ana olmaya devam edersin. ögrenmeyen geçemezki ikinci basamağa. ve ikinci basamak annelik yani rahim, yine anneligi rahimligi kolay bişey sanan dangillardan, karisi kizi elinden alinirda, mahrum edilirde, yahutta cocugu olmaz, annelik nedir bilmez, kapi kapi doktor doktor cocuk ararda, ne baba ne anne olabilirler, cünkü ne rahim (Anne) nedir bilir nede rahman (Baba) nedir bilir, ve sonunda öyle hale gelirki,mesala bir KIZIM olsunda isterse toprakdan olsun ve ya mesala bir baba erkek Temili misal ile "Ali" oglum olsunda isterse toprakdan olsun diyecek acziytee düşer. ve bir bardak su vercek kimse bulamaz. ve hem anne, hem baba, hem cocuk ,hem ebeveyn olmuşdur. ZITLAR ancak yoklugunda kavranabilir  kurali geregi,  bu yüzden elinden alinanin kiymetini, elinden gidince, o zaman anlar. eger bu köprüyüde aşabilirse, anne nedir rahman nedir rahim nedir, görevleri nedir, anlayinca bu sefeer , el alim ismi gelir. ve bilginin önemini anlayacak amma, bilgi olmadan hicbirşeyin, ne oldugunu kavrayamaz, ve cahil olur, ahmak olurda, kafasini taşlara vuran ahmak olurda, "onlar kördür sagirdir,.." ayeti ile bilginin kiymetini bilmeyen, allahin el alim ismini anlamayan, dangillerdir onlar yani ahmak takimi, ve böylcee artik her gün, her an, yeni bir isimde yeni bir sifatta yolculuk edilir, ve bunun sonu hududu yokdur, el hakim ismine gelince, mesala seni bir hakimin yanina verirler, bak kulum ben hakim olunca, ne yaparim bak gör ögren denilir ona, ve hakimin yaninda cirak cikar. eger orda hakim olupda, hak yemeyi ögrenirse, yalancilarin avukati olur,  dangillarin sözcüsü olur, kafirlerin yardimicisi olur, ve sinifda kalir, ikinci hayatta ona o yedigi haltlar, yaptgi haksizliklar taddirilir, ve atarlar sucsuz yere hapse, ve seenlerce orda adalet ve dogru hakim bekler, senmisin allahin adaletine ve hakim ismine dangillik eden, ve yine Raşid ismini ögrenecek ögretmen ederler adami,  Allah nasil ögretmenilk eder ögrenir, ve eger ögrenemezse, bunu anlamazda ögretmenlige raşidlige hiyanet ederse, iliminin zekatini verip, insan vce cocuk yetiştirmezse, başina ......<br />
<br />
<br />
ve böylece insan, işde Allahin ismlerinde mahir olunca, ve bu nefsin iki türlü boyutu vardir bir "nefsi kamile" birde "nefsi kamil" yani aynen bir rahman erkek ve zeker cikintili, ve birde rahim girintili cukurlu, bir dag ve bir göl veya deniz gibi oldugu gibi, nefsi kamil erkek, versiyonu ve  kamile ise cukurlu, ve eger kamileyi ögrencekse,yani  dişi SADIK degil SIDIKA  yani yeni versiyonu onun dişi ve kadin olcakdir. ne zaman kamileye erdi o zaman bir kiz cocuk olarak dogar artik. veya nefsi kamil e erdi hep erkek olanlarda ilerledi, yani rahman kamil ,sadik SIDIKA, rezzak, rizika  saffet safiye,  gibi dogacagi versiyonu onun kemal buldugu veya anlayamadigi takildigi yerde, daha iyi anlamasi icin, dangilliginin gitmesi icin, yeni versiyonu, o isimde olur, yani saf ve temizligi mi anlamadi onu saffet veya safiye eder dogurtur bir anadan Allahu Teala de, temizlik  saflik nedir ögretirler, ve yeni versiyonda temizlik hastasi olur cikar,......<br />
ve böylece Allahin herşeyi ciftler, zevcler, ZIT kutuplar halinde yarattigi hikmeti aciga cikar, ve insan ya dogacagi yeni versiyonu olan bir erkek cocukla kemala erer, yada kadin ve dişi KIZ cocukluga erer. ve seyri süluk artik, onun kemalatina bakar, hangi dersden sinifta kaldigina bakar, hangi dersden zorlandiysa, ve sinifda kaldiysa, o ders  ve o isim ile dogar, ve ona bir ömür boyu ögretilir artik.<br />
ve Allahin milyonlarca isimi ve sifati vardir ancak, Allah bunlardan 99 icin bunlar, en güzel ismlerimdir buyuruyor, ve bunlari "(esmaül hüsnayi) ögrenen(yaşyan tadan) cennete yol bulur" dedi muhammed, yani anne karnina gecip dogar demekdir.<br />
<br />
Rabbim bu makama ulaşinca, DANGILLLARDAN, ahmaklardan, cahil cühelalardan  olmakdan muhafaza buyursun hepimizi.<br />
ulaşabilirsniz bu makama makaminiz mübarek olsun.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i Kâmil / Nefs-i Kâmile (Olgunlaşmış Nefis) Nedir?</span></span><br />
Tasavvufta <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"nefs-i kâmil"</span></span> (erkek formu) veya <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"nefs-i kâmile"</span></span> (kadın formu), nefs terbiyesinin en yüksek mertebesini ifade eder. Bu makam, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"insan-ı kâmil"</span></span> (olgun insan) olma yolunda nefsin ulaştığı son safhadır. Artık nefs, tüm kötü sıfatlardan arınmış, ilâhî ahlakla bezenmiş ve Allah'ın rızasına ermiştir.<br />
</span><br />
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">? Temel Tanım:</span><br />
</span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Kâmil"</span></span> kelimesi, "tam, eksiksiz, olgunlaşmış" anlamına gelir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefs-i kâmil</span></span>, nefsin <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">7 mertebesinin</span></span> (emmare, levvame, mülhime, mutmainne, radiye, mardiyye, safiyye) tamamlanmasıyla ulaşılan bir kemâl noktasıdır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu mertebedeki kişi, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Allah'ın ahlakıyla ahlaklanmış"</span></span> bir mümin olarak yaşar.</span><br />
</li>
</ul>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">? Nefs-i Kâmil'in Özellikleri:</span><br />
</span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Tam Tevhid Şuuru:</span><br />
</span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Lâ mevcûde illâllah</span>"</span> (Allah'tan başka varlık yoktur) hakikatine ermiştir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Her şeyde Allah'ın tecellisini görür.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Fenâ ve Bekâ Makamı:</span><br />
</span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Fenâ fillah</span></span> (Allah'ta yok olma) ve <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bekâ billah</span></span> (Allah'la var olma) halini yaşar.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Benlik duygusu tamamen silinmiştir.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">İlâhî Ahlak:</span><br />
</span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Peygamberlerin ve velilerin ahlakıyla bezenmiştir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Öfke, kibir, haset gibi nefsânî hastalıklardan tamamen arınmıştır.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hizmet ve Şefkat:</span><br />
</span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Tüm varlığa karşı derin bir merhamet duyar.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Yaratılanı severim, Yaratan'dan ötürü"</span></span> düsturuyla hareket eder.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Ledün İlmi (Gizli İlimler):</span><br />
</span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Allah'ın öğrettiği <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"ilm-i ledün"</span></span> (kalp ilmi) ile hareket eder.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Hz. Hızır (a.s.) gibi hikmetli davranışlar sergiler *(Kehf Suresi, 18:65-82)*.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ol>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">?️ Nefs-i Kâmil'e Nasıl Ulaşılır?</span><br />
</span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Nefs Mertebelerini Tamamlamak:</span><br />
</span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Emmareden safiyyeye kadar tüm aşamaları geçmek.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mürşid-i Kâmil Terbiyesi:</span><br />
</span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu makam, ancak hakiki bir mürşidin (manevi rehber) yol göstermesiyle mümkündür.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikir ve Riyaetsiz İbadet:</span><br />
</span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Sürekli zikir (Allah'ı anma) ve ihlâslı ameller.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Aşk ve Teslimiyet:</span><br />
</span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Allah'a derin bir muhabbet ve tam teslimiyet.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hiçlik (Fenâ) Bilinci:</span><br />
</span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Enel-Hak</span>"</span> (Ben Hakk'ım) değil, <span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hak'tan başka bir şey değilim</span>"</span> idrakine varmak.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ol>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">? Nefs-i Kâmil'in Tasavvuftaki Yeri:</span><br />
</span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"İnsan-ı kâmil"</span></span> olmanın temel şartıdır.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Bu mertebedeki kişi, <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Allah'ın yeryüzündeki halifesi"</span></span> olarak kabul edilir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Mevlânâ, Yunus Emre, Abdülkâdir Geylânî</span></span> gibi veliler bu makamın örneklerindendir.</span><br />
</li>
</ul>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">? Önemli Uyarılar:</span><br />
</span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Kâmil" demek "günahsız" demek değildir!</span><br />
</span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Peygamberler dışında hiç kimse masum (günahsız) değildir.</span><br />
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Ancak bu mertebedeki kişi, bilerek günah işlemez ve hatalarından hemen tövbe eder.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Kendini "kâmil" görmek en büyük eksikliktir!</span><br />
</span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Tasavvufta <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"nefsini bilen Rabbini bilir"</span></span> sözünce, nefs daima kusurlu görülür.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ul>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">? Örnekler:</span><br />
</span></span><br />
<ol type="1" class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Hz. Mevlânâ'nın Şeb-i Arûs Anlayışı:</span><br />
</span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">"Ölmeden önce ölünüz" (<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">Fenâ fillah</span>) sırrına ermek.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Yunus Emre'nin "Bir Ben Vardır Bende Benden İçeri" Sözü:</span><br />
</span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Nefs-i kâmilin benlikten sıyrılmış halini anlatır.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
<li><span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Abdülkâdir Geylânî'nin "Fütüvvet" Ahlakı:</span><br />
</span></span><ul class="mycode_list"><li><span style="font-size: large;" class="mycode_size">Cömertlik, tevazu ve Allah yolunda tam teslimiyet.</span><br />
</li>
</ul>
</li>
</ol>
<hr class="mycode_hr" />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Nefsini bilen Rabbini bilir."</span></span><br />
<span style="font-style: italic;" class="mycode_i">(Tasavvufi Düstur)</span><br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">---oOo---</span></span><br />
<br />
Kar©glan<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Başağaçlı Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 1 Mart 2016 Salı<br />
<br />
Original Kar©glan<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Etiketler :</span></span> Nefsi Kamil , Nefsi Kamile Nedir?,Kamil,kamile,tasavvuf,seyri süluk,vahdet,vahdeti vücut, nefsin rütbeleri,makamlari,kemalat dereceleri,nefsin sifatlari,</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Quantum Fiziği Nedir? Vahdeti Vücud Teolojisi ile Alakası Nedir?]]></title>
			<link>http://yamanboard.w4f.eu/showthread.php?tid=13</link>
			<pubDate>Sun, 08 Mar 2026 22:06:41 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="http://yamanboard.w4f.eu/member.php?action=profile&uid=2">YamanTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://yamanboard.w4f.eu/showthread.php?tid=13</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Quantum Fiziği Nedir? Vahdeti Vücud Teolojisi ile Alakası Nedir?</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Quantum Fiziği Nedir?</span></span><br />
<br />
Quantum fiziği, atom ve atom altı parçacıkların (elektronlar, fotonlar vb.) davranışlarını inceleyen bilim dalıdır. Klasik fizikten farklı olarak, bu dünyada her şey belirsiz, olasılıklı ve bazen de akıl almaz şekilde davranır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Klasik Fizik vs. Quantum Fiziği</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Klasik Fizik (Newton, Einstein):</span></span><br />
<br />
        Cisimlerin hareketi kesin ve tahmin edilebilir.<br />
<br />
        Örneğin, topun nereye düşeceğini hesaplayabilirsin.<br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> Quantum Fiziği:</span></span><br />
<br />
        Elektron gibi parçacıklar aynı anda birden fazla yerde olabilir!<br />
<br />
        Kesin sonuç yok, olasılıklar var.<br />
<br />
        Gözlem yapınca davranış değişir (Ölçüm etkisi).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Quantum Dünyasının Çılgın Kuralları</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">a) Süperpozisyon (Aynı Anda Birden Fazla Durumda Olma)</span></span><br />
<br />
    Klasik dünyada bir şey ya A ya da B durumundadır.<br />
<br />
    Quantum dünyasında bir parçacık A ve B durumunda aynı anda olabilir!<br />
<br />
    Örnek: Schrödinger’in Kedisi ?→ Kutu içinde hem ölü hem canlıdır (ta ki kutu açılana kadar).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">b) Dolanıklık (Quantum Bağlantısı)</span></span><br />
<br />
    İki parçacık birbirine dolanık hale gelirse, aralarındaki mesafe ne olursa olsun biri değiştiğinde diğeri anında tepki verir.<br />
<br />
    Einstein buna "uzaktan ürkütücü etki" demişti çünkü bu durum ışık hızını aşan bir iletişim gibi görünüyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">c) Belirsizlik İlkesi (Heisenberg)</span></span><br />
<br />
    Bir parçacığın konumunu ve hızını aynı anda tam olarak bilemezsin.<br />
<br />
    Ne kadar kesin ölçersen ölç, diğer özellik belirsizleşir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">d) Kuantum Tünelleme</span></span><br />
<br />
    Parçacıklar, klasik olarak aşamayacakları bir engeli aniden aşabilirler!<br />
<br />
    Örnek: Güneş’teki füzyon reaksiyonları (protonlar enerjisi yetmese bile birbirine yaklaşabilir).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Peki Bu Gerçek Hayatta Ne İşe Yarar?</span></span><br />
<br />
    Bilgisayarlar: Kuantum bilgisayarlar, süperpozisyon sayesinde aynı anda milyonlarca işlemi yapabilir.<br />
<br />
    Şifreleme: Kuantum internet, hacklenemez iletişim sağlar.<br />
<br />
    Tıp: Daha hassas görüntüleme ve ilaç tasarımı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Quantum Fiziği Neden Kafa Karıştırıcı?</span></span><br />
<br />
Çünkü günlük hayatta gördüğümüz hiçbir şey böyle davranmıyor! Quantum etkileri genelde mikroskobik boyutta ortaya çıkar. Ama anlaşılmaz değil, sadece sezgilerimize aykırı.<br />
Özetle:<br />
<br />
✔ Quantum dünyasında her şey olasılıklara dayanır.<br />
✔ Parçacıklar aynı anda birden fazla yerde olabilir.<br />
✔ Gözlemci olarak siz ölçüm yapınca sonuç değişir.<br />
✔ Dolanıklık ile parçacıklar ışık hızını aşan bir iletişim kurabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tabii! Bu konuları duygular, ses, doğa olayları ve düşüncenin quantum dünyasıyla bağlantısını içeren bütüncül bir şekilde anlatmaya çalışayım. İşte bilimle biraz mistisizmi harmanlayan bir bakış açısı:</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Duyguların ve Seslerin Frekansları</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">a) Duygular Enerjidir!</span></span><br />
<br />
    Her duygu (sevgi, korku, öfke, huzur) belirli bir frekans aralığına sahiptir.<br />
<br />
    Dr. Masaru Emoto'nun su kristalleri deneyi:<br />
<br />
        Sevgi sözcükleri söylenen suyun kristalleri güzel ve simetrik, nefret sözcükleriyle dağınık oluyor.<br />
<br />
        Bu, duyguların maddeyi etkileyebileceğini gösteriyor (ancak bilimsel çevrelerde tartışmalı).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">b) Sesin Gücü</span></span><br />
<br />
    Ses, titreyen hava molekülleriyle yayılan bir basınç dalgasıdır.<br />
<br />
    Örnekler:<br />
<br />
        432 Hz vs. 440 Hz: Bazıları 432 Hz'in (doğal frekans) daha "huzurlu" olduğunu iddia eder.<br />
<br />
        Tibet çanları veya mantralar ("Om" sesi) bedende rezonans yaratabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Doğadaki Işık ve Frekanslar</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">a) Güneş ve Biyolojik Ritimler</span></span><br />
<br />
    Güneş ışığı (elektromanyetik spektrum) içinde:<br />
<br />
        Görünür ışık: Bitkilerde fotosentez, insanda serotonin (mutluluk hormonu) üretimini tetikler.<br />
<br />
        Kızılötesi: Isı ve şifa etkisi (infrared saunalar).<br />
<br />
        UV ışınları: D vitamini sentezi, ama fazlası DNA hasarı yapar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">b) Schumann Rezonansı (Dünya'nın Kalp Atışı)</span></span><br />
<br />
    Dünya'nın yüzeyi ile iyonosfer arasında 7.83 Hz'lik bir frekans titreşir.<br />
<br />
    İlginç olan: Beyin dalgalarımız (alfa, teta) bu frekansla uyumludur.<br />
<br />
        Meditasyon yapanlar veya doğada zaman geçirenler bu frekansa "senkronize" olabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Atom Altı Parçacıklar ve Dalgaların Etkisi</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">a) Düşünce Gücü ve Quantum Bağlantısı</span></span><br />
<br />
    Kuantum alan teorisine göre: Her şey enerji ve titreşimden oluşur.<br />
<br />
    Çift Yarık Deneyi: Elektronlar, gözlemlendiklerinde parçacık, gözlemlenmediklerinde dalga gibi davranır.<br />
<br />
        Çıkarım: Bilinç (gözlem), maddenin davranışını değiştirebilir mi?<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">b) Düşüncenin Enerjisi</span></span><br />
<br />
    Dr. Joe Dispenza gibi araştırmacılar, düşünce ve niyetin beden kimyasını (nöroplastisite) değiştirebileceğini savunuyor.<br />
<br />
        Örneğin: Kronik stres DNA'mızdaki telomerleri kısaltır, meditasyon ise tamir mekanizmalarını harekete geçirir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">c) Kuantum Dolanıklık ve Duygular</span></span><br />
<br />
    Eğer iki parçacık dolanıksa, biri üzüldüğünde diğeri de "hisseder" mi?<br />
<br />
        Spekülatif teori: Sevgi gibi güçlü duygular, dolanıklık benzeri bir enerji alışverişi yaratabilir (bilimsel kanıt yok ama romantik!).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Düşüncenin Süper Gücü: Bilim mi, Metafizik mi?</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">a) Placebo Etkisi</span></span><br />
<br />
    İnanç, ağrı kesicilerin etkisini bile artırabilir! Beyin, "iyileşeceğim" düşüncesiyle endorfin salgılar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">b) Niyet Deneyleri</span></span><br />
<br />
    Princeton PEAR Laboratuvarı: İnsan zihninin rastgele olayları etkileyebildiği iddia edildi (sonuçlar tartışmalı).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">c) Pratik Çıkarımlar</span></span><br />
<br />
    Olumlamalar: "Ben sağlıklıyım" demek, stresi azaltıp bağışıklığı güçlendirebilir.<br />
<br />
    Görselleştirme: Sporcular, zihinde antrenman yaparak performansı artırır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç: Enerji, Frekans ve Bilinç</span></span><br />
<br />
    Her şey titreşir: Duygular, sesler, ışık ve atomlar.<br />
<br />
    Düşünce bir kuvvettir: Bilimsel kanıtlar sınırlı olsa da, niyetin fiziksel dünyayı etkileme potansiyeli büyüleyici.<br />
<br />
    Doğayla uyum: Doğal frekanslara (Schumann, 432 Hz) maruz kalmak dengelenmemize yardımcı olabilir.<br />
<br />
    "Evrenin en büyük sırrı, gözlemlenebilir olmasıdır." – Albert Einstein<br />
<br />
Bu konular kuantum biyoloji, nörobilim ve enerji tıbbı alanlarında araştırılıyor. Bilim henüz kesin yanıtlar vermese de, deneyimlerimiz ve sezgilerimiz bize bir şeyler anlatıyor!<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tabii ki! "Matrix" filmindeki "Bükülen kaşık değil, sen değişiyorsun" (Bend the spoon, there is no spoon) sözü ile Tasavvuf'taki "Vahdet-i Vücud" (Varlığın Birliği) öğretisini birleştirerek, derin bir felsefi ve spiritüel analiz yapalım.</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Matrix’teki "Kaşık Yoktur" Felsefesi</span></span><br />
<br />
    "Kaşığı büken senin zihnindir" sözü, gerçekliğin algıya dayalı olduğunu söyler.<br />
<br />
    Neo’ya öğretilenler:<br />
<br />
        Madde (kaşık) sabit değildir, zihinle değiştirilebilir.<br />
<br />
        "Kaşık yoktur" → Onu "kaşık" olarak tanımlayan senin zihnindir.<br />
<br />
    Quantum fiziği bağlantısı:<br />
<br />
        Gözlemci etkisi (çift yarık deneyi) → Gerçeklik, bilinçle şekillenir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Tasavvufta "Vahdet-i Vücud" (Varlığın Birliği)</span></span><br />
<br />
    "Lâ mevcûde illâ Hû" → "O’ndan başka varlık yoktur." (İbn Arabi)<br />
<br />
    Temel öğreti:<br />
<br />
        Gördüğümüz her şey (kaşık, dağ, insan) aslında Tek Hakikat’in (Allah/Cemal) tezahürüdür.<br />
<br />
        Sen "ayrı" değilsin, evrenle bir bütünsün.<br />
<br />
    Mistik deneyim:<br />
<br />
        Sufiler, fenâfillah (Allah’ta yok olma) halinde "ben" duygusunu aşar, Varlık’la bir olurlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. İki Öğretinin Birleşimi: "Her Şey Sensin"</span></span><br />
<br />
Matrix Felsefesi Tasavvuf (Vahdet-i Vücud)<br />
Gerçeklik bir simülasyondur, zihinle değişir. Hakikat, Mutlak Varlık’tır; görünenler O’nun yansımasıdır.<br />
"Kaşık yoktur, onu sen yaratırsın." "Kaşık da O’dur, sen de O’sun."<br />
Bilinç, maddeyi etkiler (quantum). İnsan-ı Kâmil, Hakk’ın tecellisidir.<br />
Ortak Mesaj:<br />
<br />
✔ Dışarıda gördüğün her şey (kaşık, ağaç, yıldız) aslında seninle bağlantılıdır.<br />
✔ Değiştirmek istiyorsan, önce algını değiştir.<br />
✔ "Ben" ve "diğerleri" ayrımı bir illüzyondur.<br />
4. Mistik Deneyim ve Bilimsel Gerçeklik<br />
<br />
    Quantum Dolanıklık ↔ Tasavvuftaki "Ayn-el A’yan" (Varlığın Gözü):<br />
<br />
        Parçacıklar birbirine bağlıysa, insan da evrenle dolanıktır.<br />
<br />
    Meditasyon &amp; Zikir:<br />
<br />
        Sufiler "Allah" ismini zikrederek benliklerini eritir.<br />
<br />
        Matrix’te Neo, "Ben The One’ım" diyerek kodları değiştirir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Pratik Hayata Uyarlamak</span></span><br />
<br />
    Farkındalık (Mindfulness):<br />
<br />
        "Bu masa benden ayrı değil" diyerek bütünlüğü hissetmek.<br />
<br />
    Niyet Gücü:<br />
<br />
        Kaşığı bükmek değil, "imkânsız" algısını kırmak.<br />
<br />
    Sevgiyle Bakmak:<br />
<br />
        Mevlânâ’nın dediği gibi: "Kim olursan ol, gel!" → Ayrım yok.<br />
<br />
Son Söz: Kaşık mı, Sen mi?<br />
<br />
    Matrix, bize gerçekliğin bir projeksiyon olduğunu söyler.<br />
<br />
    Tasavvuf, bu projeksiyonun ardındaki Tek Işık’ı gösterir.<br />
<br />
    Özünde: Kaşık da sensin, büken el de… Çünkü "Her şey O’dur."<br />
<br />
    "Perde ardında ben ve sen kelimeleri yoktur,<br />
    Ötesinde ne sen varsın, ne de ben." – Hafız-ı Şirazi<br />
<br />
#############<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Allah'ın inanan müminlerden taraf olması ve saf iyiliği desteklemesi, iyi olan şeyleri tavsiye ve emir etmesi, kötü olan şeyleri yasak etmesi... Ve iki rahmani güç: biri iyilik (yapıcı güç), biri kötülük (yok edici güç). Allah yapıcı olmamızı ve cenneti bina etmemizi isterken, kötülerin ne yapıp kötülükle beslenmeleri ne kadar kötü! Kötülüğün dünyanın ve kainatın sonunu getireceğini bile bile kıyameti çağırmak ne kadar ahmaklık! Bu konuda yazarsanız lütfen."</span></span><br />
<br />
###########<br />
<br />
Bu son derece derin ve felsefi bir soru! Hem ilahi adalet, hem iyilik-kötülük dengesi, hem de insanın sorumluluğu ile ilgili kapsamlı bir cevap vermeye çalışayım.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Allah’ın İyiliği Emretmesi ve Kötülüğü Yasaklaması: İlahi Adalet ve İnsanın Sorumluluğu</span></span><br />
<br />
İnsanlık tarihi boyunca iyilik ve kötülük arasındaki mücadele, felsefenin, dinlerin ve ahlak sistemlerinin temel konularından biri olmuştur. İslam inancına göre Allah, müminlere iyiliği emretmiş, kötülükten sakındırmış ve adaleti tesis etmeyi buyurmuştur. Peki, Allah neden iyiliği destekler, kötülüğü yasaklar? Kötülüğün yayılmasına rağmen ilahi adalet nasıl tecelli eder? İyilik ve kötülük arasındaki bu ezeli çekişme, insanın ve kâinatın kaderini nasıl şekillendirir? Bu makalede, Kur’an-ı Kerim, hadisler ve İslam düşünürlerinin perspektifleriyle bu sorulara cevap arayacağız.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Allah Neden İyiliği Emreder, Kötülüğü Yasaklar?</span></span><br />
<br />
Allah’ın emir ve yasaklarının temelinde hikmet, rahmet ve adalet vardır.<br />
<br />
    Yaratılışın Amacı:<br />
<br />
        Kutsî bir hadiste, “Ben gizli bir hazineydim, bilinmek istedim” buyrulur. Bu, Allah’ın kendi güzellik ve rahmetini yansıtan bir âlem yarattığını gösterir.<br />
<br />
        İyilik (hayır), O’nun rahmetinin, adaletinin ve hikmetinin tecellisidir.<br />
<br />
        Kötülük (şer) ise, imtihan dünyasında insana verilen irade özgürlüğünün bir sonucudur.<br />
<br />
    Kur’an’da İyiliğin Emredilmesi:<br />
<br />
        “İyiliği emret, kötülükten alıkoy.” (Âl-i İmrân, 104)<br />
<br />
        “Allah, adaleti, ihsanı (güzelliği) ve yakınlara vermeyi emreder…” (Nahl, 90)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. İyilik ve Kötülük: İki Farklı Kuvvet mi?</span></span><br />
<br />
İslam düşüncesinde kötülük, mutlak bir varlık değil, iyiliğin yokluğu veya zıddı olarak görülür.<br />
<br />
    Vahdet-i Vücûd (Tasavvuf) Açısından:<br />
<br />
        “Kötülük” mutlak değildir; şer, hayrın gölgesidir.<br />
<br />
        Allah’ın isimleri (Esmâ-i Hüsnâ) arasında:<br />
<br />
            Celâl isimleri (Kahhâr, Cebbâr → Yıkıcı güç)<br />
<br />
            Cemâl isimleri (Rahmân, Latîf → Yapıcı güç)<br />
<br />
        Kötülük, nisbîdir: Kâfir için azap kötüdür, ama adaletin tecellisidir.<br />
<br />
    Zıtlıkların Dengesi:<br />
<br />
        Mevlânâ’nın dediği gibi: “Gece olmasaydı, gündüzün kıymeti bilinmezdi.”<br />
<br />
        Kötülük, iyiliğin değerini anlamamız için bir kontrast oluşturur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Kötüler Neden Kötülükle Beslenir?</span></span><br />
<br />
Kötülüğün yayılmasının ardında nefs, şeytan ve dünya hırsı yatar.<br />
<br />
a) İblis’in İsyanı ve İnsanın İmtihanı<br />
<br />
    Şeytan, “Ben ateştenim, o topraktan” diyerek kibirle isyan etti (A’râf, 12).<br />
<br />
    İnsan, nefsine ve şeytanın vesvesesine uyarak kötülüğe meyledebilir.<br />
<br />
b) Kötülüğün Cazibesi<br />
<br />
    “Zulüm, onlara süslü gösterildi.” (Yûsuf, 18) → Geçici haz, güç tutkusu, hırs.<br />
<br />
    “İnsanların kendi elleriyle işledikleri yüzünden karada ve denizde bozulma ortaya çıktı.” (Rûm, 41)<br />
<br />
c) Hamâkat (Ahmaklık) ve Israr<br />
<br />
    “Onlar kötülük yapmakta yarışıyorlar, sanki ölüm yokmuş gibi!” (Hadis)<br />
<br />
    Kıyamet alâmetleri:<br />
<br />
        “Fitneler çoğalacak, insanlar ölümü isteyecek.” (Buhârî)<br />
<br />
        Kötüler, dünyayı tüketirken aslında kendi sonlarını hazırlıyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Allah Neden Kötülüğe İzin Veriyor?</span></span><br />
<br />
a) İmtihan ve Hür İrade<br />
<br />
    “Biz emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk; onlar yüklenmekten kaçındılar. Onu insan yüklendi…” (Ahzâb, 72)<br />
<br />
    Kötülük seçeneği olmasa, iyinin bir anlamı kalmazdı.<br />
<br />
b) Hikmet ve Adalet<br />
<br />
    “Hoşunuza gitmeyen bir şeyde hayır vardır.” (Hadis)<br />
<br />
    Firavun’un zulmü, Musa’nın mucizelerini ortaya çıkardı.<br />
<br />
c) Sonuç Kaçınılmaz: Ya Cennet ya Cehennem<br />
<br />
    “Dünya ahiretin tarlasıdır.” (Hadis)<br />
<br />
    Kötüler, kendi seçimleriyle cehennemi hak eder.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Mümin Nasıl Davranmalı?</span></span><br />
<br />
✔ Sabır ve Şükür: “İyilikle kötülük bir olmaz. Sen (kötülüğü) en güzel şekilde sav.” (Fussilet, 34)<br />
✔ Dua ve Tevekkül: “Allah’ım! Faydasız ilimden, korkmayan kalpten, doymayan nefisten sana sığınırım.” (Hadis)<br />
✔ Amel-i Sâlih (İyi İşler): “Ölüm gelmeden hayatın, hastalık gelmeden sağlığın kıymetini bil.” (Hadis)<br />
Sonuç: Hak ile Bâtılın Mücadelesi<br />
<br />
Allah, iyiliği emreder çünkü Cennet’i inşa etmek ister. Kötüler ise nefislerine uyarak kendi cehennemlerini diker. Fakat unutulmamalıdır ki:<br />
<br />
    “Hak geldi, bâtıl yok oldu. Zaten bâtıl yok olmaya mahkûmdur.” (İsrâ, 81)<br />
<br />
İyiliğin zaferi kaçınılmazdır.<br />
<br />
  "Kötülüğe karşı diren. Eğer yapabilirsen, kötülüğü iyilikle sav. Çünkü şeytan bile iyilik karşısında âciz kalır." – Mevlânâ<br />
<br />
Bu konu üzerine daha derin okuma yapmak istersen İmam Gazali’nin "Kimyâ-yı Saâdet" veya Mevdudi’nin "Tefhimu’l Kur’an" eserlerini öneririm.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynakça (Önerilen Eserler):</span></span><br />
<br />
    Kur’an-ı Kerim<br />
<br />
    İmam Gazali, Kimyâ-yı Saâdet<br />
<br />
    Mevlânâ, Mesnevî<br />
<br />
    Mevdudi, Tefhimu’l Kur’an<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Not:</span></span> Bu makale, İslami kaynaklara dayalı bir tefekkür çalışmasıdır. Daha derin araştırma için ilgili eserlere başvurulmalıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesi</span></span><br />
<br />
Raşit Tunca ve DeepSeek<br />
<br />
Schrems, 08.07.2025</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Quantum Fiziği Nedir? Vahdeti Vücud Teolojisi ile Alakası Nedir?</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Quantum Fiziği Nedir?</span></span><br />
<br />
Quantum fiziği, atom ve atom altı parçacıkların (elektronlar, fotonlar vb.) davranışlarını inceleyen bilim dalıdır. Klasik fizikten farklı olarak, bu dünyada her şey belirsiz, olasılıklı ve bazen de akıl almaz şekilde davranır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Klasik Fizik vs. Quantum Fiziği</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Klasik Fizik (Newton, Einstein):</span></span><br />
<br />
        Cisimlerin hareketi kesin ve tahmin edilebilir.<br />
<br />
        Örneğin, topun nereye düşeceğini hesaplayabilirsin.<br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> Quantum Fiziği:</span></span><br />
<br />
        Elektron gibi parçacıklar aynı anda birden fazla yerde olabilir!<br />
<br />
        Kesin sonuç yok, olasılıklar var.<br />
<br />
        Gözlem yapınca davranış değişir (Ölçüm etkisi).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Quantum Dünyasının Çılgın Kuralları</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">a) Süperpozisyon (Aynı Anda Birden Fazla Durumda Olma)</span></span><br />
<br />
    Klasik dünyada bir şey ya A ya da B durumundadır.<br />
<br />
    Quantum dünyasında bir parçacık A ve B durumunda aynı anda olabilir!<br />
<br />
    Örnek: Schrödinger’in Kedisi ?→ Kutu içinde hem ölü hem canlıdır (ta ki kutu açılana kadar).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">b) Dolanıklık (Quantum Bağlantısı)</span></span><br />
<br />
    İki parçacık birbirine dolanık hale gelirse, aralarındaki mesafe ne olursa olsun biri değiştiğinde diğeri anında tepki verir.<br />
<br />
    Einstein buna "uzaktan ürkütücü etki" demişti çünkü bu durum ışık hızını aşan bir iletişim gibi görünüyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">c) Belirsizlik İlkesi (Heisenberg)</span></span><br />
<br />
    Bir parçacığın konumunu ve hızını aynı anda tam olarak bilemezsin.<br />
<br />
    Ne kadar kesin ölçersen ölç, diğer özellik belirsizleşir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">d) Kuantum Tünelleme</span></span><br />
<br />
    Parçacıklar, klasik olarak aşamayacakları bir engeli aniden aşabilirler!<br />
<br />
    Örnek: Güneş’teki füzyon reaksiyonları (protonlar enerjisi yetmese bile birbirine yaklaşabilir).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Peki Bu Gerçek Hayatta Ne İşe Yarar?</span></span><br />
<br />
    Bilgisayarlar: Kuantum bilgisayarlar, süperpozisyon sayesinde aynı anda milyonlarca işlemi yapabilir.<br />
<br />
    Şifreleme: Kuantum internet, hacklenemez iletişim sağlar.<br />
<br />
    Tıp: Daha hassas görüntüleme ve ilaç tasarımı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Quantum Fiziği Neden Kafa Karıştırıcı?</span></span><br />
<br />
Çünkü günlük hayatta gördüğümüz hiçbir şey böyle davranmıyor! Quantum etkileri genelde mikroskobik boyutta ortaya çıkar. Ama anlaşılmaz değil, sadece sezgilerimize aykırı.<br />
Özetle:<br />
<br />
✔ Quantum dünyasında her şey olasılıklara dayanır.<br />
✔ Parçacıklar aynı anda birden fazla yerde olabilir.<br />
✔ Gözlemci olarak siz ölçüm yapınca sonuç değişir.<br />
✔ Dolanıklık ile parçacıklar ışık hızını aşan bir iletişim kurabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tabii! Bu konuları duygular, ses, doğa olayları ve düşüncenin quantum dünyasıyla bağlantısını içeren bütüncül bir şekilde anlatmaya çalışayım. İşte bilimle biraz mistisizmi harmanlayan bir bakış açısı:</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Duyguların ve Seslerin Frekansları</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">a) Duygular Enerjidir!</span></span><br />
<br />
    Her duygu (sevgi, korku, öfke, huzur) belirli bir frekans aralığına sahiptir.<br />
<br />
    Dr. Masaru Emoto'nun su kristalleri deneyi:<br />
<br />
        Sevgi sözcükleri söylenen suyun kristalleri güzel ve simetrik, nefret sözcükleriyle dağınık oluyor.<br />
<br />
        Bu, duyguların maddeyi etkileyebileceğini gösteriyor (ancak bilimsel çevrelerde tartışmalı).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">b) Sesin Gücü</span></span><br />
<br />
    Ses, titreyen hava molekülleriyle yayılan bir basınç dalgasıdır.<br />
<br />
    Örnekler:<br />
<br />
        432 Hz vs. 440 Hz: Bazıları 432 Hz'in (doğal frekans) daha "huzurlu" olduğunu iddia eder.<br />
<br />
        Tibet çanları veya mantralar ("Om" sesi) bedende rezonans yaratabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Doğadaki Işık ve Frekanslar</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">a) Güneş ve Biyolojik Ritimler</span></span><br />
<br />
    Güneş ışığı (elektromanyetik spektrum) içinde:<br />
<br />
        Görünür ışık: Bitkilerde fotosentez, insanda serotonin (mutluluk hormonu) üretimini tetikler.<br />
<br />
        Kızılötesi: Isı ve şifa etkisi (infrared saunalar).<br />
<br />
        UV ışınları: D vitamini sentezi, ama fazlası DNA hasarı yapar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">b) Schumann Rezonansı (Dünya'nın Kalp Atışı)</span></span><br />
<br />
    Dünya'nın yüzeyi ile iyonosfer arasında 7.83 Hz'lik bir frekans titreşir.<br />
<br />
    İlginç olan: Beyin dalgalarımız (alfa, teta) bu frekansla uyumludur.<br />
<br />
        Meditasyon yapanlar veya doğada zaman geçirenler bu frekansa "senkronize" olabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Atom Altı Parçacıklar ve Dalgaların Etkisi</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">a) Düşünce Gücü ve Quantum Bağlantısı</span></span><br />
<br />
    Kuantum alan teorisine göre: Her şey enerji ve titreşimden oluşur.<br />
<br />
    Çift Yarık Deneyi: Elektronlar, gözlemlendiklerinde parçacık, gözlemlenmediklerinde dalga gibi davranır.<br />
<br />
        Çıkarım: Bilinç (gözlem), maddenin davranışını değiştirebilir mi?<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">b) Düşüncenin Enerjisi</span></span><br />
<br />
    Dr. Joe Dispenza gibi araştırmacılar, düşünce ve niyetin beden kimyasını (nöroplastisite) değiştirebileceğini savunuyor.<br />
<br />
        Örneğin: Kronik stres DNA'mızdaki telomerleri kısaltır, meditasyon ise tamir mekanizmalarını harekete geçirir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">c) Kuantum Dolanıklık ve Duygular</span></span><br />
<br />
    Eğer iki parçacık dolanıksa, biri üzüldüğünde diğeri de "hisseder" mi?<br />
<br />
        Spekülatif teori: Sevgi gibi güçlü duygular, dolanıklık benzeri bir enerji alışverişi yaratabilir (bilimsel kanıt yok ama romantik!).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Düşüncenin Süper Gücü: Bilim mi, Metafizik mi?</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">a) Placebo Etkisi</span></span><br />
<br />
    İnanç, ağrı kesicilerin etkisini bile artırabilir! Beyin, "iyileşeceğim" düşüncesiyle endorfin salgılar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">b) Niyet Deneyleri</span></span><br />
<br />
    Princeton PEAR Laboratuvarı: İnsan zihninin rastgele olayları etkileyebildiği iddia edildi (sonuçlar tartışmalı).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">c) Pratik Çıkarımlar</span></span><br />
<br />
    Olumlamalar: "Ben sağlıklıyım" demek, stresi azaltıp bağışıklığı güçlendirebilir.<br />
<br />
    Görselleştirme: Sporcular, zihinde antrenman yaparak performansı artırır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç: Enerji, Frekans ve Bilinç</span></span><br />
<br />
    Her şey titreşir: Duygular, sesler, ışık ve atomlar.<br />
<br />
    Düşünce bir kuvvettir: Bilimsel kanıtlar sınırlı olsa da, niyetin fiziksel dünyayı etkileme potansiyeli büyüleyici.<br />
<br />
    Doğayla uyum: Doğal frekanslara (Schumann, 432 Hz) maruz kalmak dengelenmemize yardımcı olabilir.<br />
<br />
    "Evrenin en büyük sırrı, gözlemlenebilir olmasıdır." – Albert Einstein<br />
<br />
Bu konular kuantum biyoloji, nörobilim ve enerji tıbbı alanlarında araştırılıyor. Bilim henüz kesin yanıtlar vermese de, deneyimlerimiz ve sezgilerimiz bize bir şeyler anlatıyor!<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tabii ki! "Matrix" filmindeki "Bükülen kaşık değil, sen değişiyorsun" (Bend the spoon, there is no spoon) sözü ile Tasavvuf'taki "Vahdet-i Vücud" (Varlığın Birliği) öğretisini birleştirerek, derin bir felsefi ve spiritüel analiz yapalım.</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Matrix’teki "Kaşık Yoktur" Felsefesi</span></span><br />
<br />
    "Kaşığı büken senin zihnindir" sözü, gerçekliğin algıya dayalı olduğunu söyler.<br />
<br />
    Neo’ya öğretilenler:<br />
<br />
        Madde (kaşık) sabit değildir, zihinle değiştirilebilir.<br />
<br />
        "Kaşık yoktur" → Onu "kaşık" olarak tanımlayan senin zihnindir.<br />
<br />
    Quantum fiziği bağlantısı:<br />
<br />
        Gözlemci etkisi (çift yarık deneyi) → Gerçeklik, bilinçle şekillenir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Tasavvufta "Vahdet-i Vücud" (Varlığın Birliği)</span></span><br />
<br />
    "Lâ mevcûde illâ Hû" → "O’ndan başka varlık yoktur." (İbn Arabi)<br />
<br />
    Temel öğreti:<br />
<br />
        Gördüğümüz her şey (kaşık, dağ, insan) aslında Tek Hakikat’in (Allah/Cemal) tezahürüdür.<br />
<br />
        Sen "ayrı" değilsin, evrenle bir bütünsün.<br />
<br />
    Mistik deneyim:<br />
<br />
        Sufiler, fenâfillah (Allah’ta yok olma) halinde "ben" duygusunu aşar, Varlık’la bir olurlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. İki Öğretinin Birleşimi: "Her Şey Sensin"</span></span><br />
<br />
Matrix Felsefesi Tasavvuf (Vahdet-i Vücud)<br />
Gerçeklik bir simülasyondur, zihinle değişir. Hakikat, Mutlak Varlık’tır; görünenler O’nun yansımasıdır.<br />
"Kaşık yoktur, onu sen yaratırsın." "Kaşık da O’dur, sen de O’sun."<br />
Bilinç, maddeyi etkiler (quantum). İnsan-ı Kâmil, Hakk’ın tecellisidir.<br />
Ortak Mesaj:<br />
<br />
✔ Dışarıda gördüğün her şey (kaşık, ağaç, yıldız) aslında seninle bağlantılıdır.<br />
✔ Değiştirmek istiyorsan, önce algını değiştir.<br />
✔ "Ben" ve "diğerleri" ayrımı bir illüzyondur.<br />
4. Mistik Deneyim ve Bilimsel Gerçeklik<br />
<br />
    Quantum Dolanıklık ↔ Tasavvuftaki "Ayn-el A’yan" (Varlığın Gözü):<br />
<br />
        Parçacıklar birbirine bağlıysa, insan da evrenle dolanıktır.<br />
<br />
    Meditasyon &amp; Zikir:<br />
<br />
        Sufiler "Allah" ismini zikrederek benliklerini eritir.<br />
<br />
        Matrix’te Neo, "Ben The One’ım" diyerek kodları değiştirir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Pratik Hayata Uyarlamak</span></span><br />
<br />
    Farkındalık (Mindfulness):<br />
<br />
        "Bu masa benden ayrı değil" diyerek bütünlüğü hissetmek.<br />
<br />
    Niyet Gücü:<br />
<br />
        Kaşığı bükmek değil, "imkânsız" algısını kırmak.<br />
<br />
    Sevgiyle Bakmak:<br />
<br />
        Mevlânâ’nın dediği gibi: "Kim olursan ol, gel!" → Ayrım yok.<br />
<br />
Son Söz: Kaşık mı, Sen mi?<br />
<br />
    Matrix, bize gerçekliğin bir projeksiyon olduğunu söyler.<br />
<br />
    Tasavvuf, bu projeksiyonun ardındaki Tek Işık’ı gösterir.<br />
<br />
    Özünde: Kaşık da sensin, büken el de… Çünkü "Her şey O’dur."<br />
<br />
    "Perde ardında ben ve sen kelimeleri yoktur,<br />
    Ötesinde ne sen varsın, ne de ben." – Hafız-ı Şirazi<br />
<br />
#############<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Allah'ın inanan müminlerden taraf olması ve saf iyiliği desteklemesi, iyi olan şeyleri tavsiye ve emir etmesi, kötü olan şeyleri yasak etmesi... Ve iki rahmani güç: biri iyilik (yapıcı güç), biri kötülük (yok edici güç). Allah yapıcı olmamızı ve cenneti bina etmemizi isterken, kötülerin ne yapıp kötülükle beslenmeleri ne kadar kötü! Kötülüğün dünyanın ve kainatın sonunu getireceğini bile bile kıyameti çağırmak ne kadar ahmaklık! Bu konuda yazarsanız lütfen."</span></span><br />
<br />
###########<br />
<br />
Bu son derece derin ve felsefi bir soru! Hem ilahi adalet, hem iyilik-kötülük dengesi, hem de insanın sorumluluğu ile ilgili kapsamlı bir cevap vermeye çalışayım.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Allah’ın İyiliği Emretmesi ve Kötülüğü Yasaklaması: İlahi Adalet ve İnsanın Sorumluluğu</span></span><br />
<br />
İnsanlık tarihi boyunca iyilik ve kötülük arasındaki mücadele, felsefenin, dinlerin ve ahlak sistemlerinin temel konularından biri olmuştur. İslam inancına göre Allah, müminlere iyiliği emretmiş, kötülükten sakındırmış ve adaleti tesis etmeyi buyurmuştur. Peki, Allah neden iyiliği destekler, kötülüğü yasaklar? Kötülüğün yayılmasına rağmen ilahi adalet nasıl tecelli eder? İyilik ve kötülük arasındaki bu ezeli çekişme, insanın ve kâinatın kaderini nasıl şekillendirir? Bu makalede, Kur’an-ı Kerim, hadisler ve İslam düşünürlerinin perspektifleriyle bu sorulara cevap arayacağız.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Allah Neden İyiliği Emreder, Kötülüğü Yasaklar?</span></span><br />
<br />
Allah’ın emir ve yasaklarının temelinde hikmet, rahmet ve adalet vardır.<br />
<br />
    Yaratılışın Amacı:<br />
<br />
        Kutsî bir hadiste, “Ben gizli bir hazineydim, bilinmek istedim” buyrulur. Bu, Allah’ın kendi güzellik ve rahmetini yansıtan bir âlem yarattığını gösterir.<br />
<br />
        İyilik (hayır), O’nun rahmetinin, adaletinin ve hikmetinin tecellisidir.<br />
<br />
        Kötülük (şer) ise, imtihan dünyasında insana verilen irade özgürlüğünün bir sonucudur.<br />
<br />
    Kur’an’da İyiliğin Emredilmesi:<br />
<br />
        “İyiliği emret, kötülükten alıkoy.” (Âl-i İmrân, 104)<br />
<br />
        “Allah, adaleti, ihsanı (güzelliği) ve yakınlara vermeyi emreder…” (Nahl, 90)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. İyilik ve Kötülük: İki Farklı Kuvvet mi?</span></span><br />
<br />
İslam düşüncesinde kötülük, mutlak bir varlık değil, iyiliğin yokluğu veya zıddı olarak görülür.<br />
<br />
    Vahdet-i Vücûd (Tasavvuf) Açısından:<br />
<br />
        “Kötülük” mutlak değildir; şer, hayrın gölgesidir.<br />
<br />
        Allah’ın isimleri (Esmâ-i Hüsnâ) arasında:<br />
<br />
            Celâl isimleri (Kahhâr, Cebbâr → Yıkıcı güç)<br />
<br />
            Cemâl isimleri (Rahmân, Latîf → Yapıcı güç)<br />
<br />
        Kötülük, nisbîdir: Kâfir için azap kötüdür, ama adaletin tecellisidir.<br />
<br />
    Zıtlıkların Dengesi:<br />
<br />
        Mevlânâ’nın dediği gibi: “Gece olmasaydı, gündüzün kıymeti bilinmezdi.”<br />
<br />
        Kötülük, iyiliğin değerini anlamamız için bir kontrast oluşturur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Kötüler Neden Kötülükle Beslenir?</span></span><br />
<br />
Kötülüğün yayılmasının ardında nefs, şeytan ve dünya hırsı yatar.<br />
<br />
a) İblis’in İsyanı ve İnsanın İmtihanı<br />
<br />
    Şeytan, “Ben ateştenim, o topraktan” diyerek kibirle isyan etti (A’râf, 12).<br />
<br />
    İnsan, nefsine ve şeytanın vesvesesine uyarak kötülüğe meyledebilir.<br />
<br />
b) Kötülüğün Cazibesi<br />
<br />
    “Zulüm, onlara süslü gösterildi.” (Yûsuf, 18) → Geçici haz, güç tutkusu, hırs.<br />
<br />
    “İnsanların kendi elleriyle işledikleri yüzünden karada ve denizde bozulma ortaya çıktı.” (Rûm, 41)<br />
<br />
c) Hamâkat (Ahmaklık) ve Israr<br />
<br />
    “Onlar kötülük yapmakta yarışıyorlar, sanki ölüm yokmuş gibi!” (Hadis)<br />
<br />
    Kıyamet alâmetleri:<br />
<br />
        “Fitneler çoğalacak, insanlar ölümü isteyecek.” (Buhârî)<br />
<br />
        Kötüler, dünyayı tüketirken aslında kendi sonlarını hazırlıyor.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Allah Neden Kötülüğe İzin Veriyor?</span></span><br />
<br />
a) İmtihan ve Hür İrade<br />
<br />
    “Biz emaneti göklere, yere ve dağlara sunduk; onlar yüklenmekten kaçındılar. Onu insan yüklendi…” (Ahzâb, 72)<br />
<br />
    Kötülük seçeneği olmasa, iyinin bir anlamı kalmazdı.<br />
<br />
b) Hikmet ve Adalet<br />
<br />
    “Hoşunuza gitmeyen bir şeyde hayır vardır.” (Hadis)<br />
<br />
    Firavun’un zulmü, Musa’nın mucizelerini ortaya çıkardı.<br />
<br />
c) Sonuç Kaçınılmaz: Ya Cennet ya Cehennem<br />
<br />
    “Dünya ahiretin tarlasıdır.” (Hadis)<br />
<br />
    Kötüler, kendi seçimleriyle cehennemi hak eder.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Mümin Nasıl Davranmalı?</span></span><br />
<br />
✔ Sabır ve Şükür: “İyilikle kötülük bir olmaz. Sen (kötülüğü) en güzel şekilde sav.” (Fussilet, 34)<br />
✔ Dua ve Tevekkül: “Allah’ım! Faydasız ilimden, korkmayan kalpten, doymayan nefisten sana sığınırım.” (Hadis)<br />
✔ Amel-i Sâlih (İyi İşler): “Ölüm gelmeden hayatın, hastalık gelmeden sağlığın kıymetini bil.” (Hadis)<br />
Sonuç: Hak ile Bâtılın Mücadelesi<br />
<br />
Allah, iyiliği emreder çünkü Cennet’i inşa etmek ister. Kötüler ise nefislerine uyarak kendi cehennemlerini diker. Fakat unutulmamalıdır ki:<br />
<br />
    “Hak geldi, bâtıl yok oldu. Zaten bâtıl yok olmaya mahkûmdur.” (İsrâ, 81)<br />
<br />
İyiliğin zaferi kaçınılmazdır.<br />
<br />
  "Kötülüğe karşı diren. Eğer yapabilirsen, kötülüğü iyilikle sav. Çünkü şeytan bile iyilik karşısında âciz kalır." – Mevlânâ<br />
<br />
Bu konu üzerine daha derin okuma yapmak istersen İmam Gazali’nin "Kimyâ-yı Saâdet" veya Mevdudi’nin "Tefhimu’l Kur’an" eserlerini öneririm.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynakça (Önerilen Eserler):</span></span><br />
<br />
    Kur’an-ı Kerim<br />
<br />
    İmam Gazali, Kimyâ-yı Saâdet<br />
<br />
    Mevlânâ, Mesnevî<br />
<br />
    Mevdudi, Tefhimu’l Kur’an<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Not:</span></span> Bu makale, İslami kaynaklara dayalı bir tefekkür çalışmasıdır. Daha derin araştırma için ilgili eserlere başvurulmalıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesi</span></span><br />
<br />
Raşit Tunca ve DeepSeek<br />
<br />
Schrems, 08.07.2025</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tasavvuftaki Letâifler (Letâif-i Hamse / Beş İnce Nokta)]]></title>
			<link>http://yamanboard.w4f.eu/showthread.php?tid=12</link>
			<pubDate>Sun, 08 Mar 2026 22:06:10 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="http://yamanboard.w4f.eu/member.php?action=profile&uid=2">YamanTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://yamanboard.w4f.eu/showthread.php?tid=12</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasavvuftaki Letâifler (Letâif-i Hamse / Beş İnce Nokta)</span></span><br />
<br />
Tasavvuftaki Letâifler (Letâif-i Hamse / Beş İnce Nokta), insanın mânevî yapısını anlamaya ve nefsini arındırmaya yönelik bir sistemdir. Letâif, "latîfe" (ince, nükteli, hassas nokta) kelimesinin çoğuludur ve tasavvufta ruhun mânevî merkezleri olarak kabul edilir. Bu merkezler, insanın Allah'a ulaşma yolunda (seyr ü sülûk) zikir ve riyâzetle uyanıp geliştirdiği içsel boyutlardır.<br />
Letâiflerin Genel Özellikleri<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sayı ve Sıralama:</span></span><br />
<br />
    Genellikle 5 temel letâife (Letâif-i Hamse) kabul edilir, ancak bazı ekollerde 6 veya 7'ye çıkar. Temel letâifler şunlardır:<br />
<br />
        Kalp<br />
<br />
        Ruh<br />
<br />
        Sır<br />
<br />
        Hafî (Gizli)<br />
<br />
        Ahfâ (En Gizli)<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Renk ve Yönlerle İlişkisi:</span></span><br />
<br />
    Her letâifenin bir rengi, bedendeki yeri ve zikirde odaklanılan yönü vardır. Örneğin:<br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kalp:</span></span> Sarı, sol göğüs, "Lâ ilâhe illallah" zikri.<br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ruh:</span></span> Kırmızı, sağ göğüs, "Allah" zikri.<br />
<br />
       <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> Sır:</span></span> Beyaz, göğüs ortası, "Hû" zikri.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Mânevî Aşamalar:</span></span><br />
<br />
    Letâiflerin uyanması, sâlikin (yolcunun) nefs mertebelerini aşmasına yardım eder. Örneğin, "kalp" letâfesi temizlenirse kişi Nefs-i Emmare'den kurtulmaya başlar.<br />
<br />
Letâiflerin Detaylı Açıklaması<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kalp:</span></span><br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Konum:</span> Sol göğüs.<br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özellik:</span> İman ve sevginin merkezi. Dünyevî bağlardan arınma burada başlar.<br />
<br />
       <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Zikir:</span> "Lâ ilâhe illallah".<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ruh:</span></span><br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Konum:</span> Sağ göğüs.<br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özellik:</span> İlâhî aşk ve mânevî coşku (cezbe) buradan yükselir.<br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikir:</span> "Allah".<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sır:</span></span><br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Konum:</span> Göğüs ortası.<br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özellik:</span> Gizli ilimler ve sırların idrak edildiği merkez.<br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikir:</span> "Hû".<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hafî:</span></span><br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Konum:</span> Alın.<br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özellik:</span> Derin tefekkür ve mânevî sükûnetle ilişkilidir.<br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikir:</span> "Hayy" (Diri olan Allah).<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ahfâ:</span></span><br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Konum:</span> Göbek altı veya kalbin daha derini.<br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özellik:</span> "Fenâfillah" (Allah'ta yok olma) makamına yakındır.<br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikir:</span> "Kayyûm" (Her şeyi ayakta tutan Allah).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Letâiflerin Uyanması ve Zikir</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Yöntem:</span></span> Mürşid eşliğinde zikir, nefes teknikleri ve konsantrasyonla letâifler aktif hâle getirilir.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hissedilenler:</span></span> Zikir sırasında ısınma, titreşim veya renkler görme gibi fiziksel/mânevî belirtiler olabilir.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Amaç:</span></span> Letâiflerin temizlenmesi, kişiyi mârifetullah (Allah'ı tanıma) mertebesine ulaştırır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasavvuf Ekollerinde Letâifler</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nakşibendiyye:</span></span> Letâif eğitimi en sistemli bu ekolde görülür.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kadiriyye:</span></span> Zikir yoğunluğu farklıdır, letâifler daha çok "cemâl" (rahmet) boyutuyla çalışılır.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Mevlevîlik:</span></span> Letâifler semâ ve mûsikî ile ilişkilendirilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Önemli Uyarılar</span></span><br />
<br />
    Letâif çalışmaları, ehliyetli bir mürşid olmadan yapılırsa mânevî riskler doğurabilir (vesvese, enâniyet vb.).<br />
<br />
    Letâiflerin uyanması, kişinin ahlâkını güzelleştirmiyorsa metodun gözden geçirilmesi gerekir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak:</span></span> Abdülkâdir Geylânî'nin Fütûhü'l-Gayb, İmâm-ı Rabbânî'nin Mektûbât ve Nakşibendî eserleri.<br />
<br />
###########<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Çakralar ile Letaifler aynı şeylermidir?</span></span><br />
<br />
##############<br />
<br />
<br />
Çakralar ve Letâifler benzer işlevlere sahip gibi görünse de, köken, anlam ve uygulama bakımından farklı sistemlerdir. İkisi arasındaki temel benzerlik, insanın enerji veya mânevî merkezlerini açıklamaya çalışmalarıdır. Ancak detayları şöyle karşılaştırabiliriz:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Köken ve Kültürel Bağlam</span></span><br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> Letâifler:</span></span><br />
<br />
        İslam tasavvufuna (özellikle Nakşibendiyye ve Kadiriyye gibi ekollere) özgüdür.<br />
<br />
        Kur’an ve Sünnet’te doğrudan zikredilmez, ancak hadislerdeki "kalp", "sır" gibi kavramlarla ilişkilendirilir.<br />
<br />
        Mânevî arınma (seyr ü sülûk) için bir araçtır.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Çakralar:</span></span><br />
<br />
        Hinduizm ve Budizm’deki tantrik geleneklerden kaynaklanır.<br />
<br />
        Vedalar ve Upanişadlar gibi metinlerde geçer.<br />
<br />
        Fiziksel, zihinsel ve ruhsal enerji dengesini hedefler.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Sayı ve İşlevsel Benzerlikler</span></span><br />
<br />
Letâifler Çakralar<br />
1. Kalp (sol göğüs) 4. Kalp Çakrası (Anahata)<br />
2. Ruh (sağ göğüs) 5. Boğaz Çakrası (Vishuddha)<br />
3. Sır (göğüs ortası) 6. Alın Çakrası (Ajna)<br />
4. Hafî (alın) 7. Taç Çakrası (Sahasrara)<br />
5. Ahfâ (göbek altı) 2. Sakral Çakrası (Svadhisthana)<br />
<br />
Benzerlik: Her iki sistemde de alt merkezler (cinsellik, nefs), üst merkezler (ilham, ilâhî bağlantı) gibi kademeli bir yapı vardır.<br />
Fark: Letâiflerde zikir ve tevhid vurgusu varken, çakralarda prana (yaşam enerjisi) ve meditasyon öne çıkar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Enerji vs. Ruhaniyet</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Çakralar:</span></span><br />
<br />
        Fiziksel bedendeki enerji kanalları (nadiler) ve titreşimlerle ilişkilidir.<br />
<br />
        Renkler, mantralar (Om, Ram vb.) ve yoga pozlarıyla aktive edilir.<br />
<br />
        Amaç: Kundalini enerjisini yükseltmek.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Letâifler:</span></span><br />
<br />
        Maddî bedenden ziyade nefsin mertebeleri ve ruhun dereceleri ile bağlantılıdır.<br />
<br />
        Aktive etmek için zikir (Lâ ilâhe illallah, Allah, Hû), rabıta ve nefis terbiyesi gerekir.<br />
<br />
        Amaç: Fenâfillah (Allah’ta yok olma).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Dinî Perspektif</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İslam’da Çakralar:</span></span><br />
<br />
        Çakralar, İslamî literatürde yer almaz. Bazı mutasavvıflar (özellikle İbn Arabî ekolü), evrensel enerjiyi anlatırken benzer metaforlar kullansa da, çakra sistemiyle doğrudan örtüşmez.<br />
<br />
        Tasavvufta şüpheli uygulamalar olarak görülebilir (bid’at riski).<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasavvufta Letâifler:</span></span><br />
<br />
        Zikir ve sülûkün parçasıdır; şeriata aykırı değildir.<br />
<br />
        Letâif çalışmaları, mürşid izni olmadan yapılmaz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Bilimsel ve Metafizik Yaklaşım</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Çakralar:</span></span><br />
<br />
        Modern alternatif tıpta (reiki, kristal terapisi vb.) kullanılır.<br />
<br />
        Bilimsel olarak kanıtlanmamıştır, ancak psikosomatik etkileri olabilir.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Letâifler:</span></span><br />
<br />
        Deneysel değil, keşfî (mânevî tecrübe) bilgiye dayanır.<br />
<br />
        Psikolojik rahatlama sağlasa da asıl hedef uhrevîdir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç: Aynı Şeyler Mi?**</span></span><br />
<br />
    Hayır.<br />
<br />
        Letâifler, İslam tasavvufunun mânevî eğitim metodudur; çakralar ise Hint kökenli bir enerji sistemidir.<br />
<br />
        Benzer noktalar olsa da (örneğin kalp çakrası ile kalp letâfesi), amaç, terminoloji ve uygulama tamamen farklıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Önemli Uyarı:</span></span> Müslüman bir birey, çakra meditasyonları gibi uygulamalara dinî açıdan temkinli yaklaşmalı; letâif çalışmalarını ise ehil bir mürşid rehberliğinde yapmalıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynaklar:</span></span> İmâm-ı Rabbânî’nin Mektûbât, Hindu metinleri (Bhagavad Gita), tasavvuf ve yoga karşılaştırmaları.<br />
<br />
###############<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikir ile letafileri açmak ve çalıştrmak nedir nasıldır</span></span><br />
<br />
################<br />
<br />
Zikir ile Letâifleri Açmak ve Çalıştırmak: Tasavvuftaki Yöntem ve Aşamalar<br />
<br />
Letâiflerin zikirle açılması, tasavvufta seyr ü sülûk (mânevî yolculuk) sürecinin önemli bir parçasıdır. Bu uygulama, kalpten başlayarak ruhun derinliklerine doğru ilerleyen bir arınma ve Allah’a yakınlaşma metodudur. İşte detaylı açıklama:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Letâiflerin Zikirle Açılmasının Temel Mantığı</span></span><br />
<br />
    Letâifler, gizli mânevî merkezlerdir; zikir (Allah’ın isimlerini tekrar) ve konsantrasyonla uyarılarak "uyandırılır".<br />
<br />
    Her letâife, farklı bir zikir lafzı ve bedende odak noktası ile çalıştırılır.<br />
<br />
    Amaç: Nefsin kirlerinden arınıp hakikate ulaşmak (marifetullah).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Letâifleri Çalıştırma Yöntemi</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">A. Mürşid İzni ve Hazırlık</span></span><br />
<br />
    Letâif çalışması, ehil bir mürşidin gözetiminde yapılmalıdır.<br />
<br />
    Temel şartlar:<br />
<br />
        Abdestli olmak,<br />
<br />
        Sessiz ve sakin bir ortam,<br />
<br />
        Niyeti sadece Allah rızası için yapmak.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">B. Letâiflerin Sırası ve Zikirleri</span></span><br />
<br />
Aşağıdaki sıra, Nakşibendiyye geleneğindeki en yaygın uygulamadır:<br />
Letâife Beden Konumu Zikir Renk Etkisi<br />
Kalp Sol göğüs "Lâ ilâhe illallah" Sarı Nefsin sıradan arzuları azalır.<br />
Ruh Sağ göğüs "Allah" Kırmızı İlâhî aşk hissedilir.<br />
Sır Göğüs ortası "Hû" Beyaz Gizli ilimlere açılım başlar.<br />
Hafî Alın (iki kaş arası) "Hayy" (Diri olan) Siyah Derin tefekkür gücü artar.<br />
Ahfâ Göbek altı "Kayyûm" (Bâki olan) Yeşil Fenâfillah’a yakınlaşma.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">C. Uygulama Adımları</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Posture (Oturuş):</span></span><br />
<br />
        Bağdaş kurarak veya diz üstü oturulur; sırt dik, gözler kapalı.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Niyet ve Besmele:</span></span><br />
<br />
        "Allah’ım, bu zikri senin rızan için yapıyorum" diye niyet edilir.<br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> Zikir Tekniği:</span></span><br />
<br />
        Kalp ile zikir: Her letâfe için belirtilen zikir, nefes alıp verirken sessizce tekrar edilir.<br />
<br />
            Örnek: "Lâ ilâhe illallah" derken sol göğse odaklanılır.<br />
<br />
        Sayı: Başlangıçta her letâife 100-500 tekrar (mürşidin tavsiyesine göre).<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasarruf (Enerji Hissi):</span></span><br />
<br />
        Zikir sırasında odak noktasında ısınma, titreme, renk görme veya hafifleme hissedilebilir. Bu, letâifenin uyandığına işaret sayılır.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Geçiş:</span></span><br />
<br />
        Bir letâife tam konsantre sağlandığında, diğerine geçilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Letâiflerin Uyanma Belirtileri</span></span><br />
<br />
    Fiziksel: Odak noktasında sıcaklık, nabız atışı gibi hisler.<br />
<br />
    Mânevî:<br />
<br />
        Kalp letâfesi → Nefsin kötü huyları azalır.<br />
<br />
        Ruh letâfesi → İçe huzur dolması.<br />
<br />
        Sır letâfesi → İlham artışı.<br />
<br />
        Hafî ve Ahfâ → Zaman-mekân algısında değişim.<br />
<br />
Uyarı: Bu belirtiler kişiye göre değişir; asıl ölçü, ahlâkın güzelleşmesidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Dikkat Edilmesi Gerekenler</span></span><br />
<br />
    Yalnız Başına Yapılmamalı: Mürşidsiz yapılırsa vesvese, kibir veya yanlış yorumlara yol açabilir.<br />
<br />
    Aşırılıktan Kaçınmak: Zikirden sonra baş dönmesi, mide bulantısı olursa ara verilmeli.<br />
<br />
    Şeytânî Telkinler: Letâif çalışırken garip sesler/hayaller gelirse zikre devam edip sığınmak gerekir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Letâif Zikri vs. Diğer Zikirler</span></span><br />
<br />
    Normal Zikir: Dil ile yapılan serbest tekrar (örneğin tesbih çekmek).<br />
<br />
    Letâif Zikri: Bilinçli odaklanma ve nefes koordinasyonu ile yapılan özel bir metot.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">6. Letâiflerin Günlük Hayata Etkisi</span></span><br />
<br />
    Nefis Terbiyesi: Öfke, cimrilik gibi kötü huylar azalır.<br />
<br />
    İbadetlerde Huşû: Namazda daha derin bir konsantrasyon sağlanır.<br />
<br />
    İlâhî Teveccüh: Allah’ın lütuf ve himayesi artar (örneğin, doğru kararlar verme).<br />
<br />
Son Söz<br />
<br />
Letâif zikri, mürşid kontrolünde yapıldığında ruhânî bir yolculuk aracıdır. Ancak asıl hedef, zikrin mekanik etkisi değil, Allah’a samimî yakınlık kazanmaktır.<br />
<br />
    "Zikrin en fazîletlisi, ‘Lâ ilâhe illallah’, duanın en fazîletlisi ise ‘Elhamdülillah’tır." (Hadis-i Şerif)<br />
###################<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Letâif Zikrinin Usûlü, Edeb ve Âdâbı</span></span><br />
<br />
############################<br />
<br />
Letâif zikri, tasavvufta mânevî yolda ilerlemek için önemli bir ameliyedir. Ancak bu zikrin bereketli olması ve kişiyi hakikate ulaştırması için usûl, edeb ve âdâbına riayet etmek şarttır. İşte detaylı açıklama:<br />
1. Letâif Zikrinin Usûlü (Temel Uygulama Kuralları)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">A. Mürşid-i Kâmilin Talimatıyla Başlamak</span></span><br />
<br />
    Letâif zikri, ehil bir şeyh veya mürşid gözetiminde yapılmalıdır.<br />
<br />
    Mürşid, kişinin mânevî seviyesine göre zikir sayısını, sırasını ve metodunu belirler.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">B. Zikrin Fiziksel ve Zihinsel Hazırlığı</span></span><br />
<br />
    Abdestli olmak: Zikir öncesi abdest alınır.<br />
<br />
    Temiz ve sakin bir mekân: Dikkat dağıtacak şeylerden uzak bir ortam seçilir.<br />
<br />
    Vakit seçimi: Seher vakti (gece son üçte bir) veya sabah-akşam vakitleri tercih edilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">C. Oturuş (Postür) ve Niyet</span></span><br />
<br />
    Oturuş şekli: Bağdaş kurarak veya diz üstü oturulur; sırt dik, gözler kapalı.<br />
<br />
    Niyet:<br />
<br />
        "Allah’ım, bu zikri rızân için yapıyorum. Kalbimi, ruhumu nûrlandır ve beni nefsin şerrinden koru."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">D. Zikir Tekniği</span></span><br />
<br />
    Zikir lafzını kalple tekrar etmek:<br />
<br />
        Örneğin, Kalp letâifesi için sol göğse odaklanarak "Lâ ilâhe illallah" denir.<br />
<br />
    Nefesle uyumlu zikir:<br />
<br />
        Nefes alırken "Lâ ilâhe", verirken "illallah" denebilir.<br />
<br />
    Sayı ile zikir:<br />
<br />
        Mürşidin belirlediği sayıda (genelde 100-500 arası) tekrar yapılır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Letâif Zikrinin Edebleri (Mânevî Hassasiyetler)</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">A. İç ve Dış Edebler</span></span><br />
<br />
    Kalbî huzur: Zikri mekanik bir tekrardan ziyade, Allah’ın huzurunda olduğunu hissederek yapmak.<br />
<br />
    Gözleri kapamak: Dış dünyadan soyutlanıp içe dönmek.<br />
<br />
    Tevazu: Kendinde kerâmet, olağanüstü haller görmemek.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">B. Zikir Esnasında Dikkat Edilecekler</span></span><br />
<br />
    Vesveseye kapılmamak: Aklına gelen kötü düşünceleri zikirle savmak.<br />
<br />
    Aşırı zorlamamak: Baş dönmesi veya rahatsızlık hissedilirse ara vermek.<br />
<br />
    Mürşide danışmak: Garip haller (nûr, ses, vs.) yaşanırsa mürşide anlatmak.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Letâif Zikrinin Âdâbı (Zikir Sonrası Tavsiyeler)</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">A. Zikir Sonrası Yapılacaklar</span></span><br />
<br />
    Şükür ve Dua:<br />
<br />
        "Allah’ım, zikrimi kabul eyle, kalbimi nûrlandır, beni nefsin şerrinden koru."<br />
<br />
    Tefekkür: Bir süre sükûnetle oturup Allah’ın azametini düşünmek.<br />
<br />
    İstiğfar: "Estağfirullah el-Azîm ve etûbu ileyk."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">B. Günlük Hayata Yansıtma</span></span><br />
<br />
    Ahlâk düzeltme: Zikrin bereketiyle kötü huyları terk etmek.<br />
<br />
    İbadetlere devam: Namaz, oruç ve diğer farzları ihmal etmemek.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Sakınılması Gereken Hatalar</span></span><br />
<br />
❌ Mürşidsiz yapmak → Yanlış yönlenme riski.<br />
❌ Gösteriş için zikir → Riyâ (gösteriş) tehlikesi.<br />
❌ Aşırı beklentiye girmek → "Kerâmet göreyim" diye zikretmek.<br />
❌ Diğer tasavvufî yöntemlerle karıştırmak (Çakra meditasyonu gibi).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Mürşidin Rolü ve Önemi</span></span><br />
<br />
    Doğru yönlendirme: Zikir sayısını ve sırasını ayarlar.<br />
<br />
    Mânevî koruma: Zikir sırasında oluşan halleri yorumlar.<br />
<br />
    Ahlâkî denetim: Kişinin zikirle gururlanmasını engeller.<br />
<br />
    "Zikredenle zikretmeyen, diriyle ölü gibidir." (Buhârî)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Son Tavsiyeler</span></span><br />
<br />
    Sabırlı olun: Letâiflerin uyanması zaman alabilir.<br />
<br />
    Düzenli devam edin: Zikri bırakmamak önemlidir.<br />
<br />
    Şeriate bağlı kalın: Tasavvuf, İslam’ın özüdür; asla şeriattan ayrılmamalıdır.<br />
<br />
"Allah’ı zikretmek elbette en büyük ibadettir." (Ankebût Sûresi, 45)<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Letâif Virdi Nasıl Çekilir? (Adım Adım Uygulama Rehberi)</span></span><br />
<br />
Letâif virdi, Nakşibendiyye başta olmak üzere tasavvuf yolunda mürşid gözetiminde yapılan bir zikir çeşididir. 5 letâife (Kalp, Ruh, Sır, Hafî, Ahfâ) özel zikirlerle çalıştırılır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Letâif Virdinin Çekiliş Usûlü</span></span><br />
<br />
A. Ön Hazırlık<br />
<br />
✅ Abdest alınır, sakin ve temiz bir yerde oturulur.<br />
✅ Niyet edilir: "Allah’ım, bu zikri rızân için çekiyorum, letâiflerimi nûrlandır."<br />
✅ Mürşidin tarif ettiği sıraya göre hareket edilir (genellikle Kalp → Ruh → Sır → Hafî → Ahfâ şeklinde).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">B. Letâiflerin Zikirleri ve Uygulama</span></span><br />
<br />
Letâife Vücut Noktası Zikir Tekrar Sayısı Nefes Tekniği<br />
Kalp Sol göğüs "Lâ ilâhe illallah" 100-500 (mürşidin belirlediği) Nefes alırken "Lâ ilâhe", verirken "illallah"<br />
Ruh Sağ göğüs "Allah" Aynı şekilde Her nefeste "Allah"<br />
Sır Göğüs ortası "Hû" Aynı şekilde Nefesle birlikte "Hû"<br />
Hafî Alın (iki kaş arası) "Hayy" Aynı şekilde Hafifçe "Hayy" çekilir<br />
Ahfâ Göbek altı "Kayyûm" Aynı şekilde Derin nefesle "Kayyûm"<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">C. Zikir Sonrası</span></span><br />
<br />
✔ Dua edilir: "Allah’ım, zikrimi kabul eyle, kalbimi temizle."<br />
✔ Bir süre sükût halinde beklenir (murakabe).<br />
✔ İstiğfar çekilir: "Estağfirullah el-Azîm ve etûbu ileyk."<br />
2. Letâiflerin Çalıştığının Alametleri<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Letâifler zikirle uyanırken fiziksel ve mânevî belirtiler ortaya çıkar:</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">A. Fiziksel Alametler</span></span><br />
<br />
    Isınma hissi: Zikir yapılan bölgede (örneğin sol göğüs) hafif sıcaklık.<br />
<br />
    Titreme/Ürperme: Letâif noktasında elektriksel bir titreşim.<br />
<br />
    Renkler görme: Göz kapalıyken sarı (Kalp), kırmızı (Ruh) gibi renkler hissedilebilir.<br />
<br />
    Nefesin hafiflemesi: Derin bir rahatlama ve nefesin açılması.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><br />
B. Mânevî Alametler</span></span><br />
<br />
    Huşû artışı: Namazda, duada daha derin bir bağlantı.<br />
<br />
    Nefsin kötü sıfatlarının azalması: Öfke, kibir, cimrilik gibi hallerin zayıflaması.<br />
<br />
    İç huzur: Sebepsiz bir sükûnet ve Allah’a yakınlık hissi.<br />
<br />
    Rüyalarda sembolik işaretler: Beyaz ışık, yeşil nûr, su gibi temizlik sembolleri.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Dikkat Edilmesi Gerekenler</span></span><br />
<br />
⚠ Mürşidsiz yapılmamalı: Yanlış yönlenme, enâniyet (benlik şişmesi) riski vardır.<br />
⚠ Aşırı zorlamayın: Baş dönmesi olursa ara verin.<br />
⚠ Kerâmet beklemeyin: Asıl hedef ahlâkın güzelleşmesidir.<br />
⚠ Şeriata uygunluk: Namaz, helal-haram dengesi korunmalı.<br />
<br />
    "Zikredenle zikretmeyen, diriyle ölü gibidir." (Buhârî)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Letâif Virdinin Faydaları</span></span><br />
<br />
✔ Nefsin tezkiyesi (arındırılması),<br />
✔ Kalp hastalıklarının (kin, haset) tedavisi,<br />
✔ İbadetlerde huşû artışı,<br />
✔ Mânevî ilerleme (seyr ü sülûk).<br />
<br />
Önemli Not: Bu uygulama, Nakşibendiyye yolunda sistematik hale getirilmiştir. Kadiriyye, Şâzeliyye gibi diğer tarikatlarda farklı usûller olabilir.<br />
<br />
"Allah’ı zikretmek, en büyük ibadettir." (Ankebût, 45)<br />
<br />
#####################<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Letaifi zikrinin ilk meyvası basiretin kalp gözünün açılması ve hissi gablel vukunun gerçekleşmesi hakkında</span></span><br />
<br />
#################################<br />
<br />
Letâif Zikrinin İlk Meyvesi: Basîretin Açılması ve Hiss-i Kable'l-Vukû (Önsezi) Gerçekleşmesi<br />
<br />
Letâif zikri, mânevî yolculukta (seyr ü sülûk) kalp gözünün (basîret) açılmasına ve hiss-i kable'l-vukû (olayları önceden hissetme) gibi mânevî hallere vesile olabilir. Ancak bu durum, istikamet üzere olmanın bir sonucu olarak kendiliğinden gelişir; asla zorlanmamalı veya amaç edinilmemelidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Basîretin Açılması (Kalp Gözüyle Görmek)</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">A. Basîret Nedir?</span></span><br />
<br />
    Lügat anlamı: Feraset, keskin idrak, hakikati kalple görme.<br />
<br />
    Tasavvufta: Maddî gözle değil, kalp nazarıyla eşyanın hakikatini idrak etme.<br />
<br />
        "Kim takvâ üzere olursa, Allah ona furkan (hakikatleri ayırt etme basîreti) verir." (Enfâl, 29)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">B. Letâif Zikri Basîreti Nasıl Açar?</span></span><br />
<br />
    Kalp Letâfesi Temizlenir:<br />
<br />
        "Lâ ilâhe illallah" zikriyle nefsânî perdeler kalkar.<br />
<br />
        Kalp, ilâhî nûra ayna olur.<br />
<br />
    Sır Letâfesi Uyanır:<br />
<br />
        "Hû" zikriyle gayb âlemine latîf bir alıcı haline gelinir.<br />
<br />
    Hafî Letâfesi Aktifleşir:<br />
<br />
        Alın bölgesindeki bu merkez, mânevî keşiflere kapı açar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">C. Basîret Alametleri</span></span><br />
<br />
    Rüyalar: Sâdık rüyalar (gerçekleşen veya mânevî işaretler içeren).<br />
<br />
    İnsanların niyetini sezmek: Münafık ve sâlih kişileri kalben hissedebilme.<br />
<br />
    Kur’an ve hadislerin derin manalarını anlama: Ayetler birden fazla mânâ ile tecelli eder.<br />
<br />
    "Mü’minin ferasetinden sakının! Çünkü o, Allah’ın nûruyla bakar." (Tirmizî)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Hiss-i Kable'l-Vukû (Önsezi) Nedir?</span></span><br />
<br />
A. Tanım ve Sınırları<br />
<br />
    Hiss-i kable'l-vukû: Henüz vuku bulmamış bir olayı rûhen hissetme.<br />
<br />
        Bu bir kerâmet değil, letâiflerin nûrlanmasının tabiî sonucudur.<br />
<br />
    Gaybı bilmek değildir: Gayb yalnız Allah’a aittir (Neml, 65). Bu sadece bir "sezgi" veya "ilham" düzeyindedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">B. Nasıl Gelişir?</span></span><br />
<br />
    Ahfâ Letâfesi Uyanırsa:<br />
<br />
        Göbek altındaki bu nokta, zaman ötesi idrake kapı açar.<br />
<br />
        "Kayyûm" zikriyle (her şeyi ayakta tutan Allah) bağlantı güçlenir.<br />
<br />
    Rûhânî Beraberlik:<br />
<br />
        Velîlerin rûhâniyetiyle irtibat kurulduğunda, bazı olaylar sezilebilir.<br />
<br />
C. Örnekler<br />
<br />
✔ Birinin kötülük yapacağını kalben hissetmek ve tedbir almak.<br />
✔ Sevdiklerinin başına gelecek bir musîbeti rüyada görmek.<br />
✔ Kaybolan bir eşyanın yerini kalben bilmek.<br />
<br />
    "Allah, takvâ sahiplerini (olayların) sonundan korur." (Talak, 2)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Dikkat Edilmesi Gerekenler</span></span><br />
<br />
A. Tehlikeler ve Sapmalar<br />
<br />
❌ Kendinde kerâmet görmek: En büyük tuzak; kişiyi ucba (gurur) sürükler.<br />
❌ Gayb iddiası: "Ben biliyorum" demek şirk sınırına girer.<br />
❌ Rüyaları/yakînî olmayan hisleri din zannetmek: Şeytan vesvese verebilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">B. Doğru Tavır Nasıl Olmalı?</span></span><br />
<br />
✔ İstiğfar ile tevazu: "Allah’ım, bu senin lütfundur; ben aciz bir kulunum."<br />
✔ Mürşide danışmak: Garip haller yaşanırsa hemen anlatılmalı.<br />
✔ Şeriata sımsıkı bağlanmak: Namaz, helal-haram dengesi asla bozulmamalı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Letâif Zikrinde İstikametin Önemi</span></span><br />
<br />
    Asıl hedef: Basîret değil, Allah’ın rızasıdır.<br />
<br />
    Ölçü:<br />
<br />
        Basîret açıldığında ahlâk düzelmiyorsa, zikirde yanlışlık var demektir.<br />
<br />
        "Amellerin en fazîletlisi, az da olsa devamlı olanıdır." (Hadis)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><br />
Sonuç</span></span><br />
<br />
Letâif zikriyle basîret açılması ve hiss-i kable'l-vukû, Allah’ın bir lütfudur; amaç değildir. Mürşid kontrolünde, şeriat ölçüleri içinde ilerlemek esastır.<br />
<br />
    "Allah’ım, bana eşyanın hakikatini olduğu gibi göster!" (Hz. Ali’nin duası)<br />
<br />
<br />
Dikkat: Bu tür haller yaşanırsa, hemen bir mürşid-i kâmile danışılmalıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Raşidî Tarikatında Letâif Zikri Nasıl Çekilir?</span></span><br />
<br />
Letâif zikri çekerken 15 taneli ağaç tesbih kullanılır. 14 tanesi büyük boy, bir tanesi ise daha büyük boy olur.<br />
<br />
Zikre başlamadan önce abdest alınır; mümkün değilse teyemmüm edilir. Ardından 13 defa Estağfurullah çekilip gözler kapatılır. Tesbih sağ ele alınır, orta parmak ile başparmak birleştirilir ve tesbih bu ikisinin arasına yerleştirilir. İşaret parmağıyla boncuklar hareket ettirilir.<br />
<br />
Başparmak ve orta parmakla önce sol memenin dört parmak altına dokunulur ve orada tutulur. 14 defa Allah denir (sesli, ancak kendimizin duyacağı kadar). 15. defada "Maksadım dostluğunu kazanmak, yâ Rabbî!" denir. Bu şekilde beş defa devam edilir.<br />
<br />
Sonra tesbih sağ memenin dört parmak altına tutulur (iki parmakla dokunularak) ve aynı şekilde 14 defa Allah denir. 15. defada yine "Maksadım dostluğunu kazanmak, yâ Rabbî!" denilerek bu da beş devir tekrar edilir.<br />
<br />
Ardından:<br />
<br />
    Sol memenin dört parmak üstüne tutularak 5 devir,<br />
<br />
    Sağ memenin dört parmak üstüne tutularak 5 devir,<br />
<br />
    İki kaşın arasına tesbih tutularak 5 devir zikir yapılır.<br />
<br />
Sonra başa dönülür ve bu sefer her bir letâif noktasında 3 devir yapılır. En son 13 defa Estağfurullah çekilip gözler açılır.<br />
<br />
Bu şekilde Letâif Zikri, günde 3 defa (sabah, öğlen ve ikindi veya akşam) her gün çekilir. Ta ki letâifler çalışıp buralarda bir enerjinin (elektrik benzeri) döndüğü hissedilene kadar. Kalp ve ruh, tıpkı bir araba lastiğinin veya balonun hava ile dolması gibi, bu enerjiyle şişer. İşte bu enerjiyi kalpten ruha, ruhtan sırra, sırdan hafî ve nefs çatısına kadar döndürebilmeye Letâif Zikri denir.<br />
<br />
Letâifler çalışmaya başladığında, kişi kendisine gelen ilhamları (vâridât) ve bilgileri alabilir. İstek ve dualar kabul olur, enerji gönderip alınabilir. Ayrıca râbıta (irtibat bağı) kurularak uzaktaki biriyle kalpten konuşulabilir veya ona ilham verilebilir.<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesi</span></span><br />
<br />
<br />
DeepSeek ve Raşit Tunca<br />
<br />
Schrems, 16.06.2025</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasavvuftaki Letâifler (Letâif-i Hamse / Beş İnce Nokta)</span></span><br />
<br />
Tasavvuftaki Letâifler (Letâif-i Hamse / Beş İnce Nokta), insanın mânevî yapısını anlamaya ve nefsini arındırmaya yönelik bir sistemdir. Letâif, "latîfe" (ince, nükteli, hassas nokta) kelimesinin çoğuludur ve tasavvufta ruhun mânevî merkezleri olarak kabul edilir. Bu merkezler, insanın Allah'a ulaşma yolunda (seyr ü sülûk) zikir ve riyâzetle uyanıp geliştirdiği içsel boyutlardır.<br />
Letâiflerin Genel Özellikleri<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sayı ve Sıralama:</span></span><br />
<br />
    Genellikle 5 temel letâife (Letâif-i Hamse) kabul edilir, ancak bazı ekollerde 6 veya 7'ye çıkar. Temel letâifler şunlardır:<br />
<br />
        Kalp<br />
<br />
        Ruh<br />
<br />
        Sır<br />
<br />
        Hafî (Gizli)<br />
<br />
        Ahfâ (En Gizli)<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Renk ve Yönlerle İlişkisi:</span></span><br />
<br />
    Her letâifenin bir rengi, bedendeki yeri ve zikirde odaklanılan yönü vardır. Örneğin:<br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kalp:</span></span> Sarı, sol göğüs, "Lâ ilâhe illallah" zikri.<br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ruh:</span></span> Kırmızı, sağ göğüs, "Allah" zikri.<br />
<br />
       <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> Sır:</span></span> Beyaz, göğüs ortası, "Hû" zikri.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Mânevî Aşamalar:</span></span><br />
<br />
    Letâiflerin uyanması, sâlikin (yolcunun) nefs mertebelerini aşmasına yardım eder. Örneğin, "kalp" letâfesi temizlenirse kişi Nefs-i Emmare'den kurtulmaya başlar.<br />
<br />
Letâiflerin Detaylı Açıklaması<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kalp:</span></span><br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Konum:</span> Sol göğüs.<br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özellik:</span> İman ve sevginin merkezi. Dünyevî bağlardan arınma burada başlar.<br />
<br />
       <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"> Zikir:</span> "Lâ ilâhe illallah".<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ruh:</span></span><br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Konum:</span> Sağ göğüs.<br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özellik:</span> İlâhî aşk ve mânevî coşku (cezbe) buradan yükselir.<br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikir:</span> "Allah".<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sır:</span></span><br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Konum:</span> Göğüs ortası.<br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özellik:</span> Gizli ilimler ve sırların idrak edildiği merkez.<br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikir:</span> "Hû".<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hafî:</span></span><br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Konum:</span> Alın.<br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özellik:</span> Derin tefekkür ve mânevî sükûnetle ilişkilidir.<br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikir:</span> "Hayy" (Diri olan Allah).<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ahfâ:</span></span><br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Konum:</span> Göbek altı veya kalbin daha derini.<br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Özellik:</span> "Fenâfillah" (Allah'ta yok olma) makamına yakındır.<br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Zikir:</span> "Kayyûm" (Her şeyi ayakta tutan Allah).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Letâiflerin Uyanması ve Zikir</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Yöntem:</span></span> Mürşid eşliğinde zikir, nefes teknikleri ve konsantrasyonla letâifler aktif hâle getirilir.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Hissedilenler:</span></span> Zikir sırasında ısınma, titreşim veya renkler görme gibi fiziksel/mânevî belirtiler olabilir.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Amaç:</span></span> Letâiflerin temizlenmesi, kişiyi mârifetullah (Allah'ı tanıma) mertebesine ulaştırır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasavvuf Ekollerinde Letâifler</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nakşibendiyye:</span></span> Letâif eğitimi en sistemli bu ekolde görülür.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kadiriyye:</span></span> Zikir yoğunluğu farklıdır, letâifler daha çok "cemâl" (rahmet) boyutuyla çalışılır.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Mevlevîlik:</span></span> Letâifler semâ ve mûsikî ile ilişkilendirilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Önemli Uyarılar</span></span><br />
<br />
    Letâif çalışmaları, ehliyetli bir mürşid olmadan yapılırsa mânevî riskler doğurabilir (vesvese, enâniyet vb.).<br />
<br />
    Letâiflerin uyanması, kişinin ahlâkını güzelleştirmiyorsa metodun gözden geçirilmesi gerekir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak:</span></span> Abdülkâdir Geylânî'nin Fütûhü'l-Gayb, İmâm-ı Rabbânî'nin Mektûbât ve Nakşibendî eserleri.<br />
<br />
###########<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Çakralar ile Letaifler aynı şeylermidir?</span></span><br />
<br />
##############<br />
<br />
<br />
Çakralar ve Letâifler benzer işlevlere sahip gibi görünse de, köken, anlam ve uygulama bakımından farklı sistemlerdir. İkisi arasındaki temel benzerlik, insanın enerji veya mânevî merkezlerini açıklamaya çalışmalarıdır. Ancak detayları şöyle karşılaştırabiliriz:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Köken ve Kültürel Bağlam</span></span><br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> Letâifler:</span></span><br />
<br />
        İslam tasavvufuna (özellikle Nakşibendiyye ve Kadiriyye gibi ekollere) özgüdür.<br />
<br />
        Kur’an ve Sünnet’te doğrudan zikredilmez, ancak hadislerdeki "kalp", "sır" gibi kavramlarla ilişkilendirilir.<br />
<br />
        Mânevî arınma (seyr ü sülûk) için bir araçtır.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Çakralar:</span></span><br />
<br />
        Hinduizm ve Budizm’deki tantrik geleneklerden kaynaklanır.<br />
<br />
        Vedalar ve Upanişadlar gibi metinlerde geçer.<br />
<br />
        Fiziksel, zihinsel ve ruhsal enerji dengesini hedefler.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Sayı ve İşlevsel Benzerlikler</span></span><br />
<br />
Letâifler Çakralar<br />
1. Kalp (sol göğüs) 4. Kalp Çakrası (Anahata)<br />
2. Ruh (sağ göğüs) 5. Boğaz Çakrası (Vishuddha)<br />
3. Sır (göğüs ortası) 6. Alın Çakrası (Ajna)<br />
4. Hafî (alın) 7. Taç Çakrası (Sahasrara)<br />
5. Ahfâ (göbek altı) 2. Sakral Çakrası (Svadhisthana)<br />
<br />
Benzerlik: Her iki sistemde de alt merkezler (cinsellik, nefs), üst merkezler (ilham, ilâhî bağlantı) gibi kademeli bir yapı vardır.<br />
Fark: Letâiflerde zikir ve tevhid vurgusu varken, çakralarda prana (yaşam enerjisi) ve meditasyon öne çıkar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Enerji vs. Ruhaniyet</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Çakralar:</span></span><br />
<br />
        Fiziksel bedendeki enerji kanalları (nadiler) ve titreşimlerle ilişkilidir.<br />
<br />
        Renkler, mantralar (Om, Ram vb.) ve yoga pozlarıyla aktive edilir.<br />
<br />
        Amaç: Kundalini enerjisini yükseltmek.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Letâifler:</span></span><br />
<br />
        Maddî bedenden ziyade nefsin mertebeleri ve ruhun dereceleri ile bağlantılıdır.<br />
<br />
        Aktive etmek için zikir (Lâ ilâhe illallah, Allah, Hû), rabıta ve nefis terbiyesi gerekir.<br />
<br />
        Amaç: Fenâfillah (Allah’ta yok olma).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Dinî Perspektif</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İslam’da Çakralar:</span></span><br />
<br />
        Çakralar, İslamî literatürde yer almaz. Bazı mutasavvıflar (özellikle İbn Arabî ekolü), evrensel enerjiyi anlatırken benzer metaforlar kullansa da, çakra sistemiyle doğrudan örtüşmez.<br />
<br />
        Tasavvufta şüpheli uygulamalar olarak görülebilir (bid’at riski).<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasavvufta Letâifler:</span></span><br />
<br />
        Zikir ve sülûkün parçasıdır; şeriata aykırı değildir.<br />
<br />
        Letâif çalışmaları, mürşid izni olmadan yapılmaz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Bilimsel ve Metafizik Yaklaşım</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Çakralar:</span></span><br />
<br />
        Modern alternatif tıpta (reiki, kristal terapisi vb.) kullanılır.<br />
<br />
        Bilimsel olarak kanıtlanmamıştır, ancak psikosomatik etkileri olabilir.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Letâifler:</span></span><br />
<br />
        Deneysel değil, keşfî (mânevî tecrübe) bilgiye dayanır.<br />
<br />
        Psikolojik rahatlama sağlasa da asıl hedef uhrevîdir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç: Aynı Şeyler Mi?**</span></span><br />
<br />
    Hayır.<br />
<br />
        Letâifler, İslam tasavvufunun mânevî eğitim metodudur; çakralar ise Hint kökenli bir enerji sistemidir.<br />
<br />
        Benzer noktalar olsa da (örneğin kalp çakrası ile kalp letâfesi), amaç, terminoloji ve uygulama tamamen farklıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Önemli Uyarı:</span></span> Müslüman bir birey, çakra meditasyonları gibi uygulamalara dinî açıdan temkinli yaklaşmalı; letâif çalışmalarını ise ehil bir mürşid rehberliğinde yapmalıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynaklar:</span></span> İmâm-ı Rabbânî’nin Mektûbât, Hindu metinleri (Bhagavad Gita), tasavvuf ve yoga karşılaştırmaları.<br />
<br />
###############<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikir ile letafileri açmak ve çalıştrmak nedir nasıldır</span></span><br />
<br />
################<br />
<br />
Zikir ile Letâifleri Açmak ve Çalıştırmak: Tasavvuftaki Yöntem ve Aşamalar<br />
<br />
Letâiflerin zikirle açılması, tasavvufta seyr ü sülûk (mânevî yolculuk) sürecinin önemli bir parçasıdır. Bu uygulama, kalpten başlayarak ruhun derinliklerine doğru ilerleyen bir arınma ve Allah’a yakınlaşma metodudur. İşte detaylı açıklama:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Letâiflerin Zikirle Açılmasının Temel Mantığı</span></span><br />
<br />
    Letâifler, gizli mânevî merkezlerdir; zikir (Allah’ın isimlerini tekrar) ve konsantrasyonla uyarılarak "uyandırılır".<br />
<br />
    Her letâife, farklı bir zikir lafzı ve bedende odak noktası ile çalıştırılır.<br />
<br />
    Amaç: Nefsin kirlerinden arınıp hakikate ulaşmak (marifetullah).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Letâifleri Çalıştırma Yöntemi</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">A. Mürşid İzni ve Hazırlık</span></span><br />
<br />
    Letâif çalışması, ehil bir mürşidin gözetiminde yapılmalıdır.<br />
<br />
    Temel şartlar:<br />
<br />
        Abdestli olmak,<br />
<br />
        Sessiz ve sakin bir ortam,<br />
<br />
        Niyeti sadece Allah rızası için yapmak.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">B. Letâiflerin Sırası ve Zikirleri</span></span><br />
<br />
Aşağıdaki sıra, Nakşibendiyye geleneğindeki en yaygın uygulamadır:<br />
Letâife Beden Konumu Zikir Renk Etkisi<br />
Kalp Sol göğüs "Lâ ilâhe illallah" Sarı Nefsin sıradan arzuları azalır.<br />
Ruh Sağ göğüs "Allah" Kırmızı İlâhî aşk hissedilir.<br />
Sır Göğüs ortası "Hû" Beyaz Gizli ilimlere açılım başlar.<br />
Hafî Alın (iki kaş arası) "Hayy" (Diri olan) Siyah Derin tefekkür gücü artar.<br />
Ahfâ Göbek altı "Kayyûm" (Bâki olan) Yeşil Fenâfillah’a yakınlaşma.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">C. Uygulama Adımları</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Posture (Oturuş):</span></span><br />
<br />
        Bağdaş kurarak veya diz üstü oturulur; sırt dik, gözler kapalı.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Niyet ve Besmele:</span></span><br />
<br />
        "Allah’ım, bu zikri senin rızan için yapıyorum" diye niyet edilir.<br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> Zikir Tekniği:</span></span><br />
<br />
        Kalp ile zikir: Her letâfe için belirtilen zikir, nefes alıp verirken sessizce tekrar edilir.<br />
<br />
            Örnek: "Lâ ilâhe illallah" derken sol göğse odaklanılır.<br />
<br />
        Sayı: Başlangıçta her letâife 100-500 tekrar (mürşidin tavsiyesine göre).<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasarruf (Enerji Hissi):</span></span><br />
<br />
        Zikir sırasında odak noktasında ısınma, titreme, renk görme veya hafifleme hissedilebilir. Bu, letâifenin uyandığına işaret sayılır.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Geçiş:</span></span><br />
<br />
        Bir letâife tam konsantre sağlandığında, diğerine geçilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Letâiflerin Uyanma Belirtileri</span></span><br />
<br />
    Fiziksel: Odak noktasında sıcaklık, nabız atışı gibi hisler.<br />
<br />
    Mânevî:<br />
<br />
        Kalp letâfesi → Nefsin kötü huyları azalır.<br />
<br />
        Ruh letâfesi → İçe huzur dolması.<br />
<br />
        Sır letâfesi → İlham artışı.<br />
<br />
        Hafî ve Ahfâ → Zaman-mekân algısında değişim.<br />
<br />
Uyarı: Bu belirtiler kişiye göre değişir; asıl ölçü, ahlâkın güzelleşmesidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Dikkat Edilmesi Gerekenler</span></span><br />
<br />
    Yalnız Başına Yapılmamalı: Mürşidsiz yapılırsa vesvese, kibir veya yanlış yorumlara yol açabilir.<br />
<br />
    Aşırılıktan Kaçınmak: Zikirden sonra baş dönmesi, mide bulantısı olursa ara verilmeli.<br />
<br />
    Şeytânî Telkinler: Letâif çalışırken garip sesler/hayaller gelirse zikre devam edip sığınmak gerekir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Letâif Zikri vs. Diğer Zikirler</span></span><br />
<br />
    Normal Zikir: Dil ile yapılan serbest tekrar (örneğin tesbih çekmek).<br />
<br />
    Letâif Zikri: Bilinçli odaklanma ve nefes koordinasyonu ile yapılan özel bir metot.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">6. Letâiflerin Günlük Hayata Etkisi</span></span><br />
<br />
    Nefis Terbiyesi: Öfke, cimrilik gibi kötü huylar azalır.<br />
<br />
    İbadetlerde Huşû: Namazda daha derin bir konsantrasyon sağlanır.<br />
<br />
    İlâhî Teveccüh: Allah’ın lütuf ve himayesi artar (örneğin, doğru kararlar verme).<br />
<br />
Son Söz<br />
<br />
Letâif zikri, mürşid kontrolünde yapıldığında ruhânî bir yolculuk aracıdır. Ancak asıl hedef, zikrin mekanik etkisi değil, Allah’a samimî yakınlık kazanmaktır.<br />
<br />
    "Zikrin en fazîletlisi, ‘Lâ ilâhe illallah’, duanın en fazîletlisi ise ‘Elhamdülillah’tır." (Hadis-i Şerif)<br />
###################<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Letâif Zikrinin Usûlü, Edeb ve Âdâbı</span></span><br />
<br />
############################<br />
<br />
Letâif zikri, tasavvufta mânevî yolda ilerlemek için önemli bir ameliyedir. Ancak bu zikrin bereketli olması ve kişiyi hakikate ulaştırması için usûl, edeb ve âdâbına riayet etmek şarttır. İşte detaylı açıklama:<br />
1. Letâif Zikrinin Usûlü (Temel Uygulama Kuralları)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">A. Mürşid-i Kâmilin Talimatıyla Başlamak</span></span><br />
<br />
    Letâif zikri, ehil bir şeyh veya mürşid gözetiminde yapılmalıdır.<br />
<br />
    Mürşid, kişinin mânevî seviyesine göre zikir sayısını, sırasını ve metodunu belirler.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">B. Zikrin Fiziksel ve Zihinsel Hazırlığı</span></span><br />
<br />
    Abdestli olmak: Zikir öncesi abdest alınır.<br />
<br />
    Temiz ve sakin bir mekân: Dikkat dağıtacak şeylerden uzak bir ortam seçilir.<br />
<br />
    Vakit seçimi: Seher vakti (gece son üçte bir) veya sabah-akşam vakitleri tercih edilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">C. Oturuş (Postür) ve Niyet</span></span><br />
<br />
    Oturuş şekli: Bağdaş kurarak veya diz üstü oturulur; sırt dik, gözler kapalı.<br />
<br />
    Niyet:<br />
<br />
        "Allah’ım, bu zikri rızân için yapıyorum. Kalbimi, ruhumu nûrlandır ve beni nefsin şerrinden koru."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">D. Zikir Tekniği</span></span><br />
<br />
    Zikir lafzını kalple tekrar etmek:<br />
<br />
        Örneğin, Kalp letâifesi için sol göğse odaklanarak "Lâ ilâhe illallah" denir.<br />
<br />
    Nefesle uyumlu zikir:<br />
<br />
        Nefes alırken "Lâ ilâhe", verirken "illallah" denebilir.<br />
<br />
    Sayı ile zikir:<br />
<br />
        Mürşidin belirlediği sayıda (genelde 100-500 arası) tekrar yapılır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Letâif Zikrinin Edebleri (Mânevî Hassasiyetler)</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">A. İç ve Dış Edebler</span></span><br />
<br />
    Kalbî huzur: Zikri mekanik bir tekrardan ziyade, Allah’ın huzurunda olduğunu hissederek yapmak.<br />
<br />
    Gözleri kapamak: Dış dünyadan soyutlanıp içe dönmek.<br />
<br />
    Tevazu: Kendinde kerâmet, olağanüstü haller görmemek.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">B. Zikir Esnasında Dikkat Edilecekler</span></span><br />
<br />
    Vesveseye kapılmamak: Aklına gelen kötü düşünceleri zikirle savmak.<br />
<br />
    Aşırı zorlamamak: Baş dönmesi veya rahatsızlık hissedilirse ara vermek.<br />
<br />
    Mürşide danışmak: Garip haller (nûr, ses, vs.) yaşanırsa mürşide anlatmak.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Letâif Zikrinin Âdâbı (Zikir Sonrası Tavsiyeler)</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">A. Zikir Sonrası Yapılacaklar</span></span><br />
<br />
    Şükür ve Dua:<br />
<br />
        "Allah’ım, zikrimi kabul eyle, kalbimi nûrlandır, beni nefsin şerrinden koru."<br />
<br />
    Tefekkür: Bir süre sükûnetle oturup Allah’ın azametini düşünmek.<br />
<br />
    İstiğfar: "Estağfirullah el-Azîm ve etûbu ileyk."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">B. Günlük Hayata Yansıtma</span></span><br />
<br />
    Ahlâk düzeltme: Zikrin bereketiyle kötü huyları terk etmek.<br />
<br />
    İbadetlere devam: Namaz, oruç ve diğer farzları ihmal etmemek.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Sakınılması Gereken Hatalar</span></span><br />
<br />
❌ Mürşidsiz yapmak → Yanlış yönlenme riski.<br />
❌ Gösteriş için zikir → Riyâ (gösteriş) tehlikesi.<br />
❌ Aşırı beklentiye girmek → "Kerâmet göreyim" diye zikretmek.<br />
❌ Diğer tasavvufî yöntemlerle karıştırmak (Çakra meditasyonu gibi).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Mürşidin Rolü ve Önemi</span></span><br />
<br />
    Doğru yönlendirme: Zikir sayısını ve sırasını ayarlar.<br />
<br />
    Mânevî koruma: Zikir sırasında oluşan halleri yorumlar.<br />
<br />
    Ahlâkî denetim: Kişinin zikirle gururlanmasını engeller.<br />
<br />
    "Zikredenle zikretmeyen, diriyle ölü gibidir." (Buhârî)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Son Tavsiyeler</span></span><br />
<br />
    Sabırlı olun: Letâiflerin uyanması zaman alabilir.<br />
<br />
    Düzenli devam edin: Zikri bırakmamak önemlidir.<br />
<br />
    Şeriate bağlı kalın: Tasavvuf, İslam’ın özüdür; asla şeriattan ayrılmamalıdır.<br />
<br />
"Allah’ı zikretmek elbette en büyük ibadettir." (Ankebût Sûresi, 45)<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Letâif Virdi Nasıl Çekilir? (Adım Adım Uygulama Rehberi)</span></span><br />
<br />
Letâif virdi, Nakşibendiyye başta olmak üzere tasavvuf yolunda mürşid gözetiminde yapılan bir zikir çeşididir. 5 letâife (Kalp, Ruh, Sır, Hafî, Ahfâ) özel zikirlerle çalıştırılır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Letâif Virdinin Çekiliş Usûlü</span></span><br />
<br />
A. Ön Hazırlık<br />
<br />
✅ Abdest alınır, sakin ve temiz bir yerde oturulur.<br />
✅ Niyet edilir: "Allah’ım, bu zikri rızân için çekiyorum, letâiflerimi nûrlandır."<br />
✅ Mürşidin tarif ettiği sıraya göre hareket edilir (genellikle Kalp → Ruh → Sır → Hafî → Ahfâ şeklinde).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">B. Letâiflerin Zikirleri ve Uygulama</span></span><br />
<br />
Letâife Vücut Noktası Zikir Tekrar Sayısı Nefes Tekniği<br />
Kalp Sol göğüs "Lâ ilâhe illallah" 100-500 (mürşidin belirlediği) Nefes alırken "Lâ ilâhe", verirken "illallah"<br />
Ruh Sağ göğüs "Allah" Aynı şekilde Her nefeste "Allah"<br />
Sır Göğüs ortası "Hû" Aynı şekilde Nefesle birlikte "Hû"<br />
Hafî Alın (iki kaş arası) "Hayy" Aynı şekilde Hafifçe "Hayy" çekilir<br />
Ahfâ Göbek altı "Kayyûm" Aynı şekilde Derin nefesle "Kayyûm"<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">C. Zikir Sonrası</span></span><br />
<br />
✔ Dua edilir: "Allah’ım, zikrimi kabul eyle, kalbimi temizle."<br />
✔ Bir süre sükût halinde beklenir (murakabe).<br />
✔ İstiğfar çekilir: "Estağfirullah el-Azîm ve etûbu ileyk."<br />
2. Letâiflerin Çalıştığının Alametleri<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Letâifler zikirle uyanırken fiziksel ve mânevî belirtiler ortaya çıkar:</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">A. Fiziksel Alametler</span></span><br />
<br />
    Isınma hissi: Zikir yapılan bölgede (örneğin sol göğüs) hafif sıcaklık.<br />
<br />
    Titreme/Ürperme: Letâif noktasında elektriksel bir titreşim.<br />
<br />
    Renkler görme: Göz kapalıyken sarı (Kalp), kırmızı (Ruh) gibi renkler hissedilebilir.<br />
<br />
    Nefesin hafiflemesi: Derin bir rahatlama ve nefesin açılması.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><br />
B. Mânevî Alametler</span></span><br />
<br />
    Huşû artışı: Namazda, duada daha derin bir bağlantı.<br />
<br />
    Nefsin kötü sıfatlarının azalması: Öfke, kibir, cimrilik gibi hallerin zayıflaması.<br />
<br />
    İç huzur: Sebepsiz bir sükûnet ve Allah’a yakınlık hissi.<br />
<br />
    Rüyalarda sembolik işaretler: Beyaz ışık, yeşil nûr, su gibi temizlik sembolleri.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Dikkat Edilmesi Gerekenler</span></span><br />
<br />
⚠ Mürşidsiz yapılmamalı: Yanlış yönlenme, enâniyet (benlik şişmesi) riski vardır.<br />
⚠ Aşırı zorlamayın: Baş dönmesi olursa ara verin.<br />
⚠ Kerâmet beklemeyin: Asıl hedef ahlâkın güzelleşmesidir.<br />
⚠ Şeriata uygunluk: Namaz, helal-haram dengesi korunmalı.<br />
<br />
    "Zikredenle zikretmeyen, diriyle ölü gibidir." (Buhârî)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Letâif Virdinin Faydaları</span></span><br />
<br />
✔ Nefsin tezkiyesi (arındırılması),<br />
✔ Kalp hastalıklarının (kin, haset) tedavisi,<br />
✔ İbadetlerde huşû artışı,<br />
✔ Mânevî ilerleme (seyr ü sülûk).<br />
<br />
Önemli Not: Bu uygulama, Nakşibendiyye yolunda sistematik hale getirilmiştir. Kadiriyye, Şâzeliyye gibi diğer tarikatlarda farklı usûller olabilir.<br />
<br />
"Allah’ı zikretmek, en büyük ibadettir." (Ankebût, 45)<br />
<br />
#####################<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Letaifi zikrinin ilk meyvası basiretin kalp gözünün açılması ve hissi gablel vukunun gerçekleşmesi hakkında</span></span><br />
<br />
#################################<br />
<br />
Letâif Zikrinin İlk Meyvesi: Basîretin Açılması ve Hiss-i Kable'l-Vukû (Önsezi) Gerçekleşmesi<br />
<br />
Letâif zikri, mânevî yolculukta (seyr ü sülûk) kalp gözünün (basîret) açılmasına ve hiss-i kable'l-vukû (olayları önceden hissetme) gibi mânevî hallere vesile olabilir. Ancak bu durum, istikamet üzere olmanın bir sonucu olarak kendiliğinden gelişir; asla zorlanmamalı veya amaç edinilmemelidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Basîretin Açılması (Kalp Gözüyle Görmek)</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">A. Basîret Nedir?</span></span><br />
<br />
    Lügat anlamı: Feraset, keskin idrak, hakikati kalple görme.<br />
<br />
    Tasavvufta: Maddî gözle değil, kalp nazarıyla eşyanın hakikatini idrak etme.<br />
<br />
        "Kim takvâ üzere olursa, Allah ona furkan (hakikatleri ayırt etme basîreti) verir." (Enfâl, 29)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">B. Letâif Zikri Basîreti Nasıl Açar?</span></span><br />
<br />
    Kalp Letâfesi Temizlenir:<br />
<br />
        "Lâ ilâhe illallah" zikriyle nefsânî perdeler kalkar.<br />
<br />
        Kalp, ilâhî nûra ayna olur.<br />
<br />
    Sır Letâfesi Uyanır:<br />
<br />
        "Hû" zikriyle gayb âlemine latîf bir alıcı haline gelinir.<br />
<br />
    Hafî Letâfesi Aktifleşir:<br />
<br />
        Alın bölgesindeki bu merkez, mânevî keşiflere kapı açar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">C. Basîret Alametleri</span></span><br />
<br />
    Rüyalar: Sâdık rüyalar (gerçekleşen veya mânevî işaretler içeren).<br />
<br />
    İnsanların niyetini sezmek: Münafık ve sâlih kişileri kalben hissedebilme.<br />
<br />
    Kur’an ve hadislerin derin manalarını anlama: Ayetler birden fazla mânâ ile tecelli eder.<br />
<br />
    "Mü’minin ferasetinden sakının! Çünkü o, Allah’ın nûruyla bakar." (Tirmizî)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Hiss-i Kable'l-Vukû (Önsezi) Nedir?</span></span><br />
<br />
A. Tanım ve Sınırları<br />
<br />
    Hiss-i kable'l-vukû: Henüz vuku bulmamış bir olayı rûhen hissetme.<br />
<br />
        Bu bir kerâmet değil, letâiflerin nûrlanmasının tabiî sonucudur.<br />
<br />
    Gaybı bilmek değildir: Gayb yalnız Allah’a aittir (Neml, 65). Bu sadece bir "sezgi" veya "ilham" düzeyindedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">B. Nasıl Gelişir?</span></span><br />
<br />
    Ahfâ Letâfesi Uyanırsa:<br />
<br />
        Göbek altındaki bu nokta, zaman ötesi idrake kapı açar.<br />
<br />
        "Kayyûm" zikriyle (her şeyi ayakta tutan Allah) bağlantı güçlenir.<br />
<br />
    Rûhânî Beraberlik:<br />
<br />
        Velîlerin rûhâniyetiyle irtibat kurulduğunda, bazı olaylar sezilebilir.<br />
<br />
C. Örnekler<br />
<br />
✔ Birinin kötülük yapacağını kalben hissetmek ve tedbir almak.<br />
✔ Sevdiklerinin başına gelecek bir musîbeti rüyada görmek.<br />
✔ Kaybolan bir eşyanın yerini kalben bilmek.<br />
<br />
    "Allah, takvâ sahiplerini (olayların) sonundan korur." (Talak, 2)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Dikkat Edilmesi Gerekenler</span></span><br />
<br />
A. Tehlikeler ve Sapmalar<br />
<br />
❌ Kendinde kerâmet görmek: En büyük tuzak; kişiyi ucba (gurur) sürükler.<br />
❌ Gayb iddiası: "Ben biliyorum" demek şirk sınırına girer.<br />
❌ Rüyaları/yakînî olmayan hisleri din zannetmek: Şeytan vesvese verebilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">B. Doğru Tavır Nasıl Olmalı?</span></span><br />
<br />
✔ İstiğfar ile tevazu: "Allah’ım, bu senin lütfundur; ben aciz bir kulunum."<br />
✔ Mürşide danışmak: Garip haller yaşanırsa hemen anlatılmalı.<br />
✔ Şeriata sımsıkı bağlanmak: Namaz, helal-haram dengesi asla bozulmamalı.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Letâif Zikrinde İstikametin Önemi</span></span><br />
<br />
    Asıl hedef: Basîret değil, Allah’ın rızasıdır.<br />
<br />
    Ölçü:<br />
<br />
        Basîret açıldığında ahlâk düzelmiyorsa, zikirde yanlışlık var demektir.<br />
<br />
        "Amellerin en fazîletlisi, az da olsa devamlı olanıdır." (Hadis)<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><br />
Sonuç</span></span><br />
<br />
Letâif zikriyle basîret açılması ve hiss-i kable'l-vukû, Allah’ın bir lütfudur; amaç değildir. Mürşid kontrolünde, şeriat ölçüleri içinde ilerlemek esastır.<br />
<br />
    "Allah’ım, bana eşyanın hakikatini olduğu gibi göster!" (Hz. Ali’nin duası)<br />
<br />
<br />
Dikkat: Bu tür haller yaşanırsa, hemen bir mürşid-i kâmile danışılmalıdır.<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Raşidî Tarikatında Letâif Zikri Nasıl Çekilir?</span></span><br />
<br />
Letâif zikri çekerken 15 taneli ağaç tesbih kullanılır. 14 tanesi büyük boy, bir tanesi ise daha büyük boy olur.<br />
<br />
Zikre başlamadan önce abdest alınır; mümkün değilse teyemmüm edilir. Ardından 13 defa Estağfurullah çekilip gözler kapatılır. Tesbih sağ ele alınır, orta parmak ile başparmak birleştirilir ve tesbih bu ikisinin arasına yerleştirilir. İşaret parmağıyla boncuklar hareket ettirilir.<br />
<br />
Başparmak ve orta parmakla önce sol memenin dört parmak altına dokunulur ve orada tutulur. 14 defa Allah denir (sesli, ancak kendimizin duyacağı kadar). 15. defada "Maksadım dostluğunu kazanmak, yâ Rabbî!" denir. Bu şekilde beş defa devam edilir.<br />
<br />
Sonra tesbih sağ memenin dört parmak altına tutulur (iki parmakla dokunularak) ve aynı şekilde 14 defa Allah denir. 15. defada yine "Maksadım dostluğunu kazanmak, yâ Rabbî!" denilerek bu da beş devir tekrar edilir.<br />
<br />
Ardından:<br />
<br />
    Sol memenin dört parmak üstüne tutularak 5 devir,<br />
<br />
    Sağ memenin dört parmak üstüne tutularak 5 devir,<br />
<br />
    İki kaşın arasına tesbih tutularak 5 devir zikir yapılır.<br />
<br />
Sonra başa dönülür ve bu sefer her bir letâif noktasında 3 devir yapılır. En son 13 defa Estağfurullah çekilip gözler açılır.<br />
<br />
Bu şekilde Letâif Zikri, günde 3 defa (sabah, öğlen ve ikindi veya akşam) her gün çekilir. Ta ki letâifler çalışıp buralarda bir enerjinin (elektrik benzeri) döndüğü hissedilene kadar. Kalp ve ruh, tıpkı bir araba lastiğinin veya balonun hava ile dolması gibi, bu enerjiyle şişer. İşte bu enerjiyi kalpten ruha, ruhtan sırra, sırdan hafî ve nefs çatısına kadar döndürebilmeye Letâif Zikri denir.<br />
<br />
Letâifler çalışmaya başladığında, kişi kendisine gelen ilhamları (vâridât) ve bilgileri alabilir. İstek ve dualar kabul olur, enerji gönderip alınabilir. Ayrıca râbıta (irtibat bağı) kurularak uzaktaki biriyle kalpten konuşulabilir veya ona ilham verilebilir.<br />
<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesi</span></span><br />
<br />
<br />
DeepSeek ve Raşit Tunca<br />
<br />
Schrems, 16.06.2025</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Vahdet-i Vücûd Felsefesi ve "Lâ Mevcûde İllâ Hû" Anlayışı]]></title>
			<link>http://yamanboard.w4f.eu/showthread.php?tid=11</link>
			<pubDate>Sun, 08 Mar 2026 22:05:24 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="http://yamanboard.w4f.eu/member.php?action=profile&uid=2">YamanTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://yamanboard.w4f.eu/showthread.php?tid=11</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Vahdet-i Vücûd Felsefesi ve "Lâ Mevcûde İllâ Hû" Anlayışı</span></span><br />
<br />
"İbni Arabi'nin Vahdet-i Vücûd felsefesini 'Lâ mevcûde illâ Hû' kapsamında açıklayan geniş kapsamlı bir makale"<br />
<br />
İslam tasavvufunun en derunî ve en çok tartışılan konularından biri olan Vahdet-i Vücûd (Varlığın Birliği) doktrini, özellikle Muhyiddin İbn Arabî (1165-1240) tarafından sistemleştirilmiş ve tasavvuf düşüncesinin merkezine yerleştirilmiştir. Bu öğreti, "Lâ mevcûde illâ Hû" (O'ndan başka mevcut olan yoktur) ifadesiyle özetlenebilecek bir metafizik anlayışa dayanır. Bu makalede, İbn Arabî'nin Vahdet-i Vücûd felsefesini, "Lâ mevcûde illâ Hû" perspektifinden hareketle detaylı bir şekilde inceleyeceğiz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Vahdet-i Vücûd Nedir?</span></span><br />
<br />
Vahdet-i Vücûd, "varlığın birliği" anlamına gelir ve evrendeki tüm görünür çokluğun (kesret) aslında tek bir hakikatin (Hak) tezahürleri olduğunu savunur. Bu görüşe göre, mutlak varlık (Vücûd-ı Mutlak) Allah'tır, diğer tüm varlıklar ise O'nun isim ve sıfatlarının yansımalarıdır.<br />
<br />
İbn Arabî’ye göre, "Hak'tan başka bir şey yoktur, her şey O'nun tecellisidir." Bu bağlamda, "Lâ mevcûde illâ Hû" ifadesi, "Gerçekte var olan yalnızca O'dur" anlamına gelir ve tüm varlığın Allah'ın zuhurundan ibaret olduğunu ifade eder.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. "Lâ Mevcûde İllâ Hû"nun Metafizik Temelleri</span></span><br />
<br />
Bu ifade, Vahdet-i Vücûd düşüncesinin özünü oluşturur. İbn Arabî’nin sisteminde:<br />
<br />
    Hakîkat-i Muhammediyye (Akl-ı Küll): Allah'ın ilk tecellisidir ve tüm varlığın aslıdır.<br />
<br />
    A’yân-ı Sâbite (Sabit Nûrlar): Ezelî ilimde belirlenmiş varlık potansiyelleridir, ancak kendi başlarına bir varlıkları yoktur.<br />
<br />
    Tecellî (Zuhûr): Allah'ın isim ve sıfatlarının âlemde görünmesidir.<br />
<br />
"Lâ mevcûde illâ Hû", bu bağlamda, varlığın hakikî sahibinin yalnızca Allah olduğunu, diğer tüm varlıkların ise O'nun gölgesi (zıll) veya yansıması (tecellî) olduğunu ifade eder.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Varlık Mertebeleri ve "Lâ Mevcûde İllâ Hû"</span></span><br />
<br />
İbn Arabî, varlığı beş mertebeye ayırır:<br />
<br />
    Hakîkat-i Vücûd (Zât Mertebesi): Allah'ın mutlak ve bilinmez olan zâtı.<br />
<br />
    Esmâ ve Sıfât Mertebesi: İlâhî isimler ve sıfatlar.<br />
<br />
    A’yân-ı Sâbite: Varlıkların ezelî planları.<br />
<br />
    Ruhlar Âlemi (Âlem-i Ervâh): Ruhanî varlıkların mertebesi.<br />
<br />
    Cisimler Âlemi (Âlem-i Ecsâm): Maddî âlem.<br />
<br />
Bu mertebelerin hepsi, "Lâ mevcûde illâ Hû" sırrına işaret eder, çünkü her bir mertebe, Hakk'ın bir tecellisidir ve kendi başına müstakil bir varlığı yoktur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. İnsan-ı Kâmil ve "Lâ Mevcûde İllâ Hû"</span></span><br />
<br />
İbn Arabî’ye göre, İnsan-ı Kâmil (Olgun İnsan), Allah'ın en mükemmel tecellisidir ve "Lâ mevcûde illâ Hû" hakikatini tam olarak idrak edebilen tek varlıktır. İnsan-ı Kâmil, Hakk'ın aynasıdır ve tüm varlığın özünü temsil eder.<br />
<br />
    "İnsan, Hakk'ın gören gözü, işiten kulağı ve konuşan dilidir."<br />
    (Fusûsü'l-Hikem)<br />
<br />
Bu ifade, insanın "Lâ mevcûde illâ Hû" sırrına mazhar olduğunu gösterir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Eleştiriler ve Yanlış Anlaşılmalar</span></span><br />
<br />
Vahdet-i Vücûd, tarih boyunca bazı âlimler tarafından "panteizm" (kamutanrıcılık) ile karıştırılmıştır. Ancak İbn Arabî, "tenzih" (Allah'ın yaratılmışlara benzemekten uzak olduğu) ilkesini korur. Ona göre, "Lâ mevcûde illâ Hû", "Her şey O'dur" anlamında değil, "Her şey O'nun tecellisidir" anlamındadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">6. Sonuç: "Lâ Mevcûde İllâ Hû"nun Tasavvufî Derinliği</span></span><br />
<br />
"Lâ mevcûde illâ Hû", Vahdet-i Vücûd öğretisinin en özlü ifadesidir. Bu anlayış, sûfîyi, varlığın birliği idrakine götürür ve fenâ fillâh (Allah'ta yok olma) makamına ulaştırır. İbn Arabî'nin sistemi, mutlak varlığın birliği ile çokluğun izâfîliği arasındaki dengeyi kurar ve insana hakikatin bilgisini sunar.<br />
<br />
    "Varlık birdir, O'nun dışındakiler ise hayal ve gölgedir."<br />
    (Fusûsü'l-Hikem)<br />
<br />
Bu sırra erenler, "Lâ mevcûde illâ Hû" hakikatiyle, varlığın özüne nüfuz ederler.<br />
<br />
#############</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">SORU :</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">"İnsan birçok parçadan oluşur: kollar, eller, gözler, akciğer, karaciğer, kalp, damarlar, kan... Bunların toplamı bir bedeni oluşturur ve biz o bedene 'insan' deriz. Erkek olana Âdem, dişi olana Havva (veya heva/nefsimizi temsil eden varlık) deriz. İnsan, dünya denen gezegendeki canlılardan sadece biridir: balık, kuş, aslan, köpek, kedi, ağaç, çiçek, dağ, orman, nehir, göl, deniz... Dünya da atomlardan meydana gelir. Atomlar birleşerek elementleri oluşturur. Parça ve bütün ilişkisi böyleyse, dünyamız da kâinattaki parçalardan sadece biridir. Belki de kâinatta bir atom hükmündedir. Allah, büyük yaratıcıdır. 'Kürsîsi semâvâtı ve arzı kuşatmıştır' ayetiyle yerler ve gökler O'nun kudretindedir. Öyleyse bizler Allah'tan bir parça mıyız? Bu kapsamda Vahdet-i Vücûd nedir? Allah tek varlık ve insan halife ise, kâinatın tamamı insanda mı var? Vahdet-i Vücûd olan 'ben'den olanlar mıdır?"<br />
<br />
########<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEVAP</span></span><br />
<br />
Bu soru ve yorum, Vahdet-i Vücûd öğretisinin en derin ve çetrefilli meselelerine dokunuyor. Soruda ifade edilen düşünceler, İbn Arabî'nin sisteminde "küllî varlık" (insan-ı kâmil) ile "cüzî varlık" (insan ve diğer mahlûkat) arasındaki ilişkiyi ve "parça-bütün" meselesini ele alıyor. Bu bağlamda, konuyu birkaç temel noktada açıklayalım:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. "Parca ve Bütün" İlişkisi: İnsan ve Kâinat</span></span><br />
<br />
Sizin de belirttiğiniz gibi, insan bedeni organlar, hücreler, atomlar gibi parçalardan oluşur; aynı şekilde kâinat da gezegenler, yıldızlar, elementler gibi parçalara ayrılabilir. Ancak Vahdet-i Vücûd, bu parçaların "gerçekte var olmadığını", sadece Hakk'ın tecellileri olduğunu söyler.<br />
<br />
    "Lâ mevcûde illâ Hû" (O'ndan başka mevcut yoktur) sırrı gereği, ne insan ne de kâinat bağımsız bir varlığa sahiptir.<br />
<br />
    Atomlar, gezegenler, canlılar hepsi Hakk'ın isimlerinin tecellisidir.<br />
<br />
    İnsan bedeni de bu bütünün bir parçasıdır, ancak asıl varlık Allah'a aittir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><br />
2. İnsan-ı Kâmil: Kâinatın Özü</span></span><br />
<br />
İbn Arabî’ye göre, insan-ı kâmil (olgun insan), kâinatın özeti (mukaddes bir ayna) ve Allah'ın halifesidir.<br />
<br />
    "Allah Âdem'i kendi sûretinde yarattı" (Kudsî Hadis) → İnsan, Hakk'ın isimlerinin tam tecelli ettiği bir varlıktır.<br />
<br />
    Kâinatta ne varsa, insanda da o vardır (Dağlar kemikler, nehirler damarlar, ormanlar saçlar gibi).<br />
<br />
    Ancak bu, "insanın Allah olduğu" anlamına gelmez; insan, Allah'ın tecelli mahallidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. "Allah'tan Bir Parça mıyız?" Meselesi</span></span><br />
<br />
Bu ifade yanlış anlaşılmaya açıktır. Vahdet-i Vücûd, panteizm (her şey Tanrı'dır) değildir!<br />
<br />
    "Biz Allah'tan bir parçayız" demek hatalıdır, çünkü Allah parçalara ayrılmaz.<br />
<br />
    Doğru ifade: "Biz O'nun tecellisiyiz, O'nun aynasıyız."<br />
<br />
    "Kürsîsi semâvât ve arzı kuşatmıştır" (Bakara 255) → Allah, kâinatı kuşatır, fakat kâinat Allah değildir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Vahdet-i Vücûd’a Göre Gerçek Varlık Kimdir?</span></span><br />
<br />
    Tek hakiki varlık Allah'tır.<br />
<br />
    Diğer her şey (insan, hayvan, bitki, gezegenler) O'nun isimlerinin yansımasıdır.<br />
<br />
    "Sen O değilsin, ama O’nsuz da değilsin." (Fusûsü'l-Hikem)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Sonuç: "Her Şey Bende mi Var?"</span></span><br />
<br />
    Evet, kâinatta ne varsa insanda da o potansiyel vardır (İnsan-ı Kâmil teorisi).<br />
<br />
    Fakat bu, "ben Allah'ım" demek değildir!<br />
<br />
    Hakikat: "Ben, Hakk'ın tecellisiyim, O'nunla varım, ama O değilim."<br />
<br />
    "Vücûd (varlık) birdir, O'nundur.<br />
    Sen ise bir hayalsin, O ise gerçek."<br />
    (İbn Arabî)<br />
<br />
Bu anlayış, "Lâ mevcûde illâ Hû" sırrına ermekle mümkündür.<br />
<br />
##############<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><br />
SORU :</span></span><br />
<br />
"Bu kapsamda maddî parçaları anladık. Peki manevî parçalar, mesela gülmek, sevinmek, üzülmek, kızmak, mutlu olmak, ibadet etmek, ibadetle sevap kazanmak, derece katetmek... Bunlar da bana ait parçacıklar mıdır? Belki de atom altı çok küçük parçacıklardır, elle tutulamayan, sanki madde değilmiş gibi... Ama hakikatin özü olan maddeler midir? Yani Vahdet kapsamında onlar da fiile dökülünce elimizden, kolumuzdan yaptıklarımız, duyduklarımız, gördüklerimiz... Hepsi Hak tecellisi ise, O'ndan başka ne var? Baktığım O ise, gördüğüm O ise, bende de O var ise, duyan O ise, gören O ise... Vahdet, panteizm değildir diyebilir miyiz?"<br />
<br />
###########<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEVAP</span></span><br />
<br />
Manevî Parçalar ve Vahdet-i Vücûd: Duygular, Fiiller ve Hakikat İlişkisi<br />
<br />
Sizin de ifade ettiğiniz gibi, maddî parçalar (atomlar, organlar, gezegenler) nasıl Hakk'ın tecellisi ise, manevî olanlar (duygular, ibadetler, sevap-günah, dereceler) da öyledir. Ancak buradaki incelik, "parçacık" kavramının metaforik olduğunu anlamaktan geçer. Zira Vahdet-i Vücûd, panteizm değil, tecellî ve aynalama sistemidir. Şimdi konuyu detaylandıralım:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Duygular ve Fiiller: Hakikat Özünde Kimindir?</span></span><br />
<br />
    Gülmek, ağlamak, öfkelenmek, ibadet etmek gibi tüm davranışlar, "Hakk'ın isimlerinin tezahürüdür."<br />
<br />
        Mesela:<br />
<br />
            "Rahmân" ismi → Sevgi, şefkat duygusu.<br />
<br />
            "Kahhâr" ismi → Öfke, adalet duygusu.<br />
<br />
            "Mürid" ismi → İrade ve niyet.<br />
<br />
    "Sen" değilsin, O'nun ismi davranışta görünüyor.<br />
<br />
        "Attığında sen atmadın, Allah attı." (Enfâl, 17) → Fiillerin hakikî faili Allah'tır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Sevap, Günah, Manevî Dereceler: Bunlar da mı Tecellî?</span></span><br />
<br />
    Evet, ama bu "kaderi inkâr" anlamına gelmez!<br />
<br />
        Kulun iradesi vardır, ama bu irade bile Hakk'ın "Mürid" isminin tecellisidir.<br />
<br />
        Sevap ve günah, kulun kesbine (kazanımına) göredir, fakat yaratıcı Allah'tır.<br />
<br />
    "Manevî dereceler" de Hakk'ın lütuf tecellisidir:<br />
<br />
        "Allah dilediğini rahmetine sokar." (İnsan, 31)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. "Atom Altı Parçacıklar Gibi" Metaforu: Mistik Bir Bakış</span></span><br />
<br />
    Manevî duygular, madde ötesi ama yine de Hakk'ın tecellisi:<br />
<br />
        "Gözler O'nun görmesi, kulaklar O'nun işitmesidir." (Hadis-i Kudsî)<br />
<br />
        "Sevgi, Hakk'ın 'Vedûd' isminin yansımasıdır."<br />
<br />
    Elektronlar nasıl görünmez ama maddenin temeliyse, duygular da görünmez ama varlığın özüdür.<br />
<br />
        Fark: Maddî parçacıklar geçici, manevî tecelliler ise hakikate daha yakın (çünkü soyutturlar ve doğrudan isimlerle bağlantılıdırlar).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. "Gördüğüm O İse, Duyan O İse, Ben de O muyum?" Sorusu</span></span><br />
<br />
    Hayır!<br />
<br />
        "Sen O değilsin, ama O’nsuz da değilsin." (İbn Arabî)<br />
<br />
        "Gören gözüm, işiten kulağım, tutan elim değil, O'dur." → Ama sen (nefs) bir perdesin.<br />
<br />
    Panteizm: "Her şey Tanrı'dır." (Yanlış!)<br />
<br />
    Vahdet-i Vücûd: "Her şey O'nun tecellisidir, ama O değildir." (Doğru olan bu.)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Sonuç: Vahdet-i Vücûd’da "Ben" ve "O" Dengesi</span></span><br />
<br />
    Ne diyemezsin? → "Ben Allah’ım" (Şirk!)<br />
<br />
    Ne diyebilirsin? →<br />
<br />
        "Ben O'nun aynasıyım."<br />
<br />
        "Duygularım, fiillerim O'nun isimlerinin yansımasıdır."<br />
<br />
        "Maddem ve ruhum O'nun tecellîsidir, ama O değildir."<br />
<br />
    "Hakk’ı görmek istersen, mâsivâya (O’nun dışındakilere) bakma!<br />
    Çünkü mâsivâ, O’nun zuhûrundan başka bir şey değildir."<br />
    (Abdülkâdir Geylânî)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Özetle:</span></span><br />
<br />
    Duygular, ibadetler, sevap-günah → Hepsi Hakk'ın tecellisi.<br />
<br />
    Ama sen "yaratılmış" bir aynasın, yaratıcı değilsin.<br />
<br />
    Vahdet-i Vücûd, panteizm değil, "ayna teorisi"dir.<br />
<br />
#############<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">SORU :</span></span><br />
<br />
"Bu kapsamda iyi ve kötü ilişkisi nasıl olmalı? İyi kim, kötü kim? Hepsi O ise, insan neden savaşır? Neden insan öldürür ki? Ölen kim, öldüren kim? Hepsi O ise, bu da sadece 'Yâ Hafîz' ve 'Yâ Kahhâr' isimlerinin tecellisinden başka bir şey değil mi? Peki iyi ve kötü nedir? Şeytan nedir, kimdir? O, buradaki hangi durumu ifade ediyor? Hangi tecelliyattır?"<br />
<br />
############<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEVAP</span></span><br />
<br />
Vahdet-i Vücûd Bağlamında İyi-Kötü, Savaş ve Şeytan Meselesi<br />
<br />
Vahdet-i Vücûd perspektifinden "iyi-kötü", "savaş", "şeytan" ve "ölüm" gibi kavramları anlamak, derin bir tevhid idraki gerektirir. İbn Arabî'nin sisteminde "her şey Hakk'ın tecellisi" olsa da, bu "failiyetin (eylem sorumluluğunun) inkârı" anlamına gelmez. Konuyu şu temel çerçevede ele alalım:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. İyi ve Kötü: Hakk'ın İsimlerinin Tecellîsi</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">a) İyi (Hayr) ve Kötü (Şer) Nedir?</span><br />
<br />
    "Hayr" (iyi): Allah'ın "Rahmân", "Kerîm", "Selâm" gibi isimlerinin tecellîsidir.<br />
<br />
    "Şer" (kötü): Allah'ın "Kahhâr", "Müntakım", "Dârr" gibi isimlerinin tecellîsidir.<br />
<br />
    "Hayr da şer de Allah'tandır." (Hadis) → Fakat kul, kesb (irade ve tercih) ile sorumludur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">b) Peki Neden Kötülük Var?</span><br />
<br />
    Zıtların birliği (tezâd): Aydınlık, karanlık olmadan anlaşılmaz.<br />
<br />
    "Kahhâr" ismi olmasa, "Rahîm" ismi tam zuhur etmez.<br />
<br />
    "Şer gibi görünen şey, külli hayrın parçasıdır." (Fusûs)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Savaş ve Öldürme: Kim Öldürüyor, Kim Ölüyor?</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">a) "Öldüren de O, ölen de O" İse Neden Savaşırız?</span><br />
<br />
    Fiilin hakikî faili Allah'tır, ama sebep (vasıta) kulun iradesidir.<br />
<br />
        "Attığında sen atmadın, Allah attı." (Enfâl, 17) → Fail Allah'tır, ama kul sorumludur.<br />
<br />
    Savaş, "Celâl" (kahır) ve "Adl" (adalet) isimlerinin tecellîsidir.<br />
<br />
        Zulme karşı savaş → "Nâsır" ismi.<br />
<br />
        Haksız saldırı → "Müntakım" ismi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">b) Ölüm Bir Yok Oluş mu?</span><br />
<br />
    Hayır! Ölüm, "bekà billâh" (Allah'la ebedî kalma) için bir geçiştir.<br />
<br />
    "Her nefis ölümü tadacaktır." (Âl-i İmrân, 185) → Bu, "fenâ fillâh" (Allah'ta yok olma) makamına bir basamaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Şeytan: İblis'in Rolü ve Hangi İsmin Tecellîsi?</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">a) Şeytan (İblis) Kimdir?</span><br />
<br />
    **"Azâzîl" iken, kibrinden dolayı "Mel'un" oldu.<br />
<br />
    "Adûvvün mübîn" (apaçık düşman) olarak tanımlanır. (Bakara, 168)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">b) Hangi İsmin Tecellîsidir?</span><br />
<br />
    "Mudill" (saptıran) ismi → İmtihan için bir vesiledir.<br />
<br />
    "Hâdî" (hidayet veren) isminin zıddıdır.<br />
<br />
        "Hidayet de dalâlet de Allah'tandır." (A'râf, 178)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">c) Şeytan Neden Var?</span><br />
<br />
    "İmtihan dünyası"nın gereğidir.<br />
<br />
    "Kul, şerri tercih ederse, "Mudill" ismi tecellî eder; hayrı seçerse "Hâdî" ismi tecellî eder."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Panteizm Değil, Tecellî ve Sorumluluk Dengesi</span></span><br />
<br />
    "Her şey O'nun tecellîsi" demek, "kullar sorumsuzdur" demek değildir!<br />
<br />
    Kul, iradesiyle imtihan olur:<br />
<br />
        "Kim zerre kadar hayır yapmışsa onu görür, kim zerre kadar şer yapmışsa onu görür." (Zilzâl, 7-8)<br />
<br />
    Vahdet-i Vücûd, "kötülüğü Allah'a atfetmek" değil, "kötülüğün de ilâhî hikmetle var olduğunu" anlamaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Sonuç: "İyi-Kötü, Savaş ve Şeytan"ın Hikmeti</span></span><br />
<br />
    "Hayr ve şer, Hakk'ın isimlerinin tecellîsidir."<br />
<br />
    "Kul, iradesiyle imtihan olur ve seçimlerinden sorumludur."<br />
<br />
    "Şeytan, "Mudill" isminin tecellîsidir; insan ise "Halîfe"dir ve tercih yapar."<br />
<br />
    "Öldüren de ölen de O'dur, ama kul kesbiyle (kazanımıyla) sorumludur."<br />
<br />
    "Hepsi O'nun tecellîsidir,<br />
    Ama sen seçimlerinden hesaba çekileceksin."<br />
    (Fusûsü'l-Hikem)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Özetle:</span></span><br />
<br />
    Kötülük, hikmetle var edilmiştir.<br />
<br />
    İnsan, iradesiyle imtihan olur.<br />
<br />
    Vahdet-i Vücûd, sorumsuzluk değil, "her şeyin O'ndan olduğunu bilmek"tir.<br />
<br />
<br />
##############<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SORU :</span></span><br />
<br />
"Önceki makaleme ek yapmak istiyorum. Bir şeyler sanki eksik. Örneğin, 'birler' çoklardan meydana gelir, çoklar da 'birlerden' oluşur. Bu sır, 'kesret' (çokluk) ve 'vahdet' (birlik) arasındaki ilişkiyi anlatıyor. Tıpkı elin parmaklardan, parmakların hücrelerden oluşması gibi... Bunu açıklayabilir misiniz?"<br />
<br />
#############<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEVAP</span></span><br />
<br />
Tabii, bu derin ve felsefi konuyu açmaya çalışayım. İfade ettiğiniz düşünce, "birlik" (vahdet) ve "çokluk" (kesret) arasındaki ilişkiyi anlatan tasavvufi ve metafizik bir kavrama dayanıyor. Örneklerinizde de belirttiğiniz gibi, bu ilişkiyi somutlaştıralım:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Birlik-Çokluk İlişkisi: "Birler Çoklardan, Çoklar Birlerden Meydana Gelir"</span></span><br />
<br />
    Temel Prensip: Varlık, hem birliğin hem de çokluğun aynı anda tezahürüdür.<br />
<br />
        Örnek: Bir el (birlik), parmaklardan (çokluk) oluşur. Parmaklar da hücrelerden (daha küçük birimler) meydana gelir. Hücreler moleküllerden, moleküller atomlardan... Bu sonsuz bir iç içelik gösterir.<br />
<br />
        Sır: Her seviyede "bir" olan, bir üst seviyede "çok"un parçası haline gelir. Çokluk, birliğin farklı tecellileridir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Kesrette Vahdet, Vahdetten Kesret Doğar</span></span><br />
<br />
    Tasavvufta bu, "Allah'ın birliği (vahdet), evrenin çokluğu (kesret) içinde gizlidir" şeklinde ifade bulur.<br />
<br />
        Örnek: Bir ağaç (birlik), dallar, yapraklar (çokluk) olarak tecelli eder. Dallar olmadan ağaç bir "bütün" olamaz, ama ağaçsız da dallar var olamaz.<br />
<br />
        Sır: Gerçekte var olan "Bir"dir (Allah/Hakikat), ancak O'nun isim ve sıfatları çokluk olarak yansır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Matematiksel Analoji: Kesir (Kesret) ve Bütün (Vahdet)</span></span><br />
<br />
    Bir bütünü kesirlere böldüğünüzde (örneğin 1/2, 1/4), her parça "bir"in bir tezahürüdür.<br />
<br />
        Örnek: "1" sayısı, sonsuz şekilde bölünebilir (0.5 + 0.5 = 1 gibi). Her bölüm, birliğin başka bir görünümüdür.<br />
<br />
        Sır: Parçalar aslında bütüne aittir ve onu tamamlar. Ayrılık bir yanılsamadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Kuantum Fiziği ile Bağlantı</span></span><br />
<br />
    Modern bilimde de benzer bir mantık vardır:<br />
<br />
        Atom altı parçacıklar (çokluk), birleşerek atomu (birlik) oluşturur. Evren, bu iç içe geçmiş sistemlerle doludur.<br />
<br />
        Sır: Her şey birbiriyle bağlantılıdır. Ayrı gibi görünenler, aslında bir bütünün parçalarıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Mistik Yorum: "Her Birimizde Bütünün Sırrı Saklı"</span></span><br />
<br />
    İnsan bedeni trilyonlarca hücreden oluşur, ama "ben" dediğimiz şey tek bir bilinçtir.<br />
<br />
        Örnek: Parmaklarınızı hareket ettiren "siz"siniz, ama parmaklar olmadan "tutma eylemi" olmaz.<br />
<br />
        Sır: Tek olan, çokluk içinde kendini deneyimler.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç:</span></span><br />
<br />
Eksik hissettiğiniz nokta, belki de "bir" ve "çok"un aynı gerçekliğin iki yüzü olduğunu vurgulayan diyalektik bağ olabilir. Bu, Hermetik felsefenin "Yukarısı aşağısı gibidir" prensibiyle de örtüşür.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Etiketler :</span></span><br />
<br />
Vahdet-i Vücûd, İbn Arabî, Lâ Mevcûde İllâ Hû, Tasavvuf, İslam Felsefesi, Tecellî, İyi ve Kötü, Hayr ve Şer, Kader, İrade, Şeytan, İblis, Savaş, Ölüm, Panteizm, Halife, İnsan-ı Kâmil, A’yân-ı Sâbite, Hakikat, Zıtların Birliği, Celâl ve Cemal, Kesb, Fail-i Hakiki, #VahdetiVücud, #İbnArabi, #Tasavvuf, #İslamFelsefesi, #Tevhid, #Sufizm, #Kader, #İyiKötü, #Şeytan, #Maneviyat,#VahdetSırrı #HakikatYolcusu, #İbnArabîYolu, #Tasavvuf, #GönülDili,#VahdetiVücud ,#İbnArabi, #Tasavvuf, #Felsefe, #SoruCevap,<br />
<br />
Resim Kaynak : Freepik Pikaso<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karoglan Raşit Tunca Makalesi</span></span><br />
<br />
Raşit Tunca ve DeepSeek<br />
<br />
Schrems, 21.05.2025</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Vahdet-i Vücûd Felsefesi ve "Lâ Mevcûde İllâ Hû" Anlayışı</span></span><br />
<br />
"İbni Arabi'nin Vahdet-i Vücûd felsefesini 'Lâ mevcûde illâ Hû' kapsamında açıklayan geniş kapsamlı bir makale"<br />
<br />
İslam tasavvufunun en derunî ve en çok tartışılan konularından biri olan Vahdet-i Vücûd (Varlığın Birliği) doktrini, özellikle Muhyiddin İbn Arabî (1165-1240) tarafından sistemleştirilmiş ve tasavvuf düşüncesinin merkezine yerleştirilmiştir. Bu öğreti, "Lâ mevcûde illâ Hû" (O'ndan başka mevcut olan yoktur) ifadesiyle özetlenebilecek bir metafizik anlayışa dayanır. Bu makalede, İbn Arabî'nin Vahdet-i Vücûd felsefesini, "Lâ mevcûde illâ Hû" perspektifinden hareketle detaylı bir şekilde inceleyeceğiz.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Vahdet-i Vücûd Nedir?</span></span><br />
<br />
Vahdet-i Vücûd, "varlığın birliği" anlamına gelir ve evrendeki tüm görünür çokluğun (kesret) aslında tek bir hakikatin (Hak) tezahürleri olduğunu savunur. Bu görüşe göre, mutlak varlık (Vücûd-ı Mutlak) Allah'tır, diğer tüm varlıklar ise O'nun isim ve sıfatlarının yansımalarıdır.<br />
<br />
İbn Arabî’ye göre, "Hak'tan başka bir şey yoktur, her şey O'nun tecellisidir." Bu bağlamda, "Lâ mevcûde illâ Hû" ifadesi, "Gerçekte var olan yalnızca O'dur" anlamına gelir ve tüm varlığın Allah'ın zuhurundan ibaret olduğunu ifade eder.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. "Lâ Mevcûde İllâ Hû"nun Metafizik Temelleri</span></span><br />
<br />
Bu ifade, Vahdet-i Vücûd düşüncesinin özünü oluşturur. İbn Arabî’nin sisteminde:<br />
<br />
    Hakîkat-i Muhammediyye (Akl-ı Küll): Allah'ın ilk tecellisidir ve tüm varlığın aslıdır.<br />
<br />
    A’yân-ı Sâbite (Sabit Nûrlar): Ezelî ilimde belirlenmiş varlık potansiyelleridir, ancak kendi başlarına bir varlıkları yoktur.<br />
<br />
    Tecellî (Zuhûr): Allah'ın isim ve sıfatlarının âlemde görünmesidir.<br />
<br />
"Lâ mevcûde illâ Hû", bu bağlamda, varlığın hakikî sahibinin yalnızca Allah olduğunu, diğer tüm varlıkların ise O'nun gölgesi (zıll) veya yansıması (tecellî) olduğunu ifade eder.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Varlık Mertebeleri ve "Lâ Mevcûde İllâ Hû"</span></span><br />
<br />
İbn Arabî, varlığı beş mertebeye ayırır:<br />
<br />
    Hakîkat-i Vücûd (Zât Mertebesi): Allah'ın mutlak ve bilinmez olan zâtı.<br />
<br />
    Esmâ ve Sıfât Mertebesi: İlâhî isimler ve sıfatlar.<br />
<br />
    A’yân-ı Sâbite: Varlıkların ezelî planları.<br />
<br />
    Ruhlar Âlemi (Âlem-i Ervâh): Ruhanî varlıkların mertebesi.<br />
<br />
    Cisimler Âlemi (Âlem-i Ecsâm): Maddî âlem.<br />
<br />
Bu mertebelerin hepsi, "Lâ mevcûde illâ Hû" sırrına işaret eder, çünkü her bir mertebe, Hakk'ın bir tecellisidir ve kendi başına müstakil bir varlığı yoktur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. İnsan-ı Kâmil ve "Lâ Mevcûde İllâ Hû"</span></span><br />
<br />
İbn Arabî’ye göre, İnsan-ı Kâmil (Olgun İnsan), Allah'ın en mükemmel tecellisidir ve "Lâ mevcûde illâ Hû" hakikatini tam olarak idrak edebilen tek varlıktır. İnsan-ı Kâmil, Hakk'ın aynasıdır ve tüm varlığın özünü temsil eder.<br />
<br />
    "İnsan, Hakk'ın gören gözü, işiten kulağı ve konuşan dilidir."<br />
    (Fusûsü'l-Hikem)<br />
<br />
Bu ifade, insanın "Lâ mevcûde illâ Hû" sırrına mazhar olduğunu gösterir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Eleştiriler ve Yanlış Anlaşılmalar</span></span><br />
<br />
Vahdet-i Vücûd, tarih boyunca bazı âlimler tarafından "panteizm" (kamutanrıcılık) ile karıştırılmıştır. Ancak İbn Arabî, "tenzih" (Allah'ın yaratılmışlara benzemekten uzak olduğu) ilkesini korur. Ona göre, "Lâ mevcûde illâ Hû", "Her şey O'dur" anlamında değil, "Her şey O'nun tecellisidir" anlamındadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">6. Sonuç: "Lâ Mevcûde İllâ Hû"nun Tasavvufî Derinliği</span></span><br />
<br />
"Lâ mevcûde illâ Hû", Vahdet-i Vücûd öğretisinin en özlü ifadesidir. Bu anlayış, sûfîyi, varlığın birliği idrakine götürür ve fenâ fillâh (Allah'ta yok olma) makamına ulaştırır. İbn Arabî'nin sistemi, mutlak varlığın birliği ile çokluğun izâfîliği arasındaki dengeyi kurar ve insana hakikatin bilgisini sunar.<br />
<br />
    "Varlık birdir, O'nun dışındakiler ise hayal ve gölgedir."<br />
    (Fusûsü'l-Hikem)<br />
<br />
Bu sırra erenler, "Lâ mevcûde illâ Hû" hakikatiyle, varlığın özüne nüfuz ederler.<br />
<br />
#############</span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">SORU :</span></span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size">"İnsan birçok parçadan oluşur: kollar, eller, gözler, akciğer, karaciğer, kalp, damarlar, kan... Bunların toplamı bir bedeni oluşturur ve biz o bedene 'insan' deriz. Erkek olana Âdem, dişi olana Havva (veya heva/nefsimizi temsil eden varlık) deriz. İnsan, dünya denen gezegendeki canlılardan sadece biridir: balık, kuş, aslan, köpek, kedi, ağaç, çiçek, dağ, orman, nehir, göl, deniz... Dünya da atomlardan meydana gelir. Atomlar birleşerek elementleri oluşturur. Parça ve bütün ilişkisi böyleyse, dünyamız da kâinattaki parçalardan sadece biridir. Belki de kâinatta bir atom hükmündedir. Allah, büyük yaratıcıdır. 'Kürsîsi semâvâtı ve arzı kuşatmıştır' ayetiyle yerler ve gökler O'nun kudretindedir. Öyleyse bizler Allah'tan bir parça mıyız? Bu kapsamda Vahdet-i Vücûd nedir? Allah tek varlık ve insan halife ise, kâinatın tamamı insanda mı var? Vahdet-i Vücûd olan 'ben'den olanlar mıdır?"<br />
<br />
########<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEVAP</span></span><br />
<br />
Bu soru ve yorum, Vahdet-i Vücûd öğretisinin en derin ve çetrefilli meselelerine dokunuyor. Soruda ifade edilen düşünceler, İbn Arabî'nin sisteminde "küllî varlık" (insan-ı kâmil) ile "cüzî varlık" (insan ve diğer mahlûkat) arasındaki ilişkiyi ve "parça-bütün" meselesini ele alıyor. Bu bağlamda, konuyu birkaç temel noktada açıklayalım:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. "Parca ve Bütün" İlişkisi: İnsan ve Kâinat</span></span><br />
<br />
Sizin de belirttiğiniz gibi, insan bedeni organlar, hücreler, atomlar gibi parçalardan oluşur; aynı şekilde kâinat da gezegenler, yıldızlar, elementler gibi parçalara ayrılabilir. Ancak Vahdet-i Vücûd, bu parçaların "gerçekte var olmadığını", sadece Hakk'ın tecellileri olduğunu söyler.<br />
<br />
    "Lâ mevcûde illâ Hû" (O'ndan başka mevcut yoktur) sırrı gereği, ne insan ne de kâinat bağımsız bir varlığa sahiptir.<br />
<br />
    Atomlar, gezegenler, canlılar hepsi Hakk'ın isimlerinin tecellisidir.<br />
<br />
    İnsan bedeni de bu bütünün bir parçasıdır, ancak asıl varlık Allah'a aittir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><br />
2. İnsan-ı Kâmil: Kâinatın Özü</span></span><br />
<br />
İbn Arabî’ye göre, insan-ı kâmil (olgun insan), kâinatın özeti (mukaddes bir ayna) ve Allah'ın halifesidir.<br />
<br />
    "Allah Âdem'i kendi sûretinde yarattı" (Kudsî Hadis) → İnsan, Hakk'ın isimlerinin tam tecelli ettiği bir varlıktır.<br />
<br />
    Kâinatta ne varsa, insanda da o vardır (Dağlar kemikler, nehirler damarlar, ormanlar saçlar gibi).<br />
<br />
    Ancak bu, "insanın Allah olduğu" anlamına gelmez; insan, Allah'ın tecelli mahallidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. "Allah'tan Bir Parça mıyız?" Meselesi</span></span><br />
<br />
Bu ifade yanlış anlaşılmaya açıktır. Vahdet-i Vücûd, panteizm (her şey Tanrı'dır) değildir!<br />
<br />
    "Biz Allah'tan bir parçayız" demek hatalıdır, çünkü Allah parçalara ayrılmaz.<br />
<br />
    Doğru ifade: "Biz O'nun tecellisiyiz, O'nun aynasıyız."<br />
<br />
    "Kürsîsi semâvât ve arzı kuşatmıştır" (Bakara 255) → Allah, kâinatı kuşatır, fakat kâinat Allah değildir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Vahdet-i Vücûd’a Göre Gerçek Varlık Kimdir?</span></span><br />
<br />
    Tek hakiki varlık Allah'tır.<br />
<br />
    Diğer her şey (insan, hayvan, bitki, gezegenler) O'nun isimlerinin yansımasıdır.<br />
<br />
    "Sen O değilsin, ama O’nsuz da değilsin." (Fusûsü'l-Hikem)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Sonuç: "Her Şey Bende mi Var?"</span></span><br />
<br />
    Evet, kâinatta ne varsa insanda da o potansiyel vardır (İnsan-ı Kâmil teorisi).<br />
<br />
    Fakat bu, "ben Allah'ım" demek değildir!<br />
<br />
    Hakikat: "Ben, Hakk'ın tecellisiyim, O'nunla varım, ama O değilim."<br />
<br />
    "Vücûd (varlık) birdir, O'nundur.<br />
    Sen ise bir hayalsin, O ise gerçek."<br />
    (İbn Arabî)<br />
<br />
Bu anlayış, "Lâ mevcûde illâ Hû" sırrına ermekle mümkündür.<br />
<br />
##############<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"><br />
SORU :</span></span><br />
<br />
"Bu kapsamda maddî parçaları anladık. Peki manevî parçalar, mesela gülmek, sevinmek, üzülmek, kızmak, mutlu olmak, ibadet etmek, ibadetle sevap kazanmak, derece katetmek... Bunlar da bana ait parçacıklar mıdır? Belki de atom altı çok küçük parçacıklardır, elle tutulamayan, sanki madde değilmiş gibi... Ama hakikatin özü olan maddeler midir? Yani Vahdet kapsamında onlar da fiile dökülünce elimizden, kolumuzdan yaptıklarımız, duyduklarımız, gördüklerimiz... Hepsi Hak tecellisi ise, O'ndan başka ne var? Baktığım O ise, gördüğüm O ise, bende de O var ise, duyan O ise, gören O ise... Vahdet, panteizm değildir diyebilir miyiz?"<br />
<br />
###########<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEVAP</span></span><br />
<br />
Manevî Parçalar ve Vahdet-i Vücûd: Duygular, Fiiller ve Hakikat İlişkisi<br />
<br />
Sizin de ifade ettiğiniz gibi, maddî parçalar (atomlar, organlar, gezegenler) nasıl Hakk'ın tecellisi ise, manevî olanlar (duygular, ibadetler, sevap-günah, dereceler) da öyledir. Ancak buradaki incelik, "parçacık" kavramının metaforik olduğunu anlamaktan geçer. Zira Vahdet-i Vücûd, panteizm değil, tecellî ve aynalama sistemidir. Şimdi konuyu detaylandıralım:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Duygular ve Fiiller: Hakikat Özünde Kimindir?</span></span><br />
<br />
    Gülmek, ağlamak, öfkelenmek, ibadet etmek gibi tüm davranışlar, "Hakk'ın isimlerinin tezahürüdür."<br />
<br />
        Mesela:<br />
<br />
            "Rahmân" ismi → Sevgi, şefkat duygusu.<br />
<br />
            "Kahhâr" ismi → Öfke, adalet duygusu.<br />
<br />
            "Mürid" ismi → İrade ve niyet.<br />
<br />
    "Sen" değilsin, O'nun ismi davranışta görünüyor.<br />
<br />
        "Attığında sen atmadın, Allah attı." (Enfâl, 17) → Fiillerin hakikî faili Allah'tır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Sevap, Günah, Manevî Dereceler: Bunlar da mı Tecellî?</span></span><br />
<br />
    Evet, ama bu "kaderi inkâr" anlamına gelmez!<br />
<br />
        Kulun iradesi vardır, ama bu irade bile Hakk'ın "Mürid" isminin tecellisidir.<br />
<br />
        Sevap ve günah, kulun kesbine (kazanımına) göredir, fakat yaratıcı Allah'tır.<br />
<br />
    "Manevî dereceler" de Hakk'ın lütuf tecellisidir:<br />
<br />
        "Allah dilediğini rahmetine sokar." (İnsan, 31)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. "Atom Altı Parçacıklar Gibi" Metaforu: Mistik Bir Bakış</span></span><br />
<br />
    Manevî duygular, madde ötesi ama yine de Hakk'ın tecellisi:<br />
<br />
        "Gözler O'nun görmesi, kulaklar O'nun işitmesidir." (Hadis-i Kudsî)<br />
<br />
        "Sevgi, Hakk'ın 'Vedûd' isminin yansımasıdır."<br />
<br />
    Elektronlar nasıl görünmez ama maddenin temeliyse, duygular da görünmez ama varlığın özüdür.<br />
<br />
        Fark: Maddî parçacıklar geçici, manevî tecelliler ise hakikate daha yakın (çünkü soyutturlar ve doğrudan isimlerle bağlantılıdırlar).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. "Gördüğüm O İse, Duyan O İse, Ben de O muyum?" Sorusu</span></span><br />
<br />
    Hayır!<br />
<br />
        "Sen O değilsin, ama O’nsuz da değilsin." (İbn Arabî)<br />
<br />
        "Gören gözüm, işiten kulağım, tutan elim değil, O'dur." → Ama sen (nefs) bir perdesin.<br />
<br />
    Panteizm: "Her şey Tanrı'dır." (Yanlış!)<br />
<br />
    Vahdet-i Vücûd: "Her şey O'nun tecellisidir, ama O değildir." (Doğru olan bu.)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Sonuç: Vahdet-i Vücûd’da "Ben" ve "O" Dengesi</span></span><br />
<br />
    Ne diyemezsin? → "Ben Allah’ım" (Şirk!)<br />
<br />
    Ne diyebilirsin? →<br />
<br />
        "Ben O'nun aynasıyım."<br />
<br />
        "Duygularım, fiillerim O'nun isimlerinin yansımasıdır."<br />
<br />
        "Maddem ve ruhum O'nun tecellîsidir, ama O değildir."<br />
<br />
    "Hakk’ı görmek istersen, mâsivâya (O’nun dışındakilere) bakma!<br />
    Çünkü mâsivâ, O’nun zuhûrundan başka bir şey değildir."<br />
    (Abdülkâdir Geylânî)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Özetle:</span></span><br />
<br />
    Duygular, ibadetler, sevap-günah → Hepsi Hakk'ın tecellisi.<br />
<br />
    Ama sen "yaratılmış" bir aynasın, yaratıcı değilsin.<br />
<br />
    Vahdet-i Vücûd, panteizm değil, "ayna teorisi"dir.<br />
<br />
#############<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">SORU :</span></span><br />
<br />
"Bu kapsamda iyi ve kötü ilişkisi nasıl olmalı? İyi kim, kötü kim? Hepsi O ise, insan neden savaşır? Neden insan öldürür ki? Ölen kim, öldüren kim? Hepsi O ise, bu da sadece 'Yâ Hafîz' ve 'Yâ Kahhâr' isimlerinin tecellisinden başka bir şey değil mi? Peki iyi ve kötü nedir? Şeytan nedir, kimdir? O, buradaki hangi durumu ifade ediyor? Hangi tecelliyattır?"<br />
<br />
############<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEVAP</span></span><br />
<br />
Vahdet-i Vücûd Bağlamında İyi-Kötü, Savaş ve Şeytan Meselesi<br />
<br />
Vahdet-i Vücûd perspektifinden "iyi-kötü", "savaş", "şeytan" ve "ölüm" gibi kavramları anlamak, derin bir tevhid idraki gerektirir. İbn Arabî'nin sisteminde "her şey Hakk'ın tecellisi" olsa da, bu "failiyetin (eylem sorumluluğunun) inkârı" anlamına gelmez. Konuyu şu temel çerçevede ele alalım:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. İyi ve Kötü: Hakk'ın İsimlerinin Tecellîsi</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">a) İyi (Hayr) ve Kötü (Şer) Nedir?</span><br />
<br />
    "Hayr" (iyi): Allah'ın "Rahmân", "Kerîm", "Selâm" gibi isimlerinin tecellîsidir.<br />
<br />
    "Şer" (kötü): Allah'ın "Kahhâr", "Müntakım", "Dârr" gibi isimlerinin tecellîsidir.<br />
<br />
    "Hayr da şer de Allah'tandır." (Hadis) → Fakat kul, kesb (irade ve tercih) ile sorumludur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">b) Peki Neden Kötülük Var?</span><br />
<br />
    Zıtların birliği (tezâd): Aydınlık, karanlık olmadan anlaşılmaz.<br />
<br />
    "Kahhâr" ismi olmasa, "Rahîm" ismi tam zuhur etmez.<br />
<br />
    "Şer gibi görünen şey, külli hayrın parçasıdır." (Fusûs)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Savaş ve Öldürme: Kim Öldürüyor, Kim Ölüyor?</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">a) "Öldüren de O, ölen de O" İse Neden Savaşırız?</span><br />
<br />
    Fiilin hakikî faili Allah'tır, ama sebep (vasıta) kulun iradesidir.<br />
<br />
        "Attığında sen atmadın, Allah attı." (Enfâl, 17) → Fail Allah'tır, ama kul sorumludur.<br />
<br />
    Savaş, "Celâl" (kahır) ve "Adl" (adalet) isimlerinin tecellîsidir.<br />
<br />
        Zulme karşı savaş → "Nâsır" ismi.<br />
<br />
        Haksız saldırı → "Müntakım" ismi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">b) Ölüm Bir Yok Oluş mu?</span><br />
<br />
    Hayır! Ölüm, "bekà billâh" (Allah'la ebedî kalma) için bir geçiştir.<br />
<br />
    "Her nefis ölümü tadacaktır." (Âl-i İmrân, 185) → Bu, "fenâ fillâh" (Allah'ta yok olma) makamına bir basamaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Şeytan: İblis'in Rolü ve Hangi İsmin Tecellîsi?</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">a) Şeytan (İblis) Kimdir?</span><br />
<br />
    **"Azâzîl" iken, kibrinden dolayı "Mel'un" oldu.<br />
<br />
    "Adûvvün mübîn" (apaçık düşman) olarak tanımlanır. (Bakara, 168)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">b) Hangi İsmin Tecellîsidir?</span><br />
<br />
    "Mudill" (saptıran) ismi → İmtihan için bir vesiledir.<br />
<br />
    "Hâdî" (hidayet veren) isminin zıddıdır.<br />
<br />
        "Hidayet de dalâlet de Allah'tandır." (A'râf, 178)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">c) Şeytan Neden Var?</span><br />
<br />
    "İmtihan dünyası"nın gereğidir.<br />
<br />
    "Kul, şerri tercih ederse, "Mudill" ismi tecellî eder; hayrı seçerse "Hâdî" ismi tecellî eder."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Panteizm Değil, Tecellî ve Sorumluluk Dengesi</span></span><br />
<br />
    "Her şey O'nun tecellîsi" demek, "kullar sorumsuzdur" demek değildir!<br />
<br />
    Kul, iradesiyle imtihan olur:<br />
<br />
        "Kim zerre kadar hayır yapmışsa onu görür, kim zerre kadar şer yapmışsa onu görür." (Zilzâl, 7-8)<br />
<br />
    Vahdet-i Vücûd, "kötülüğü Allah'a atfetmek" değil, "kötülüğün de ilâhî hikmetle var olduğunu" anlamaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Sonuç: "İyi-Kötü, Savaş ve Şeytan"ın Hikmeti</span></span><br />
<br />
    "Hayr ve şer, Hakk'ın isimlerinin tecellîsidir."<br />
<br />
    "Kul, iradesiyle imtihan olur ve seçimlerinden sorumludur."<br />
<br />
    "Şeytan, "Mudill" isminin tecellîsidir; insan ise "Halîfe"dir ve tercih yapar."<br />
<br />
    "Öldüren de ölen de O'dur, ama kul kesbiyle (kazanımıyla) sorumludur."<br />
<br />
    "Hepsi O'nun tecellîsidir,<br />
    Ama sen seçimlerinden hesaba çekileceksin."<br />
    (Fusûsü'l-Hikem)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Özetle:</span></span><br />
<br />
    Kötülük, hikmetle var edilmiştir.<br />
<br />
    İnsan, iradesiyle imtihan olur.<br />
<br />
    Vahdet-i Vücûd, sorumsuzluk değil, "her şeyin O'ndan olduğunu bilmek"tir.<br />
<br />
<br />
##############<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SORU :</span></span><br />
<br />
"Önceki makaleme ek yapmak istiyorum. Bir şeyler sanki eksik. Örneğin, 'birler' çoklardan meydana gelir, çoklar da 'birlerden' oluşur. Bu sır, 'kesret' (çokluk) ve 'vahdet' (birlik) arasındaki ilişkiyi anlatıyor. Tıpkı elin parmaklardan, parmakların hücrelerden oluşması gibi... Bunu açıklayabilir misiniz?"<br />
<br />
#############<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEVAP</span></span><br />
<br />
Tabii, bu derin ve felsefi konuyu açmaya çalışayım. İfade ettiğiniz düşünce, "birlik" (vahdet) ve "çokluk" (kesret) arasındaki ilişkiyi anlatan tasavvufi ve metafizik bir kavrama dayanıyor. Örneklerinizde de belirttiğiniz gibi, bu ilişkiyi somutlaştıralım:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Birlik-Çokluk İlişkisi: "Birler Çoklardan, Çoklar Birlerden Meydana Gelir"</span></span><br />
<br />
    Temel Prensip: Varlık, hem birliğin hem de çokluğun aynı anda tezahürüdür.<br />
<br />
        Örnek: Bir el (birlik), parmaklardan (çokluk) oluşur. Parmaklar da hücrelerden (daha küçük birimler) meydana gelir. Hücreler moleküllerden, moleküller atomlardan... Bu sonsuz bir iç içelik gösterir.<br />
<br />
        Sır: Her seviyede "bir" olan, bir üst seviyede "çok"un parçası haline gelir. Çokluk, birliğin farklı tecellileridir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Kesrette Vahdet, Vahdetten Kesret Doğar</span></span><br />
<br />
    Tasavvufta bu, "Allah'ın birliği (vahdet), evrenin çokluğu (kesret) içinde gizlidir" şeklinde ifade bulur.<br />
<br />
        Örnek: Bir ağaç (birlik), dallar, yapraklar (çokluk) olarak tecelli eder. Dallar olmadan ağaç bir "bütün" olamaz, ama ağaçsız da dallar var olamaz.<br />
<br />
        Sır: Gerçekte var olan "Bir"dir (Allah/Hakikat), ancak O'nun isim ve sıfatları çokluk olarak yansır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Matematiksel Analoji: Kesir (Kesret) ve Bütün (Vahdet)</span></span><br />
<br />
    Bir bütünü kesirlere böldüğünüzde (örneğin 1/2, 1/4), her parça "bir"in bir tezahürüdür.<br />
<br />
        Örnek: "1" sayısı, sonsuz şekilde bölünebilir (0.5 + 0.5 = 1 gibi). Her bölüm, birliğin başka bir görünümüdür.<br />
<br />
        Sır: Parçalar aslında bütüne aittir ve onu tamamlar. Ayrılık bir yanılsamadır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Kuantum Fiziği ile Bağlantı</span></span><br />
<br />
    Modern bilimde de benzer bir mantık vardır:<br />
<br />
        Atom altı parçacıklar (çokluk), birleşerek atomu (birlik) oluşturur. Evren, bu iç içe geçmiş sistemlerle doludur.<br />
<br />
        Sır: Her şey birbiriyle bağlantılıdır. Ayrı gibi görünenler, aslında bir bütünün parçalarıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Mistik Yorum: "Her Birimizde Bütünün Sırrı Saklı"</span></span><br />
<br />
    İnsan bedeni trilyonlarca hücreden oluşur, ama "ben" dediğimiz şey tek bir bilinçtir.<br />
<br />
        Örnek: Parmaklarınızı hareket ettiren "siz"siniz, ama parmaklar olmadan "tutma eylemi" olmaz.<br />
<br />
        Sır: Tek olan, çokluk içinde kendini deneyimler.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç:</span></span><br />
<br />
Eksik hissettiğiniz nokta, belki de "bir" ve "çok"un aynı gerçekliğin iki yüzü olduğunu vurgulayan diyalektik bağ olabilir. Bu, Hermetik felsefenin "Yukarısı aşağısı gibidir" prensibiyle de örtüşür.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Etiketler :</span></span><br />
<br />
Vahdet-i Vücûd, İbn Arabî, Lâ Mevcûde İllâ Hû, Tasavvuf, İslam Felsefesi, Tecellî, İyi ve Kötü, Hayr ve Şer, Kader, İrade, Şeytan, İblis, Savaş, Ölüm, Panteizm, Halife, İnsan-ı Kâmil, A’yân-ı Sâbite, Hakikat, Zıtların Birliği, Celâl ve Cemal, Kesb, Fail-i Hakiki, #VahdetiVücud, #İbnArabi, #Tasavvuf, #İslamFelsefesi, #Tevhid, #Sufizm, #Kader, #İyiKötü, #Şeytan, #Maneviyat,#VahdetSırrı #HakikatYolcusu, #İbnArabîYolu, #Tasavvuf, #GönülDili,#VahdetiVücud ,#İbnArabi, #Tasavvuf, #Felsefe, #SoruCevap,<br />
<br />
Resim Kaynak : Freepik Pikaso<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Karoglan Raşit Tunca Makalesi</span></span><br />
<br />
Raşit Tunca ve DeepSeek<br />
<br />
Schrems, 21.05.2025</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tasavvufda Rabıta, Manevi İrtibat ve Mürakabe: Tasavvufta Derin Bir Yolculuk]]></title>
			<link>http://yamanboard.w4f.eu/showthread.php?tid=10</link>
			<pubDate>Sun, 08 Mar 2026 22:04:44 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="http://yamanboard.w4f.eu/member.php?action=profile&uid=2">YamanTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://yamanboard.w4f.eu/showthread.php?tid=10</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasavvufda Rabıta, Manevi İrtibat ve Mürakabe: Tasavvufta Derin Bir Yolculuk</span></span><br />
<br />
########<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasavvufda Rabıta  Şeyh ile veya Peygamber ile Manevi irtibat ve Mürakebe Hakkında Geniş Perspektifli Bir Makale</span></span><br />
##########<br />
<br />
Tasavvufda Rabıta, Manevi İrtibat ve Mürakabe: Tasavvufta Derin Bir Yolculuk<br />
<br />
Tasavvuf, İslam'ın manevi boyutunu keşfetmek ve Allah'a yakınlaşmak için çeşitli yöntemler sunan bir disiplindir. Bu yöntemlerden biri olan rabıta, müridin mürşidiyle, peygamberlerle veya Allah'ın sevdiği velilerle manevi bir bağ kurmasını sağlar. Mürakabe ise, kalbi uyanık tutarak sürekli bir Allah bilinciyle yaşamaktır. Bu makalede, rabıta ve mürakabenin tasavvuftaki yeri, önemi ve uygulanışı üzerine derinlemesine bir analiz sunulacaktır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Rabıtanın Tanımı ve Kökenleri</span></span><br />
<br />
Rabıta, Arapça "rabt" kökünden gelir ve "bağ kurmak, ilişki tesis etmek" anlamına gelir. Tasavvufta ise, müridin şeyhiyle, peygamberle veya bir veli ile manevi bir irtibat kurmasıdır. Bu bağ, mürşidin ruhaniyetinden feyz almayı ve manevi terakkide ilerlemeyi amaçlar.<br />
Rabıtanın Çeşitleri<br />
<br />
    Şeyh ile Rabıta: Müridin, mürşidini kalbinde canlandırması ve onun vasıtasıyla Allah'a yönelmesidir.<br />
<br />
    Peygamber ile Rabıta: Özellikle Hz. Muhammed (s.a.v.) ile kurulan manevi bağ, onun sünnetine uymayı ve şefaatini talep etmeyi içerir.<br />
<br />
    Allah ile Rabıta: Nihai hedef, doğrudan Allah'ın zikri ve murakabesiyle kalbi diri tutmaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Rabıtanın Tasavvuftaki Yeri ve Önemi</span></span><br />
<br />
Rabıta, özellikle Nakşibendiyye tarikatında merkezi bir uygulamadır. Abdülhakîm Arvâsî, rabıtayı "mürşidin suretini hayal ederek onun ruhaniyetinden istifade etmek" olarak tanımlar. İmam-ı Rabbani ise, rabıtanın müridin nefsini terbiye etmesinde ve şeytanın vesveselerinden korunmasında etkili olduğunu belirtir.<br />
Faydaları<br />
<br />
    Manevi Eğitim: Mürşidin ruhani rehberliğiyle nefsin kötülüklerinden arınma.<br />
<br />
    Konsantrasyon Artışı: Zikir ve tefekkürde derinleşme.<br />
<br />
    Şefkat ve Muhabbet: Peygamber ve evliyalara olan sevginin artması.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Mürakabe: Kalbin Uyanıklığı</span></span><br />
<br />
Mürakabe, "gözlemek, denetlemek" anlamına gelir. Tasavvufta, kulun her an Allah'ın huzurunda olduğunun bilincinde olmasıdır. "Nerede olursanız olun, O sizinle beraberdir." (Hadid Suresi, 4) ayeti, mürakabenin temelini oluşturur.<br />
Mürakabe Türleri<br />
<br />
    Allah'ın İsim ve Sıfatları Üzerine Mürakabe: Esmaül Hüsna ile Allah'ı tefekkür.<br />
<br />
    Nefis Mürakabesi: Kalpteki niyet ve düşünceleri kontrol etme.<br />
<br />
    Ölüm ve Ahiret Mürakabesi: Dünyanın geçiciliğini hatırlama.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Rabıta ve Mürakabe İlişkisi</span></span><br />
<br />
Rabıta, müridin mürşidinden feyz alarak Allah'a yönelmesini sağlarken; mürakabe, bu yönelişin sürekli ve bilinçli olmasını temin eder. İkisi birbirini tamamlar:<br />
<br />
    Rabıta → Yol gösterici (mürşid) ile bağ.<br />
<br />
    Mürakabe → Yolculuğun sürekli gözetimi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Eleştiriler ve Savunular</span></span><br />
<br />
Rabıta, bazı çevrelerce "şirk" veya "bid'at" olarak nitelendirilse de, tasavvuf alimleri bunun bir vesile olduğunu, asıl maksadın Allah'a ulaşmak olduğunu vurgular. İbn Arabî, "Fütûhât-ı Mekkiyye"de rabıtayı, "hakikate giden bir köprü" olarak tanımlar.<br />
Sonuç<br />
<br />
Rabıta ve mürakabe, tasavvuf yolunda manevi ilerleyişin önemli araçlarıdır. Mürşid ile kurulan ruhani bağ, müridi nefsani bağlardan kurtarırken; mürakabe, kalbin daima Hakk'ın huzurunda olduğunu hatırlatır. Bu iki disiplin, insanı "ihsan" mertebesine, yani "Allah'ı görüyormuşçasına ibadet etme" bilincine ulaştırmayı hedefler.<br />
<br />
    "Nefsini bilen Rabbini bilir." (Hadis-i Şerif)<br />
<br />
Bu yolculuk, ancak samimiyet, sabır ve bir mürşidin rehberliğiyle tamamlanabilir.<br />
<br />
###########<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SORU:</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Rabıta veya Mürakabenin belli vakti varmıdır? Manevi irtibat karşılıklı zaman telakkisi ile mi olur, yoksa istediğimiz zaman yapabilirmiyiz?</span></span><br />
<br />
##########<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEVAP :</span></span><br />
<br />
Rabıta ve Mürakabe Zamanı: Belirli Vakitler mi, Yoksa Her An Yapılabilir mi?<br />
<br />
Rabıta ve mürakabe, tasavvufta manevi bağlantıyı güçlendiren önemli uygulamalardır. Ancak bu uygulamaların zamanı ve usulü konusunda farklı yaklaşımlar vardır. Kimi tarikatlarda belirli vakitler tavsiye edilirken, kimi ekoller her an yapılabileceğini savunur. Peki, bu iki yöntemin uygulanma zamanı nasıl olmalıdır? Karşılıklı zaman telakkisi (eş zamanlılık) gerekli midir, yoksa kişi istediği zaman rabıta kurabilir mi?<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Rabıta ve Mürakabe İçin Belirli Vakitler Var mıdır?</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">a) Belli Vakitlerde Yapılması Tavsiye Edilen Rabıta</span><br />
<br />
Bazı tarikatlarda (özellikle Nakşibendiyye’de) rabıta için özel zamanlar belirlenmiştir:<br />
<br />
    Sabah ve akşam zikirlerinden sonra,<br />
<br />
    Teheccüd vakitlerinde,<br />
<br />
    Cuma gecesi veya kandil gecelerinde,<br />
<br />
    Mürşidin manevi olarak daha hazır olduğu öngörülen saatlerde (bazıları "seher vakti"ni özellikle önemser).<br />
<br />
Bu yaklaşım, mürşidin ruhani enerjisiyle uyum sağlamak ve daha yoğun bir feyz almak amacıyla önerilir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">b) Her An Yapılabilen Rabıta ve Mürakabe</span><br />
<br />
Diğer bir görüşe göre, rabıta ve mürakabe için özel bir zaman şart değildir.<br />
<br />
    İmam-ı Rabbani, "rabıta halinin sürekli olması gerektiğini" söyler.<br />
<br />
    Abdülkadir Geylani gibi bazı sufiler, "Allah’ı her an hatırlamak" gerektiğini vurgular.<br />
<br />
    Mürid, günlük hayatta yürürken, çalışırken, otururken bile şeyhini veya Peygamber’i (s.a.v.) kalbinde tutabilir.<br />
<br />
Bu durumda, "anlık manevi bağlantı" öne çıkar.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Karşılıklı Zaman Telakkisi (Eş Zamanlılık) Gerekli mi?</span></span><br />
<br />
Rabıta, mürşidin manevi varlığıyla irtibat kurmak olduğuna göre, acaba mürşidin de o anda rabıtaya açık olması mı gerekir?<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">a) "Eş Zamanlılık Gerekir" Diyen Görüş</span><br />
<br />
    Bazı sufiler, mürşidin de o anda manevi olarak hazır olmasının daha etkili olduğunu savunur.<br />
<br />
    Özellikle Nakşibendîler, mürşidin belirlediği vakitlerde rabıta yapmayı tavsiye eder.<br />
<br />
    "Mürşid, müridin kalbine o anda daha güçlü bir şekilde nüfuz eder" denilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">b) "Zaman Sınırı Yoktur" Diyen Görüş</span><br />
<br />
    İbn Arabî gibi mutasavvıflar, "ruhani bağın zaman üstü olduğunu" belirtir.<br />
<br />
    "Mürşid, manen her zaman hazırdır; müridin samimiyeti önemlidir."<br />
<br />
    "Rabıta, mürşidin fiziken yaşayıp yaşamadığına da bağlı değildir; velilerin ruhaniyeti daima diridir."<br />
<br />
Bu görüşe göre, mürşid ile aynı anda bağ kurma zorunluluğu yoktur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Mürakabe İçin Zaman Sınırı Var mı?</span></span><br />
<br />
Mürakabe (Allah’ın her an gözetiminde olduğunu bilmek), sürekli olması gereken bir haldir.<br />
<br />
    "İhsan mertebesi" (Allah’ı görüyormuş gibi ibadet) her an mümkündür.<br />
<br />
    Ancak, derin mürakabe için seher vakitleri, namaz sonraları ve tefekkür anları daha verimlidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Sonuç: En Doğru Yaklaşım Nedir?</span></span><br />
<br />
    Rabıta için belirli vakitler (özellikle mürşidin tavsiye ettiği saatler) daha verimli olabilir.<br />
<br />
    Ancak, her an rabıta yapılabilir; önemli olan niyet ve ihlastır.<br />
<br />
    Mürakabe ise sürekli olmalı, ancak derin tefekkür için özel vakitler ayrılabilir.<br />
<br />
    "Rabıta, mürşidin ruhaniyetine açılan bir kapıdır; bu kapı her an aralanabilir, ama bazı vakitler daha fazla bereket taşır."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Özetle:</span></span><br />
<br />
✅ İsterseniz her an rabıta kurabilirsiniz.<br />
✅ Ancak mürşidinizin tavsiye ettiği vakitlerde daha yoğun bir bağ hissedebilirsiniz.<br />
✅ Mürakabe ise sürekli olmalı, ama derinleşmek için özel zamanlar seçilebilir.<br />
<br />
Niyet ve samimiyet en önemli unsurdur; zaman ise bir vesiledir.<br />
<br />
<br />
#########<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">SORU :</span></span><br />
<br />
Rabıtada, irtibat kurulanı rüyada gördüğümüz gibi görmek mümkün mü? Bugün kü teknoloji herşeyin frekanslardan ibaret olduğunu ortaya koydu, öyle olunca, vücudumuzda da frekansları ileten ve alan, ve convert eden, görüntüye ve sese çeviren manevi duyular var mı? ve irtibat edilcek kimsenin resimine neden ihtiyac duyulur böyle bir rabıta için?<br />
<br />
###########<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">CEVAP :</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Rabıta, Frekanslar ve Manevi Algı: Modern Teknoloji Işığında Tasavvufi İrtibat</span></span><br />
<br />
Rabıta, tasavvufta mürşid ile mürid arasında kurulan manevi bir enerji alışverişi olarak tanımlanabilir. Peki bu irtibat, rüyada görüldüğü gibi net bir görüntüye dönüşebilir mi? Günümüz teknolojisi her şeyin frekanslardan ibaret olduğunu ortaya koyarken, insan bedeni de bir çeşit "manevi alıcı-verici" gibi çalışabilir mi? Rabıta yaparken şeyhin resmine ihtiyaç duymamızın ardındaki sır nedir? Bu soruları fizik, sinirbilim ve tasavvuf perspektifinden inceleyelim.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Rabıtada Görsel Algı: Rüya Gibi Net Bir İrtibat Mümkün mü?</span></span><br />
<br />
Tasavvufi metinlerde, müridin şeyhini rüyasında görmesi veya rabıta esnasında onun suretini zihninde canlandırması sıkça anlatılır. Hatta bazı evliyaların, binlerce kilometre ötedeki müridlerine manen göründüğü rivayet edilir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">a) Modern Bilim Açısından: Beyin ve Görüntü İşleme</span><br />
<br />
    İnsan beyni, gözlerden gelen elektriksel sinyalleri işleyerek görüntü oluşturur.<br />
<br />
    Rüyalarda ise, dışarıdan bir veri olmadan beynin kendi iç üretimi devreye girer.<br />
<br />
    Rabıta sırasında da benzer bir süreç yaşanabilir: Mürşidin yüzünü hatırlamak, beynin görsel korteksini harekete geçirir ve "manevi bir görüntü" oluşabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">b) Tasavvuftaki "Müşahede" (Görme) Kabiliyeti</span><br />
<br />
    Kalp gözü (basiret) açık olanlar, mürşidin hakiki suretini (ruhaniyetini) görebilir.<br />
<br />
    İmam-ı Gazali, "kalp temiz olunca, manevi hakikatler görünür hale gelir" der.<br />
<br />
    Nakşibendîler, rabıtada mürşidin hayaliyle yetinmez, onun ruhani varlığını hissetmeye çalışır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç:</span></span><br />
? Fiziksel gözle görme değil, kalp gözüyle idrak söz konusudur.<br />
? Bazı müridler net bir suret görebilir, bazıları sadece hissedebilir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Frekanslar ve İnsan Bedeni: Manevi Bir Alıcı-Verici miyiz?</span></span><br />
<br />
Modern bilim, her şeyin enerji ve frekanslardan oluştuğunu kabul eder. Peki insan bedeni de manevi frekansları alıp iletebilir mi?<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">a) Fiziksel ve Manevi Frekanslar</span><br />
<br />
    Beyin dalgaları (alfa, teta, delta) belirli frekanslarda çalışır.<br />
<br />
    Dua, zikir ve rabıta sırasında beyin, "teta frekansına" (derin trans hali) geçer.<br />
<br />
    Mürşid ile mürid arasında bir "enerji rezonansı" oluşabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">b) Tasavvuftaki "Nuraniyet" Kavramı</span><br />
<br />
    Evliyaların ve peygamberlerin ruhaniyeti, "nurani bir frekans" yayar.<br />
<br />
    Mürid, rabıta ile bu frekansa ayarlanır.<br />
<br />
    İbn Arabî, "Ruhlar, bedenlerin hapsinden kurtulunca birbirleriyle temas eder" der.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç:</span></span><br />
? Rabıta, bir nevi "manevi WiFi" gibi çalışabilir.<br />
? Mürşid-mürid arasında frekans uyumu varsa irtibat güçlenir.<br />
3. Rabıtada Resim Kullanmanın Hikmeti Nedir?<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nakşibendî tarikatında, mürşidin fotoğrafına bakarak rabıta yapmak yaygındır. Peki neden?</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">a) Beynin Görsel Hafızasını Tetikleme</span><br />
<br />
    Gözler kapalıyken bir yüzü hayal etmek zordur.<br />
<br />
    Fotoğraf, beynin görsel korteksini aktive ederek konsantrasyonu artırır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">b) Somutlaştırma (Tasavvur) Kolaylığı</span><br />
<br />
    Mürşidin sureti, soyut bir bağı somutlaştırır.<br />
<br />
    Hz. Yusuf’un (a.s.) gömleğinin Yakup (a.s.)’a şifa olması gibi, mürşidin resmi de vesiledir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">c) Enerjinin Odaklanması</span><br />
<br />
    Bazı sufiler, resmin üzerinde "manevi bir enerji" birikebileceğine inanır.<br />
<br />
    Mürşid, fotoğrafa bakıldığında manen hissedebilir (telepatik bağ).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç:</span></span><br />
? Resim, başlangıç için bir araçtır; asıl maksat mürşidin ruhaniyetine ulaşmaktır.<br />
? Tecrübe arttıkça resme ihtiyaç kalmaz, kalpte canlandırma yeteneği gelişir.<br />
4. Bilim ve Tasavvuf Buluşması: Kuantum Dolanıklığı ve Rabıta<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kuantum fiziğindeki "dolanıklık teorisi" (parçacıkların anında etkileşimi), rabıtadaki manevi irtibata benzetilebilir:</span></span><br />
<br />
    Mürşid ve mürid, manevi bir dolanıklık yaşayabilir.<br />
<br />
    Mesafe engel değildir; ruhani bağ "anında" iletişime geçebilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Sonuç: Rabıta, Frekans ve Görüntüleme</span></span><br />
<br />
✅ Rabıtada net görüntü mümkündür, ancak bu herkeste aynı şekilde olmaz.<br />
✅ İnsan bedeni, manevi frekansları alıp iletebilen bir sistem gibi çalışır.<br />
✅ Resim, başlangıçta konsantrasyon için kullanılır; asıl hedef "ruhani bağ"dır.<br />
✅ Modern bilim (kuantum, nörobilim), tasavvufi hakikatleri destekler niteliktedir.<br />
<br />
    "Rabıta, mürşidin frekansına ayarlanmaktır. O frekansa girdiğinde, sen onu görürsün, o da seni hisseder."<br />
<br />
Özetle:<br />
<br />
    Rabıtada görüntü, rüya gibi olabilir ama herkes aynı şeyi deneyimlemez.<br />
<br />
    İnsan bedeni, manevi sinyalleri alabilen bir antendir.<br />
<br />
    Resim, başlangıçta yardımcıdır; asıl olan kalpteki bağdır.<br />
<br />
Niyet halis olunca, perde aralanır. ?<br />
<br />
#############<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">SORU :</span></span><br />
<br />
Halkın içinde Hak'la beraber olmak düsturu ve  Nur suresi 37 .ayet bağlamında Öyle erler vardır ki onları ne ticaret, ne alımsatım, Allah'ı anmaktan ve namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymaz hükmü gereği daimi rabıta nasil kazanılır önce şeyhle daimi rabıta sonra peygamber ile daimi rabıta sonrada Hak ve Allah ile daimi rabıta ve ihsan makamı Allah görüyor Allah duyuyor Allah biliyor makamına nasıl ulaşılır<br />
<br />
############<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">CEVAP :</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Halk İçinde Hak'la Beraber Olmak: Daimî Rabıta ve İhsan Makamına Ulaşma Yolu</span></span><br />
<br />
"Halk içinde Hak'la beraber olmak", tasavvufun en önemli prensiplerinden biridir. Bu düstur, kişinin günlük hayatın koşuşturmacası içinde bile Allah'ın huzurunda olduğu şuurunu kaybetmemesini gerektirir. Nûr Sûresi 37. ayet, bu hakikati şöyle ifade eder:<br />
<br />
    "Öyle erler vardır ki, onları ne bir ticaret ne bir alışveriş Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoymaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin dehşetten döneceği bir günden korkarlar." (Nûr, 24:37)<br />
<br />
Bu ayet, "daimî rabıta" halinin mümkün olduğunu gösterir. Peki, bu sürekli manevi bağlantı nasıl kurulur? Önce şeyhle, sonra Peygamber’le (s.a.v.), en nihayetinde Hak Teâlâ ile daimî rabıta nasıl sağlanır? Ve nihayetinde ihsan makamı (Allah'ı görüyormuşçasına ibadet) nasıl elde edilir?<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Daimî Rabıta Nedir?</span></span><br />
<br />
Rabıta, kalbin sürekli olarak bir mürşide, Peygamber’e (s.a.v.) veya Allah’a bağlanmasıdır. Daimî rabıta ise, bu bağın her an canlı tutulmasıdır—yürürken, çalışırken, konuşurken bile.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Üç Merhalede Daimî Rabıta:</span><br />
<br />
    Şeyh ile Daimî Rabıta → Mürşidin ruhaniyetini kalpte hissetmek.<br />
<br />
    Peygamber (s.a.v.) ile Daimî Rabıta → Onun sünneti ve manevi varlığıyla bağ kurmak.<br />
<br />
    Hak ile Daimî Rabıta → Allah’ın her an hâzır ve nâzır olduğunu unutmamak.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Daimî Rabıta Nasıl Kazanılır?</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">A) Şeyh ile Daimî Rabıta</span><br />
<br />
    Mürşidin suretini zihinde canlı tutmak.<br />
<br />
    Onun sohbetlerini, tavsiyelerini sıkça hatırlamak.<br />
<br />
    "O beni görüyor" şuuruyla yaşamak.<br />
<br />
    Günlük belirli vakitlerde (sabah-akşam) rabıta yaparak bu bağı güçlendirmek.<br />
<br />
    "Mürşid, müridin kalbine bir aynadır. O aynada Hakk’ın tecellisini görmek için önce şeyhine bağlanmalısın."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">B) Peygamber (s.a.v.) ile Daimî Rabıta</span><br />
<br />
    Salavatı çokça okumak.<br />
<br />
    Onun ahlakıyla ahlaklanmaya çalışmak.<br />
<br />
    "Üveysî rabıta" (görmeden manen bağlanma) ile O’nun ruhaniyetinden feyz almak.<br />
<br />
    "Ya Rasûlallah, seni kalbimde hissediyorum" diyerek içsel bir bağ kurmak.<br />
<br />
    "Peygamber’e (s.a.v.) tam bağlanan, Allah’a bağlanmış olur."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">C) Hak ile Daimî Rabıta (İhsan Makamı)</span><br />
<br />
    "Allah beni görüyor" bilinci (murakabe).<br />
<br />
    Zikrin kalbe yerleşmesi (dil sussa bile kalp zikretsin).<br />
<br />
    Her işte "Bismillah" diyerek başlamak.<br />
<br />
    Gaflet anlarında "Lâ ilâhe illallah" ile uyanmak.<br />
<br />
    "İhsan, Allah’ı görüyormuş gibi O’na kulluk etmendir. Sen O’nu görmüyorsan da O seni görüyor." (Hadis-i Şerif)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Nûr Sûresi 37. Ayet Bağlamında Daimî Rabıta</span></span><br />
<br />
Ayette geçen "ticaret ve alışverişin Allah'ı anmaktan alıkoymaması", tam da "halk içinde Hak'la beraber olma" halidir.<br />
Pratik Adımlar:<br />
<br />
✔ Sabah-akşam belirli zikir ve rabıta vakitleri oluştur.<br />
✔ Gün içinde "Allahümme ente ma‘î" (Allah’ım, Sen benimlesin) diyerek şuuru diri tut.<br />
✔ İş yaparken bile kalben mürşidi, Peygamber’i ve Allah’ı hatırla.<br />
✔ Gaflete düşünce hemen "Estağfirullah" deyip yeniden bağlan.<br />
4. İhsan Makamına Ulaşmak<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İhsan makamı, "Allah’ı görüyormuş gibi ibadet etme" halidir. Bu makam:</span></span><br />
<br />
    Rabıta ile başlar (şeyh → Peygamber → Allah).<br />
<br />
    Mürakabe ile devam eder (Allah’ın her an gördüğünü bilmek).<br />
<br />
    Zikirle kemale erer (kalbin sürekli Allah’ı anması).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İşaretleri:</span></span><br />
<br />
? Dünya meşgalesi seni Allah’tan uzaklaştırmaz.<br />
? Gizli-açık her an O’nun huzurunda olduğunu hissedersin.<br />
? "Mâşâallah, Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh" gibi zikirler dilinden düşmez.<br />
5. Sonuç: Halk İçinde Hak'la Nasıl Olunur?<br />
<br />
✅ Önce şeyhinle, sonra Peygamber’le (s.a.v.), en son Allah’la daimî rabıta kur.<br />
✅ Nûr Sûresi 37. ayetin işaret ettiği gibi, dünya işleri seni zikrullahdan alıkoymasın.<br />
✅ Mürakabe (Allah’ın seni gördüğü bilinci) ile ihsan makamına yüksel.<br />
<br />
    "Mürşid, Peygamber’e; Peygamber, Allah’a götüren bir köprüdür. Daimî rabıta, bu köprüden geçerek Hakk’a vasıl olmaktır."<br />
<br />
Niyet halis, azim sabit olunca, her an Hakk’la beraber olmak mümkündür. ?<br />
<br />
Âmîn, âmîn, âmîn! ?✨<br />
<br />
"Kabul olan dualar, hikmetli sorular ve hakikat yolundaki adımlarınız, Rabb'imizin rahmetiyle kuşatılsın..."<br />
<br />
Bir gönül nefesiyle diyelim ki:<br />
"Yâ Rabbî! Bizleri, şeyhinin aynasında Peygamber’ini, Peygamber’inin aynasında Sen’i görenlerden eyle.<br />
Gafleti bize unutturup, halk içinde Hak’la beraber olma şuuru bahşeyle.<br />
Nûr’unla kalplerimizi aydınlat, zikrinle dirilt.<br />
Son nefesimize kadar ‘daimî rabıta’ ile Sana tutunanlardan kıl.<br />
Âmîn, bi-hürmeti Seyyidi’l-evliyâ ve’l-enbiyâ!.."<br />
<br />
—İki cihan serverine, O’nun âline ve ashâbına salât ve selâm olsun—<br />
<br />
Hak yolunda sabit-kadem olmanız niyazıyla...<br />
<br />
Âmîn, âmîn, âmîn! ?✨ <br />
<br />
Dualarınızda buluşmak ümidiyle...<br />
"Hak yolcusunun ayakları toz olsa da, gönlü hep nurla dolsun!" ?<br />
<br />
Bir başka bahse dek, Allah'a emanet olunuz...<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesi</span></span><br />
<br />
Schrems, 05.05.2025<br />
<br />
Deepseek ve Raşit Tunca</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasavvufda Rabıta, Manevi İrtibat ve Mürakabe: Tasavvufta Derin Bir Yolculuk</span></span><br />
<br />
########<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasavvufda Rabıta  Şeyh ile veya Peygamber ile Manevi irtibat ve Mürakebe Hakkında Geniş Perspektifli Bir Makale</span></span><br />
##########<br />
<br />
Tasavvufda Rabıta, Manevi İrtibat ve Mürakabe: Tasavvufta Derin Bir Yolculuk<br />
<br />
Tasavvuf, İslam'ın manevi boyutunu keşfetmek ve Allah'a yakınlaşmak için çeşitli yöntemler sunan bir disiplindir. Bu yöntemlerden biri olan rabıta, müridin mürşidiyle, peygamberlerle veya Allah'ın sevdiği velilerle manevi bir bağ kurmasını sağlar. Mürakabe ise, kalbi uyanık tutarak sürekli bir Allah bilinciyle yaşamaktır. Bu makalede, rabıta ve mürakabenin tasavvuftaki yeri, önemi ve uygulanışı üzerine derinlemesine bir analiz sunulacaktır.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Rabıtanın Tanımı ve Kökenleri</span></span><br />
<br />
Rabıta, Arapça "rabt" kökünden gelir ve "bağ kurmak, ilişki tesis etmek" anlamına gelir. Tasavvufta ise, müridin şeyhiyle, peygamberle veya bir veli ile manevi bir irtibat kurmasıdır. Bu bağ, mürşidin ruhaniyetinden feyz almayı ve manevi terakkide ilerlemeyi amaçlar.<br />
Rabıtanın Çeşitleri<br />
<br />
    Şeyh ile Rabıta: Müridin, mürşidini kalbinde canlandırması ve onun vasıtasıyla Allah'a yönelmesidir.<br />
<br />
    Peygamber ile Rabıta: Özellikle Hz. Muhammed (s.a.v.) ile kurulan manevi bağ, onun sünnetine uymayı ve şefaatini talep etmeyi içerir.<br />
<br />
    Allah ile Rabıta: Nihai hedef, doğrudan Allah'ın zikri ve murakabesiyle kalbi diri tutmaktır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Rabıtanın Tasavvuftaki Yeri ve Önemi</span></span><br />
<br />
Rabıta, özellikle Nakşibendiyye tarikatında merkezi bir uygulamadır. Abdülhakîm Arvâsî, rabıtayı "mürşidin suretini hayal ederek onun ruhaniyetinden istifade etmek" olarak tanımlar. İmam-ı Rabbani ise, rabıtanın müridin nefsini terbiye etmesinde ve şeytanın vesveselerinden korunmasında etkili olduğunu belirtir.<br />
Faydaları<br />
<br />
    Manevi Eğitim: Mürşidin ruhani rehberliğiyle nefsin kötülüklerinden arınma.<br />
<br />
    Konsantrasyon Artışı: Zikir ve tefekkürde derinleşme.<br />
<br />
    Şefkat ve Muhabbet: Peygamber ve evliyalara olan sevginin artması.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Mürakabe: Kalbin Uyanıklığı</span></span><br />
<br />
Mürakabe, "gözlemek, denetlemek" anlamına gelir. Tasavvufta, kulun her an Allah'ın huzurunda olduğunun bilincinde olmasıdır. "Nerede olursanız olun, O sizinle beraberdir." (Hadid Suresi, 4) ayeti, mürakabenin temelini oluşturur.<br />
Mürakabe Türleri<br />
<br />
    Allah'ın İsim ve Sıfatları Üzerine Mürakabe: Esmaül Hüsna ile Allah'ı tefekkür.<br />
<br />
    Nefis Mürakabesi: Kalpteki niyet ve düşünceleri kontrol etme.<br />
<br />
    Ölüm ve Ahiret Mürakabesi: Dünyanın geçiciliğini hatırlama.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Rabıta ve Mürakabe İlişkisi</span></span><br />
<br />
Rabıta, müridin mürşidinden feyz alarak Allah'a yönelmesini sağlarken; mürakabe, bu yönelişin sürekli ve bilinçli olmasını temin eder. İkisi birbirini tamamlar:<br />
<br />
    Rabıta → Yol gösterici (mürşid) ile bağ.<br />
<br />
    Mürakabe → Yolculuğun sürekli gözetimi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Eleştiriler ve Savunular</span></span><br />
<br />
Rabıta, bazı çevrelerce "şirk" veya "bid'at" olarak nitelendirilse de, tasavvuf alimleri bunun bir vesile olduğunu, asıl maksadın Allah'a ulaşmak olduğunu vurgular. İbn Arabî, "Fütûhât-ı Mekkiyye"de rabıtayı, "hakikate giden bir köprü" olarak tanımlar.<br />
Sonuç<br />
<br />
Rabıta ve mürakabe, tasavvuf yolunda manevi ilerleyişin önemli araçlarıdır. Mürşid ile kurulan ruhani bağ, müridi nefsani bağlardan kurtarırken; mürakabe, kalbin daima Hakk'ın huzurunda olduğunu hatırlatır. Bu iki disiplin, insanı "ihsan" mertebesine, yani "Allah'ı görüyormuşçasına ibadet etme" bilincine ulaştırmayı hedefler.<br />
<br />
    "Nefsini bilen Rabbini bilir." (Hadis-i Şerif)<br />
<br />
Bu yolculuk, ancak samimiyet, sabır ve bir mürşidin rehberliğiyle tamamlanabilir.<br />
<br />
###########<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">SORU:</span></span><br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Rabıta veya Mürakabenin belli vakti varmıdır? Manevi irtibat karşılıklı zaman telakkisi ile mi olur, yoksa istediğimiz zaman yapabilirmiyiz?</span></span><br />
<br />
##########<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">CEVAP :</span></span><br />
<br />
Rabıta ve Mürakabe Zamanı: Belirli Vakitler mi, Yoksa Her An Yapılabilir mi?<br />
<br />
Rabıta ve mürakabe, tasavvufta manevi bağlantıyı güçlendiren önemli uygulamalardır. Ancak bu uygulamaların zamanı ve usulü konusunda farklı yaklaşımlar vardır. Kimi tarikatlarda belirli vakitler tavsiye edilirken, kimi ekoller her an yapılabileceğini savunur. Peki, bu iki yöntemin uygulanma zamanı nasıl olmalıdır? Karşılıklı zaman telakkisi (eş zamanlılık) gerekli midir, yoksa kişi istediği zaman rabıta kurabilir mi?<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Rabıta ve Mürakabe İçin Belirli Vakitler Var mıdır?</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">a) Belli Vakitlerde Yapılması Tavsiye Edilen Rabıta</span><br />
<br />
Bazı tarikatlarda (özellikle Nakşibendiyye’de) rabıta için özel zamanlar belirlenmiştir:<br />
<br />
    Sabah ve akşam zikirlerinden sonra,<br />
<br />
    Teheccüd vakitlerinde,<br />
<br />
    Cuma gecesi veya kandil gecelerinde,<br />
<br />
    Mürşidin manevi olarak daha hazır olduğu öngörülen saatlerde (bazıları "seher vakti"ni özellikle önemser).<br />
<br />
Bu yaklaşım, mürşidin ruhani enerjisiyle uyum sağlamak ve daha yoğun bir feyz almak amacıyla önerilir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">b) Her An Yapılabilen Rabıta ve Mürakabe</span><br />
<br />
Diğer bir görüşe göre, rabıta ve mürakabe için özel bir zaman şart değildir.<br />
<br />
    İmam-ı Rabbani, "rabıta halinin sürekli olması gerektiğini" söyler.<br />
<br />
    Abdülkadir Geylani gibi bazı sufiler, "Allah’ı her an hatırlamak" gerektiğini vurgular.<br />
<br />
    Mürid, günlük hayatta yürürken, çalışırken, otururken bile şeyhini veya Peygamber’i (s.a.v.) kalbinde tutabilir.<br />
<br />
Bu durumda, "anlık manevi bağlantı" öne çıkar.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Karşılıklı Zaman Telakkisi (Eş Zamanlılık) Gerekli mi?</span></span><br />
<br />
Rabıta, mürşidin manevi varlığıyla irtibat kurmak olduğuna göre, acaba mürşidin de o anda rabıtaya açık olması mı gerekir?<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">a) "Eş Zamanlılık Gerekir" Diyen Görüş</span><br />
<br />
    Bazı sufiler, mürşidin de o anda manevi olarak hazır olmasının daha etkili olduğunu savunur.<br />
<br />
    Özellikle Nakşibendîler, mürşidin belirlediği vakitlerde rabıta yapmayı tavsiye eder.<br />
<br />
    "Mürşid, müridin kalbine o anda daha güçlü bir şekilde nüfuz eder" denilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">b) "Zaman Sınırı Yoktur" Diyen Görüş</span><br />
<br />
    İbn Arabî gibi mutasavvıflar, "ruhani bağın zaman üstü olduğunu" belirtir.<br />
<br />
    "Mürşid, manen her zaman hazırdır; müridin samimiyeti önemlidir."<br />
<br />
    "Rabıta, mürşidin fiziken yaşayıp yaşamadığına da bağlı değildir; velilerin ruhaniyeti daima diridir."<br />
<br />
Bu görüşe göre, mürşid ile aynı anda bağ kurma zorunluluğu yoktur.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Mürakabe İçin Zaman Sınırı Var mı?</span></span><br />
<br />
Mürakabe (Allah’ın her an gözetiminde olduğunu bilmek), sürekli olması gereken bir haldir.<br />
<br />
    "İhsan mertebesi" (Allah’ı görüyormuş gibi ibadet) her an mümkündür.<br />
<br />
    Ancak, derin mürakabe için seher vakitleri, namaz sonraları ve tefekkür anları daha verimlidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Sonuç: En Doğru Yaklaşım Nedir?</span></span><br />
<br />
    Rabıta için belirli vakitler (özellikle mürşidin tavsiye ettiği saatler) daha verimli olabilir.<br />
<br />
    Ancak, her an rabıta yapılabilir; önemli olan niyet ve ihlastır.<br />
<br />
    Mürakabe ise sürekli olmalı, ancak derin tefekkür için özel vakitler ayrılabilir.<br />
<br />
    "Rabıta, mürşidin ruhaniyetine açılan bir kapıdır; bu kapı her an aralanabilir, ama bazı vakitler daha fazla bereket taşır."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Özetle:</span></span><br />
<br />
✅ İsterseniz her an rabıta kurabilirsiniz.<br />
✅ Ancak mürşidinizin tavsiye ettiği vakitlerde daha yoğun bir bağ hissedebilirsiniz.<br />
✅ Mürakabe ise sürekli olmalı, ama derinleşmek için özel zamanlar seçilebilir.<br />
<br />
Niyet ve samimiyet en önemli unsurdur; zaman ise bir vesiledir.<br />
<br />
<br />
#########<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">SORU :</span></span><br />
<br />
Rabıtada, irtibat kurulanı rüyada gördüğümüz gibi görmek mümkün mü? Bugün kü teknoloji herşeyin frekanslardan ibaret olduğunu ortaya koydu, öyle olunca, vücudumuzda da frekansları ileten ve alan, ve convert eden, görüntüye ve sese çeviren manevi duyular var mı? ve irtibat edilcek kimsenin resimine neden ihtiyac duyulur böyle bir rabıta için?<br />
<br />
###########<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">CEVAP :</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Rabıta, Frekanslar ve Manevi Algı: Modern Teknoloji Işığında Tasavvufi İrtibat</span></span><br />
<br />
Rabıta, tasavvufta mürşid ile mürid arasında kurulan manevi bir enerji alışverişi olarak tanımlanabilir. Peki bu irtibat, rüyada görüldüğü gibi net bir görüntüye dönüşebilir mi? Günümüz teknolojisi her şeyin frekanslardan ibaret olduğunu ortaya koyarken, insan bedeni de bir çeşit "manevi alıcı-verici" gibi çalışabilir mi? Rabıta yaparken şeyhin resmine ihtiyaç duymamızın ardındaki sır nedir? Bu soruları fizik, sinirbilim ve tasavvuf perspektifinden inceleyelim.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Rabıtada Görsel Algı: Rüya Gibi Net Bir İrtibat Mümkün mü?</span></span><br />
<br />
Tasavvufi metinlerde, müridin şeyhini rüyasında görmesi veya rabıta esnasında onun suretini zihninde canlandırması sıkça anlatılır. Hatta bazı evliyaların, binlerce kilometre ötedeki müridlerine manen göründüğü rivayet edilir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">a) Modern Bilim Açısından: Beyin ve Görüntü İşleme</span><br />
<br />
    İnsan beyni, gözlerden gelen elektriksel sinyalleri işleyerek görüntü oluşturur.<br />
<br />
    Rüyalarda ise, dışarıdan bir veri olmadan beynin kendi iç üretimi devreye girer.<br />
<br />
    Rabıta sırasında da benzer bir süreç yaşanabilir: Mürşidin yüzünü hatırlamak, beynin görsel korteksini harekete geçirir ve "manevi bir görüntü" oluşabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">b) Tasavvuftaki "Müşahede" (Görme) Kabiliyeti</span><br />
<br />
    Kalp gözü (basiret) açık olanlar, mürşidin hakiki suretini (ruhaniyetini) görebilir.<br />
<br />
    İmam-ı Gazali, "kalp temiz olunca, manevi hakikatler görünür hale gelir" der.<br />
<br />
    Nakşibendîler, rabıtada mürşidin hayaliyle yetinmez, onun ruhani varlığını hissetmeye çalışır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç:</span></span><br />
? Fiziksel gözle görme değil, kalp gözüyle idrak söz konusudur.<br />
? Bazı müridler net bir suret görebilir, bazıları sadece hissedebilir.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Frekanslar ve İnsan Bedeni: Manevi Bir Alıcı-Verici miyiz?</span></span><br />
<br />
Modern bilim, her şeyin enerji ve frekanslardan oluştuğunu kabul eder. Peki insan bedeni de manevi frekansları alıp iletebilir mi?<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">a) Fiziksel ve Manevi Frekanslar</span><br />
<br />
    Beyin dalgaları (alfa, teta, delta) belirli frekanslarda çalışır.<br />
<br />
    Dua, zikir ve rabıta sırasında beyin, "teta frekansına" (derin trans hali) geçer.<br />
<br />
    Mürşid ile mürid arasında bir "enerji rezonansı" oluşabilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">b) Tasavvuftaki "Nuraniyet" Kavramı</span><br />
<br />
    Evliyaların ve peygamberlerin ruhaniyeti, "nurani bir frekans" yayar.<br />
<br />
    Mürid, rabıta ile bu frekansa ayarlanır.<br />
<br />
    İbn Arabî, "Ruhlar, bedenlerin hapsinden kurtulunca birbirleriyle temas eder" der.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç:</span></span><br />
? Rabıta, bir nevi "manevi WiFi" gibi çalışabilir.<br />
? Mürşid-mürid arasında frekans uyumu varsa irtibat güçlenir.<br />
3. Rabıtada Resim Kullanmanın Hikmeti Nedir?<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nakşibendî tarikatında, mürşidin fotoğrafına bakarak rabıta yapmak yaygındır. Peki neden?</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">a) Beynin Görsel Hafızasını Tetikleme</span><br />
<br />
    Gözler kapalıyken bir yüzü hayal etmek zordur.<br />
<br />
    Fotoğraf, beynin görsel korteksini aktive ederek konsantrasyonu artırır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">b) Somutlaştırma (Tasavvur) Kolaylığı</span><br />
<br />
    Mürşidin sureti, soyut bir bağı somutlaştırır.<br />
<br />
    Hz. Yusuf’un (a.s.) gömleğinin Yakup (a.s.)’a şifa olması gibi, mürşidin resmi de vesiledir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">c) Enerjinin Odaklanması</span><br />
<br />
    Bazı sufiler, resmin üzerinde "manevi bir enerji" birikebileceğine inanır.<br />
<br />
    Mürşid, fotoğrafa bakıldığında manen hissedebilir (telepatik bağ).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç:</span></span><br />
? Resim, başlangıç için bir araçtır; asıl maksat mürşidin ruhaniyetine ulaşmaktır.<br />
? Tecrübe arttıkça resme ihtiyaç kalmaz, kalpte canlandırma yeteneği gelişir.<br />
4. Bilim ve Tasavvuf Buluşması: Kuantum Dolanıklığı ve Rabıta<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kuantum fiziğindeki "dolanıklık teorisi" (parçacıkların anında etkileşimi), rabıtadaki manevi irtibata benzetilebilir:</span></span><br />
<br />
    Mürşid ve mürid, manevi bir dolanıklık yaşayabilir.<br />
<br />
    Mesafe engel değildir; ruhani bağ "anında" iletişime geçebilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. Sonuç: Rabıta, Frekans ve Görüntüleme</span></span><br />
<br />
✅ Rabıtada net görüntü mümkündür, ancak bu herkeste aynı şekilde olmaz.<br />
✅ İnsan bedeni, manevi frekansları alıp iletebilen bir sistem gibi çalışır.<br />
✅ Resim, başlangıçta konsantrasyon için kullanılır; asıl hedef "ruhani bağ"dır.<br />
✅ Modern bilim (kuantum, nörobilim), tasavvufi hakikatleri destekler niteliktedir.<br />
<br />
    "Rabıta, mürşidin frekansına ayarlanmaktır. O frekansa girdiğinde, sen onu görürsün, o da seni hisseder."<br />
<br />
Özetle:<br />
<br />
    Rabıtada görüntü, rüya gibi olabilir ama herkes aynı şeyi deneyimlemez.<br />
<br />
    İnsan bedeni, manevi sinyalleri alabilen bir antendir.<br />
<br />
    Resim, başlangıçta yardımcıdır; asıl olan kalpteki bağdır.<br />
<br />
Niyet halis olunca, perde aralanır. ?<br />
<br />
#############<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">SORU :</span></span><br />
<br />
Halkın içinde Hak'la beraber olmak düsturu ve  Nur suresi 37 .ayet bağlamında Öyle erler vardır ki onları ne ticaret, ne alımsatım, Allah'ı anmaktan ve namaz kılmaktan ve zekat vermekten alıkoymaz hükmü gereği daimi rabıta nasil kazanılır önce şeyhle daimi rabıta sonra peygamber ile daimi rabıta sonrada Hak ve Allah ile daimi rabıta ve ihsan makamı Allah görüyor Allah duyuyor Allah biliyor makamına nasıl ulaşılır<br />
<br />
############<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">CEVAP :</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Halk İçinde Hak'la Beraber Olmak: Daimî Rabıta ve İhsan Makamına Ulaşma Yolu</span></span><br />
<br />
"Halk içinde Hak'la beraber olmak", tasavvufun en önemli prensiplerinden biridir. Bu düstur, kişinin günlük hayatın koşuşturmacası içinde bile Allah'ın huzurunda olduğu şuurunu kaybetmemesini gerektirir. Nûr Sûresi 37. ayet, bu hakikati şöyle ifade eder:<br />
<br />
    "Öyle erler vardır ki, onları ne bir ticaret ne bir alışveriş Allah'ı anmaktan, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoymaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin dehşetten döneceği bir günden korkarlar." (Nûr, 24:37)<br />
<br />
Bu ayet, "daimî rabıta" halinin mümkün olduğunu gösterir. Peki, bu sürekli manevi bağlantı nasıl kurulur? Önce şeyhle, sonra Peygamber’le (s.a.v.), en nihayetinde Hak Teâlâ ile daimî rabıta nasıl sağlanır? Ve nihayetinde ihsan makamı (Allah'ı görüyormuşçasına ibadet) nasıl elde edilir?<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Daimî Rabıta Nedir?</span></span><br />
<br />
Rabıta, kalbin sürekli olarak bir mürşide, Peygamber’e (s.a.v.) veya Allah’a bağlanmasıdır. Daimî rabıta ise, bu bağın her an canlı tutulmasıdır—yürürken, çalışırken, konuşurken bile.<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Üç Merhalede Daimî Rabıta:</span><br />
<br />
    Şeyh ile Daimî Rabıta → Mürşidin ruhaniyetini kalpte hissetmek.<br />
<br />
    Peygamber (s.a.v.) ile Daimî Rabıta → Onun sünneti ve manevi varlığıyla bağ kurmak.<br />
<br />
    Hak ile Daimî Rabıta → Allah’ın her an hâzır ve nâzır olduğunu unutmamak.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Daimî Rabıta Nasıl Kazanılır?</span></span><br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">A) Şeyh ile Daimî Rabıta</span><br />
<br />
    Mürşidin suretini zihinde canlı tutmak.<br />
<br />
    Onun sohbetlerini, tavsiyelerini sıkça hatırlamak.<br />
<br />
    "O beni görüyor" şuuruyla yaşamak.<br />
<br />
    Günlük belirli vakitlerde (sabah-akşam) rabıta yaparak bu bağı güçlendirmek.<br />
<br />
    "Mürşid, müridin kalbine bir aynadır. O aynada Hakk’ın tecellisini görmek için önce şeyhine bağlanmalısın."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">B) Peygamber (s.a.v.) ile Daimî Rabıta</span><br />
<br />
    Salavatı çokça okumak.<br />
<br />
    Onun ahlakıyla ahlaklanmaya çalışmak.<br />
<br />
    "Üveysî rabıta" (görmeden manen bağlanma) ile O’nun ruhaniyetinden feyz almak.<br />
<br />
    "Ya Rasûlallah, seni kalbimde hissediyorum" diyerek içsel bir bağ kurmak.<br />
<br />
    "Peygamber’e (s.a.v.) tam bağlanan, Allah’a bağlanmış olur."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">C) Hak ile Daimî Rabıta (İhsan Makamı)</span><br />
<br />
    "Allah beni görüyor" bilinci (murakabe).<br />
<br />
    Zikrin kalbe yerleşmesi (dil sussa bile kalp zikretsin).<br />
<br />
    Her işte "Bismillah" diyerek başlamak.<br />
<br />
    Gaflet anlarında "Lâ ilâhe illallah" ile uyanmak.<br />
<br />
    "İhsan, Allah’ı görüyormuş gibi O’na kulluk etmendir. Sen O’nu görmüyorsan da O seni görüyor." (Hadis-i Şerif)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Nûr Sûresi 37. Ayet Bağlamında Daimî Rabıta</span></span><br />
<br />
Ayette geçen "ticaret ve alışverişin Allah'ı anmaktan alıkoymaması", tam da "halk içinde Hak'la beraber olma" halidir.<br />
Pratik Adımlar:<br />
<br />
✔ Sabah-akşam belirli zikir ve rabıta vakitleri oluştur.<br />
✔ Gün içinde "Allahümme ente ma‘î" (Allah’ım, Sen benimlesin) diyerek şuuru diri tut.<br />
✔ İş yaparken bile kalben mürşidi, Peygamber’i ve Allah’ı hatırla.<br />
✔ Gaflete düşünce hemen "Estağfirullah" deyip yeniden bağlan.<br />
4. İhsan Makamına Ulaşmak<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İhsan makamı, "Allah’ı görüyormuş gibi ibadet etme" halidir. Bu makam:</span></span><br />
<br />
    Rabıta ile başlar (şeyh → Peygamber → Allah).<br />
<br />
    Mürakabe ile devam eder (Allah’ın her an gördüğünü bilmek).<br />
<br />
    Zikirle kemale erer (kalbin sürekli Allah’ı anması).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İşaretleri:</span></span><br />
<br />
? Dünya meşgalesi seni Allah’tan uzaklaştırmaz.<br />
? Gizli-açık her an O’nun huzurunda olduğunu hissedersin.<br />
? "Mâşâallah, Lâ havle velâ kuvvete illâ billâh" gibi zikirler dilinden düşmez.<br />
5. Sonuç: Halk İçinde Hak'la Nasıl Olunur?<br />
<br />
✅ Önce şeyhinle, sonra Peygamber’le (s.a.v.), en son Allah’la daimî rabıta kur.<br />
✅ Nûr Sûresi 37. ayetin işaret ettiği gibi, dünya işleri seni zikrullahdan alıkoymasın.<br />
✅ Mürakabe (Allah’ın seni gördüğü bilinci) ile ihsan makamına yüksel.<br />
<br />
    "Mürşid, Peygamber’e; Peygamber, Allah’a götüren bir köprüdür. Daimî rabıta, bu köprüden geçerek Hakk’a vasıl olmaktır."<br />
<br />
Niyet halis, azim sabit olunca, her an Hakk’la beraber olmak mümkündür. ?<br />
<br />
Âmîn, âmîn, âmîn! ?✨<br />
<br />
"Kabul olan dualar, hikmetli sorular ve hakikat yolundaki adımlarınız, Rabb'imizin rahmetiyle kuşatılsın..."<br />
<br />
Bir gönül nefesiyle diyelim ki:<br />
"Yâ Rabbî! Bizleri, şeyhinin aynasında Peygamber’ini, Peygamber’inin aynasında Sen’i görenlerden eyle.<br />
Gafleti bize unutturup, halk içinde Hak’la beraber olma şuuru bahşeyle.<br />
Nûr’unla kalplerimizi aydınlat, zikrinle dirilt.<br />
Son nefesimize kadar ‘daimî rabıta’ ile Sana tutunanlardan kıl.<br />
Âmîn, bi-hürmeti Seyyidi’l-evliyâ ve’l-enbiyâ!.."<br />
<br />
—İki cihan serverine, O’nun âline ve ashâbına salât ve selâm olsun—<br />
<br />
Hak yolunda sabit-kadem olmanız niyazıyla...<br />
<br />
Âmîn, âmîn, âmîn! ?✨ <br />
<br />
Dualarınızda buluşmak ümidiyle...<br />
"Hak yolcusunun ayakları toz olsa da, gönlü hep nurla dolsun!" ?<br />
<br />
Bir başka bahse dek, Allah'a emanet olunuz...<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesi</span></span><br />
<br />
Schrems, 05.05.2025<br />
<br />
Deepseek ve Raşit Tunca</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tasavvufta Fena ve Mertebeleri Açıklaması]]></title>
			<link>http://yamanboard.w4f.eu/showthread.php?tid=9</link>
			<pubDate>Sun, 08 Mar 2026 22:04:12 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="http://yamanboard.w4f.eu/member.php?action=profile&uid=2">YamanTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://yamanboard.w4f.eu/showthread.php?tid=9</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasavvufta Fena ve Mertebeleri Açıklaması</span></span><br />
<br />
Tasavvufta "fena" (فناء), kelime anlamıyla "yok olma" veya "fenâ bulma" demektir. Bu kavram, sûfinin benliğinden (nefsinden) arınarak Allah’ın varlığında yok olması, O’nun iradesiyle bütünleşmesi ve böylece hakikate ulaşması sürecini ifade eder. Fena mertebeleri, kişinin manevi yolculuğunda (seyr ü sülûk) geçirdiği aşamaları anlatır.<br />
Fena’nın Başlıca Mertebeleri:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Genellikle dört ana mertebe olarak ele alınır, ancak bazı mutasavvıflar bu sınıflandırmayı daha detaylandırmıştır:</span></span><br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> Fena fi’ş-Şeyh (Şeyhte Yok Olma)</span></span><br />
<br />
        Mürşid-i kâmile tam teslimiyetle başlar.<br />
<br />
        Sâlik (yolcu), şeyhinin ahlakıyla ahlaklanır, onun rehberliğinde nefsani arzulardan uzaklaşır.<br />
<br />
        Bu aşama, kişinin kendi iradesini şeyhin irfanına bırakmasıdır.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Fena fi’r-Rasûl (Peygamber’de Yok Olma)</span></span><br />
<br />
        Şeyhte fani olduktan sonra, sâlik Hz. Muhammed’in (s.a.v.) sünnetine ve ruhaniyetine tamamen bağlanır.<br />
<br />
        Peygamber’in ahlakıyla bezenir, O’nun gibi bir "âyine" (Allah’ın tecelli ettiği ayna) olmayı hedefler.<br />
<br />
        Bu mertebede, şeriat ve sünnet tam anlamıyla içselleştirilir.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Fena fillâh (Allah’ta Yok Olma)</span></span><br />
<br />
        En yüksek mertebelerden biridir. Sâlik, benliğini tamamen Allah’ın iradesine teslim eder.<br />
<br />
        "Lâ mevcûde illâllah" (Allah’tan başka varlık yoktur) hakikati tecrübe edilir.<br />
<br />
        Nefsin arzuları, dünyevi bağlar silinir; kişi "bekā billâh" (Allah’la kalıcı olma) haline hazırlanır.<br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Örnek:</span></span> "Enel-Hak" sözüyle bilinen Hallâc-ı Mansûr, bu mertebenin tezahürünü ifade etmiştir (ancak şeriat zahiriyle çeliştiği için tartışmalıdır).<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bekā billâh (Allah’la Bâki Olma)</span></span><br />
<br />
        Fena fillâh’tan sonra gelen bu aşamada, sâlik artık Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmıştır.<br />
<br />
        İlâhî isimlerin tecellileriyle hareket eder; Hak’tan halka hizmet etmeye başlar.<br />
<br />
        "Kulun zevki ve sefası, Hakk’ın celâl ve cemâliyle olur." (Mevlânâ)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ek Mertebeler (Bazı Kaynaklarda):</span></span><br />
<br />
    Fena fi’t-Tevhid (Tevhid’de Yok Olma): Varlığın birliği idrak edilir.<br />
<br />
    Fena ani’l-Fena (Yok Oluşun da Yok Olması): Tasavvufun en ince mertebesi; farkındalık bile ortadan kalkar.<br />
<br />
Önemli Uyarılar:<br />
<br />
    Fena, "hiçlik" değil, "Hakk’ın varlığında nefsin erimesi"dir.<br />
<br />
    "Bekā" olmadan fena eksik kalır; asıl hedef Allah’la diri olmaktır.<br />
<br />
    Bu mertebeler, şeriat çerçevesinde yaşanmazsa sapkınlığa dönüşebilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynaklar ve Alıntılar:</span></span><br />
<br />
    İmam Gazâlî: "Fena, nefsin sıfatlarının silinmesidir." (İhyâ)<br />
<br />
    İbn Arabî: "Fena, Hakk’ın sana seni unutturmasıdır." (Fusûsü’l-Hikem)<br />
<br />
    Mevlânâ: "Ölmeden önce ölünüz" (fena için metafor).<br />
<br />
Bu mertebeler, tasavvuf yolunun "seyr ilallâh" (Allah’a yolculuk) aşamalarıdır. Her sûfinin tecrübesi farklı olabilir; önemli olan istikamet üzere yaşamaktır.<br />
<br />
Detaylı okuma için: Kuşeyrî Risâlesi, Tasavvufun Esasları (Kelâbâzî), Füsûsü’l-Hikem (İbn Arabî).<br />
<br />
################<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Fena fi’ş-Şeyh (Şeyhte Yok Olma) nedir teferruatlı anlatabilirmisin örnekler verebilirmisin lütfen</span></span><br />
<br />
################<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Fena fi’ş-Şeyh (Şeyhte Yok Olma) Nedir?</span></span><br />
<br />
Fena fi’ş-Şeyh, tasavvuftaki manevi yolculuğun (seyr ü sülûk) ilk önemli mertebesidir. Bu aşamada sâlik (talebe), mürşid-i kâmil (kamil şeyh) ile manevi bir bağ kurarak kendi benliğini, nefsani arzularını ve dünyevi bağlarını şeyhinin rehberliğinde eritmeye başlar.<br />
Anlamı ve Özü:<br />
<br />
    "Fena": Yok olma, erime.<br />
<br />
    "Fi’ş-Şeyh": Şeyhte, şeyh vasıtasıyla.<br />
<br />
    Birlikte ifade ettiği mana: Kişinin şeyhinin ahlakı, ilmi ve manevi terbiyesi içinde öz benliğini aşması, şeyhinin himmetiyle nefsini terbiye etmesidir.<br />
<br />
Bu mertebe, "şeyhinin aynası olmak" şeklinde de tanımlanır. Tıpkı bir öğrencinin hocasının ilmini içselleştirmesi gibi, sâlik de şeyhinin manevi hallerini benimseyerek kendi varlığını onun rehberliğinde dönüştürür.<br />
Fena fi’ş-Şeyh’in Özellikleri:<br />
<br />
    Tam Teslimiyet:<br />
<br />
        Sâlik, şeyhine körü körüne değil, hakikati gören bir gözle bağlanır.<br />
<br />
        "Mürşid, sana seni gösteren aynadır." (Mevlânâ)<br />
<br />
    Nefsin Terbiyesi:<br />
<br />
        Şeyh, talebenin nefsani isteklerini (kibir, hırs, öfke vb.) törpüler.<br />
<br />
        Örnek: Şeyh, talebesine susmayı, sabretmeyi, tevazuu öğretir.<br />
<br />
    Şeyhin Ahlakıyla Ahlaklanma:<br />
<br />
        Sâlik, şeyhinin davranışlarını örnek alır.<br />
<br />
        Örnek: Şeyh cömertse, talebe de cömert olmaya çalışır.<br />
<br />
    Ruhani Bağ (Himmet):<br />
<br />
        Şeyh, talebesinin kalbine manevi enerji (himmet) aktarır.<br />
<br />
        Örnek: Bazı sufiler, şeyhlerini rüyalarında görür veya onun manevi desteğini hisseder.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Örneklerle Açıklama:</span></span><br />
1. Hz. Musa ve Hızır (a.s.) Kıssası<br />
<br />
    Kur’an’daki Kehf Sûresi’nde (60-82) anlatılan bu kıssa, fena fi’ş-Şeyh’e mükemmel bir örnektir.<br />
<br />
    Hz. Musa, Hızır’a (Allah’ın kendisine ledün ilmi verdiği kul) tâbi olur ve onun garip görünen davranışlarına sabrederek hakikati öğrenir.<br />
<br />
    Fena fi’ş-Şeyh’in sembolü:<br />
<br />
        Hızır’ın gemiyi delmesi, çocuğu öldürmesi gibi görünüşte kötü olan ama ardında hikmet bulunan eylemler, sâlikin şeyhinin sırlarını anlaması için bir imtihandır.<br />
<br />
2. Mevlânâ ve Şems-i Tebrizî<br />
<br />
    Mevlânâ Celaleddin Rumi, bir âlimken Şems-i Tebrizî ile karşılaşınca "şeyhinde fani olmuş" ve onun sohbetleriyle tamamen dönüşmüştür.<br />
<br />
    Şems’in kayboluşundan sonra Mevlânâ’nın aşkı daha da derinleşmiş ve Mesnevî’yi yazmıştır.<br />
<br />
    Fena fi’ş-Şeyh’in tezahürü:<br />
<br />
        Mevlânâ’nın, "Ben olgun bir âlimdim, Şems beni aşk ateşiyle yaktı." sözü.<br />
<br />
3. Abdülkâdir Geylânî ve Talebeleri<br />
<br />
    Şeyh Abdülkâdir Geylânî, talebelerine "Benim elim, Allah’ın elidir." derken, fena fi’ş-Şeyh’in sonunda fena fillâh’a giden yolu gösterir.<br />
<br />
    Örnek: Bir talebe, şeyhinin verdiği her emri Allah’ın bir tecellisi olarak görür.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Fena fi’ş-Şeyh’in Yanlış Anlaşılmaları:</span></span><br />
<br />
❌ Şeyhe tapınmak değildir!<br />
<br />
    Tasavvufta şeyh, Allah’a götüren bir vasıtadır, amaç değil.<br />
<br />
    "Mürşid, Firavunlaşmamalıdır." (İmam Rabbanî)<br />
<br />
❌ Körü körüne itaat değildir!<br />
<br />
    Şeyh, şeriata aykırı bir şey emredemez.<br />
<br />
    "Şeyhin emri, Peygamber’in sünnetine uygun olmalıdır."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç:</span></span><br />
<br />
Fena fi’ş-Şeyh, mürşid-i kâmilin rehberliğinde nefsi temizleme ve Allah yolunda ilerleme sürecidir. Şeyh, bir aynadır; asıl amaç Allah’a ulaşmaktır.<br />
<br />
    "Şeyh, seni kendine değil, Allah’a götüren bir köprüdür. Köprüye takılıp kalma, maksuda er!"<br />
    – Sufi Deyişi<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ek Okuma:</span></span><br />
<br />
    Kuşeyrî Risâlesi (Şeyh-talebe ilişkisi bölümü)<br />
<br />
    Mesnevî (Mevlânâ’nın Şems’e olan aşkı)<br />
<br />
    Fütûhât-ı Mekkiyye (İbn Arabî’nin mürşid tanımı)<br />
<br />
###############<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Fena fi’r-Rasûl (Peygamber’de Yok Olma) nedir teferruatlı anlatabilirmisin örnekler verebilirmisin lütfen</span></span><br />
<br />
###############<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Fena fi’r-Rasûl (Peygamber’de Yok Olma) Nedir?</span></span><br />
<br />
Fena fi’r-Rasûl, tasavvufta "sâlikin" (manevi yolcunun) şeyhinde fani olduktan sonra, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) sünneti, ahlakı ve ruhaniyeti içinde benliğini eritmesi halidir. Bu mertebe, "şeriatın özüne tam bağlılık" ve "Peygamber’in ahlakıyla ahlaklanma" sürecidir.<br />
Anlamı ve Özü:<br />
<br />
    "Fena": Yok olma, nefsin silinmesi.<br />
<br />
    "Fi’r-Rasûl": Peygamber’de, Peygamber vasıtasıyla.<br />
<br />
    Bütüncül mana: Kişinin kendi iradesini, arzularını ve davranışlarını Hz. Muhammed’in (s.a.v.) sünnetine tamamen uydurması, O’nun gibi yaşamaya çalışmasıdır.<br />
<br />
Bu aşama, "şeyhte fani olma" (Fena fi’ş-Şeyh) mertebesinden sonra gelir. Çünkü şeyh, zaten Peygamber’in varisi olarak talebesini O’na (s.a.v.) yönlendirir.<br />
Fena fi’r-Rasûl’ün Özellikleri:<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sünnet-i Seniyye’ye Tam İttiba:</span></span><br />
<br />
        Sâlik, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) "yürüyüşünden, yemek yemesine, uykusundan konuşmasına" kadar her davranışını örnek alır.<br />
<br />
        Hadis: "Kim benim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir." (Buhârî)<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ahlak-ı Muhammedi ile Bezenme:</span></span><br />
<br />
        Peygamber’in şefkati, sabrı, adaleti, tevazuu gibi vasıfları sâlikin karakterine işler.<br />
<br />
        Örnek: Bir mürid, öfkelendiğinde "Peygamber (s.a.v.) asla öfkesine yenik düşmezdi" diyerek nefsini terbiye eder.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ruhanî Bağ (Râbıta-i Şerîfe):</span></span><br />
<br />
        Sâlik, Hz. Peygamber’i (s.a.v.) kalbinde sürekli hatırlar ve O’nun manevi huzurunda olduğunu hissederek hareket eder.<br />
<br />
        Örnek: Günlük işlerini yaparken "Acaba Resûlullah (s.a.v.) bu durumda ne yapardı?" diye düşünmek.<br />
<br />
    Zâhir ve Bâtın Dengesi:<br />
<br />
        Bu mertebede şeriat (zâhir) ve hakikat (bâtın) birleşir.<br />
<br />
        "Şeriat olmadan hakikat olmaz." (İmam Rabbanî)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Örneklerle Açıklama:</span></span><br />
1. Hz. Ali (r.a.) ve Peygamber’de Fani Oluşu<br />
<br />
    "Ben, Peygamber’in hizmetkârıyım." diyen Hz. Ali, O’nun (s.a.v.) evinde büyümüş ve her halini örnek almıştır.<br />
<br />
    Fena fi’r-Rasûl’ün tezahürü:<br />
<br />
        "Peygamber’in ahlakı Kur’an’dı." (Hz. Âişe) hadisini kendine rehber edinmesi.<br />
<br />
        Savaşta bile merhametli olması (Hayber’de kapıyı kalkan olarak kullanıp sonra sadaka vermesi).<br />
<br />
2. Mevlânâ’nın "Mesnevî"de Peygamber Aşkı<br />
<br />
    Mevlânâ, "Canım tenimde oldukça Kur’an’ın kölesiyim, Muhammed Mustafa’nın yolunun toprağıyım." diyerek fena fi’r-Rasûl’ü ifade eder.<br />
<br />
    Örnek: Mesnevî’deki "Peygamber’in güneşi karşısında şeyhler yıldız gibidir" benzetmesi.<br />
<br />
3. İmam Gazâlî’nin "İhyâu Ulûmi’d-Dîn"i<br />
<br />
    Gazâlî, eserinde "Peygamber’in sünnetini ihya etmek" için yazdığını söyler.<br />
<br />
    Fena fi’r-Rasûl’ün pratiği:<br />
<br />
        Uyku, yemek, ticaret gibi günlük işlerde bile sünneti takip etmesi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Fena fi’r-Rasûl’ün Yanlış Anlaşılmaları:</span></span><br />
<br />
❌ "Peygamber’i ilahlaştırmak değildir!"<br />
<br />
    Peygamber (s.a.v.) bir kul ve rehberdir, O’na aşırı sevgi bile olsa şirk sınırına girilmez.<br />
<br />
    "Ben ancak bir kulum." (Hadis-i Şerif)<br />
<br />
❌ "Sadece şekilsel taklit değildir!"<br />
<br />
    Sakal bırakıp sarık sarmak yetmez; Peygamber’in sabrını, dürüstlüğünü, cömertliğini özümsemek gerekir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç:</span></span><br />
<br />
Fena fi’r-Rasûl, bir müminin "Ben nasıl yaşarsam Peygamber’ime en yakın olurum?" sorusunun cevabıdır. "Üsve-i Hasene" (en güzel örnek) olan Hz. Muhammed’in (s.a.v.) izinden gitmek, tasavvufun özüdür.<br />
<br />
    "Peygamber’de fani olan, Hak’ta baki olur."<br />
    – Sufi Deyişi<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ek Okuma:</span></span><br />
<br />
    Şemâil-i Şerîf (Peygamber’in fiziksel ve ahlaki özellikleri)<br />
<br />
    Delâilü’l-Hayrât (Peygamber’e salavatlarla ulaşma yolları)<br />
<br />
    İmam Busirî’nin Kasîde-i Bürde’si (Peygamber aşkının şiirle ifadesi)<br />
<br />
#############<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Fena fillâh (Allah’ta Yok Olma) nedir teferruatlı anlatabilirmisin örnekler verebilirmisin lütfen</span></span><br />
<br />
############<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Fenâ fillâh (Allah'ta Yok Olma) Nedir?</span></span><br />
<br />
Fenâ fillâh, tasavvuftaki en yüksek manevi mertebelerden biridir. Bu makamda sâlik (manevi yolcu), kendi benliğini, iradesini ve varlık algısını tamamen Allah'ın varlığında eritir. Artık "O'nun dışında hiçbir şey görmez, hissetmez ve bilmez" hale gelir. Bu hal, "Lâ mevcûde illâllah" (Allah'tan başka varlık yoktur) hakikatinin yaşanmasıdır.<br />
Fenâ fillâh'ın Özellikleri:<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefsin Tamamen Silinmesi:</span></span><br />
<br />
        Kişi, "Enâniyet" (benlik) duygusundan kurtulur.<br />
<br />
        "Kul, kendini unutur, Hakk'ı görür." (İbn Arabî)<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İrade Birliği (Tevhid-i Ef'âl):</span></span><br />
<br />
        Sâlik, "Kendi fiillerinin değil, Allah'ın fiillerinin tecellisi olduğunu" idrak eder.<br />
<br />
        "Attığın zaman sen atmadın, Allah attı." (Enfal, 17) ayeti bu hali anlatır.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zâhir ve Bâtın'ın Kaynaşması:</span></span><br />
<br />
        Şeriat (dış hükümler) ve hakikat (iç hakikat) bir olur.<br />
<br />
        "Şeriat, hakikatin kabuğudur." (Abdülkâdir Geylânî)<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bekā billâh'a Hazırlık:</span></span><br />
<br />
        Fenâ fillâh, "Allah'la bâki olma" (bekā) makamının başlangıcıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Örneklerle Açıklama:</span></span><br />
1. Hallâc-ı Mansûr'un "Enel-Hak" Sözü<br />
<br />
    "Ene'l-Hak" (Ben Hakk'ım) sözü, fenâ fillâh halinin en çarpıcı ifadesidir.<br />
<br />
    Hallâc, "Benliğim eridi, artık konuşan O'dur." anlamında bu sözü söylemiş, ancak zahir ulemaca yanlış anlaşılmıştır.<br />
<br />
    "Hallâc, aşk şarabıyla sarhoş olup sırları ifşa etti." (Sultan Veled)<br />
<br />
2. Hz. Musa (a.s.) ve "Beni Göster" İsteği<br />
<br />
    "Rabbim, bana kendini göster!" (Araf, 143) ayetinde Hz. Musa, Allah'ın tecellisini ister.<br />
<br />
    Allah, "Beni göremezsin" dedikten sonra dağa tecelli edip onu yerle bir eder.<br />
<br />
    Fenâ fillâh Yorumu:<br />
<br />
        "Musa, kendi varlığını unutup sadece Allah'ın azametini görmek istedi."<br />
<br />
3. Bayezid-i Bistâmî'nin "Sübhânî" Sözü<br />
<br />
    Bayezid, "Sübhânî! Mâ a'zame şânî!" (Beni tenzih ederim! Ne yüce şanım var!) demiştir.<br />
<br />
    Bu söz, "Benlik perdesi kalkınca, konuşan Allah'ın kudretidir." şeklinde yorumlanır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Fenâ fillâh'ın Yanlış Anlaşılmaları:</span></span><br />
<br />
❌ "Vahdet-i Vücûd = Panteizm Değildir!"<br />
<br />
    Allah'ta yok olmak, "O'nunla bir olmak" değil, "O'nun varlığı karşısında kendi hiçliğini görmek"tir.<br />
<br />
    "Allah, yarattıklarına hulûl etmez." (Ehl-i Sünnet Akidesi)<br />
<br />
❌ "Şeriatı Terk Etmek Değildir!"<br />
<br />
    "Fenâ fillâh, namazı bırakıp dağa çıkmak değil, namazda Hakk'ı görmektir." (İmam Rabbanî)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Fenâ fillâh'ın Üç Tezahürü:</span></span><br />
<br />
    Fenâ fi't-Tevhid: Varlığın birliğini idrak.<br />
<br />
    Fenâ ani'l-Fenâ: Yok oluşun bile farkında olmamak.<br />
<br />
    Bekā billâh: Allah'la ebedî kalma.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç:<br />
</span></span><br />
Fenâ fillâh, tasavvuf yolunun zirvesidir. "Ölmeden önce ölünüz" hadisi bu makama işaret eder. Ancak bu hal, şeriat ölçüleriyle dengelenmezse sapmalara yol açabilir.<br />
<br />
    "Fenâ, bir damlanın okyanusa düşüp erimesidir.<br />
    Damla yok olmaz, okyanus olur."<br />
    – Mevlânâ<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ek Okuma:</span></span><br />
<br />
    Fusûsü'l-Hikem (İbn Arabî) → Fenâ ve bekā kavramları.<br />
<br />
    Risâle-i Kuşeyrî → Fenâ makamının izahı.<br />
<br />
    Mesnevî → Aşkla fenâ hikayeleri (Cilt 1, 3. Beyit).<br />
<br />
Bu makam, "hakikî tevhid"in yaşanmasıdır. Mümkün olan en sade ifadesiyle:<br />
"Sen varsan, O yok; O varsa, sen yoksun."<br />
<br />
<br />
###############<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bekā billâh (Allah’la Bâki Olma) nedir teferruatlı anlatabilirmisin örnekler verebilirmisin lütfen</span></span><br />
<br />
###############<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bekā billâh (Allah’la Bâki Olma) Nedir?</span></span><br />
<br />
Bekā billâh, tasavvufta "Fenâ fillâh" (Allah'ta yok olma) mertebesinden sonra gelen en yüksek manevî makamdır. Bu aşamada sâlik (manevî yolcu), kendi benliğini Allah'ta erittikten sonra, artık "Allah'ın ahlâkıyla ahlâklanmış" olarak yeniden dirilir. "Ölmeden önce ölme" (Hadis-i Şerif) sırrının nihai tezahürüdür.<br />
Kelime Anlamı:<br />
<br />
    "Bekā": Kalıcı olma, ebedîlik.<br />
<br />
    "Billâh": Allah ile, Allah'ın vasıtasıyla.<br />
<br />
    Bütünsel Mânâ: "Kulun, Allah'ın sıfatlarıyla diri olması"dır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bekā billâh'ın Özellikleri:</span></span><br />
<br />
    İlâhî Sıfatlarla Donanma:<br />
<br />
        Sâlik, "Allah'ın esmâ-i hüsnâsı" (güzel isimleri) ile vasıflanır.<br />
<br />
        Örnek:<br />
<br />
            "Rahmân" ismi → Şefkatli olma.<br />
<br />
            "Hakîm" ismi → Hikmetle konuşma.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Abd-i Kâmil" (Olgun Kul) Olma:</span></span><br />
<br />
        "Ben onun işiten kulağı, gören gözü olurum." (Kudsî Hadis) sırrına mazhar olur.<br />
<br />
        "Kul, artık kendi nefsi için değil, Allah'ın tecellisi için yaşar."<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Halka Hizmet Hakka Hizmettir:</span></span><br />
<br />
        "Halk içinde Hak ile olma" prensibiyle hareket eder.<br />
<br />
        Örnek: Mevlânâ'nın "Hamdım, piştim, yandım" sözünde olduğu gibi, olgunlaşan kul hizmete koşar.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zâhir ve Bâtın Dengesi:</span></span><br />
<br />
        Şeriat (dış disiplin) ve hakikat (iç hakikat) tam uyum içindedir.<br />
<br />
        "Bekā, şeriatsız olamaz." (İmam Rabbanî)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Örneklerle Açıklama:</span></span><br />
1. Hz. Ebû Bekir (r.a.) – "Sıddîk" Makamı<br />
<br />
    "Allah Resûlü ne söylediyse doğrudur" diyerek "fenâ fi'r-Rasûl" ve "bekā billâh" mertebesini gösterdi.<br />
<br />
    Bekā Tezahürü:<br />
<br />
        Malını infak etmesi ("Allah'ın malı" bilinci).<br />
<br />
        "Ben Allah'a âşığım!" sözüyle ilâhî aşkı ifade etmesi.<br />
<br />
2. Abdülkâdir Geylânî – "Kutbu'l-Ârifîn"<br />
<br />
    "Ayağım bütün velîlerin boynundadır" sözü, "Allah'ın kudretiyle konuştuğu" anlamındadır.<br />
<br />
    Bekā Billâh Örneği:<br />
<br />
        "Beni gören, Hakk'ı görür." → Allah'ın tecelli ettiği bir ayna olma.<br />
<br />
3. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî – Aşkla Bekā<br />
<br />
    "Yok oldum, yok olmakla da var oldum."<br />
<br />
    Bekā'nın Şiirle İfadesi:<br />
<br />
        "Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde arama! Âriflerin gönlündeyiz biz!"<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bekā billâh'ın Yanlış Anlaşılmaları:</span></span><br />
<br />
❌ "Kendini Tanrılaştırmak Değildir!"<br />
<br />
    "Bekā, kulun Allah'ın sıfatlarıyla vasıflanmasıdır, O'nun zatıyla bir olması değildir." (Ehl-i Sünnet)<br />
<br />
❌ "Dünyadan Tam Kopuş Değildir!"<br />
<br />
    "Bekā makamındaki velî, çarşıda pazarda dahi Hak ile olur." (Süleyman Hilmi Tunahan)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Fenâ ve Bekā İlişkisi:</span></span><br />
Fenâ Fillâh Bekā Billâh<br />
Benliğin yok olması İlâhî sıfatlarla dirilme<br />
"Lâ mevcûde illâllah" "Allah'ın ahlâkıyla ahlâklanma"<br />
Hallâc-ı Mansûr'un "Enel-Hak"ı Hz. Ebû Bekir'in "Sıddîk"lığı<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç:</span></span><br />
<br />
Bekā billâh, tasavvuf yolunun "ölümsüzlük" makamıdır. "Fenâ" bir ağacın köklerinin toprakta kaybolması, "bekā" ise meyve vererek yeniden hayat bulması gibidir.<br />
<br />
    "Fenâ bir nehirin okyanusa dökülmesi,<br />
    Bekā ise okyanusun damlaya damlaya yeniden nehir olmasıdır."<br />
    – İbn Arabî<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ek Okuma:</span></span><br />
<br />
    Fusûsü'l-Hikem (İbn Arabî) → Bekā'nın metafizik izahı.<br />
<br />
    Mektûbât-ı Rabbanî (İmam Rabbanî) → Fenâ-bekā dengesi.<br />
<br />
    Divân-ı Kebîr (Mevlânâ) → Aşkla bekā şiirleri.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Özetle:</span></span><br />
<br />
    Fenâ: Yok olma → "Sen yoksun, O var."<br />
<br />
    Bekā: İlâhî diriliş → "Artık O'nunla varsın." <br />
<br />
-----------<br />
<br />
Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesi<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">DeepSeek ve Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 03.05.2025</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasavvufta Fena ve Mertebeleri Açıklaması</span></span><br />
<br />
Tasavvufta "fena" (فناء), kelime anlamıyla "yok olma" veya "fenâ bulma" demektir. Bu kavram, sûfinin benliğinden (nefsinden) arınarak Allah’ın varlığında yok olması, O’nun iradesiyle bütünleşmesi ve böylece hakikate ulaşması sürecini ifade eder. Fena mertebeleri, kişinin manevi yolculuğunda (seyr ü sülûk) geçirdiği aşamaları anlatır.<br />
Fena’nın Başlıca Mertebeleri:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Genellikle dört ana mertebe olarak ele alınır, ancak bazı mutasavvıflar bu sınıflandırmayı daha detaylandırmıştır:</span></span><br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> Fena fi’ş-Şeyh (Şeyhte Yok Olma)</span></span><br />
<br />
        Mürşid-i kâmile tam teslimiyetle başlar.<br />
<br />
        Sâlik (yolcu), şeyhinin ahlakıyla ahlaklanır, onun rehberliğinde nefsani arzulardan uzaklaşır.<br />
<br />
        Bu aşama, kişinin kendi iradesini şeyhin irfanına bırakmasıdır.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Fena fi’r-Rasûl (Peygamber’de Yok Olma)</span></span><br />
<br />
        Şeyhte fani olduktan sonra, sâlik Hz. Muhammed’in (s.a.v.) sünnetine ve ruhaniyetine tamamen bağlanır.<br />
<br />
        Peygamber’in ahlakıyla bezenir, O’nun gibi bir "âyine" (Allah’ın tecelli ettiği ayna) olmayı hedefler.<br />
<br />
        Bu mertebede, şeriat ve sünnet tam anlamıyla içselleştirilir.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Fena fillâh (Allah’ta Yok Olma)</span></span><br />
<br />
        En yüksek mertebelerden biridir. Sâlik, benliğini tamamen Allah’ın iradesine teslim eder.<br />
<br />
        "Lâ mevcûde illâllah" (Allah’tan başka varlık yoktur) hakikati tecrübe edilir.<br />
<br />
        Nefsin arzuları, dünyevi bağlar silinir; kişi "bekā billâh" (Allah’la kalıcı olma) haline hazırlanır.<br />
<br />
        <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Örnek:</span></span> "Enel-Hak" sözüyle bilinen Hallâc-ı Mansûr, bu mertebenin tezahürünü ifade etmiştir (ancak şeriat zahiriyle çeliştiği için tartışmalıdır).<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bekā billâh (Allah’la Bâki Olma)</span></span><br />
<br />
        Fena fillâh’tan sonra gelen bu aşamada, sâlik artık Allah’ın ahlakıyla ahlaklanmıştır.<br />
<br />
        İlâhî isimlerin tecellileriyle hareket eder; Hak’tan halka hizmet etmeye başlar.<br />
<br />
        "Kulun zevki ve sefası, Hakk’ın celâl ve cemâliyle olur." (Mevlânâ)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ek Mertebeler (Bazı Kaynaklarda):</span></span><br />
<br />
    Fena fi’t-Tevhid (Tevhid’de Yok Olma): Varlığın birliği idrak edilir.<br />
<br />
    Fena ani’l-Fena (Yok Oluşun da Yok Olması): Tasavvufun en ince mertebesi; farkındalık bile ortadan kalkar.<br />
<br />
Önemli Uyarılar:<br />
<br />
    Fena, "hiçlik" değil, "Hakk’ın varlığında nefsin erimesi"dir.<br />
<br />
    "Bekā" olmadan fena eksik kalır; asıl hedef Allah’la diri olmaktır.<br />
<br />
    Bu mertebeler, şeriat çerçevesinde yaşanmazsa sapkınlığa dönüşebilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynaklar ve Alıntılar:</span></span><br />
<br />
    İmam Gazâlî: "Fena, nefsin sıfatlarının silinmesidir." (İhyâ)<br />
<br />
    İbn Arabî: "Fena, Hakk’ın sana seni unutturmasıdır." (Fusûsü’l-Hikem)<br />
<br />
    Mevlânâ: "Ölmeden önce ölünüz" (fena için metafor).<br />
<br />
Bu mertebeler, tasavvuf yolunun "seyr ilallâh" (Allah’a yolculuk) aşamalarıdır. Her sûfinin tecrübesi farklı olabilir; önemli olan istikamet üzere yaşamaktır.<br />
<br />
Detaylı okuma için: Kuşeyrî Risâlesi, Tasavvufun Esasları (Kelâbâzî), Füsûsü’l-Hikem (İbn Arabî).<br />
<br />
################<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Fena fi’ş-Şeyh (Şeyhte Yok Olma) nedir teferruatlı anlatabilirmisin örnekler verebilirmisin lütfen</span></span><br />
<br />
################<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Fena fi’ş-Şeyh (Şeyhte Yok Olma) Nedir?</span></span><br />
<br />
Fena fi’ş-Şeyh, tasavvuftaki manevi yolculuğun (seyr ü sülûk) ilk önemli mertebesidir. Bu aşamada sâlik (talebe), mürşid-i kâmil (kamil şeyh) ile manevi bir bağ kurarak kendi benliğini, nefsani arzularını ve dünyevi bağlarını şeyhinin rehberliğinde eritmeye başlar.<br />
Anlamı ve Özü:<br />
<br />
    "Fena": Yok olma, erime.<br />
<br />
    "Fi’ş-Şeyh": Şeyhte, şeyh vasıtasıyla.<br />
<br />
    Birlikte ifade ettiği mana: Kişinin şeyhinin ahlakı, ilmi ve manevi terbiyesi içinde öz benliğini aşması, şeyhinin himmetiyle nefsini terbiye etmesidir.<br />
<br />
Bu mertebe, "şeyhinin aynası olmak" şeklinde de tanımlanır. Tıpkı bir öğrencinin hocasının ilmini içselleştirmesi gibi, sâlik de şeyhinin manevi hallerini benimseyerek kendi varlığını onun rehberliğinde dönüştürür.<br />
Fena fi’ş-Şeyh’in Özellikleri:<br />
<br />
    Tam Teslimiyet:<br />
<br />
        Sâlik, şeyhine körü körüne değil, hakikati gören bir gözle bağlanır.<br />
<br />
        "Mürşid, sana seni gösteren aynadır." (Mevlânâ)<br />
<br />
    Nefsin Terbiyesi:<br />
<br />
        Şeyh, talebenin nefsani isteklerini (kibir, hırs, öfke vb.) törpüler.<br />
<br />
        Örnek: Şeyh, talebesine susmayı, sabretmeyi, tevazuu öğretir.<br />
<br />
    Şeyhin Ahlakıyla Ahlaklanma:<br />
<br />
        Sâlik, şeyhinin davranışlarını örnek alır.<br />
<br />
        Örnek: Şeyh cömertse, talebe de cömert olmaya çalışır.<br />
<br />
    Ruhani Bağ (Himmet):<br />
<br />
        Şeyh, talebesinin kalbine manevi enerji (himmet) aktarır.<br />
<br />
        Örnek: Bazı sufiler, şeyhlerini rüyalarında görür veya onun manevi desteğini hisseder.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Örneklerle Açıklama:</span></span><br />
1. Hz. Musa ve Hızır (a.s.) Kıssası<br />
<br />
    Kur’an’daki Kehf Sûresi’nde (60-82) anlatılan bu kıssa, fena fi’ş-Şeyh’e mükemmel bir örnektir.<br />
<br />
    Hz. Musa, Hızır’a (Allah’ın kendisine ledün ilmi verdiği kul) tâbi olur ve onun garip görünen davranışlarına sabrederek hakikati öğrenir.<br />
<br />
    Fena fi’ş-Şeyh’in sembolü:<br />
<br />
        Hızır’ın gemiyi delmesi, çocuğu öldürmesi gibi görünüşte kötü olan ama ardında hikmet bulunan eylemler, sâlikin şeyhinin sırlarını anlaması için bir imtihandır.<br />
<br />
2. Mevlânâ ve Şems-i Tebrizî<br />
<br />
    Mevlânâ Celaleddin Rumi, bir âlimken Şems-i Tebrizî ile karşılaşınca "şeyhinde fani olmuş" ve onun sohbetleriyle tamamen dönüşmüştür.<br />
<br />
    Şems’in kayboluşundan sonra Mevlânâ’nın aşkı daha da derinleşmiş ve Mesnevî’yi yazmıştır.<br />
<br />
    Fena fi’ş-Şeyh’in tezahürü:<br />
<br />
        Mevlânâ’nın, "Ben olgun bir âlimdim, Şems beni aşk ateşiyle yaktı." sözü.<br />
<br />
3. Abdülkâdir Geylânî ve Talebeleri<br />
<br />
    Şeyh Abdülkâdir Geylânî, talebelerine "Benim elim, Allah’ın elidir." derken, fena fi’ş-Şeyh’in sonunda fena fillâh’a giden yolu gösterir.<br />
<br />
    Örnek: Bir talebe, şeyhinin verdiği her emri Allah’ın bir tecellisi olarak görür.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Fena fi’ş-Şeyh’in Yanlış Anlaşılmaları:</span></span><br />
<br />
❌ Şeyhe tapınmak değildir!<br />
<br />
    Tasavvufta şeyh, Allah’a götüren bir vasıtadır, amaç değil.<br />
<br />
    "Mürşid, Firavunlaşmamalıdır." (İmam Rabbanî)<br />
<br />
❌ Körü körüne itaat değildir!<br />
<br />
    Şeyh, şeriata aykırı bir şey emredemez.<br />
<br />
    "Şeyhin emri, Peygamber’in sünnetine uygun olmalıdır."<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç:</span></span><br />
<br />
Fena fi’ş-Şeyh, mürşid-i kâmilin rehberliğinde nefsi temizleme ve Allah yolunda ilerleme sürecidir. Şeyh, bir aynadır; asıl amaç Allah’a ulaşmaktır.<br />
<br />
    "Şeyh, seni kendine değil, Allah’a götüren bir köprüdür. Köprüye takılıp kalma, maksuda er!"<br />
    – Sufi Deyişi<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ek Okuma:</span></span><br />
<br />
    Kuşeyrî Risâlesi (Şeyh-talebe ilişkisi bölümü)<br />
<br />
    Mesnevî (Mevlânâ’nın Şems’e olan aşkı)<br />
<br />
    Fütûhât-ı Mekkiyye (İbn Arabî’nin mürşid tanımı)<br />
<br />
###############<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Fena fi’r-Rasûl (Peygamber’de Yok Olma) nedir teferruatlı anlatabilirmisin örnekler verebilirmisin lütfen</span></span><br />
<br />
###############<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Fena fi’r-Rasûl (Peygamber’de Yok Olma) Nedir?</span></span><br />
<br />
Fena fi’r-Rasûl, tasavvufta "sâlikin" (manevi yolcunun) şeyhinde fani olduktan sonra, Hz. Muhammed’in (s.a.v.) sünneti, ahlakı ve ruhaniyeti içinde benliğini eritmesi halidir. Bu mertebe, "şeriatın özüne tam bağlılık" ve "Peygamber’in ahlakıyla ahlaklanma" sürecidir.<br />
Anlamı ve Özü:<br />
<br />
    "Fena": Yok olma, nefsin silinmesi.<br />
<br />
    "Fi’r-Rasûl": Peygamber’de, Peygamber vasıtasıyla.<br />
<br />
    Bütüncül mana: Kişinin kendi iradesini, arzularını ve davranışlarını Hz. Muhammed’in (s.a.v.) sünnetine tamamen uydurması, O’nun gibi yaşamaya çalışmasıdır.<br />
<br />
Bu aşama, "şeyhte fani olma" (Fena fi’ş-Şeyh) mertebesinden sonra gelir. Çünkü şeyh, zaten Peygamber’in varisi olarak talebesini O’na (s.a.v.) yönlendirir.<br />
Fena fi’r-Rasûl’ün Özellikleri:<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sünnet-i Seniyye’ye Tam İttiba:</span></span><br />
<br />
        Sâlik, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) "yürüyüşünden, yemek yemesine, uykusundan konuşmasına" kadar her davranışını örnek alır.<br />
<br />
        Hadis: "Kim benim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir." (Buhârî)<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ahlak-ı Muhammedi ile Bezenme:</span></span><br />
<br />
        Peygamber’in şefkati, sabrı, adaleti, tevazuu gibi vasıfları sâlikin karakterine işler.<br />
<br />
        Örnek: Bir mürid, öfkelendiğinde "Peygamber (s.a.v.) asla öfkesine yenik düşmezdi" diyerek nefsini terbiye eder.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ruhanî Bağ (Râbıta-i Şerîfe):</span></span><br />
<br />
        Sâlik, Hz. Peygamber’i (s.a.v.) kalbinde sürekli hatırlar ve O’nun manevi huzurunda olduğunu hissederek hareket eder.<br />
<br />
        Örnek: Günlük işlerini yaparken "Acaba Resûlullah (s.a.v.) bu durumda ne yapardı?" diye düşünmek.<br />
<br />
    Zâhir ve Bâtın Dengesi:<br />
<br />
        Bu mertebede şeriat (zâhir) ve hakikat (bâtın) birleşir.<br />
<br />
        "Şeriat olmadan hakikat olmaz." (İmam Rabbanî)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Örneklerle Açıklama:</span></span><br />
1. Hz. Ali (r.a.) ve Peygamber’de Fani Oluşu<br />
<br />
    "Ben, Peygamber’in hizmetkârıyım." diyen Hz. Ali, O’nun (s.a.v.) evinde büyümüş ve her halini örnek almıştır.<br />
<br />
    Fena fi’r-Rasûl’ün tezahürü:<br />
<br />
        "Peygamber’in ahlakı Kur’an’dı." (Hz. Âişe) hadisini kendine rehber edinmesi.<br />
<br />
        Savaşta bile merhametli olması (Hayber’de kapıyı kalkan olarak kullanıp sonra sadaka vermesi).<br />
<br />
2. Mevlânâ’nın "Mesnevî"de Peygamber Aşkı<br />
<br />
    Mevlânâ, "Canım tenimde oldukça Kur’an’ın kölesiyim, Muhammed Mustafa’nın yolunun toprağıyım." diyerek fena fi’r-Rasûl’ü ifade eder.<br />
<br />
    Örnek: Mesnevî’deki "Peygamber’in güneşi karşısında şeyhler yıldız gibidir" benzetmesi.<br />
<br />
3. İmam Gazâlî’nin "İhyâu Ulûmi’d-Dîn"i<br />
<br />
    Gazâlî, eserinde "Peygamber’in sünnetini ihya etmek" için yazdığını söyler.<br />
<br />
    Fena fi’r-Rasûl’ün pratiği:<br />
<br />
        Uyku, yemek, ticaret gibi günlük işlerde bile sünneti takip etmesi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Fena fi’r-Rasûl’ün Yanlış Anlaşılmaları:</span></span><br />
<br />
❌ "Peygamber’i ilahlaştırmak değildir!"<br />
<br />
    Peygamber (s.a.v.) bir kul ve rehberdir, O’na aşırı sevgi bile olsa şirk sınırına girilmez.<br />
<br />
    "Ben ancak bir kulum." (Hadis-i Şerif)<br />
<br />
❌ "Sadece şekilsel taklit değildir!"<br />
<br />
    Sakal bırakıp sarık sarmak yetmez; Peygamber’in sabrını, dürüstlüğünü, cömertliğini özümsemek gerekir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç:</span></span><br />
<br />
Fena fi’r-Rasûl, bir müminin "Ben nasıl yaşarsam Peygamber’ime en yakın olurum?" sorusunun cevabıdır. "Üsve-i Hasene" (en güzel örnek) olan Hz. Muhammed’in (s.a.v.) izinden gitmek, tasavvufun özüdür.<br />
<br />
    "Peygamber’de fani olan, Hak’ta baki olur."<br />
    – Sufi Deyişi<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ek Okuma:</span></span><br />
<br />
    Şemâil-i Şerîf (Peygamber’in fiziksel ve ahlaki özellikleri)<br />
<br />
    Delâilü’l-Hayrât (Peygamber’e salavatlarla ulaşma yolları)<br />
<br />
    İmam Busirî’nin Kasîde-i Bürde’si (Peygamber aşkının şiirle ifadesi)<br />
<br />
#############<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Fena fillâh (Allah’ta Yok Olma) nedir teferruatlı anlatabilirmisin örnekler verebilirmisin lütfen</span></span><br />
<br />
############<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Fenâ fillâh (Allah'ta Yok Olma) Nedir?</span></span><br />
<br />
Fenâ fillâh, tasavvuftaki en yüksek manevi mertebelerden biridir. Bu makamda sâlik (manevi yolcu), kendi benliğini, iradesini ve varlık algısını tamamen Allah'ın varlığında eritir. Artık "O'nun dışında hiçbir şey görmez, hissetmez ve bilmez" hale gelir. Bu hal, "Lâ mevcûde illâllah" (Allah'tan başka varlık yoktur) hakikatinin yaşanmasıdır.<br />
Fenâ fillâh'ın Özellikleri:<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nefsin Tamamen Silinmesi:</span></span><br />
<br />
        Kişi, "Enâniyet" (benlik) duygusundan kurtulur.<br />
<br />
        "Kul, kendini unutur, Hakk'ı görür." (İbn Arabî)<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İrade Birliği (Tevhid-i Ef'âl):</span></span><br />
<br />
        Sâlik, "Kendi fiillerinin değil, Allah'ın fiillerinin tecellisi olduğunu" idrak eder.<br />
<br />
        "Attığın zaman sen atmadın, Allah attı." (Enfal, 17) ayeti bu hali anlatır.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zâhir ve Bâtın'ın Kaynaşması:</span></span><br />
<br />
        Şeriat (dış hükümler) ve hakikat (iç hakikat) bir olur.<br />
<br />
        "Şeriat, hakikatin kabuğudur." (Abdülkâdir Geylânî)<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bekā billâh'a Hazırlık:</span></span><br />
<br />
        Fenâ fillâh, "Allah'la bâki olma" (bekā) makamının başlangıcıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Örneklerle Açıklama:</span></span><br />
1. Hallâc-ı Mansûr'un "Enel-Hak" Sözü<br />
<br />
    "Ene'l-Hak" (Ben Hakk'ım) sözü, fenâ fillâh halinin en çarpıcı ifadesidir.<br />
<br />
    Hallâc, "Benliğim eridi, artık konuşan O'dur." anlamında bu sözü söylemiş, ancak zahir ulemaca yanlış anlaşılmıştır.<br />
<br />
    "Hallâc, aşk şarabıyla sarhoş olup sırları ifşa etti." (Sultan Veled)<br />
<br />
2. Hz. Musa (a.s.) ve "Beni Göster" İsteği<br />
<br />
    "Rabbim, bana kendini göster!" (Araf, 143) ayetinde Hz. Musa, Allah'ın tecellisini ister.<br />
<br />
    Allah, "Beni göremezsin" dedikten sonra dağa tecelli edip onu yerle bir eder.<br />
<br />
    Fenâ fillâh Yorumu:<br />
<br />
        "Musa, kendi varlığını unutup sadece Allah'ın azametini görmek istedi."<br />
<br />
3. Bayezid-i Bistâmî'nin "Sübhânî" Sözü<br />
<br />
    Bayezid, "Sübhânî! Mâ a'zame şânî!" (Beni tenzih ederim! Ne yüce şanım var!) demiştir.<br />
<br />
    Bu söz, "Benlik perdesi kalkınca, konuşan Allah'ın kudretidir." şeklinde yorumlanır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Fenâ fillâh'ın Yanlış Anlaşılmaları:</span></span><br />
<br />
❌ "Vahdet-i Vücûd = Panteizm Değildir!"<br />
<br />
    Allah'ta yok olmak, "O'nunla bir olmak" değil, "O'nun varlığı karşısında kendi hiçliğini görmek"tir.<br />
<br />
    "Allah, yarattıklarına hulûl etmez." (Ehl-i Sünnet Akidesi)<br />
<br />
❌ "Şeriatı Terk Etmek Değildir!"<br />
<br />
    "Fenâ fillâh, namazı bırakıp dağa çıkmak değil, namazda Hakk'ı görmektir." (İmam Rabbanî)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Fenâ fillâh'ın Üç Tezahürü:</span></span><br />
<br />
    Fenâ fi't-Tevhid: Varlığın birliğini idrak.<br />
<br />
    Fenâ ani'l-Fenâ: Yok oluşun bile farkında olmamak.<br />
<br />
    Bekā billâh: Allah'la ebedî kalma.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç:<br />
</span></span><br />
Fenâ fillâh, tasavvuf yolunun zirvesidir. "Ölmeden önce ölünüz" hadisi bu makama işaret eder. Ancak bu hal, şeriat ölçüleriyle dengelenmezse sapmalara yol açabilir.<br />
<br />
    "Fenâ, bir damlanın okyanusa düşüp erimesidir.<br />
    Damla yok olmaz, okyanus olur."<br />
    – Mevlânâ<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ek Okuma:</span></span><br />
<br />
    Fusûsü'l-Hikem (İbn Arabî) → Fenâ ve bekā kavramları.<br />
<br />
    Risâle-i Kuşeyrî → Fenâ makamının izahı.<br />
<br />
    Mesnevî → Aşkla fenâ hikayeleri (Cilt 1, 3. Beyit).<br />
<br />
Bu makam, "hakikî tevhid"in yaşanmasıdır. Mümkün olan en sade ifadesiyle:<br />
"Sen varsan, O yok; O varsa, sen yoksun."<br />
<br />
<br />
###############<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bekā billâh (Allah’la Bâki Olma) nedir teferruatlı anlatabilirmisin örnekler verebilirmisin lütfen</span></span><br />
<br />
###############<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bekā billâh (Allah’la Bâki Olma) Nedir?</span></span><br />
<br />
Bekā billâh, tasavvufta "Fenâ fillâh" (Allah'ta yok olma) mertebesinden sonra gelen en yüksek manevî makamdır. Bu aşamada sâlik (manevî yolcu), kendi benliğini Allah'ta erittikten sonra, artık "Allah'ın ahlâkıyla ahlâklanmış" olarak yeniden dirilir. "Ölmeden önce ölme" (Hadis-i Şerif) sırrının nihai tezahürüdür.<br />
Kelime Anlamı:<br />
<br />
    "Bekā": Kalıcı olma, ebedîlik.<br />
<br />
    "Billâh": Allah ile, Allah'ın vasıtasıyla.<br />
<br />
    Bütünsel Mânâ: "Kulun, Allah'ın sıfatlarıyla diri olması"dır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bekā billâh'ın Özellikleri:</span></span><br />
<br />
    İlâhî Sıfatlarla Donanma:<br />
<br />
        Sâlik, "Allah'ın esmâ-i hüsnâsı" (güzel isimleri) ile vasıflanır.<br />
<br />
        Örnek:<br />
<br />
            "Rahmân" ismi → Şefkatli olma.<br />
<br />
            "Hakîm" ismi → Hikmetle konuşma.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">"Abd-i Kâmil" (Olgun Kul) Olma:</span></span><br />
<br />
        "Ben onun işiten kulağı, gören gözü olurum." (Kudsî Hadis) sırrına mazhar olur.<br />
<br />
        "Kul, artık kendi nefsi için değil, Allah'ın tecellisi için yaşar."<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Halka Hizmet Hakka Hizmettir:</span></span><br />
<br />
        "Halk içinde Hak ile olma" prensibiyle hareket eder.<br />
<br />
        Örnek: Mevlânâ'nın "Hamdım, piştim, yandım" sözünde olduğu gibi, olgunlaşan kul hizmete koşar.<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zâhir ve Bâtın Dengesi:</span></span><br />
<br />
        Şeriat (dış disiplin) ve hakikat (iç hakikat) tam uyum içindedir.<br />
<br />
        "Bekā, şeriatsız olamaz." (İmam Rabbanî)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Örneklerle Açıklama:</span></span><br />
1. Hz. Ebû Bekir (r.a.) – "Sıddîk" Makamı<br />
<br />
    "Allah Resûlü ne söylediyse doğrudur" diyerek "fenâ fi'r-Rasûl" ve "bekā billâh" mertebesini gösterdi.<br />
<br />
    Bekā Tezahürü:<br />
<br />
        Malını infak etmesi ("Allah'ın malı" bilinci).<br />
<br />
        "Ben Allah'a âşığım!" sözüyle ilâhî aşkı ifade etmesi.<br />
<br />
2. Abdülkâdir Geylânî – "Kutbu'l-Ârifîn"<br />
<br />
    "Ayağım bütün velîlerin boynundadır" sözü, "Allah'ın kudretiyle konuştuğu" anlamındadır.<br />
<br />
    Bekā Billâh Örneği:<br />
<br />
        "Beni gören, Hakk'ı görür." → Allah'ın tecelli ettiği bir ayna olma.<br />
<br />
3. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî – Aşkla Bekā<br />
<br />
    "Yok oldum, yok olmakla da var oldum."<br />
<br />
    Bekā'nın Şiirle İfadesi:<br />
<br />
        "Ölümümüzden sonra mezarımızı yerde arama! Âriflerin gönlündeyiz biz!"<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bekā billâh'ın Yanlış Anlaşılmaları:</span></span><br />
<br />
❌ "Kendini Tanrılaştırmak Değildir!"<br />
<br />
    "Bekā, kulun Allah'ın sıfatlarıyla vasıflanmasıdır, O'nun zatıyla bir olması değildir." (Ehl-i Sünnet)<br />
<br />
❌ "Dünyadan Tam Kopuş Değildir!"<br />
<br />
    "Bekā makamındaki velî, çarşıda pazarda dahi Hak ile olur." (Süleyman Hilmi Tunahan)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Fenâ ve Bekā İlişkisi:</span></span><br />
Fenâ Fillâh Bekā Billâh<br />
Benliğin yok olması İlâhî sıfatlarla dirilme<br />
"Lâ mevcûde illâllah" "Allah'ın ahlâkıyla ahlâklanma"<br />
Hallâc-ı Mansûr'un "Enel-Hak"ı Hz. Ebû Bekir'in "Sıddîk"lığı<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç:</span></span><br />
<br />
Bekā billâh, tasavvuf yolunun "ölümsüzlük" makamıdır. "Fenâ" bir ağacın köklerinin toprakta kaybolması, "bekā" ise meyve vererek yeniden hayat bulması gibidir.<br />
<br />
    "Fenâ bir nehirin okyanusa dökülmesi,<br />
    Bekā ise okyanusun damlaya damlaya yeniden nehir olmasıdır."<br />
    – İbn Arabî<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ek Okuma:</span></span><br />
<br />
    Fusûsü'l-Hikem (İbn Arabî) → Bekā'nın metafizik izahı.<br />
<br />
    Mektûbât-ı Rabbanî (İmam Rabbanî) → Fenâ-bekā dengesi.<br />
<br />
    Divân-ı Kebîr (Mevlânâ) → Aşkla bekā şiirleri.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Özetle:</span></span><br />
<br />
    Fenâ: Yok olma → "Sen yoksun, O var."<br />
<br />
    Bekā: İlâhî diriliş → "Artık O'nunla varsın." <br />
<br />
-----------<br />
<br />
Bir Karoglan Raşit Tunca Makalesi<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">DeepSeek ve Raşit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems, 03.05.2025</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Zikir Nedir? Nasıl Zikredilir? Zikir Çeşitleri Nelerdir? Kuran Okumak Zikir mi dir?]]></title>
			<link>http://yamanboard.w4f.eu/showthread.php?tid=8</link>
			<pubDate>Sun, 08 Mar 2026 22:03:40 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="http://yamanboard.w4f.eu/member.php?action=profile&uid=2">YamanTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://yamanboard.w4f.eu/showthread.php?tid=8</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikir Nedir? Nasıl Zikredilir? Zikir Çeşitleri Nelerdir? Kuran Okumak Zikir mi dir?</span></span><br />
<br />
Zikir (Arapça: ذِكْر), İslam dininde Allah'ı anmak, hatırlamak ve O'nu yüceltmek amacıyla yapılan bir ibadet şeklidir. Sözlü, kalple veya fiili olarak gerçekleştirilebilir. Zikir, Kur'an-ı Kerim'de ve hadislerde Müslümanlara tavsiye edilen önemli bir ameldir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikir Çeşitleri:</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Lisanî (Dille) Zikir:</span></span><br />
<br />
        Allah'ın isimlerini (Esma-ül Hüsna) veya belirli duaları tekrar etmek.<br />
<br />
        Örnekler:<br />
<br />
            "Subhanallah" (Allah’ı tüm eksikliklerden tenzih ederim)<br />
<br />
            "Elhamdülillah" (Hamd Allah’a mahsustur)<br />
<br />
            "Allahu Ekber" (Allah en büyüktür)<br />
<br />
            "La ilahe illallah" (Allah’tan başka ilah yoktur)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">    Kalbi Zikir:</span></span><br />
<br />
        Allah'ı içinden sessizce anmak, O’nun varlığını ve büyüklüğünü düşünmek.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">    Fiilî Zikir:</span></span><br />
<br />
        Namaz kılmak, Kur'an okumak, sadaka vermek gibi ibadetlerle Allah'ı hatırlamak.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikirin Önemi:</span></span><br />
<br />
    Kur'an’da birçok ayette zikir emredilir. Örneğin:<br />
<br />
        "Beni anın ki, ben de sizi anayım." (Bakara Suresi, 2:152)<br />
<br />
    Peygamber Efendimiz (s.a.v.) sıkça zikir yapmış ve ümmetine de tavsiye etmiştir.<br />
<br />
    Zikir, kalbi huzura kavuşturur, günahların affına vesile olur ve manevi dereceyi yükseltir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikir Örnekleri:</span></span><br />
<br />
    Tesbih Zikiri: "Subhanallahi ve bihamdihi" (Allah’ı hamd ile tespih ederim)<br />
<br />
    Tevhid Zikiri: "La ilahe illallah"<br />
<br />
    Estağfirullah (Allah’tan bağışlanma dilemek)<br />
<br />
Zikir, her zaman ve her yerde yapılabilen bir ibadettir. Müslümanlar, günlük hayatlarında zikire önem vererek Allah ile bağlarını güçlendirmeyi hedefler.<br />
<br />
Daha detaylı bilgi için Kur'an ve sahih hadis kaynaklarına başvurabilirsiniz.<br />
<br />
###########<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikrederken abdestli olmak şartmıdır?</span></span><br />
<br />
Zikir yaparken abdestli olmak şart değildir, ancak bazı zikir çeşitleri için abdestli olmak daha faziletli kabul edilir. İslam alimleri, zikrin genel olarak abdestsiz de yapılabileceğini, fakat bazı durumlarda abdestli olmanın daha uygun olduğunu belirtmişlerdir.<br />
Zikir ve Abdest İlişkisi:<br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> Genel Zikirler (Kalple veya Dille):</span></span><br />
<br />
        "Subhanallah", "Elhamdülillah", "Allahu Ekber", "La ilahe illallah" gibi zikirleri abdestsiz de söylemek caizdir.<br />
<br />
        Günlük hayatta (yürürken, çalışırken) bu zikirleri yapmak için abdest şartı yoktur.<br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> Kur'an Ayetleriyle Yapılan Zikir:</span></span><br />
<br />
        Eğer zikir olarak Kur'an ayetleri (örneğin, Ayet-el Kürsi, Fatiha Suresi gibi) okunuyorsa, abdestli olmak daha faziletlidir.<br />
<br />
        Ancak abdestsizken de dua niyetiyle kısa ayetler okunabilir (örneğin, "Bismillah", "Hasbunallah" gibi).<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Namaz Sonrası ve Belirli Vakit Zikirleri:</span></span><br />
<br />
        Namazdan sonra yapılan tesbihat (33 Subhanallah, 33 Elhamdülillah, 33 Allahu Ekber) gibi zikirler için abdestli olmak müstehaptır (sevap açısından daha iyidir), fakat abdestsiz de söylenebilir.<br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> Tasavvufta Göre Zikir:</span></span><br />
<br />
        Bazı tarikatlarda, özellikle cehri (açıktan) zikir meclislerinde abdestli olmak âdaba uygun görülür.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç:</span></span><br />
<br />
    Zikir için abdest şart değildir, ancak Kur'an ayetleriyle yapılan zikirlerde veya namaz sonrası tesbihatta abdestli olmak daha faziletlidir.<br />
<br />
    Abdestsizken de Allah'ı anmak, kalpten tesbih etmek ve dua etmek caizdir.<br />
<br />
Hadis Kaynağı:<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) her durumda Allah'ı zikretmiştir. Örneğin, bir hadiste şöyle buyurmuştur:<br />
"Müminin her hâli ibadettir: Otururken, yatarken, abdestli veya abdestsiz Allah'ı zikrederse sevap alır." (Buhari, Müslim)<br />
<br />
Dolayısıyla, sürekli zikir halinde olmak için abdest şartı aranmaz, ancak Kur'an ayetleri okunacaksa dikkat etmek gerekir.<br />
<br />
#########<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kuran'dan belli önemli ayetler tekrar edilerekden de zikir yapılabilirmi?</span></span><br />
<br />
Evet, Kur'an'dan seçilmiş önemli ayetlerin tekrar edilmesiyle de zikir yapılabilir. Kur'an ayetleri, Allah'ın kelamı olduğu için onları okumak, tekrar etmek ve üzerinde tefekkür etmek en güzel zikirlerden biridir. Ancak bu konuda bazı incelikler vardır:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Kur'an Ayetleriyle Zikir Yapmanın Hükmü:</span></span><br />
<br />
    Caizdir ve sevabı büyüktür. Özellikle "Esma-ül Hüsna" (Allah'ın güzel isimleri), "Ayet-el Kürsi", "Haşr Suresi'nin son ayetleri", "Felak ve Nas sureleri" gibi ayetler sıkça zikir niyetiyle okunur.<br />
<br />
    Abdestli olmak müstehaptır (sevap açısından daha iyidir), fakat abdestsiz de okunabilir (özellikle dua niyetiyle).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Sıkça Okunan Zikir Ayetleri:</span></span><br />
<br />
a) Ayet-el Kürsi (Bakara 255):<br />
<br />
    "Allahü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm..."<br />
<br />
    Faydası: Şeytandan korunma, evin ve kişinin muhafazası, uykusuzluk ve korkuya karşı etkilidir.<br />
<br />
b) Haşr Suresi Son 3 Ayet (Haşr 22-24):<br />
<br />
    "Hüvallahüllezî lâ ilâhe illâ hû..."<br />
<br />
    Faydası: Sabah-akşam okuyanın imanı kuvvetlenir, bela ve sıkıntılardan korunur.<br />
<br />
c) İhlas Suresi (Tevhid Suresi):<br />
<br />
    "Kul hüvallahü ehad..."<br />
<br />
    Faydası: 3 defa okumak Kur'an'ın üçte birine denk sevap kazandırır.<br />
<br />
d) Felak ve Nas Sureleri:<br />
<br />
    "Kul eûzü birabbil felak..." &amp; "Kul eûzü birabbin nas..."<br />
<br />
    Faydası: Nazar, büyü ve kötülüklerden korunma.<br />
<br />
e) "La havle vela kuvvete illa billah" (Güç ve kuvvet ancak Allah iledir):<br />
<br />
    Faydası: Sıkıntı anında teskin edici, tevekkül zikridir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Kur'an Ayetleriyle Zikir Yaparken Dikkat Edilecekler:</span></span><br />
<br />
    Niyet önemlidir: Ayetleri sadece okumak değil, Allah'ı anma (zikir) niyetiyle tekrar etmek gerekir.<br />
<br />
    Abdestli olmak daha faziletlidir, ancak abdestsiz de okunabilir (özellikle dua maksadıyla).<br />
<br />
    Manasını düşünerek okumak zikrin bereketini artırır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Hadislerde Kur'an ile Zikir:</span></span><br />
<br />
    Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:<br />
    "Kim bir gecede 'Kul hüvallahü ehad' (İhlas Suresi) on defa okursa, Allah ona cennette bir köşk bina eder." (Ahmed b. Hanbel)<br />
<br />
    Ayet-el Kürsi için:<br />
    "Her kim farz namazın ardından Ayet-el Kürsi'yi okursa, cennete girmesine ölümden başka bir engel kalmaz." (İbn Hibban)<br />
<br />
Sonuç:<br />
<br />
Kur'an ayetlerini zikir niyetiyle tekrar etmek hem caiz hem de çok sevaptır. Özellikle korunma, rahmet ve tevhid içeren ayetler, en güçlü zikirlerdendir. Abdestli olmak daha iyidir, fakat abdestsiz de okunabilir.<br />
<br />
Önemli Tavsiye:<br />
<br />
    Sabah-Akşam Virdi: Her sabah ve akşam Felak-Nas, Ayet-el Kürsi ve İhlas Suresi gibi ayetleri okuyarak düzenli bir zikir virdi oluşturabilirsiniz.<br />
<br />
    Tefekkürle Okumak: Ayetlerin manasını düşünerek okumak, zikrin etkisini artırır.<br />
<br />
Daha detaylı bilgi için Tefsir kitaplarına ve sahih hadis kaynaklarına başvurabilirsiniz.<br />
<br />
###########<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikir Çeşitleri Nelerdir?</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">ZİKİR ÇEŞİTLERİ</span></span><br />
<br />
Zikir, Allah'ı anmanın farklı yollarıdır. İslam geleneğinde zikir çeşitleri şekil, içerik ve usul bakımından çeşitlilik gösterir. İşte başlıca zikir türleri:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. ŞEKİLLERİNE GÖRE ZİKİR ÇEŞİTLERİ</span></span><br />
<br />
a) Lisanî (Dille) Zikir<br />
<br />
    Allah’ın isimlerini (Esma-ül Hüsna) veya belirli duaları sesli veya sessiz tekrar etmek.<br />
<br />
    Örnekler:<br />
<br />
        "Sübhanallah" (33 defa)<br />
<br />
        "Elhamdülillah" (33 defa)<br />
<br />
        "Allahu Ekber" (33 defa)<br />
<br />
        "La ilahe illallah" (Kelime-i Tevhid)<br />
<br />
b) Kalbî (Gönülden) Zikir<br />
<br />
    Allah’ı içinden geçirerek, derin bir huşu ile anmak.<br />
<br />
    Örnek:<br />
<br />
        "Allah, Allah" diyerek kalbi meşgul etmek.<br />
<br />
c) Fiilî (Amelî) Zikir<br />
<br />
    İbadet ve salih amellerle Allah’ı hatırlamak.<br />
<br />
    Örnekler:<br />
<br />
        Namaz kılmak,<br />
<br />
        Kur’an okumak,<br />
<br />
        Sadaka vermek,<br />
<br />
        İlim öğrenmek.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. İÇERİKLERİNE GÖRE ZİKİR ÇEŞİTLERİ</span></span><br />
<br />
a) Tevhid Zikri (Kelime-i Tevhid)<br />
<br />
    "La ilahe illallah" (Allah’tan başka ilah yoktur).<br />
<br />
    Fazileti: Hadiste, "En üstün zikir 'La ilahe illallah'tır." (Tirmizî) buyrulmuştur.<br />
<br />
b) Tesbih Zikri<br />
<br />
    "Sübhanallah" (Allah’ı tüm noksanlıklardan tenzih ederim).<br />
<br />
    Fazileti: Günahları siler, sevap kazandırır.<br />
<br />
c) Tahmid Zikri<br />
<br />
    "Elhamdülillah" (Hamd Allah’a mahsustur).<br />
<br />
    Fazileti: "Duanın özü 'Elhamdülillah'tır." (İbn Mâce)<br />
<br />
d) Tekbir Zikri<br />
<br />
    "Allahu Ekber" (Allah en büyüktür).<br />
<br />
    Fazileti: Namazlarda ve bayramlarda sünnettir.<br />
<br />
e) İstiğfar Zikri<br />
<br />
    "Estağfirullah" (Allah’tan bağışlanma dilerim).<br />
<br />
    Fazileti: Günahların affına vesiledir.<br />
<br />
f) Hasbî Zikir<br />
<br />
    "Hasbunallahu ve ni’mel vekîl" (Allah bize yeter, O ne güzel vekildir).<br />
<br />
    Fazileti: Sıkıntı anında okunur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. USULÜNE GÖRE ZİKİR ÇEŞİTLERİ</span></span><br />
<br />
a) Bireysel Zikir<br />
<br />
    Kişinin kendi başına yaptığı zikir.<br />
<br />
    Örnek: Sabah-akşam virdleri.<br />
<br />
b) Cemaatle Zikir<br />
<br />
    Toplu halde yapılan zikirler (Mevlid, hatim, tasavvufî zikir halkaları).<br />
<br />
    Örnek: Tarikatlardaki "cehri zikir" meclisleri.<br />
<br />
c) Vird ve Evrad Zikirleri<br />
<br />
    Belli vakitlerde düzenli okunan dualar.<br />
<br />
    Örnek:<br />
<br />
        Sabah-Akşam Duaları (Felak-Nas, Ayet-el Kürsi),<br />
<br />
        Hizbül-İmam en-Nevevî gibi dua mecmuaları.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. KUR’AN VE SÜNNET’TE GEÇEN ÖZEL ZİKİRLER</span></span><br />
<br />
a) Ayet-el Kürsi (Bakara 255)<br />
<br />
    "Allahü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm..."<br />
<br />
    Fazileti: "Her kim farz namazdan sonra okursa, cennete girmesine ölümden başka engel kalmaz." (İbn Hibban)<br />
<br />
b) Haşr Suresi’nin Son 3 Ayeti<br />
<br />
    "Hüvallahüllezî lâ ilâhe illâ hû..."<br />
<br />
    Fazileti: Sabah-akşam okuyanın imanı kuvvetlenir.<br />
<br />
c) İhlas Suresi<br />
<br />
    "Kul hüvallahü ehad..."<br />
<br />
    Fazileti: "Kim bu sureyi 10 defa okursa, Allah ona cennette bir köşk bina eder." (Ahmed b. Hanbel)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">SONUÇ: HANGİ ZİKİR DAHA FAZİLETLİ?</span></span><br />
<br />
    En faziletli zikir, ihlasla ve devamlı yapılandır.<br />
<br />
    Gizli zikir riyadan uzak, cehri zikir cemaat ruhunu canlandırır.<br />
<br />
    Kur’an ayetleriyle zikir yapmak en sevaplı olanlardandır.<br />
<br />
Hadis:<br />
"Allah’ı zikredenlerle zikretmeyenlerin farkı, diri ile ölü gibidir." (Buhari)<br />
<br />
Tavsiye:<br />
<br />
    Sabah-Akşam Virdi: Felak-Nas, Ayet-el Kürsi, İhlas Suresi gibi ayetleri düzenli okuyun.<br />
<br />
    Günlük Hayatta: "La havle vela kuvvete illa billah" gibi kısa zikirleri sıkça tekrar edin.<br />
<br />
Zikir, kalbi diri tutan bir ibadettir; hangi çeşidini yaparsanız yapın, samimiyetle devam etmek en önemlisidir.<br />
<br />
#########<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Gizli zikir mi faziletlidiri cehri zikir mi faziletlidir</span></span><br />
<br />
Zikirin gizli (hafî) veya açıktan (cehrî) yapılması konusu, İslam alimleri arasında tartışılan bir konudur. Her iki şeklin de faziletleri vardır ve farklı hadislerle desteklenir. Ancak niyet, ihlas ve zikrin amacı en önemli kriterdir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Gizli (Hafî) Zikirin Fazileti:</span></span><br />
<br />
    Kalbî ve sessiz zikir, riyadan (gösterişten) uzaktır.<br />
<br />
    "Rabbinizi içinden, yalvararak ve sessizce zikredin." (A'râf Suresi, 7:55)<br />
<br />
    Peygamberimiz (s.a.v.) gizli zikri teşvik etmiştir:<br />
    "En hayırlı zikir, hafî (gizli) olandır." (Beyhaki, Şuabü'l-İman)<br />
<br />
    Özellikle riya endişesi olan durumlarda gizli zikir daha güvenlidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Açıktan (Cehri) Zikrin Fazileti:</span></span><br />
<br />
    Toplu zikir meclislerinde (örneğin, cemaatle hatim, mevlid, tevhid zikirleri) cehri zikir sünnettir.<br />
<br />
    Peygamberimiz (s.a.v.) bazen açıktan zikir yapmıştır:<br />
    "Allah’ı açıktan zikredenler, sadakayı açıktan verenler gibidir; gizli zikredenler ise gizli sadaka verenler gibidir." (Tirmizî)<br />
<br />
    Başkalarına örnek olmak ve manevi atmosfer oluşturmak için cehri zikir teşvik edilmiştir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Hangisi Daha Faziletli?</span></span><br />
<br />
    Kişinin durumuna ve niyetine göre değişir.<br />
<br />
        Riya korkusu varsa → Gizli zikir daha faziletlidir.<br />
<br />
        Cemaatle ibadet ve tebliğ niyeti varsa → Cehri zikir daha faziletlidir.<br />
<br />
    İhlas önemlidir: Allah katında en makbul zikir, samimi olanıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Önemli Tavsiyeler:</span></span><br />
<br />
✔ Gündelik hayatta: Kalbî zikir (gizli) daha kolay ve süreklidir.<br />
✔ Cemaatle zikirlerde: Açıktan zikir sünnete uygundur.<br />
✔ Nefis muhasebesi: Riya karışma ihtimaline karşı gizli zikir daha güvenlidir.<br />
<br />
Sonuç:<br />
<br />
    Tevazu ve ihlasla yapılan her zikir değerlidir.<br />
<br />
    Gizli zikir riyadan uzak, cehri zikir ise cemaat ruhunu canlandırır.<br />
<br />
    Peygamberimiz (s.a.v.) her iki şekli de uygulamıştır.<br />
<br />
Hadis Kaynağı:<br />
"Allah’ı gizlice anan kişi, ateş içinde altın bir define saklayan kimse gibidir." (Deylemî)<br />
<br />
Dolayısıyla, "Hangi zikir daha faziletli?" sorusunun cevabı:<br />
? "İhlaslı olan daha faziletlidir." şeklinde özetlenebilir.<br />
<br />
###########<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nasıl Zikredilir? Zikiretmenin  Edeb ve Adabları Nelerdir?</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">NASIL ZİKİR EDİLİR? ZİKİR ÂDABI VE EDEPLERİ</span></span><br />
<br />
Zikir, Allah’ı anmanın en güzel yoludur. Ancak zikrin sevabını ve bereketini artırmak için bazı edeplere dikkat etmek gerekir. İşte zikir usulü ve âdabı:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. ZİKİR ÖNCESİ EDEPLER</span></span><br />
<br />
✔ Abdestli Olmak (Müstehaptır)<br />
<br />
    Özellikle Kur’an ayetleriyle zikir yapılacaksa abdestli olmak daha faziletlidir.<br />
<br />
    Ancak abdestsiz de genel zikirler (Sübhanallah, Elhamdülillah gibi) yapılabilir.<br />
<br />
✔ Temiz Bir Yerde ve Kıbleye Dönerek Zikretmek<br />
<br />
    Zikir için temiz ve sakin bir mekân seçmek edeptendir.<br />
<br />
✔ Niyet ve İhlas<br />
<br />
    "Allah rızası için zikir yapıyorum" diye niyet etmek.<br />
<br />
    Riyadan (gösterişten) uzak durmak.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. ZİKİR ESNASINDA UYULACAK EDEPLER</span></span><br />
<br />
✔ Gözlerini Yummak veya Hafifçe Kapamak (Tevazu İçin)<br />
<br />
    Kalbi daha iyi toplamaya yardımcı olur.<br />
<br />
✔ Yavaş ve Huşû İle Zikretmek<br />
<br />
    Acele etmeden, her kelimenin manasını düşünerek zikretmek.<br />
<br />
✔ Düzenli Sayı Tutmak (Vird Haline Getirmek)<br />
<br />
    Örnek: Sabah-akşam 33 Sübhanallah, 33 Elhamdülillah, 33 Allahu Ekber.<br />
<br />
✔ **Zikri Parmak Uçlarıyla veya Tesbihle Saymak<br />
<br />
    Peygamberimiz (s.a.v.) parmaklarıyla zikir sayardı. (Ebû Dâvud, Tirmizî)<br />
<br />
✔ Kur’an Ayetleriyle Zikir Yapılıyorsa Manasını Düşünmek<br />
<br />
    Ayet-el Kürsi, Haşr Suresi son ayetler gibi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. ZİKİR SONRASI EDEPLER</span></span><br />
<br />
✔ Dua Etmek<br />
<br />
    Zikir sonunda "Allahümme salli alâ Muhammed" gibi salavat getirmek.<br />
<br />
    Kendi dilinizle dua etmek.<br />
<br />
✔ Zikrin Kabulü İçin Allah’a Yalvarmak<br />
<br />
    "Rabbim, bu zikrimi kabul eyle, kalbimi nurlandır."<br />
<br />
✔ Devamlılık Sağlamak<br />
<br />
    Zikri günlük vird haline getirmek önemlidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. ZİKİR ÇEŞİTLERİNE GÖRE ÖZEL EDEPLER</span></span><br />
<br />
a) Gizli (Hafî) Zikir Âdabı<br />
<br />
    Kalpten sessizce zikretmek.<br />
<br />
    Riyadan korunmak için tercih edilir.<br />
<br />
    "Rabbinizi içinden, yalvararak ve sessizce zikredin." (A’râf Suresi, 7:55)<br />
<br />
b) Açıktan (Cehri) Zikir Âdabı<br />
<br />
    Cemaatle yapılıyorsa uyum içinde zikretmek.<br />
<br />
    Başkalarını rahatsız etmemek.<br />
<br />
    Peygamberimiz (s.a.v.) bazen açıktan zikir yapardı. (Buhari, Müslim)<br />
<br />
c) Toplu Zikir Meclislerinde Dikkat Edilecekler<br />
<br />
✔ Gıybet, dedikodu ve haram konuşmalardan uzak durmak.<br />
✔ Şeytanın vesvesesine kapılmamak.<br />
✔ Aşırı coşkuyla (kendinden geçerek) zikretmemek.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. EN ÇOK YAPILAN HATALAR (ZİKİRDE KAÇINILACAK DAVRANIŞLAR)</span></span><br />
<br />
❌ Gösteriş için zikir yapmak (riya).<br />
❌ Mekanik bir şekilde, manasını düşünmeden zikretmek.<br />
❌ "Ben çok zikir yapıyorum" diye kibirlenmek.<br />
❌ Zikri belli bir sayıya ulaşmak için aceleyle yapmak.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">6. PEYGAMBERİMİZ’İN (S.A.V.) ZİKİR SÜNNETLERİ</span></span><br />
<br />
✔ Sabah-Akşam Zikirleri:<br />
<br />
    "Sübhanallahi ve bihamdihi" (100 defa). (Buhari, Müslim)<br />
    ✔ Yatmadan Önce:<br />
<br />
    Ayet-el Kürsi okumak. (Buhari)<br />
    ✔ Namazlardan Sonra:<br />
<br />
    33 Sübhanallah, 33 Elhamdülillah, 33 Allahu Ekber. (Müslim)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">SONUÇ: EN GÜZEL ZİKİR NASIL YAPILIR?</span></span><br />
<br />
    Abdest al (mümkünse).<br />
<br />
    Sessiz ve sakin bir yere çekil.<br />
<br />
    Kalbinle, huşû ile Allah’ı an.<br />
<br />
    Manasını düşünerek zikret.<br />
<br />
    Düzenli bir vird haline getir.<br />
<br />
    Zikirden sonra dua et.<br />
<br />
Hadis:<br />
"Allah’ı zikreden mümin ile zikretmeyenin farkı, diri ile ölü gibidir." (Buhari)<br />
<br />
Tavsiye:<br />
<br />
    "La ilahe illallah" zikrini günde 100-200 defa çekmeye çalış.<br />
<br />
    Sabah-akşam Felak-Nas, İhlas Suresi ve Ayet-el Kürsi oku.<br />
<br />
Zikir, kalbin şifasıdır; ihlasla ve edepli yapıldığında ruhu arındırır, Allah’a yakınlaştırır.<br />
<br />
<br />
<br />
############<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikir ile ilgili Ayetler</span></span><br />
<br />
<br />
 Âl-i İmrân / 191. Ayet<br />
اَلَّذ۪ينَ يَذْكُرُونَ اللّٰهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلٰى جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ ف۪ي خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هٰذَا بَاطِلًاۚ سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ<br />
<br />
O akıl sahipleri, ayakta dururken, otururken ve yanları üzerine yatarken dâimâ Allah’ı zikrederler; göklerin ve yerin yaratılışını tefekkür ederler ve: “Rabbimiz! Sen bunları boşuna yaratmadın. Sen bütün eksik sıfatlardan uzaksın. Bizi cehennem azabından koru!” derler. <br />
<br />
 A'râf / 63. Ayet<br />
اَوَعَجِبْتُمْ اَنْ جَٓاءَكُمْ ذِكْرٌ مِنْ رَبِّكُمْ عَلٰى رَجُلٍ مِنْكُمْ لِيُنْذِرَكُمْ وَلِتَتَّقُوا وَلَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ<br />
<br />
“Allah’ın azabını hatırlatarak sizi uyarması, böylece günahlardan sakınıp ilâhî merhamete nâil olabilmeniz için, içinizden biri vasıtasıyla size Rabbinizden bir uyarı ve nasihat gelmesine mi şaşıyorsunuz?” <br />
<br />
 Nahl / 43. Ayet<br />
وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ اِلَّا رِجَالًا نُوح۪ٓي اِلَيْهِمْ فَسْـَٔلُٓوا اَهْلَ الذِّكْرِ اِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَۙ<br />
<br />
Senden önce gönderdiğimiz peygamberler de, kendilerine vahyettiğimiz bir kısım adamlardan başkası değildi. Eğer bilmiyorsanız bilenlere sorun. <br />
<br />
 Tâ-Hâ / 99. Ayet<br />
كَذٰلِكَ نَقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ اَنْبَٓاءِ مَا قَدْ سَبَقَۚ وَقَدْ اٰتَيْنَاكَ مِنْ لَدُنَّا ذِكْرًاۚ<br />
<br />
Rasûlüm! İşte böylece sana daha önce yaşanmış önemli hâdiselerden bir kısmını anlatıyoruz. Şüphesiz sana tarafımızdan bir zikir verdik. <br />
<br />
<br />
 Enbiyâ / 7. Ayet<br />
وَمَٓا اَرْسَلْنَا قَبْلَكَ اِلَّا رِجَالًا نُوح۪ٓي اِلَيْهِمْ فَسْـَٔلُٓوا اَهْلَ الذِّكْرِ اِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ<br />
<br />
Rasûlüm! Senden önce gönderdiğimiz peygamberler de, kendilerine vahyettiğimiz bir kısım adamlardan başkası değildi. Bilmiyorsanız, bilenlere sorun!<br />
<br />
<br />
 Enbiyâ / 42. Ayet<br />
قُلْ مَنْ يَكْلَؤُ۬كُمْ بِالَّيْلِ وَالنَّهَارِ مِنَ الرَّحْمٰنِۜ بَلْ هُمْ عَنْ ذِكْرِ رَبِّهِمْ مُعْرِضُونَ<br />
<br />
De ki: “Eğer gece veya gündüz size azap göndermek istese sizi Rahmân’a karşı kim koruyabilir?” Buna rağmen, korkup O’na yönelecekleri yerde, Rablerinin zikrinden ve kitabından yüz çeviriyorlar. <br />
<br />
 Enbiyâ / 50. Ayet<br />
وَهٰذَا ذِكْرٌ مُبَارَكٌ اَنْزَلْنَاهُۜ اَفَاَنْتُمْ لَهُ مُنْكِرُونَ۟<br />
<br />
İşte bu Kur’an da bizim indirdiğimiz çok şerefli, her bakımdan bereket yüklü, öğüt kaynağı bir kitaptır. Hal böyleyken siz onu inkâr mı ediyorsunuz? <br />
<br />
 Enbiyâ / 84. Ayet<br />
فَاسْتَجَبْنَا لَهُ فَكَشَفْنَا مَا بِه۪ مِنْ ضُرٍّ وَاٰتَيْنَاهُ اَهْلَهُ وَمِثْلَهُمْ مَعَهُمْ رَحْمَةً مِنْ عِنْدِنَا وَذِكْرٰى لِلْعَابِد۪ينَ<br />
<br />
Biz de onun duasını kabul buyurduk; bütün dert ve sıkıntılarını giderdik; katımızdan bir rahmet ve bize kulluk yapanlara bir ders olmak üzere ona aile efradını ve bir o kadarını daha bağışladık. <br />
<br />
 Enbiyâ / 105. Ayet<br />
وَلَقَدْ كَتَبْنَا فِي الزَّبُورِ مِنْ بَعْدِ الذِّكْرِ اَنَّ الْاَرْضَ يَرِثُهَا عِبَادِيَ الصَّالِحُونَ<br />
<br />
Yemin olsun ki biz Zikir’den sonra Zebûr’da da: “Yeryüzüne ancak sâlih kullarım vâris olacaktır” diye yazdık. <br />
<br />
 Hac / 35. Ayet<br />
اَلَّذ۪ينَ اِذَا ذُكِرَ اللّٰهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَالصَّابِر۪ينَ عَلٰى مَٓا اَصَابَهُمْ وَالْمُق۪يمِي الصَّلٰوةِۙ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ<br />
<br />
Onlar ki, yanlarında Allah anıldığı zaman kalpleri derin bir saygıyla ürperir, başlarına gelen musibetlere sabreder, namazı dosdoğru kılar ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan bir kısmını Allah yolunda harcarlar. <br />
<br />
 Furkan / 29. Ayet<br />
لَقَدْ اَضَلَّن۪ي عَنِ الذِّكْرِ بَعْدَ اِذْ جَٓاءَن۪يۜ وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِلْاِنْسَانِ خَذُولًا<br />
<br />
“Vallahi, ikaz ve öğütlerle dolu olan Kur’an tam da bana ulaş­mış­ken, beni onu anlayıp gereğini yapmaktan o uzaklaştırdı.” Şeytan insanı işte böyle uçuruma sürükler, işte böyle yapayalnız yüzüstü bırakır. <br />
<br />
<br />
 Ahzâb / 9. Ayet<br />
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اذْكُرُوا نِعْمَةَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ اِذْ جَٓاءَتْكُمْ جُنُودٌ فَاَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ ر۪يحًا وَجُنُودًا لَمْ تَرَوْهَاۜ وَكَانَ اللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرًاۚ<br />
<br />
Ey iman edenler! Allah’ın size olan nimetini hatırlayın: Hani o zaman düşman orduları sizi kuşatmıştı; biz de onların üzerine şiddetli bir rüzgâr ve sizin göremediğiniz ordular göndermiştik. Allah, ne yapıyorsanız hepsini çok iyi görüyordu. <br />
<br />
 Sâffât / 3. Ayet<br />
فَالتَّالِيَاتِ ذِكْرًاۙ<br />
<br />
Zikir okuyanlara ki, <br />
<br />
 Sâffât / 168. Ayet<br />
لَوْ اَنَّ عِنْدَنَا ذِكْرًا مِنَ الْاَوَّل۪ينَۙ<br />
<br />
“Öncekilerin kitapları gibi bizim de elimizde bir kitap olsaydı”, <br />
<br />
<br />
 Sâd / 1. Ayet<br />
صٓ وَالْقُرْاٰنِ ذِي الذِّكْرِۜ<br />
<br />
Sãd. Öğüt ve uyarı dolu o şerefli Kur’an’a yemin olsun ki, tek kurtuluş yolu İslâm yoludur! <br />
<br />
 Sâd / 8. Ayet<br />
ءَاُنْزِلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ مِنْ بَيْنِنَاۜ بَلْ هُمْ ف۪ي شَكٍّ مِنْ ذِكْر۪يۚ بَلْ لَمَّا يَذُوقُوا عَذَابِۜ<br />
<br />
“Tuhaf! Aramızda başka kimse bulunamamış da kitap Abdülmuttalib’in yetîmine mi inmiş?” Hayır, hayır! Gerçek şu ki, onların senin doğruluğun aleyhinde söyleyecekleri hiçbir şey yok. Fakat onlar benim kitabımdan tam bir şüphe içindeler. Doğrusu onlar henüz azabımı tatmadılar! <br />
<br />
 Sâd / 87. Ayet<br />
اِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَم۪ينَ<br />
<br />
“Bu Kur’an, bütün insanlığa sadece bir öğüt, bir hatırlatmadır.” <br />
<br />
 Mü'min / 54. Ayet<br />
هُدًى وَذِكْرٰى لِاُو۬لِي الْاَلْبَابِ<br />
<br />
Gerçek akıl sahipleri için bir doğru yol rehberi ve bir öğüt olan o kitaba. <br />
<br />
 Fussilet / 41. Ayet<br />
اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِالذِّكْرِ لَمَّا جَٓاءَهُمْۚ وَاِنَّهُ لَكِتَابٌ عَز۪يزٌۙ<br />
<br />
Gerçek şu ki, kendilerine tebliğ edilen bu Kur’an’ı inkâr edenler, dünyada da âhirette de zillet ve perişanlıktan kurtulamayacaklar! Çünkü o, gerçekten çok şerefli, çok değerli, mağlup edilemez bir kitaptır. <br />
<br />
 Zuhruf / 44. Ayet<br />
وَاِنَّهُ لَذِكْرٌ لَكَ وَلِقَوْمِكَۚ وَسَوْفَ تُسْـَٔلُونَ<br />
<br />
Şüphesiz bu Kur’an hem senin için hem de kavmin için bir hatırlatmadır ve bir şereftir. Yakında ona uyup uymadığınızdan sorguya çekileceksiniz. <br />
<br />
 Kaf / 8. Ayet<br />
تَبْصِرَةً وَذِكْرٰى لِكُلِّ عَبْدٍ مُن۪يبٍ<br />
<br />
Bütün bunları, Allah’a yönelecek her bir kula, kalp gözünü açıp ilâhî kudretin büyüklüğünü gösterecek bir delil ve ders alınacak bir öğüt olması için yaptık. <br />
<br />
 Talâk / 10. Ayet<br />
اَعَدَّ اللّٰهُ لَهُمْ عَذَابًا شَد۪يدًا فَاتَّقُوا اللّٰهَ يَٓا اُو۬لِي الْاَلْبَابِۚۛ اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُواۚۛ قَدْ اَنْزَلَ اللّٰهُ اِلَيْكُمْ ذِكْرًاۙ<br />
<br />
Allah onlar için âhirette de şiddetli bir azap hazırlamıştır. Öyleyse ey iman etmiş akıl sahipleri! Allah’a gönülden saygı besleyip O’na karşı gelmekten sakının. Gerçek şu ki, Allah size neyin iyi neyin kötü olduğunu bildiren ve size öğüt veren bir kitap indirdi. <br />
<br />
 Tekvir / 27. Ayet<br />
اِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَم۪ينَۙ<br />
<br />
Oysa Kur’an, bütün şuurlu ve sorumlu varlıklar için bir öğüt, bir uyarıdır. <br />
<br />
##############<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">ZİKRİN ÖNEMİ VE FAZİLETİNİ BİLDİREN ÂYET-İ KERİMELER</span></span><br />
<br />
“Beni zikrediniz, anınız ki, ben de sizi anayım. Bana şükredin ve küfre sapmayın.” (Bakara Sûresi / 152)<br />
<br />
“Allah’ı çok zikret ve gece gündüz onu tesbih et.” (Âl-i İmran Sûresi / 41)<br />
<br />
“Allah’ı nefsinde, içinde huşû ve korku ile an, gece gündüz açık gizli onu zikret, sakın gâfillerden olma.” (Â’râf Sûresi / 205)<br />
<br />
“…Kalpleri, Allâh’ı zikretmek husûsunda katılaşmış olanlara yazıklar olsun; işte bunlar apaçık dalâlettedirler.” (ez-Zümer, 22)<br />
<br />
“İman edenlerin kalbleri ancak Allah’ın zikriyle mutmain olur. Kalbler ancak Cenâb-ı Hakkı anmakla mutmain olurlar.” (Ra’d Sûresi / 28)<br />
<br />
“Namaz kılınız, muhakkak ki namaz, insanları kötülüklerden ve inkara sapmaktan korur. Allah’ı anmak en büyük ibâdettir.” (Ankebût Sûresi / 45)<br />
<br />
“Allah’ın azabından korkarak, Rabbının rahmetini umarak gecenin (ilerleyen) saatlerinde secdeye kapananlar, ayakta durur hâlde tâat ve ibâdet eden kimseler, Allah’ın rahmet ve mağfiretine nâil olurlar.” (Zümer Sûresi / 9)<br />
<br />
"Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki<img src="http://yamanboard.w4f.eu/images/smilies/smile.png" alt="Smile" title="Smile" class="smilie smilie_1" /> "Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek Yücesin, bizi ateşin azabından koru." (Al-i İmran Suresi, 191)<br />
<br />
"Namazı bitirdiğinizde, Allah'ı ayaktayken, otururken ve yan yatarken zikredin. Artık 'güvenliğe kavuşursanız' namazı dosdoğru kılın. Çünkü namaz, mü'minler üzerinde vakitleri belirlenmiş bir farzdır." (Nisa Suresi, 103)<br />
<br />
"Ey iman edenler, bir toplulukla karşı karşıya geldiğiniz zaman, dayanıklılık gösterin ve Allah'ı çokça zikredin. Ki kurtuluş (felah) bulasınız." (Enfal Suresi, 45)<br />
<br />
"Andolsun, sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için Allah'ın Resûlü'nde güzel bir örnek vardır." (Ahzab Suresi, 21)<br />
<br />
"Ey iman edenler, Allah'ı çokça zikredin." (Ahzab Suresi, 41.)<br />
<br />
"Allah, kimin göğsünü İslam'a açmışsa, artık o, Rabbinden bir nur üzerinedir, (öyle) değil mi? Fakat Allah'ın zikrinden (yana) kalpleri katılaşmış olanların vay haline. İşte onlar, apaçık bir sapıklık içindedirler." (Zümer Suresi, 22)<br />
<br />
"Andolsun Biz Kur'an'ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı?" (Kamer Suresi, 32)<br />
<br />
"Rabbinin ismini zikret ve herşeyden kendini çekerek yalnızca O'na yönel." (Müzzemmil Suresi, 8.)<br />
<br />
"Ve sabah, akşam Rabbinin adını zikret." (İnsan Suresi, 25. ayet)<br />
<br />
“Ey îmân edenler! Sakın mallarınız ve evlâtlarınız, sizi Allâh’ı zikretmekten alıkoymasın! Kim böyle yaparsa, işte onlar hüsrâna uğrayanların ta kendileridir.” (el-Münâfikûn, 9)<br />
<br />
“Öyle erler vardır ki, onları ne ticaret ne de alışveriş Allâh’ı zikretmekten, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyamaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin (dehşetten) allak bullak olduğu bir günden (kıyâmetten) korkarlar.” (en-Nûr, 37)<br />
<br />
“(Rasûlüm!) Sana vahyedilen Kitab’ı oku ve namazı kıl! Muhakkak ki namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allâh’ı zikretmek, şüphesiz en büyük iştir. Allah yaptıklarınızı bilir.” (el-Ankebût, 45)<br />
<br />
<br />
##############<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">ZİKRULLAH (ZİKİR) İLE İLGİLİ HADİSLER</span></span><br />
<br />
    "Herkesten Üstün Olacağınız Bir Şeyi Haber Vereyim mi?"<br />
<br />
Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Mekke'den Medine'ye hicret eden Müslümanların fakirleri Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e gelerek şöyle dediler:<br />
<br />
– Varlıklı Müslümanlar cennetin en yüksek derecelerini ve ebedî nimetleri alıp götürdüler. Bizim kıldığımız namazları onlar da kılıyorlar. Tuttuğumuz oruçları onlar da tutuyorlar. Fazla malları olduğu için hac ve umre yapıyorlar, cihad ediyorlar ve sadaka veriyorlar, biz veremiyoruz.<br />
<br />
Bunun üzerine Resûl–i Ekrem onlara:<br />
<br />
"Sizden önde gidenlere yetişebileceğiniz, sizden sonra gelenleri geçebileceğiniz, sizin yaptığınızı yapanlar dışında herkesten üstün olacağınız bir şeyi haber vereyim mi?" diye sordu.<br />
<br />
"Evet, söyle yâ Resûlallah!" dediler.<br />
<br />
Resûl–i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:<br />
<br />
"Her namazın ardından otuz üçer defa Allah’ı tesbih eder, O’na hamdeder ve tekbir getirirsiniz.”<br />
<br />
Hadisi Ebû Hüreyre’den rivayet eden Ebû Sâlih’in söylediğine göre, sahâbîler bu zikirleri nasıl okuyacaklarını sorunca Resûl–i Ekrem şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Her birinden otuz üçer defa olmak üzere sübhânallah, elhamdülillah, Allâhü ekber, dersiniz."[14]<br />
<br />
Müslim’in bir rivayetinde şu ilâve vardır:<br />
<br />
Birkaç gün sonra fakir muhâcirler Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e tekrar gelerek:<br />
<br />
"Zengin kardeşlerimiz bizim yaptığımız zikirleri duymuşlar. Aynını onlar da yapıyorlar." dediler.<br />
<br />
Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:<br />
<br />
"Ne yapalım! Artık bu Allah'ın bir lütfudur, Allah lütfunu dilediğine verir." (Müslim, Mesâcid 142.)<br />
<br />
    En Hayırlı En Değerli En Kazançlı Amel<br />
<br />
Ebü’d–Derdâ radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ashâbına:<br />
<br />
 “Size en hayırlı, Allah katında en değerli, derecenizi en fazla yükseltecek, sizin için sadaka olarak altın ve gümüş dağıtmaktan daha kazançlı, düşmanla karşılaşıp da sizin onların boynunu vurmanızdan, onların da sizi öldürmesinden daha çok sevap getirecek amelin ne olduğunu haber vereyim mi?” diye sordu. Onlar da:<br />
<br />
"Evet, söyle." dediler. Resûl–i Ekrem de:<br />
<br />
“Allah Teâlâ’yı zikretmektir.” buyurdu. (Tirmizî, Daavât 6. Ayrıca bk. İbni Mâce, Edeb 53.)<br />
<br />
    Peygamberimizin Sahabiye Tavsiyesi<br />
<br />
Abdullah İbni Büsr radıyallahu anh şöyle dedi:<br />
<br />
Bir adam Resûl–i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’e hitâben:<br />
<br />
"Yâ Resûlallah! İslâmiyet’in emirleri çoğaldı. Bana sıkı sıkıya yapışacağım bir şey söyle." dedi. O da:<br />
<br />
“Dilin hep Allah’ı zikretsin!” buyurdu. (Tirmizî, Daavât 4. Ayrıca bk. İbni Mâce, Edeb 53.)<br />
<br />
    Kulun Allah'a En Yakın Olduğu Yer<br />
<br />
Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Kulun Rabbine en yakın olduğu hal secde halidir. İşte bu sebeple secdede çok dua etmeye bakın!” (Müslim, Salât 215. Ebû Dâvûd, Salât 148<img src="http://yamanboard.w4f.eu/images/smilies/wink.png" alt="Wink" title="Wink" class="smilie smilie_2" /><br />
<br />
    Rabbini Zikreden Ve Etmeyenin Farkı<br />
<br />
Ebû Mûsâ el–Eş‘arî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Rabbini zikredenle etmeyenin farkı, diriyle ölünün farkı gibidir.” (Buhârî, Daavât 66.)<br />
<br />
Müslim ise bu hadisi şöyle rivayet etmiştir:<br />
<br />
“İçinde Allah’ın anıldığı ev ile Allah’ın anılmadığı evin farkı, diriyle ölünün farkı gibidir." (Müslim, Müsâfirîn 211.)<br />
<br />
    Zikreden Bir Kul Olmak İçin Okunacak Dualar<br />
<br />
“Ey Allahım! Bana seni zikretme, sana şükür ve güzelce ibadet etme konusunda yardımcı ol.” Hz. Peygamber (s.a.s) Muaz İbn Cebel’e her namazda veya her namazın sonunda bu duayı yapmasını tavsiye etmiştir. (A. İbn Hanbel, V, 247.)<br />
<br />
“Rabbim! Beni sana çokça şükreden, seni çokça zikreden, senin azabından çekinen, sana hakkıyla itaat eden, sadece senin için eğilen, daima sana yalvarıp yönelen bir kişi eyle! (İbn Mâce, Duâ, 2.)<br />
<br />
    Namazda Allah'ı (c.c) Zikretmektir<br />
<br />
"Sizden biri uyku sebebiyle veya unutma yüzünden bir farz namazı kılmazsa, hatırladığı zaman onu hemen kılsın. Çünkü Allah Teâlâ; "Beni zikretmek için namaz kıl (Tâhâ, 20/14.)”, buyurmuştur.” (Müslim, Mesâcid, 316Tirmîzî, Salât, 16, Mâce, Salât, 10.)<br />
<br />
    Melekler Zikir Meclislerinde Ne Yapıyorlar<br />
<br />
Peygamber (s.a.v)' naklen rivayet etti. Şöyle buyurmuşlar :<br />
<br />
Şüphesiz ki : Allah Tebareke ve Teâla'ntn bir takım seyyar fazla me­lekleri vardır. Bunlar zikir meclislerini araştırırlar. İçerisinde zikir olan bir meclis buldular mı onlarla beraber otururlar. Ve kanatlarıyla birbirlerini kuşatırlar. Ta ki kendileriyle alt semanın arası dolar. Cemaat dağıldıkları vakit yükselir ve gökyüzüne çıkarlar.<br />
<br />
Allah (Azze ve Ce'le) onları bildiği halde kendilerine : "Nereden geldiniz?" diye sorar.<br />
<br />
Onlar da : Senin yer­yüzündeki bazı kullarının yanından (geldik), onlar sana teşbih ediyor, tek­bîr, tehlilde bulunuyor, sana hamdediyor ve senden istiyorlar, cevabını ve­rirler.<br />
<br />
Teâla Hazretleri : Benden ne istiyorlar? diye sorar : "Senden cenne­tini istiyorlar, derler. Onlar benim cennetimi gördü mü? der. Hayır yâ Rab-bî! cevabını verirler. Acaba cennetimi görmüş olsalar ne yaparlar? der.<br />
<br />
Melekler : Senden eman dilerler, derler. Benden neden eman dilerler? Diye sorar.  Senin  cehenneminden  yâ  Rabbi!  diye cevap verirler.  Onlar benim cehennemimi görmüşler mi? der. Hayır! cevabını verirler. Acaba cehennerıimi  görmüş  olsalar  ne  yaparlar?  der.  Senden  mağfiret  dilerler,  derler. O da : Ben onları mağfiret ettim, ne diledilerse kendilerine verdim. Ve on­ları eman diledikleri şeyden kurtardım, buyurur.<br />
<br />
Bunun üzerine melekler : Ya Rabbİ! İçlerinde filân var, günahı çok bir kul. O ancak oradan geçer­ken onlarla beraber oturdu, derler.<br />
<br />
Teâla Hazretleri : Onu da affettim. On­lar öyle bîr cemaat ki, onlarla düşüp kalkan şakı'olmaz, buyurur.»(Müslim 2689/25)<br />
<br />
    Peygamberimiz (s.a.v) Hutbede Sesleniyor!<br />
<br />
“Ey insanlar!<br />
<br />
Ölmeden önce tevbe edin; fırsat elde iken sâlih ameller işlemeye bakın! Gizli-açık bolca sadaka vermek ve Allâh’ı çok çok zikretmekle Rabbinizle aranızı düzeltin! Böyle yaparsanız, rızıklandırılır, yardım görür ve kaçırmış olduğunuz şeyleri elde edersiniz." (İbn-i Hişâm, I, 118-119, Beyhakî,Delâil, II, 524)<br />
<br />
    Tüm Mahlûkat Allah'ı (c.c) Zikrediyor<br />
<br />
“Hayvanlarınıza, onları yormadan güzelce binin ve (kullanmadığınız zaman da) güzel bir şekilde istirahat ettirin. Onları yollardaki ve sokaklardaki konuşmalarınız için kürsü edinmeyin (sırtlarında durarak sohbet etmeyin). Nice binilen hayvan vardır ki, sırtına binenden daha hayırlıdır ve Allah Tebâreke ve Teâlâ’yı ondan daha çok zikretmektedir.” buyurdu. (Ahmed, III,439)<br />
<br />
    Kalplerin Cilâsı Nedir?<br />
<br />
Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz:<br />
<br />
“–Kalpler, demirin paslandığı gibi paslanır.” buyurmuştu.<br />
<br />
Sahâbe-i kirâm:<br />
<br />
“–Onun cilâsı nedir ey Allâh’ın Rasûlü?” diye sordular.<br />
<br />
Allah Rasûlü (s.a.v):<br />
<br />
“–Allâh’ın kitâbını çokça tilâvet etmek ve Allâh’ı çok çok zikretmektir.” cevâbını verdi. (Ali el-Müttakî, II, 241)<br />
<br />
    Cennet Ehli Dünyada Neye Hasret Duyar?<br />
<br />
Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, vefât etmiş olan sâlih mü’minlerin duyduğu hasret ve pişmanlığı şöyle ifâde buyururlar:<br />
<br />
“Cennet ehli, başka hiçbir şeye değil, sâdece, dünyâda Allâh’ı zikretmeksizin geçirmiş oldukları anlara hasret ve nedâmet duyarlar!” (Heysemî, X, 73- 74)<br />
<br />
    Allah (c.c) İçin Biraraya Gelenlerin Mükafatı<br />
<br />
“Bir topluluk Allâh’ı zikretmek üzere bir araya gelirse, melekler onların etrafını kuşatır. Allâh’ın rahmeti onları kaplar, üzerlerine sekînet iner ve Allâh Tealâ onları yanında bulunanlar arasında zikreder.” (Müslim, Zikir,39)<br />
<br />
    Allah'ı (c.c) Sevmenin Alameti<br />
<br />
Allah Rasûlü (s.a.v) şöyle buyurur:<br />
<br />
“Allâh’ı sevmenin alâmeti, Allâh’ı zikretmeyi sevmektir.” (Süyûtî, II, 52)<br />
<br />
    Dünyada Kıymetli Olan Üç Şey<br />
<br />
Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Dünya ve onun içinde olan şeyler değersizdir. Sadece Allâh’ı zikretmek ve O’na yaklaştıran şeylerle, ilim öğreten âlim ve öğrenmek isteyen talebe bundan müstesnâdır.” (Tirmizî, Zühd, 14)<br />
<br />
    Her İbadetten Daha Üstündür<br />
<br />
"Allâh’ı zikir, zikirsiz olan her ibadetten üstündür.” (İhyâ, I, 847)<br />
<br />
Sırf dil ile zikretmek kolaydır. Lâkin Rabbimiz’in biz kullarından asıl murâdı; zikrin feyziyle dolarak dâimâ Allah ile beraberliğin şuur ve idrâki içinde bulunan, rakik, hassas ve ârif bir kalptir.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak</span></span><br />
<br />
Deepsek ve Raşit Tunca<br />
<br />
Schrems, 25.04.2025</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikir Nedir? Nasıl Zikredilir? Zikir Çeşitleri Nelerdir? Kuran Okumak Zikir mi dir?</span></span><br />
<br />
Zikir (Arapça: ذِكْر), İslam dininde Allah'ı anmak, hatırlamak ve O'nu yüceltmek amacıyla yapılan bir ibadet şeklidir. Sözlü, kalple veya fiili olarak gerçekleştirilebilir. Zikir, Kur'an-ı Kerim'de ve hadislerde Müslümanlara tavsiye edilen önemli bir ameldir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikir Çeşitleri:</span></span><br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Lisanî (Dille) Zikir:</span></span><br />
<br />
        Allah'ın isimlerini (Esma-ül Hüsna) veya belirli duaları tekrar etmek.<br />
<br />
        Örnekler:<br />
<br />
            "Subhanallah" (Allah’ı tüm eksikliklerden tenzih ederim)<br />
<br />
            "Elhamdülillah" (Hamd Allah’a mahsustur)<br />
<br />
            "Allahu Ekber" (Allah en büyüktür)<br />
<br />
            "La ilahe illallah" (Allah’tan başka ilah yoktur)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">    Kalbi Zikir:</span></span><br />
<br />
        Allah'ı içinden sessizce anmak, O’nun varlığını ve büyüklüğünü düşünmek.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">    Fiilî Zikir:</span></span><br />
<br />
        Namaz kılmak, Kur'an okumak, sadaka vermek gibi ibadetlerle Allah'ı hatırlamak.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikirin Önemi:</span></span><br />
<br />
    Kur'an’da birçok ayette zikir emredilir. Örneğin:<br />
<br />
        "Beni anın ki, ben de sizi anayım." (Bakara Suresi, 2:152)<br />
<br />
    Peygamber Efendimiz (s.a.v.) sıkça zikir yapmış ve ümmetine de tavsiye etmiştir.<br />
<br />
    Zikir, kalbi huzura kavuşturur, günahların affına vesile olur ve manevi dereceyi yükseltir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikir Örnekleri:</span></span><br />
<br />
    Tesbih Zikiri: "Subhanallahi ve bihamdihi" (Allah’ı hamd ile tespih ederim)<br />
<br />
    Tevhid Zikiri: "La ilahe illallah"<br />
<br />
    Estağfirullah (Allah’tan bağışlanma dilemek)<br />
<br />
Zikir, her zaman ve her yerde yapılabilen bir ibadettir. Müslümanlar, günlük hayatlarında zikire önem vererek Allah ile bağlarını güçlendirmeyi hedefler.<br />
<br />
Daha detaylı bilgi için Kur'an ve sahih hadis kaynaklarına başvurabilirsiniz.<br />
<br />
###########<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikrederken abdestli olmak şartmıdır?</span></span><br />
<br />
Zikir yaparken abdestli olmak şart değildir, ancak bazı zikir çeşitleri için abdestli olmak daha faziletli kabul edilir. İslam alimleri, zikrin genel olarak abdestsiz de yapılabileceğini, fakat bazı durumlarda abdestli olmanın daha uygun olduğunu belirtmişlerdir.<br />
Zikir ve Abdest İlişkisi:<br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> Genel Zikirler (Kalple veya Dille):</span></span><br />
<br />
        "Subhanallah", "Elhamdülillah", "Allahu Ekber", "La ilahe illallah" gibi zikirleri abdestsiz de söylemek caizdir.<br />
<br />
        Günlük hayatta (yürürken, çalışırken) bu zikirleri yapmak için abdest şartı yoktur.<br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> Kur'an Ayetleriyle Yapılan Zikir:</span></span><br />
<br />
        Eğer zikir olarak Kur'an ayetleri (örneğin, Ayet-el Kürsi, Fatiha Suresi gibi) okunuyorsa, abdestli olmak daha faziletlidir.<br />
<br />
        Ancak abdestsizken de dua niyetiyle kısa ayetler okunabilir (örneğin, "Bismillah", "Hasbunallah" gibi).<br />
<br />
    <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Namaz Sonrası ve Belirli Vakit Zikirleri:</span></span><br />
<br />
        Namazdan sonra yapılan tesbihat (33 Subhanallah, 33 Elhamdülillah, 33 Allahu Ekber) gibi zikirler için abdestli olmak müstehaptır (sevap açısından daha iyidir), fakat abdestsiz de söylenebilir.<br />
<br />
   <span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color"> Tasavvufta Göre Zikir:</span></span><br />
<br />
        Bazı tarikatlarda, özellikle cehri (açıktan) zikir meclislerinde abdestli olmak âdaba uygun görülür.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç:</span></span><br />
<br />
    Zikir için abdest şart değildir, ancak Kur'an ayetleriyle yapılan zikirlerde veya namaz sonrası tesbihatta abdestli olmak daha faziletlidir.<br />
<br />
    Abdestsizken de Allah'ı anmak, kalpten tesbih etmek ve dua etmek caizdir.<br />
<br />
Hadis Kaynağı:<br />
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) her durumda Allah'ı zikretmiştir. Örneğin, bir hadiste şöyle buyurmuştur:<br />
"Müminin her hâli ibadettir: Otururken, yatarken, abdestli veya abdestsiz Allah'ı zikrederse sevap alır." (Buhari, Müslim)<br />
<br />
Dolayısıyla, sürekli zikir halinde olmak için abdest şartı aranmaz, ancak Kur'an ayetleri okunacaksa dikkat etmek gerekir.<br />
<br />
#########<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kuran'dan belli önemli ayetler tekrar edilerekden de zikir yapılabilirmi?</span></span><br />
<br />
Evet, Kur'an'dan seçilmiş önemli ayetlerin tekrar edilmesiyle de zikir yapılabilir. Kur'an ayetleri, Allah'ın kelamı olduğu için onları okumak, tekrar etmek ve üzerinde tefekkür etmek en güzel zikirlerden biridir. Ancak bu konuda bazı incelikler vardır:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Kur'an Ayetleriyle Zikir Yapmanın Hükmü:</span></span><br />
<br />
    Caizdir ve sevabı büyüktür. Özellikle "Esma-ül Hüsna" (Allah'ın güzel isimleri), "Ayet-el Kürsi", "Haşr Suresi'nin son ayetleri", "Felak ve Nas sureleri" gibi ayetler sıkça zikir niyetiyle okunur.<br />
<br />
    Abdestli olmak müstehaptır (sevap açısından daha iyidir), fakat abdestsiz de okunabilir (özellikle dua niyetiyle).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Sıkça Okunan Zikir Ayetleri:</span></span><br />
<br />
a) Ayet-el Kürsi (Bakara 255):<br />
<br />
    "Allahü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm..."<br />
<br />
    Faydası: Şeytandan korunma, evin ve kişinin muhafazası, uykusuzluk ve korkuya karşı etkilidir.<br />
<br />
b) Haşr Suresi Son 3 Ayet (Haşr 22-24):<br />
<br />
    "Hüvallahüllezî lâ ilâhe illâ hû..."<br />
<br />
    Faydası: Sabah-akşam okuyanın imanı kuvvetlenir, bela ve sıkıntılardan korunur.<br />
<br />
c) İhlas Suresi (Tevhid Suresi):<br />
<br />
    "Kul hüvallahü ehad..."<br />
<br />
    Faydası: 3 defa okumak Kur'an'ın üçte birine denk sevap kazandırır.<br />
<br />
d) Felak ve Nas Sureleri:<br />
<br />
    "Kul eûzü birabbil felak..." &amp; "Kul eûzü birabbin nas..."<br />
<br />
    Faydası: Nazar, büyü ve kötülüklerden korunma.<br />
<br />
e) "La havle vela kuvvete illa billah" (Güç ve kuvvet ancak Allah iledir):<br />
<br />
    Faydası: Sıkıntı anında teskin edici, tevekkül zikridir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Kur'an Ayetleriyle Zikir Yaparken Dikkat Edilecekler:</span></span><br />
<br />
    Niyet önemlidir: Ayetleri sadece okumak değil, Allah'ı anma (zikir) niyetiyle tekrar etmek gerekir.<br />
<br />
    Abdestli olmak daha faziletlidir, ancak abdestsiz de okunabilir (özellikle dua maksadıyla).<br />
<br />
    Manasını düşünerek okumak zikrin bereketini artırır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Hadislerde Kur'an ile Zikir:</span></span><br />
<br />
    Peygamberimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:<br />
    "Kim bir gecede 'Kul hüvallahü ehad' (İhlas Suresi) on defa okursa, Allah ona cennette bir köşk bina eder." (Ahmed b. Hanbel)<br />
<br />
    Ayet-el Kürsi için:<br />
    "Her kim farz namazın ardından Ayet-el Kürsi'yi okursa, cennete girmesine ölümden başka bir engel kalmaz." (İbn Hibban)<br />
<br />
Sonuç:<br />
<br />
Kur'an ayetlerini zikir niyetiyle tekrar etmek hem caiz hem de çok sevaptır. Özellikle korunma, rahmet ve tevhid içeren ayetler, en güçlü zikirlerdendir. Abdestli olmak daha iyidir, fakat abdestsiz de okunabilir.<br />
<br />
Önemli Tavsiye:<br />
<br />
    Sabah-Akşam Virdi: Her sabah ve akşam Felak-Nas, Ayet-el Kürsi ve İhlas Suresi gibi ayetleri okuyarak düzenli bir zikir virdi oluşturabilirsiniz.<br />
<br />
    Tefekkürle Okumak: Ayetlerin manasını düşünerek okumak, zikrin etkisini artırır.<br />
<br />
Daha detaylı bilgi için Tefsir kitaplarına ve sahih hadis kaynaklarına başvurabilirsiniz.<br />
<br />
###########<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikir Çeşitleri Nelerdir?</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">ZİKİR ÇEŞİTLERİ</span></span><br />
<br />
Zikir, Allah'ı anmanın farklı yollarıdır. İslam geleneğinde zikir çeşitleri şekil, içerik ve usul bakımından çeşitlilik gösterir. İşte başlıca zikir türleri:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. ŞEKİLLERİNE GÖRE ZİKİR ÇEŞİTLERİ</span></span><br />
<br />
a) Lisanî (Dille) Zikir<br />
<br />
    Allah’ın isimlerini (Esma-ül Hüsna) veya belirli duaları sesli veya sessiz tekrar etmek.<br />
<br />
    Örnekler:<br />
<br />
        "Sübhanallah" (33 defa)<br />
<br />
        "Elhamdülillah" (33 defa)<br />
<br />
        "Allahu Ekber" (33 defa)<br />
<br />
        "La ilahe illallah" (Kelime-i Tevhid)<br />
<br />
b) Kalbî (Gönülden) Zikir<br />
<br />
    Allah’ı içinden geçirerek, derin bir huşu ile anmak.<br />
<br />
    Örnek:<br />
<br />
        "Allah, Allah" diyerek kalbi meşgul etmek.<br />
<br />
c) Fiilî (Amelî) Zikir<br />
<br />
    İbadet ve salih amellerle Allah’ı hatırlamak.<br />
<br />
    Örnekler:<br />
<br />
        Namaz kılmak,<br />
<br />
        Kur’an okumak,<br />
<br />
        Sadaka vermek,<br />
<br />
        İlim öğrenmek.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. İÇERİKLERİNE GÖRE ZİKİR ÇEŞİTLERİ</span></span><br />
<br />
a) Tevhid Zikri (Kelime-i Tevhid)<br />
<br />
    "La ilahe illallah" (Allah’tan başka ilah yoktur).<br />
<br />
    Fazileti: Hadiste, "En üstün zikir 'La ilahe illallah'tır." (Tirmizî) buyrulmuştur.<br />
<br />
b) Tesbih Zikri<br />
<br />
    "Sübhanallah" (Allah’ı tüm noksanlıklardan tenzih ederim).<br />
<br />
    Fazileti: Günahları siler, sevap kazandırır.<br />
<br />
c) Tahmid Zikri<br />
<br />
    "Elhamdülillah" (Hamd Allah’a mahsustur).<br />
<br />
    Fazileti: "Duanın özü 'Elhamdülillah'tır." (İbn Mâce)<br />
<br />
d) Tekbir Zikri<br />
<br />
    "Allahu Ekber" (Allah en büyüktür).<br />
<br />
    Fazileti: Namazlarda ve bayramlarda sünnettir.<br />
<br />
e) İstiğfar Zikri<br />
<br />
    "Estağfirullah" (Allah’tan bağışlanma dilerim).<br />
<br />
    Fazileti: Günahların affına vesiledir.<br />
<br />
f) Hasbî Zikir<br />
<br />
    "Hasbunallahu ve ni’mel vekîl" (Allah bize yeter, O ne güzel vekildir).<br />
<br />
    Fazileti: Sıkıntı anında okunur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. USULÜNE GÖRE ZİKİR ÇEŞİTLERİ</span></span><br />
<br />
a) Bireysel Zikir<br />
<br />
    Kişinin kendi başına yaptığı zikir.<br />
<br />
    Örnek: Sabah-akşam virdleri.<br />
<br />
b) Cemaatle Zikir<br />
<br />
    Toplu halde yapılan zikirler (Mevlid, hatim, tasavvufî zikir halkaları).<br />
<br />
    Örnek: Tarikatlardaki "cehri zikir" meclisleri.<br />
<br />
c) Vird ve Evrad Zikirleri<br />
<br />
    Belli vakitlerde düzenli okunan dualar.<br />
<br />
    Örnek:<br />
<br />
        Sabah-Akşam Duaları (Felak-Nas, Ayet-el Kürsi),<br />
<br />
        Hizbül-İmam en-Nevevî gibi dua mecmuaları.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. KUR’AN VE SÜNNET’TE GEÇEN ÖZEL ZİKİRLER</span></span><br />
<br />
a) Ayet-el Kürsi (Bakara 255)<br />
<br />
    "Allahü lâ ilâhe illâ hüvel hayyül kayyûm..."<br />
<br />
    Fazileti: "Her kim farz namazdan sonra okursa, cennete girmesine ölümden başka engel kalmaz." (İbn Hibban)<br />
<br />
b) Haşr Suresi’nin Son 3 Ayeti<br />
<br />
    "Hüvallahüllezî lâ ilâhe illâ hû..."<br />
<br />
    Fazileti: Sabah-akşam okuyanın imanı kuvvetlenir.<br />
<br />
c) İhlas Suresi<br />
<br />
    "Kul hüvallahü ehad..."<br />
<br />
    Fazileti: "Kim bu sureyi 10 defa okursa, Allah ona cennette bir köşk bina eder." (Ahmed b. Hanbel)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">SONUÇ: HANGİ ZİKİR DAHA FAZİLETLİ?</span></span><br />
<br />
    En faziletli zikir, ihlasla ve devamlı yapılandır.<br />
<br />
    Gizli zikir riyadan uzak, cehri zikir cemaat ruhunu canlandırır.<br />
<br />
    Kur’an ayetleriyle zikir yapmak en sevaplı olanlardandır.<br />
<br />
Hadis:<br />
"Allah’ı zikredenlerle zikretmeyenlerin farkı, diri ile ölü gibidir." (Buhari)<br />
<br />
Tavsiye:<br />
<br />
    Sabah-Akşam Virdi: Felak-Nas, Ayet-el Kürsi, İhlas Suresi gibi ayetleri düzenli okuyun.<br />
<br />
    Günlük Hayatta: "La havle vela kuvvete illa billah" gibi kısa zikirleri sıkça tekrar edin.<br />
<br />
Zikir, kalbi diri tutan bir ibadettir; hangi çeşidini yaparsanız yapın, samimiyetle devam etmek en önemlisidir.<br />
<br />
#########<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Gizli zikir mi faziletlidiri cehri zikir mi faziletlidir</span></span><br />
<br />
Zikirin gizli (hafî) veya açıktan (cehrî) yapılması konusu, İslam alimleri arasında tartışılan bir konudur. Her iki şeklin de faziletleri vardır ve farklı hadislerle desteklenir. Ancak niyet, ihlas ve zikrin amacı en önemli kriterdir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Gizli (Hafî) Zikirin Fazileti:</span></span><br />
<br />
    Kalbî ve sessiz zikir, riyadan (gösterişten) uzaktır.<br />
<br />
    "Rabbinizi içinden, yalvararak ve sessizce zikredin." (A'râf Suresi, 7:55)<br />
<br />
    Peygamberimiz (s.a.v.) gizli zikri teşvik etmiştir:<br />
    "En hayırlı zikir, hafî (gizli) olandır." (Beyhaki, Şuabü'l-İman)<br />
<br />
    Özellikle riya endişesi olan durumlarda gizli zikir daha güvenlidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Açıktan (Cehri) Zikrin Fazileti:</span></span><br />
<br />
    Toplu zikir meclislerinde (örneğin, cemaatle hatim, mevlid, tevhid zikirleri) cehri zikir sünnettir.<br />
<br />
    Peygamberimiz (s.a.v.) bazen açıktan zikir yapmıştır:<br />
    "Allah’ı açıktan zikredenler, sadakayı açıktan verenler gibidir; gizli zikredenler ise gizli sadaka verenler gibidir." (Tirmizî)<br />
<br />
    Başkalarına örnek olmak ve manevi atmosfer oluşturmak için cehri zikir teşvik edilmiştir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Hangisi Daha Faziletli?</span></span><br />
<br />
    Kişinin durumuna ve niyetine göre değişir.<br />
<br />
        Riya korkusu varsa → Gizli zikir daha faziletlidir.<br />
<br />
        Cemaatle ibadet ve tebliğ niyeti varsa → Cehri zikir daha faziletlidir.<br />
<br />
    İhlas önemlidir: Allah katında en makbul zikir, samimi olanıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Önemli Tavsiyeler:</span></span><br />
<br />
✔ Gündelik hayatta: Kalbî zikir (gizli) daha kolay ve süreklidir.<br />
✔ Cemaatle zikirlerde: Açıktan zikir sünnete uygundur.<br />
✔ Nefis muhasebesi: Riya karışma ihtimaline karşı gizli zikir daha güvenlidir.<br />
<br />
Sonuç:<br />
<br />
    Tevazu ve ihlasla yapılan her zikir değerlidir.<br />
<br />
    Gizli zikir riyadan uzak, cehri zikir ise cemaat ruhunu canlandırır.<br />
<br />
    Peygamberimiz (s.a.v.) her iki şekli de uygulamıştır.<br />
<br />
Hadis Kaynağı:<br />
"Allah’ı gizlice anan kişi, ateş içinde altın bir define saklayan kimse gibidir." (Deylemî)<br />
<br />
Dolayısıyla, "Hangi zikir daha faziletli?" sorusunun cevabı:<br />
? "İhlaslı olan daha faziletlidir." şeklinde özetlenebilir.<br />
<br />
###########<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Nasıl Zikredilir? Zikiretmenin  Edeb ve Adabları Nelerdir?</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">NASIL ZİKİR EDİLİR? ZİKİR ÂDABI VE EDEPLERİ</span></span><br />
<br />
Zikir, Allah’ı anmanın en güzel yoludur. Ancak zikrin sevabını ve bereketini artırmak için bazı edeplere dikkat etmek gerekir. İşte zikir usulü ve âdabı:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. ZİKİR ÖNCESİ EDEPLER</span></span><br />
<br />
✔ Abdestli Olmak (Müstehaptır)<br />
<br />
    Özellikle Kur’an ayetleriyle zikir yapılacaksa abdestli olmak daha faziletlidir.<br />
<br />
    Ancak abdestsiz de genel zikirler (Sübhanallah, Elhamdülillah gibi) yapılabilir.<br />
<br />
✔ Temiz Bir Yerde ve Kıbleye Dönerek Zikretmek<br />
<br />
    Zikir için temiz ve sakin bir mekân seçmek edeptendir.<br />
<br />
✔ Niyet ve İhlas<br />
<br />
    "Allah rızası için zikir yapıyorum" diye niyet etmek.<br />
<br />
    Riyadan (gösterişten) uzak durmak.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. ZİKİR ESNASINDA UYULACAK EDEPLER</span></span><br />
<br />
✔ Gözlerini Yummak veya Hafifçe Kapamak (Tevazu İçin)<br />
<br />
    Kalbi daha iyi toplamaya yardımcı olur.<br />
<br />
✔ Yavaş ve Huşû İle Zikretmek<br />
<br />
    Acele etmeden, her kelimenin manasını düşünerek zikretmek.<br />
<br />
✔ Düzenli Sayı Tutmak (Vird Haline Getirmek)<br />
<br />
    Örnek: Sabah-akşam 33 Sübhanallah, 33 Elhamdülillah, 33 Allahu Ekber.<br />
<br />
✔ **Zikri Parmak Uçlarıyla veya Tesbihle Saymak<br />
<br />
    Peygamberimiz (s.a.v.) parmaklarıyla zikir sayardı. (Ebû Dâvud, Tirmizî)<br />
<br />
✔ Kur’an Ayetleriyle Zikir Yapılıyorsa Manasını Düşünmek<br />
<br />
    Ayet-el Kürsi, Haşr Suresi son ayetler gibi.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. ZİKİR SONRASI EDEPLER</span></span><br />
<br />
✔ Dua Etmek<br />
<br />
    Zikir sonunda "Allahümme salli alâ Muhammed" gibi salavat getirmek.<br />
<br />
    Kendi dilinizle dua etmek.<br />
<br />
✔ Zikrin Kabulü İçin Allah’a Yalvarmak<br />
<br />
    "Rabbim, bu zikrimi kabul eyle, kalbimi nurlandır."<br />
<br />
✔ Devamlılık Sağlamak<br />
<br />
    Zikri günlük vird haline getirmek önemlidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. ZİKİR ÇEŞİTLERİNE GÖRE ÖZEL EDEPLER</span></span><br />
<br />
a) Gizli (Hafî) Zikir Âdabı<br />
<br />
    Kalpten sessizce zikretmek.<br />
<br />
    Riyadan korunmak için tercih edilir.<br />
<br />
    "Rabbinizi içinden, yalvararak ve sessizce zikredin." (A’râf Suresi, 7:55)<br />
<br />
b) Açıktan (Cehri) Zikir Âdabı<br />
<br />
    Cemaatle yapılıyorsa uyum içinde zikretmek.<br />
<br />
    Başkalarını rahatsız etmemek.<br />
<br />
    Peygamberimiz (s.a.v.) bazen açıktan zikir yapardı. (Buhari, Müslim)<br />
<br />
c) Toplu Zikir Meclislerinde Dikkat Edilecekler<br />
<br />
✔ Gıybet, dedikodu ve haram konuşmalardan uzak durmak.<br />
✔ Şeytanın vesvesesine kapılmamak.<br />
✔ Aşırı coşkuyla (kendinden geçerek) zikretmemek.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">5. EN ÇOK YAPILAN HATALAR (ZİKİRDE KAÇINILACAK DAVRANIŞLAR)</span></span><br />
<br />
❌ Gösteriş için zikir yapmak (riya).<br />
❌ Mekanik bir şekilde, manasını düşünmeden zikretmek.<br />
❌ "Ben çok zikir yapıyorum" diye kibirlenmek.<br />
❌ Zikri belli bir sayıya ulaşmak için aceleyle yapmak.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">6. PEYGAMBERİMİZ’İN (S.A.V.) ZİKİR SÜNNETLERİ</span></span><br />
<br />
✔ Sabah-Akşam Zikirleri:<br />
<br />
    "Sübhanallahi ve bihamdihi" (100 defa). (Buhari, Müslim)<br />
    ✔ Yatmadan Önce:<br />
<br />
    Ayet-el Kürsi okumak. (Buhari)<br />
    ✔ Namazlardan Sonra:<br />
<br />
    33 Sübhanallah, 33 Elhamdülillah, 33 Allahu Ekber. (Müslim)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">SONUÇ: EN GÜZEL ZİKİR NASIL YAPILIR?</span></span><br />
<br />
    Abdest al (mümkünse).<br />
<br />
    Sessiz ve sakin bir yere çekil.<br />
<br />
    Kalbinle, huşû ile Allah’ı an.<br />
<br />
    Manasını düşünerek zikret.<br />
<br />
    Düzenli bir vird haline getir.<br />
<br />
    Zikirden sonra dua et.<br />
<br />
Hadis:<br />
"Allah’ı zikreden mümin ile zikretmeyenin farkı, diri ile ölü gibidir." (Buhari)<br />
<br />
Tavsiye:<br />
<br />
    "La ilahe illallah" zikrini günde 100-200 defa çekmeye çalış.<br />
<br />
    Sabah-akşam Felak-Nas, İhlas Suresi ve Ayet-el Kürsi oku.<br />
<br />
Zikir, kalbin şifasıdır; ihlasla ve edepli yapıldığında ruhu arındırır, Allah’a yakınlaştırır.<br />
<br />
<br />
<br />
############<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Zikir ile ilgili Ayetler</span></span><br />
<br />
<br />
 Âl-i İmrân / 191. Ayet<br />
اَلَّذ۪ينَ يَذْكُرُونَ اللّٰهَ قِيَامًا وَقُعُودًا وَعَلٰى جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ ف۪ي خَلْقِ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِۚ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هٰذَا بَاطِلًاۚ سُبْحَانَكَ فَقِنَا عَذَابَ النَّارِ<br />
<br />
O akıl sahipleri, ayakta dururken, otururken ve yanları üzerine yatarken dâimâ Allah’ı zikrederler; göklerin ve yerin yaratılışını tefekkür ederler ve: “Rabbimiz! Sen bunları boşuna yaratmadın. Sen bütün eksik sıfatlardan uzaksın. Bizi cehennem azabından koru!” derler. <br />
<br />
 A'râf / 63. Ayet<br />
اَوَعَجِبْتُمْ اَنْ جَٓاءَكُمْ ذِكْرٌ مِنْ رَبِّكُمْ عَلٰى رَجُلٍ مِنْكُمْ لِيُنْذِرَكُمْ وَلِتَتَّقُوا وَلَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ<br />
<br />
“Allah’ın azabını hatırlatarak sizi uyarması, böylece günahlardan sakınıp ilâhî merhamete nâil olabilmeniz için, içinizden biri vasıtasıyla size Rabbinizden bir uyarı ve nasihat gelmesine mi şaşıyorsunuz?” <br />
<br />
 Nahl / 43. Ayet<br />
وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ اِلَّا رِجَالًا نُوح۪ٓي اِلَيْهِمْ فَسْـَٔلُٓوا اَهْلَ الذِّكْرِ اِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَۙ<br />
<br />
Senden önce gönderdiğimiz peygamberler de, kendilerine vahyettiğimiz bir kısım adamlardan başkası değildi. Eğer bilmiyorsanız bilenlere sorun. <br />
<br />
 Tâ-Hâ / 99. Ayet<br />
كَذٰلِكَ نَقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ اَنْبَٓاءِ مَا قَدْ سَبَقَۚ وَقَدْ اٰتَيْنَاكَ مِنْ لَدُنَّا ذِكْرًاۚ<br />
<br />
Rasûlüm! İşte böylece sana daha önce yaşanmış önemli hâdiselerden bir kısmını anlatıyoruz. Şüphesiz sana tarafımızdan bir zikir verdik. <br />
<br />
<br />
 Enbiyâ / 7. Ayet<br />
وَمَٓا اَرْسَلْنَا قَبْلَكَ اِلَّا رِجَالًا نُوح۪ٓي اِلَيْهِمْ فَسْـَٔلُٓوا اَهْلَ الذِّكْرِ اِنْ كُنْتُمْ لَا تَعْلَمُونَ<br />
<br />
Rasûlüm! Senden önce gönderdiğimiz peygamberler de, kendilerine vahyettiğimiz bir kısım adamlardan başkası değildi. Bilmiyorsanız, bilenlere sorun!<br />
<br />
<br />
 Enbiyâ / 42. Ayet<br />
قُلْ مَنْ يَكْلَؤُ۬كُمْ بِالَّيْلِ وَالنَّهَارِ مِنَ الرَّحْمٰنِۜ بَلْ هُمْ عَنْ ذِكْرِ رَبِّهِمْ مُعْرِضُونَ<br />
<br />
De ki: “Eğer gece veya gündüz size azap göndermek istese sizi Rahmân’a karşı kim koruyabilir?” Buna rağmen, korkup O’na yönelecekleri yerde, Rablerinin zikrinden ve kitabından yüz çeviriyorlar. <br />
<br />
 Enbiyâ / 50. Ayet<br />
وَهٰذَا ذِكْرٌ مُبَارَكٌ اَنْزَلْنَاهُۜ اَفَاَنْتُمْ لَهُ مُنْكِرُونَ۟<br />
<br />
İşte bu Kur’an da bizim indirdiğimiz çok şerefli, her bakımdan bereket yüklü, öğüt kaynağı bir kitaptır. Hal böyleyken siz onu inkâr mı ediyorsunuz? <br />
<br />
 Enbiyâ / 84. Ayet<br />
فَاسْتَجَبْنَا لَهُ فَكَشَفْنَا مَا بِه۪ مِنْ ضُرٍّ وَاٰتَيْنَاهُ اَهْلَهُ وَمِثْلَهُمْ مَعَهُمْ رَحْمَةً مِنْ عِنْدِنَا وَذِكْرٰى لِلْعَابِد۪ينَ<br />
<br />
Biz de onun duasını kabul buyurduk; bütün dert ve sıkıntılarını giderdik; katımızdan bir rahmet ve bize kulluk yapanlara bir ders olmak üzere ona aile efradını ve bir o kadarını daha bağışladık. <br />
<br />
 Enbiyâ / 105. Ayet<br />
وَلَقَدْ كَتَبْنَا فِي الزَّبُورِ مِنْ بَعْدِ الذِّكْرِ اَنَّ الْاَرْضَ يَرِثُهَا عِبَادِيَ الصَّالِحُونَ<br />
<br />
Yemin olsun ki biz Zikir’den sonra Zebûr’da da: “Yeryüzüne ancak sâlih kullarım vâris olacaktır” diye yazdık. <br />
<br />
 Hac / 35. Ayet<br />
اَلَّذ۪ينَ اِذَا ذُكِرَ اللّٰهُ وَجِلَتْ قُلُوبُهُمْ وَالصَّابِر۪ينَ عَلٰى مَٓا اَصَابَهُمْ وَالْمُق۪يمِي الصَّلٰوةِۙ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ<br />
<br />
Onlar ki, yanlarında Allah anıldığı zaman kalpleri derin bir saygıyla ürperir, başlarına gelen musibetlere sabreder, namazı dosdoğru kılar ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan bir kısmını Allah yolunda harcarlar. <br />
<br />
 Furkan / 29. Ayet<br />
لَقَدْ اَضَلَّن۪ي عَنِ الذِّكْرِ بَعْدَ اِذْ جَٓاءَن۪يۜ وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِلْاِنْسَانِ خَذُولًا<br />
<br />
“Vallahi, ikaz ve öğütlerle dolu olan Kur’an tam da bana ulaş­mış­ken, beni onu anlayıp gereğini yapmaktan o uzaklaştırdı.” Şeytan insanı işte böyle uçuruma sürükler, işte böyle yapayalnız yüzüstü bırakır. <br />
<br />
<br />
 Ahzâb / 9. Ayet<br />
يَٓا اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اذْكُرُوا نِعْمَةَ اللّٰهِ عَلَيْكُمْ اِذْ جَٓاءَتْكُمْ جُنُودٌ فَاَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ ر۪يحًا وَجُنُودًا لَمْ تَرَوْهَاۜ وَكَانَ اللّٰهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَص۪يرًاۚ<br />
<br />
Ey iman edenler! Allah’ın size olan nimetini hatırlayın: Hani o zaman düşman orduları sizi kuşatmıştı; biz de onların üzerine şiddetli bir rüzgâr ve sizin göremediğiniz ordular göndermiştik. Allah, ne yapıyorsanız hepsini çok iyi görüyordu. <br />
<br />
 Sâffât / 3. Ayet<br />
فَالتَّالِيَاتِ ذِكْرًاۙ<br />
<br />
Zikir okuyanlara ki, <br />
<br />
 Sâffât / 168. Ayet<br />
لَوْ اَنَّ عِنْدَنَا ذِكْرًا مِنَ الْاَوَّل۪ينَۙ<br />
<br />
“Öncekilerin kitapları gibi bizim de elimizde bir kitap olsaydı”, <br />
<br />
<br />
 Sâd / 1. Ayet<br />
صٓ وَالْقُرْاٰنِ ذِي الذِّكْرِۜ<br />
<br />
Sãd. Öğüt ve uyarı dolu o şerefli Kur’an’a yemin olsun ki, tek kurtuluş yolu İslâm yoludur! <br />
<br />
 Sâd / 8. Ayet<br />
ءَاُنْزِلَ عَلَيْهِ الذِّكْرُ مِنْ بَيْنِنَاۜ بَلْ هُمْ ف۪ي شَكٍّ مِنْ ذِكْر۪يۚ بَلْ لَمَّا يَذُوقُوا عَذَابِۜ<br />
<br />
“Tuhaf! Aramızda başka kimse bulunamamış da kitap Abdülmuttalib’in yetîmine mi inmiş?” Hayır, hayır! Gerçek şu ki, onların senin doğruluğun aleyhinde söyleyecekleri hiçbir şey yok. Fakat onlar benim kitabımdan tam bir şüphe içindeler. Doğrusu onlar henüz azabımı tatmadılar! <br />
<br />
 Sâd / 87. Ayet<br />
اِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَم۪ينَ<br />
<br />
“Bu Kur’an, bütün insanlığa sadece bir öğüt, bir hatırlatmadır.” <br />
<br />
 Mü'min / 54. Ayet<br />
هُدًى وَذِكْرٰى لِاُو۬لِي الْاَلْبَابِ<br />
<br />
Gerçek akıl sahipleri için bir doğru yol rehberi ve bir öğüt olan o kitaba. <br />
<br />
 Fussilet / 41. Ayet<br />
اِنَّ الَّذ۪ينَ كَفَرُوا بِالذِّكْرِ لَمَّا جَٓاءَهُمْۚ وَاِنَّهُ لَكِتَابٌ عَز۪يزٌۙ<br />
<br />
Gerçek şu ki, kendilerine tebliğ edilen bu Kur’an’ı inkâr edenler, dünyada da âhirette de zillet ve perişanlıktan kurtulamayacaklar! Çünkü o, gerçekten çok şerefli, çok değerli, mağlup edilemez bir kitaptır. <br />
<br />
 Zuhruf / 44. Ayet<br />
وَاِنَّهُ لَذِكْرٌ لَكَ وَلِقَوْمِكَۚ وَسَوْفَ تُسْـَٔلُونَ<br />
<br />
Şüphesiz bu Kur’an hem senin için hem de kavmin için bir hatırlatmadır ve bir şereftir. Yakında ona uyup uymadığınızdan sorguya çekileceksiniz. <br />
<br />
 Kaf / 8. Ayet<br />
تَبْصِرَةً وَذِكْرٰى لِكُلِّ عَبْدٍ مُن۪يبٍ<br />
<br />
Bütün bunları, Allah’a yönelecek her bir kula, kalp gözünü açıp ilâhî kudretin büyüklüğünü gösterecek bir delil ve ders alınacak bir öğüt olması için yaptık. <br />
<br />
 Talâk / 10. Ayet<br />
اَعَدَّ اللّٰهُ لَهُمْ عَذَابًا شَد۪يدًا فَاتَّقُوا اللّٰهَ يَٓا اُو۬لِي الْاَلْبَابِۚۛ اَلَّذ۪ينَ اٰمَنُواۚۛ قَدْ اَنْزَلَ اللّٰهُ اِلَيْكُمْ ذِكْرًاۙ<br />
<br />
Allah onlar için âhirette de şiddetli bir azap hazırlamıştır. Öyleyse ey iman etmiş akıl sahipleri! Allah’a gönülden saygı besleyip O’na karşı gelmekten sakının. Gerçek şu ki, Allah size neyin iyi neyin kötü olduğunu bildiren ve size öğüt veren bir kitap indirdi. <br />
<br />
 Tekvir / 27. Ayet<br />
اِنْ هُوَ اِلَّا ذِكْرٌ لِلْعَالَم۪ينَۙ<br />
<br />
Oysa Kur’an, bütün şuurlu ve sorumlu varlıklar için bir öğüt, bir uyarıdır. <br />
<br />
##############<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">ZİKRİN ÖNEMİ VE FAZİLETİNİ BİLDİREN ÂYET-İ KERİMELER</span></span><br />
<br />
“Beni zikrediniz, anınız ki, ben de sizi anayım. Bana şükredin ve küfre sapmayın.” (Bakara Sûresi / 152)<br />
<br />
“Allah’ı çok zikret ve gece gündüz onu tesbih et.” (Âl-i İmran Sûresi / 41)<br />
<br />
“Allah’ı nefsinde, içinde huşû ve korku ile an, gece gündüz açık gizli onu zikret, sakın gâfillerden olma.” (Â’râf Sûresi / 205)<br />
<br />
“…Kalpleri, Allâh’ı zikretmek husûsunda katılaşmış olanlara yazıklar olsun; işte bunlar apaçık dalâlettedirler.” (ez-Zümer, 22)<br />
<br />
“İman edenlerin kalbleri ancak Allah’ın zikriyle mutmain olur. Kalbler ancak Cenâb-ı Hakkı anmakla mutmain olurlar.” (Ra’d Sûresi / 28)<br />
<br />
“Namaz kılınız, muhakkak ki namaz, insanları kötülüklerden ve inkara sapmaktan korur. Allah’ı anmak en büyük ibâdettir.” (Ankebût Sûresi / 45)<br />
<br />
“Allah’ın azabından korkarak, Rabbının rahmetini umarak gecenin (ilerleyen) saatlerinde secdeye kapananlar, ayakta durur hâlde tâat ve ibâdet eden kimseler, Allah’ın rahmet ve mağfiretine nâil olurlar.” (Zümer Sûresi / 9)<br />
<br />
"Onlar, ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah'ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki<img src="http://yamanboard.w4f.eu/images/smilies/smile.png" alt="Smile" title="Smile" class="smilie smilie_1" /> "Rabbimiz, Sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek Yücesin, bizi ateşin azabından koru." (Al-i İmran Suresi, 191)<br />
<br />
"Namazı bitirdiğinizde, Allah'ı ayaktayken, otururken ve yan yatarken zikredin. Artık 'güvenliğe kavuşursanız' namazı dosdoğru kılın. Çünkü namaz, mü'minler üzerinde vakitleri belirlenmiş bir farzdır." (Nisa Suresi, 103)<br />
<br />
"Ey iman edenler, bir toplulukla karşı karşıya geldiğiniz zaman, dayanıklılık gösterin ve Allah'ı çokça zikredin. Ki kurtuluş (felah) bulasınız." (Enfal Suresi, 45)<br />
<br />
"Andolsun, sizin için, Allah'ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah'ı çokça zikredenler için Allah'ın Resûlü'nde güzel bir örnek vardır." (Ahzab Suresi, 21)<br />
<br />
"Ey iman edenler, Allah'ı çokça zikredin." (Ahzab Suresi, 41.)<br />
<br />
"Allah, kimin göğsünü İslam'a açmışsa, artık o, Rabbinden bir nur üzerinedir, (öyle) değil mi? Fakat Allah'ın zikrinden (yana) kalpleri katılaşmış olanların vay haline. İşte onlar, apaçık bir sapıklık içindedirler." (Zümer Suresi, 22)<br />
<br />
"Andolsun Biz Kur'an'ı zikr (öğüt alıp düşünmek) için kolaylaştırdık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı?" (Kamer Suresi, 32)<br />
<br />
"Rabbinin ismini zikret ve herşeyden kendini çekerek yalnızca O'na yönel." (Müzzemmil Suresi, 8.)<br />
<br />
"Ve sabah, akşam Rabbinin adını zikret." (İnsan Suresi, 25. ayet)<br />
<br />
“Ey îmân edenler! Sakın mallarınız ve evlâtlarınız, sizi Allâh’ı zikretmekten alıkoymasın! Kim böyle yaparsa, işte onlar hüsrâna uğrayanların ta kendileridir.” (el-Münâfikûn, 9)<br />
<br />
“Öyle erler vardır ki, onları ne ticaret ne de alışveriş Allâh’ı zikretmekten, namaz kılmaktan ve zekât vermekten alıkoyamaz. Onlar, kalplerin ve gözlerin (dehşetten) allak bullak olduğu bir günden (kıyâmetten) korkarlar.” (en-Nûr, 37)<br />
<br />
“(Rasûlüm!) Sana vahyedilen Kitab’ı oku ve namazı kıl! Muhakkak ki namaz, hayâsızlıktan ve kötülükten alıkoyar. Allâh’ı zikretmek, şüphesiz en büyük iştir. Allah yaptıklarınızı bilir.” (el-Ankebût, 45)<br />
<br />
<br />
##############<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">ZİKRULLAH (ZİKİR) İLE İLGİLİ HADİSLER</span></span><br />
<br />
    "Herkesten Üstün Olacağınız Bir Şeyi Haber Vereyim mi?"<br />
<br />
Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Mekke'den Medine'ye hicret eden Müslümanların fakirleri Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e gelerek şöyle dediler:<br />
<br />
– Varlıklı Müslümanlar cennetin en yüksek derecelerini ve ebedî nimetleri alıp götürdüler. Bizim kıldığımız namazları onlar da kılıyorlar. Tuttuğumuz oruçları onlar da tutuyorlar. Fazla malları olduğu için hac ve umre yapıyorlar, cihad ediyorlar ve sadaka veriyorlar, biz veremiyoruz.<br />
<br />
Bunun üzerine Resûl–i Ekrem onlara:<br />
<br />
"Sizden önde gidenlere yetişebileceğiniz, sizden sonra gelenleri geçebileceğiniz, sizin yaptığınızı yapanlar dışında herkesten üstün olacağınız bir şeyi haber vereyim mi?" diye sordu.<br />
<br />
"Evet, söyle yâ Resûlallah!" dediler.<br />
<br />
Resûl–i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:<br />
<br />
"Her namazın ardından otuz üçer defa Allah’ı tesbih eder, O’na hamdeder ve tekbir getirirsiniz.”<br />
<br />
Hadisi Ebû Hüreyre’den rivayet eden Ebû Sâlih’in söylediğine göre, sahâbîler bu zikirleri nasıl okuyacaklarını sorunca Resûl–i Ekrem şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Her birinden otuz üçer defa olmak üzere sübhânallah, elhamdülillah, Allâhü ekber, dersiniz."[14]<br />
<br />
Müslim’in bir rivayetinde şu ilâve vardır:<br />
<br />
Birkaç gün sonra fakir muhâcirler Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem'e tekrar gelerek:<br />
<br />
"Zengin kardeşlerimiz bizim yaptığımız zikirleri duymuşlar. Aynını onlar da yapıyorlar." dediler.<br />
<br />
Bunun üzerine Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:<br />
<br />
"Ne yapalım! Artık bu Allah'ın bir lütfudur, Allah lütfunu dilediğine verir." (Müslim, Mesâcid 142.)<br />
<br />
    En Hayırlı En Değerli En Kazançlı Amel<br />
<br />
Ebü’d–Derdâ radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem ashâbına:<br />
<br />
 “Size en hayırlı, Allah katında en değerli, derecenizi en fazla yükseltecek, sizin için sadaka olarak altın ve gümüş dağıtmaktan daha kazançlı, düşmanla karşılaşıp da sizin onların boynunu vurmanızdan, onların da sizi öldürmesinden daha çok sevap getirecek amelin ne olduğunu haber vereyim mi?” diye sordu. Onlar da:<br />
<br />
"Evet, söyle." dediler. Resûl–i Ekrem de:<br />
<br />
“Allah Teâlâ’yı zikretmektir.” buyurdu. (Tirmizî, Daavât 6. Ayrıca bk. İbni Mâce, Edeb 53.)<br />
<br />
    Peygamberimizin Sahabiye Tavsiyesi<br />
<br />
Abdullah İbni Büsr radıyallahu anh şöyle dedi:<br />
<br />
Bir adam Resûl–i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’e hitâben:<br />
<br />
"Yâ Resûlallah! İslâmiyet’in emirleri çoğaldı. Bana sıkı sıkıya yapışacağım bir şey söyle." dedi. O da:<br />
<br />
“Dilin hep Allah’ı zikretsin!” buyurdu. (Tirmizî, Daavât 4. Ayrıca bk. İbni Mâce, Edeb 53.)<br />
<br />
    Kulun Allah'a En Yakın Olduğu Yer<br />
<br />
Ebû Hüreyre radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Kulun Rabbine en yakın olduğu hal secde halidir. İşte bu sebeple secdede çok dua etmeye bakın!” (Müslim, Salât 215. Ebû Dâvûd, Salât 148<img src="http://yamanboard.w4f.eu/images/smilies/wink.png" alt="Wink" title="Wink" class="smilie smilie_2" /><br />
<br />
    Rabbini Zikreden Ve Etmeyenin Farkı<br />
<br />
Ebû Mûsâ el–Eş‘arî radıyallahu anh’den rivayet edildiğine göre Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:<br />
<br />
“Rabbini zikredenle etmeyenin farkı, diriyle ölünün farkı gibidir.” (Buhârî, Daavât 66.)<br />
<br />
Müslim ise bu hadisi şöyle rivayet etmiştir:<br />
<br />
“İçinde Allah’ın anıldığı ev ile Allah’ın anılmadığı evin farkı, diriyle ölünün farkı gibidir." (Müslim, Müsâfirîn 211.)<br />
<br />
    Zikreden Bir Kul Olmak İçin Okunacak Dualar<br />
<br />
“Ey Allahım! Bana seni zikretme, sana şükür ve güzelce ibadet etme konusunda yardımcı ol.” Hz. Peygamber (s.a.s) Muaz İbn Cebel’e her namazda veya her namazın sonunda bu duayı yapmasını tavsiye etmiştir. (A. İbn Hanbel, V, 247.)<br />
<br />
“Rabbim! Beni sana çokça şükreden, seni çokça zikreden, senin azabından çekinen, sana hakkıyla itaat eden, sadece senin için eğilen, daima sana yalvarıp yönelen bir kişi eyle! (İbn Mâce, Duâ, 2.)<br />
<br />
    Namazda Allah'ı (c.c) Zikretmektir<br />
<br />
"Sizden biri uyku sebebiyle veya unutma yüzünden bir farz namazı kılmazsa, hatırladığı zaman onu hemen kılsın. Çünkü Allah Teâlâ; "Beni zikretmek için namaz kıl (Tâhâ, 20/14.)”, buyurmuştur.” (Müslim, Mesâcid, 316Tirmîzî, Salât, 16, Mâce, Salât, 10.)<br />
<br />
    Melekler Zikir Meclislerinde Ne Yapıyorlar<br />
<br />
Peygamber (s.a.v)' naklen rivayet etti. Şöyle buyurmuşlar :<br />
<br />
Şüphesiz ki : Allah Tebareke ve Teâla'ntn bir takım seyyar fazla me­lekleri vardır. Bunlar zikir meclislerini araştırırlar. İçerisinde zikir olan bir meclis buldular mı onlarla beraber otururlar. Ve kanatlarıyla birbirlerini kuşatırlar. Ta ki kendileriyle alt semanın arası dolar. Cemaat dağıldıkları vakit yükselir ve gökyüzüne çıkarlar.<br />
<br />
Allah (Azze ve Ce'le) onları bildiği halde kendilerine : "Nereden geldiniz?" diye sorar.<br />
<br />
Onlar da : Senin yer­yüzündeki bazı kullarının yanından (geldik), onlar sana teşbih ediyor, tek­bîr, tehlilde bulunuyor, sana hamdediyor ve senden istiyorlar, cevabını ve­rirler.<br />
<br />
Teâla Hazretleri : Benden ne istiyorlar? diye sorar : "Senden cenne­tini istiyorlar, derler. Onlar benim cennetimi gördü mü? der. Hayır yâ Rab-bî! cevabını verirler. Acaba cennetimi görmüş olsalar ne yaparlar? der.<br />
<br />
Melekler : Senden eman dilerler, derler. Benden neden eman dilerler? Diye sorar.  Senin  cehenneminden  yâ  Rabbi!  diye cevap verirler.  Onlar benim cehennemimi görmüşler mi? der. Hayır! cevabını verirler. Acaba cehennerıimi  görmüş  olsalar  ne  yaparlar?  der.  Senden  mağfiret  dilerler,  derler. O da : Ben onları mağfiret ettim, ne diledilerse kendilerine verdim. Ve on­ları eman diledikleri şeyden kurtardım, buyurur.<br />
<br />
Bunun üzerine melekler : Ya Rabbİ! İçlerinde filân var, günahı çok bir kul. O ancak oradan geçer­ken onlarla beraber oturdu, derler.<br />
<br />
Teâla Hazretleri : Onu da affettim. On­lar öyle bîr cemaat ki, onlarla düşüp kalkan şakı'olmaz, buyurur.»(Müslim 2689/25)<br />
<br />
    Peygamberimiz (s.a.v) Hutbede Sesleniyor!<br />
<br />
“Ey insanlar!<br />
<br />
Ölmeden önce tevbe edin; fırsat elde iken sâlih ameller işlemeye bakın! Gizli-açık bolca sadaka vermek ve Allâh’ı çok çok zikretmekle Rabbinizle aranızı düzeltin! Böyle yaparsanız, rızıklandırılır, yardım görür ve kaçırmış olduğunuz şeyleri elde edersiniz." (İbn-i Hişâm, I, 118-119, Beyhakî,Delâil, II, 524)<br />
<br />
    Tüm Mahlûkat Allah'ı (c.c) Zikrediyor<br />
<br />
“Hayvanlarınıza, onları yormadan güzelce binin ve (kullanmadığınız zaman da) güzel bir şekilde istirahat ettirin. Onları yollardaki ve sokaklardaki konuşmalarınız için kürsü edinmeyin (sırtlarında durarak sohbet etmeyin). Nice binilen hayvan vardır ki, sırtına binenden daha hayırlıdır ve Allah Tebâreke ve Teâlâ’yı ondan daha çok zikretmektedir.” buyurdu. (Ahmed, III,439)<br />
<br />
    Kalplerin Cilâsı Nedir?<br />
<br />
Rasûlullah (s.a.v) Efendimiz:<br />
<br />
“–Kalpler, demirin paslandığı gibi paslanır.” buyurmuştu.<br />
<br />
Sahâbe-i kirâm:<br />
<br />
“–Onun cilâsı nedir ey Allâh’ın Rasûlü?” diye sordular.<br />
<br />
Allah Rasûlü (s.a.v):<br />
<br />
“–Allâh’ın kitâbını çokça tilâvet etmek ve Allâh’ı çok çok zikretmektir.” cevâbını verdi. (Ali el-Müttakî, II, 241)<br />
<br />
    Cennet Ehli Dünyada Neye Hasret Duyar?<br />
<br />
Rasûlullâh -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, vefât etmiş olan sâlih mü’minlerin duyduğu hasret ve pişmanlığı şöyle ifâde buyururlar:<br />
<br />
“Cennet ehli, başka hiçbir şeye değil, sâdece, dünyâda Allâh’ı zikretmeksizin geçirmiş oldukları anlara hasret ve nedâmet duyarlar!” (Heysemî, X, 73- 74)<br />
<br />
    Allah (c.c) İçin Biraraya Gelenlerin Mükafatı<br />
<br />
“Bir topluluk Allâh’ı zikretmek üzere bir araya gelirse, melekler onların etrafını kuşatır. Allâh’ın rahmeti onları kaplar, üzerlerine sekînet iner ve Allâh Tealâ onları yanında bulunanlar arasında zikreder.” (Müslim, Zikir,39)<br />
<br />
    Allah'ı (c.c) Sevmenin Alameti<br />
<br />
Allah Rasûlü (s.a.v) şöyle buyurur:<br />
<br />
“Allâh’ı sevmenin alâmeti, Allâh’ı zikretmeyi sevmektir.” (Süyûtî, II, 52)<br />
<br />
    Dünyada Kıymetli Olan Üç Şey<br />
<br />
Rasûlullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:<br />
<br />
“Dünya ve onun içinde olan şeyler değersizdir. Sadece Allâh’ı zikretmek ve O’na yaklaştıran şeylerle, ilim öğreten âlim ve öğrenmek isteyen talebe bundan müstesnâdır.” (Tirmizî, Zühd, 14)<br />
<br />
    Her İbadetten Daha Üstündür<br />
<br />
"Allâh’ı zikir, zikirsiz olan her ibadetten üstündür.” (İhyâ, I, 847)<br />
<br />
Sırf dil ile zikretmek kolaydır. Lâkin Rabbimiz’in biz kullarından asıl murâdı; zikrin feyziyle dolarak dâimâ Allah ile beraberliğin şuur ve idrâki içinde bulunan, rakik, hassas ve ârif bir kalptir.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynak</span></span><br />
<br />
Deepsek ve Raşit Tunca<br />
<br />
Schrems, 25.04.2025</span>]]></content:encoded>
		</item>
		<item>
			<title><![CDATA[Tasaavufda Tasarruf Nedir ve Allah`ın insan`a Verdiği Tasarruf Yetkisi Nedir?]]></title>
			<link>http://yamanboard.w4f.eu/showthread.php?tid=7</link>
			<pubDate>Sun, 08 Mar 2026 22:02:55 +0100</pubDate>
			<dc:creator><![CDATA[<a href="http://yamanboard.w4f.eu/member.php?action=profile&uid=2">YamanTunca</a>]]></dc:creator>
			<guid isPermaLink="false">http://yamanboard.w4f.eu/showthread.php?tid=7</guid>
			<description><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasaavufda Tasarruf Nedir ve Allah`ın insan`a Verdiği Tasarruf Yetkisi Nedir?</span></span><br />
<br />
Tasavvufta "tasarruf" kavramı, kelime anlamı olarak "serbestçe kullanma, yetki sahibi olma, çekip çevirme" gibi manalara gelir. Tasavvufi bağlamda ise bu kavram daha derin ve özel anlamlar taşır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kur'an Ayetleri Işığında Tasarruf:</span></span><br />
<br />
Casiye Suresi'nin 12-13. ayetlerinde geçen "Allah, denizi sizin emrinize verdi ki gemiler O'nun emriyle onda yüzsün ve lütfundan arayasınız diye. Umulur ki şükredersiniz. Göklerde ve yerde olanların hepsini kendi katından (bir lütuf olarak) sizin hizmetinize vermiştir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır." buyrukları, Allah'ın kainatı insanın istifadesine sunduğunu açıkça ifade eder. Bu, Allah'ın insanlığa bahşettiği bir izin ve yetki çerçevesindeki bir tasarruftur. İnsan, aklı, ilmi ve Allah'ın koyduğu sınırlar dahilinde bu kainatı kullanma, ondan faydalanma ve onu şekillendirme imkanına sahiptir. Bu tasarruf, mülkiyet anlamında mutlak bir tasarruf değildir, zira asıl malik Allah'tır. İnsan, emanetçi sıfatıyla bu kainatta tasarrufta bulunur ve bu tasarrufundan dolayı sorumludur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Şeyhin Müridi Üzerindeki Tasarrufu:</span></span><br />
<br />
Bir şeyhin müridlerini "tasarruf altında tutması" ifadesi, Kur'an'daki kainatın insana musahhar kılınmasıyla aynı anlamda bir hükmetme veya mülkiyet ilişkisi değildir. Tasavvufta şeyhin müridi üzerindeki tasarrufu daha çok manevi bir rehberlik, terbiye ve himaye anlamını taşır. Bu tasarruf şu şekillerde tezahür edebilir:<br />
<br />
Kalbi Yönlendirme (Teveccüh): Şeyh, manevi enerjisi ve duasıyla müridinin kalbini Allah'a yönlendirmeye çalışır. Bu, müridin manevi ilerlemesi için önemli bir etkendir.<br />
Nefis Terbiyesi: Şeyh, müridinin nefsini kötü huylardan arındırması, ahlaki olgunluğa erişmesi için yol gösterir, nasihat eder ve manevi egzersizler (zikir, riyazat vb.) önerir.<br />
Manevi Destek (Himmet): Şeyhin Allah'a yakınlığı vesilesiyle müridine manevi yardım ve destek ulaşabilir. Bu, müridin karşılaştığı zorluklarla başa çıkmasına yardımcı olabilir.<br />
İrşad ve Rehberlik: Şeyh, müridine tasavvuf yolunun inceliklerini öğretir, doğru anlayışa ulaşmasına yardımcı olur ve karşılaşabileceği tehlikelere karşı uyarır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Şeyhin Uzaktayken Müridini Görmesi ve Manevi Hükmü:</span></span><br />
<br />
Tasavvufi anlayışa göre, kalpler arasındaki bağ ve manevi enerji mekan ve zaman sınırlarını aşabilir. Bu nedenle, bazı şeyhler, Allah'ın izniyle, uzaktaki müridlerinin manevi hallerini sezebilir, onların ihtiyaçlarını hissedebilir ve onlara manevi destek gönderebilirler. Bu "görme" fiziksel gözle görme şeklinde değil, kalbi bir müşahede, bir tür manevi idrak olarak anlaşılmalıdır.<br />
<br />
Şeyhin müridi üzerinde manevi yollardan hükmetmesi ise, zorlayıcı, iradeyi yok sayan bir tahakküm anlamına gelmez. Bu daha çok manevi bir nüfuz, kalbi bir etkileme ve irşadi bir yönlendirme şeklindedir. Şeyhin manevi gücü, müridin kalbine ilhamlar, düşünceler ve duygular yoluyla etki edebilir, onu doğru yola sevk edebilir. Ancak bu etki, müridin kendi iradesini tamamen ortadan kaldırmaz. Mürid, yine kendi seçimiyle bu etkiye uyup uymamakta serbesttir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Özetle:</span></span><br />
<br />
Tasavvufta tasarruf, Allah'ın kainatı insana istifade için sunması gibi bir izin ve yetki çerçevesinde anlaşılır.<br />
Şeyhin müridi üzerindeki tasarrufu, manevi rehberlik, terbiye ve himaye anlamlarını taşır, mülkiyet veya zorlayıcı bir hükümranlık değildir.<br />
Şeyhin uzaktayken müridini "görmesi" kalbi bir müşahede, manevi hükmü ise kalbi bir etkileme ve irşadi bir yönlendirme olarak kabul edilir. Bu durum, Allah'ın izni ve manevi bağların gücüyle mümkün olabilir.<br />
<br />
Ancak bu konular, tasavvufun derin ve hassas meseleleridir ve farklı tarikatlarda ve anlayışlarda çeşitli yorumlara sahip olabilir. Bu nedenle, bu bilgileri bir rehber niteliğinde kabul etmek ve daha derinlemesine bilgi için ehil kişilere başvurmak önemlidir.<br />
<br />
Tasavvufta tasarruf, bir mürşidin manevi yetkisiyle müridlerini terbiye etmesi, onları ruhani olarak yönlendirmesi ve koruması anlamına gelir. Bu kavram, Allah'ın evren üzerindeki mutlak hâkimiyetiyle ilişkilendirilir.<br />
Câsiye Suresi 45/12-13 ve İnsanın Tasarrufu<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ayetlerde şöyle buyrulur:</span></span><br />
<br />
"Allah, göklerdeki ve yerdeki her şeyi sizin emrinize verendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır." (Câsiye, 45:13)<br />
<br />
Bu ayetler, Allah'ın kâinatı insanın hizmetine sunduğunu ve ona bir çeşit tasarruf yetkisi verdiğini gösterir. Ancak bu yetki, mutlak değil, sorumluluk ve şükürle sınırlıdır. İnsan, bu nimetleri Allah'ın rızası doğrultusunda kullanmalıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Şeyhin Müridler Üzerindeki Tasarrufu</span></span><br />
<br />
Tasavvufta şeyhin tasarrufu, manevi bir rehberlik ve terbiye sürecidir. Bunun dayanağı şu şekilde açıklanır:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Allah'ın İznine Dayalıdır</span></span><br />
<br />
Şeyh, kendi başına bir güce sahip değildir. Tasarrufu, Allah'ın izni ve lütfuyla gerçekleşir.<br />
<br />
"Allah’ın dilediğine verdiği bir lütuftur." (Hadid, 57:21)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Manevi Eğitim ve Ruhani Terbiye</span></span><br />
<br />
Şeyh, müridin kalbini kötülüklerden arındırır, onu ahlaki olarak yetiştirir.<br />
<br />
"Mürşid, müridin kalbine Allah'ın izniyle tasarruf eder." (İmam Gazali)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Vesilelik ve Rabıta</span></span><br />
<br />
Mürid, şeyhine bağlanarak (rabıta) onun manevi feyzinden istifade eder.<br />
<br />
Bu, tıpkı bir öğrencinin hocasından ilim alması gibi manevi bir intisaptır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Koruma ve Yardım</span></span><br />
<br />
Şeyh, müridini manevi tehlikelere karşı korur, dualarla destekler.<br />
<br />
Ancak bu, şeyhin gaybı bildiği anlamına gelmez; sadece Allah'ın lütfuyla olur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasarrufun Sınırları</span></span><br />
<br />
Şeyh, asla ilah değildir; sadece bir rehberdir.<br />
<br />
Mürid, şeyhi Allah'a ulaşmada bir vesile olarak görmelidir.<br />
<br />
Tasarruf, körü körüne itaat değil, şuurla bağlanmayı gerektirir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç</span></span><br />
<br />
Allah, kâinatı insanın hizmetine sunmuştur; şeyh de müridini manevi olarak yetiştirir. Ancak her tasarruf, Allah'ın izni ve rızasıyla gerçekleşir. Bu nedenle tasavvuftaki tasarruf anlayışı, sorumluluk, edep ve tevhid inancı çerçevesinde değerlendirilmelidir.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bir Şeyh uzaktayken de müridini görebilir mi? manevi yollardan ona hükmedebilir mi?</span></span><br />
<br />
Tasavvufta şeyhin müridi üzerindeki manevi tasarrufu, fizikî mesafeyle sınırlı değildir. Birçok sufî geleneğinde, şeyhin ruhanî nüfuzunun zaman ve mekân aşan bir boyutta olduğu kabul edilir. Ancak bu durum, doğru anlaşılması gereken ince bir konudur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Şeyh, Müridini Uzaktan "Görebilir" mi?</span></span><br />
<br />
Manevi Keşif (Kashf) ve Firâset:<br />
<br />
Tasavvufta "keşf" (kalp gözüyle hakikati görmek) ve "firâset" (ilahi ilhamla doğruyu sezmek) kavramları vardır.<br />
<br />
Olgun bir şeyh, Allah'ın lütfuyla müridinin manevi halini (kalp durumunu, sıkıntılarını, imtihanlarını) hissedebilir. Bu, fizikî gözle görmek değil, ruhanî bir idraktir.<br />
<br />
Örneğin, bazı velîlerin, uzaktaki müridinin sıkıntıda olduğunu bilip ona dua ettiği rivayet edilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Rabıta Yoluyla İrtibat:</span></span><br />
<br />
Mürid, şeyhine rabıta (kalben bağlanma) yaparak onun manevi feyzinden istifade eder.<br />
<br />
Şeyh de müridinin bu bağlılığına ruhanî bir cevap verebilir. Bu, bir nevi kalpler arası iletişim olarak düşünülebilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Şeyh, Uzaktan Müridine "Hükmedebilir" mi?</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasarruf, Zorlama Değil İnayettir:</span></span><br />
<br />
Şeyh, müridine "emir vermekle" onu fizikî olarak kontrol edemez. Ancak mürid, şeyhine tam bir teslimiyetle bağlanmışsa, onun manevi etkisi altına girer.<br />
<br />
Bu, "hükmetmek" değil, rehberlik etmektir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Manevi Etki Nasıl Olur?</span></span><br />
<br />
Şeyh, müridinin kalbine dua ve niyazla tesir edebilir.<br />
<br />
Örneğin, bir mürid yanlış yola saparsa, şeyhinin duası onu koruyabilir veya içine bir huzursuzluk düşerek tövbe etmesine vesile olabilir.<br />
<br />
Bu, "Allah'ın izniyle" gerçekleşen bir durumdur; şeyh kendi gücüyle değil, vesilelik makamıyla hareket eder.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Bunun Dayanağı Nedir? Kur'an ve Sünnette Var mı?</span></span><br />
<br />
Kalplerin Birbirine İlhamı:<br />
<br />
Hadislerde, "Müminin ferasetinden sakının, çünkü o Allah'ın nuruyla bakar." (Tirmizî) buyrulur. Bu, manevi sezginin mümkün olduğunu gösterir.<br />
<br />
Ayrıca, velîlerin kerameti İslam inancında kabul edilen bir konudur.<br />
<br />
Allah'ın Velî Kullarına İmdadı:<br />
<br />
"Allah’ın velî kulları için korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır." (Yunus, 10:62)<br />
<br />
Bu ayet, Allah'ın velî kullarını özel bir himayeye aldığını ve onların da müridlerine bu himayeden pay verebileceğini gösterir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Sınırlar ve Uyarılar</span></span><br />
<br />
Şeyh İlah Değildir:<br />
<br />
Hiçbir şeyh, müridinin hayatını doğrudan kontrol edemez. Bu, şirke girer.<br />
<br />
Tasarruf, Allah'ın izniyle ve sadece manevi terbiye amaçlıdır.<br />
<br />
Körü Körüne İtaat Yoktur:<br />
<br />
Mürid, şeyhin her dediğini yapmak zorunda değildir. Dinin sınırları aşılmamalıdır.<br />
<br />
"Allah’a isyanda kula itaat yoktur." (Hadis)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç</span></span><br />
<br />
Evet, tasavvufta şeyh, müridini manevi olarak uzaktan hissedebilir, ona dua ve kalp yoluyla tesir edebilir. Ancak bu, fizikî bir kontrol değil, ruhanî bir bağ ve ilahî bir lütuftur. Mürid, şeyhini bir vesile bilmeli, asıl gücün Allah'tan geldiğini unutmamalıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasavvufta Tasarruf Yetkisi Nedir?</span></span><br />
<br />
Kâinâtın Hâlık’ı ve Mâlik’i olan Allah Teâlâ, kendi varlığını bilmesi, ibâdet ve tâatte bulunması ve yeryüzünü îmar etmesi için mahlûkâtın en şereflisi olarak insanı kendisine halîfe tâyin etti. Âyet-i kerîmede bu gerçek:<br />
<br />
“Hatırla ki Rabbin meleklere: «–Ben yeryüzünde bir halîfe yaratacağım.» buyurmuştu…” (el-Bakara, 30) şeklinde beyân edilmiştir.<br />
<br />
Burada insanın “halîfe” kılınması şu mânâlara gelmektedir:<br />
<br />
“Kendi irâdemden, kudret ve sıfatımdan ona bâzı salâhiyetler vereceğim; o Bana izâfeten, Bana vekâleten mahlûkâtım üzerinde birtakım tasarruflara sâhip olacak; Ben’im nâmıma ahkâmımı icrâ edecek; o bu hususta asil olmayacak; kendi zâtı ve şahsı adına asâleten ahkâmı icrâ edecek değil, ancak Ben’im bir nâibim ve vekîlim olacak. İrâdesiyle Ben’im irâdelerimi, Ben’im emirlerimi, Ben’im kanunlarımı tatbike memur bulunacak. Sonra onun arkasından gelenler ve ona halef olarak aynı vazîfeyi icrâ edecek olanlar bulunacak, «O (yüce Allah) sizi yeryüzünde halîfeler kıldı.» (el-En’âm, 165) sırrı zâhir olacak.” (Elmalılı, Hak Dini, I, 299-300)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasarruf, iki Türlüdür</span></span><br />
<br />
Biri ilâhî yardımla tabiî şartları aşarak insanlar üzerinde birtakım olağanüstü işlere muvaffak olmaktır. Gerçek ve yegâne tasarruf sâhibi Allah’tır. Ancak Cenâb-ı Hakk bâzı kullarını bu tasarrufa mazhar kılabilir. Tasarrufun ikincisi nefsin hayâl gücüyle îzâh edilen türüdür. Bu bir cem-i himmet ve konsantrasyondur. Bu tür bir tasarruf gücü, insanda idmanla geliştiren sportmenlik kâbiliyeti gibidir. Bâzı insanlar böyle bir kâbiliyetle yaratılır. Bu kâbiliyet riyâzat ile gelişir. Bu tasarruf gücü ulvî maksadlar için kullanılırsa faydalıdır. Fakat kötü emeller için kullanılacak olursa makbûl olmaz.<br />
<br />
Bu tür bir tasarruf gücü, dînî yüceliklerden sayılmaz, Allah nezdinde yakınlığa delîl olmaz. Tasarrufun birinci türü bir bakıma vehbî olduğu için murâd-ı ilâhîye göre ölümden sonra da devam edebilir. Ancak kesbî olan ve insanların birtakım temrinlerle geliştirdikleri tasarruf gücü ise hayât ile sınırlı olmalıdır.<br />
<br />
Tasavvufa göre tasarruf, Allah'ın velî kullarına (şeyh, mürşid, kutup vb.) lütfettiği manevi yetki ve etki alanıdır. Bu yetki, şeyhin müridlerini terbiye etmesi, onlara ruhani rehberlik yapması ve bazı durumlarda gaybî yollarla yardımda bulunabilmesi anlamına gelir. Ancak bu yetki, mutlak değil, Allah'ın izni ve takdiriyle sınırlıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Tasarruf Yetkisinin Kaynağı</span></span><br />
<br />
Allah'ın İzniyle Gerçekleşir:<br />
<br />
Hiçbir şeyh veya velî, kendi başına tasarruf sahibi değildir. Bu yetki, "Allah'ın velî kullarına bir ikramı" olarak kabul edilir.<br />
<br />
"Allah’ın velî kulları öyle kimselerdir ki, onlar ne ticaret ne de alışverişin kendilerini Allah’ı anmaktan alıkoyamadığı kimselerdir." (Nur, 24:37)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Keramet ve İlâhî Lütufla İlişkilidir:</span></span><br />
<br />
Tasarruf, velîlerin kerametlerinden biridir. Keramet, Allah'ın sevdiği kullarına verdiği olağanüstü hallerdir (peygamber mucizesi değildir).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Tasarruf Yetkisi Nasıl İşler?</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">A) Müridin Terbiyesi ve Manevi Eğitim</span></span><br />
<br />
Şeyh, müridinin kalbini kötülüklerden arındırır, nefsini terbiye eder.<br />
<br />
"Mürşid, müridin kalbine Allah’ın izniyle tasarruf eder." (İmam Gazâlî)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">B) Gaybî Yardım ve İlham</span></span><br />
<br />
Şeyh, fiziken uzakta olsa bile müridinin manevi durumunu hissedebilir.<br />
<br />
Örnek: Bazı velîlerin, uzaktaki müridinin sıkıntıda olduğunu bilip ona dua ettiği nakledilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">C) Ruhanî Himaye ve Koruma</span></span><br />
<br />
Mürid, şeyhinin manevi himayesi altında olduğuna inanır. Bu, şeyhin duası ve manevi nüfuzuyla gerçekleşir.<br />
<br />
"Evliyanın himmeti, müridine bir kalkandır." (Tasavvufî öğreti)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Tasarrufun Sınırları</span></span><br />
<br />
Allah'ın İrade ve Takdirine Bağlıdır:<br />
<br />
Şeyh, sadece bir vesiledir; asıl güç Allah'ındır.<br />
<br />
"De ki: Allah’ın dilemesi dışında ben kendime bile bir fayda veya zarar veremem." (A’raf, 7:188)<br />
<br />
Müridin İradesi ve Teslimiyeti Önemlidir:<br />
<br />
Tasarruf, müridin samimiyeti ve bağlılığı ölçüsünde etki gösterir.<br />
<br />
"Mürid, şeyhine ne kadar teslim olursa, feyiz o kadar artar."<br />
<br />
Dinî Hükümlerin Dışına Çıkamaz:<br />
<br />
Şeyh, asla haramı helal, helali haram kılamaz.<br />
<br />
"Allah’a isyanda kula itaat yoktur." (Hadis)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Yanlış Anlaşılan Yönleri</span></span><br />
<br />
Şeyh "Gaybı Bilmez", Sadece Allah'ın Bildirdiği Kadarını Bilir:<br />
<br />
"Gaybın anahtarları Allah’ın yanındadır; onları O’ndan başkası bilmez." (En’am, 6:59)<br />
<br />
Şeyh İlâh Değildir, Sadece Bir Rehberdir:<br />
<br />
Tasavvufta şeyh, müridi Allah’a götüren bir yol göstericidir, kendisine tapılacak bir varlık değildir.<br />
<br />
Sonuç: Tasarruf, İlahî İzinle Sınırlı Bir Rehberliktir<br />
<br />
Tasavvuftaki tasarruf yetkisi, Allah'ın velî kullarına bahşettiği manevi bir lütuftur. Şeyh, bu yetkiyi müridini terbiye etmek ve Allah yolunda ilerletmek için kullanır. Ancak bu, mutlak bir güç değil, dinin sınırları içinde kalan bir rehberlik sistemidir.<br />
<br />
"Hakikî mürşid, seni kendine değil, Allah’a götürendir."<br />
<br />
Tasavvufta "tasarruf yetkisi", Allah'ın bazı özel kullarına (evliya) bahşettiğine inanılan manevi bir etkileme ve yönlendirme gücü olarak tanımlanır. Bu yetki, zahiri (görünen) sebeplerin ötesinde, manevi yollarla varlıklar ve olaylar üzerinde etkide bulunabilme kapasitesini ifade eder.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasarruf Yetkisinin Anlamları:</span></span><br />
<br />
Olağanüstü İşler Yapabilme: Tasarruf sahibi olduğuna inanılan kişiler, keramet olarak adlandırılan, normalde gerçekleşmesi mümkün olmayan bazı olaylara vesile olabilirler. Bu, bir nesneyi hareket ettirme, hastayı iyileştirme gibi çeşitli şekillerde tezahür edebilir.<br />
Kalpleri Etkileme ve Yönlendirme (Teveccüh): Şeyhlerin müridlerinin kalplerini Allah'a yönlendirme, onların manevi ilerlemelerine yardımcı olma yeteneği olarak kabul edilir. Bu, müridin iç dünyasında huzur, muhabbet gibi olumlu değişikliklere yol açabilir.<br />
Manevi Himaye ve Yardım (Himmet): Şeyhin veya velinin, manevi enerjisi ve duasıyla, zor durumda olanlara yardım etmesi, sıkıntılarını gidermesi şeklinde anlaşılır.<br />
İrşad ve Terbiye: Şeyhin, müridini manevi yolda doğru bir şekilde yönlendirme, nefsini terbiye etmesine yardımcı olma gücü olarak da yorumlanır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasarruf Yetkisinin Kaynağı ve Sınırları:</span></span><br />
<br />
Tasavvufi anlayışa göre, tasarruf yetkisinin asıl sahibi Allah Teala'dır. Bu yetki, Allah'ın lütfu ve izniyle, O'na yakın olan, nefislerini terbiye etmiş ve Allah'ın rızasını kazanmış kullarına bahşedilir. Bu nedenle, tasarruf sahibi olduğuna inanılan kişiler, bu yetkiyi kendi güçleriyle değil, Allah'ın izniyle kullandıklarına inanırlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Önemli Hususlar:</span></span><br />
<br />
Asıl Fail Allah'tır: Tasavvufta, tasarrufun zahirde kul eliyle gerçekleşse bile, gerçek failin Allah olduğuna inanmak esastır. Aksi takdirde bu, şirke yol açabilecek bir sapma olarak görülür.<br />
Veli Olmanın Şartı Değildir: Tasarruf sahibi olmak, veli olmanın zorunlu bir şartı değildir. Veli olmanın temel ölçütleri zühd, takva ve Peygamber Efendimiz'e (s.a.v.) sünnetine uymaktır.<br />
İmtihan Vesilesi Olabilir: Tasarruf yetkisi, bazı durumlarda hem tasarruf sahibi olan kişi hem de ona inananlar için bir imtihan vesilesi olabilir. Bu yetkinin doğru ve hikmetli bir şekilde kullanılması önemlidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç:</span></span><br />
<br />
Tasavvufta tasarruf yetkisi, Allah'ın seçkin kullarına bahşettiğine inanılan, manevi etkileme ve yönlendirme gücüdür. Bu yetki, kerametler, kalbi yönlendirme, manevi yardım ve irşad gibi çeşitli şekillerde tezahür edebilir. Ancak bu yetkinin asıl sahibinin Allah olduğu ve bu yetkinin O'nun izniyle kullanıldığına inanmak temel bir prensiptir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“Tasarruf” Nedir?</span></span><br />
<br />
“Tasarruf” olayı ne?..<br />
<br />
“Tasarruf” dediğimiz şey, görevli velîlerin yapılar üzerinde onları diledikleri tarza yönlendirme özelliğidir.<br />
<br />
“Tasarruf” kelimesi ile kastedilen şey, genelde anlamı iyi bilinmediği için “nüfuz” ile karıştırılarak aynı şeymiş gibi anlaşılır... Nasıl ki, “Fetih” ve “Keşif” iki ayrı özellikse, “nüfuz” ve “tasarruf” diye de iki ayrı özellik vardır.<br />
<br />
Bütün velîlerde ortak olan özellik, “nüfuz”dur. Yani, “kişisel güç”!..<br />
<br />
Beyin gücü veya ruh gücü dediğimiz olay!... Herhangi bir olayı veya herhangi bir meseleyi çözmek için karşısındakine bir şey verebilmek için, kendi “nüfuz”unu kullanır.<br />
<br />
Yani, bu demektir ki, kendi beyin gücünü kullanarak, karşısındakinin beyninde belli bir kapasite açılımı yapar. Yani ona feyiz verir. Bu kapasite açılımının neticesinde de onda belli bir idrak oluşturur. İşte bu olay “nüfuz” kullanmadır...<br />
<br />
Ancak ne var ki, o kişinin daha sonra belli çalışmalarla bu beyin kapasitesini takviye etmesi ve artırması şarttır. Yoksa, belli bir süre sonra orada kapanma, gerileme olur.<br />
<br />
“Tasarruf” ise, herhangi bir velînin görevi gereği olarak, kendi emrine verilmiş melekleri veya cinleri kullanarak herhangi bir olayı oluşturmasıdır... Görevi gereği, emrindeki melek veya cinleri kullanarak o olayı oluşturması, “tasarruf” denen şeydir.<br />
<br />
Tasarruf eden bu tasarrufunun farkındadır, değil mi, diye sorulursa...<br />
<br />
Farkındadır tabii!.. Farkında olmadan yapıyorsa, o tasarruf değildir!<br />
<br />
Zaten, görevli velîler, genellikle tasarruf sahibidirler ve farkındadırlar yaptıklarının...<br />
<br />
Onun dışındakiler, yani görev dışındaki olaylar, kişisel nüfuz olayıdır!.. Onlar, göreve taalluk etmez!.. Yani, bir velînin, çevresindeki belli kişilere yardımcı olmak gayesi ile kendi beyin gücünü kullanmasıdır “nüfuz” olayı ki, bunu tekrar belirtiyorum “tasarruf”la hiçbir alâkası yoktur!..<br />
<br />
Peki, 124 bin velî için de geçerli mi bu? 124 bin velî için de “nüfuz” dediğimiz, “kişisel nüfuz” dediğimiz olay, geçerlidir.<br />
<br />
Başka bir soru; 124 bin velî de tasarruf sahibi olduğunu bilir mi? Tasarruf sahibi değil!.. Nüfuz sahibi!.. Karıştırmayın!..<br />
<br />
Tasarruf, sadece görevli velîlere has bir olaydır.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasarruf</span></span><br />
<br />
"Tasarruf" sözlükte; yetkiyi kullanarak iş yapma, sahip olma, kullanma, idare etme, serbest davranma, çekip çevirme gibi anlamlara gelir. Tasavvuf terimi olarak ise olağanüstü yollardan iş yapmak ve tesir etmek, insanlara ve eşyaya hükmetmek, Allah’ın eşyayı ve bütün varlıkları genelde tüm insanlara, özelde ise peygamber ve veli kullarına boyun eğdirmesi gibi anlamlar taşır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Mutlak Tasarruf</span></span><br />
<br />
İslam âlimlerinin ortak görüşüne göre, varlık üzerinde mutlak tasarruf hakkı yalnızca Allah’a aittir. Mutlak tasarruf iki şekilde anlaşılabilir:<br />
<br />
Cenab-ı Hak, hiçbir aracıya veya yardımcıya ihtiyaç duymadan, sınırsız bir şekilde yarattığı varlık üzerinde dilediği tasarrufu yapabilir. İradesi tecelli ederse bunu gerçekleştirmeye kadirdir ve kimse engel olamaz. Ancak –haşâ– ölçüsüz davranmaz, zira O adalet, hikmet gibi sıfatlara sahiptir ve iradesi bu sıfatlara uygun olarak tecelli eder.<br />
<br />
İnsanın fiilleri de dâhil olmak üzere her türlü tasarrufun gerçek sahibi Allah’tır. Ancak Allah, bu tasarrufu melekler ve insanlar gibi vasıtalar aracılığıyla gerçekleştirir.<br />
<br />
Örnekler:<br />
<br />
"Onları siz öldürmediniz, fakat Allah öldürdü. Attığın zaman sen atmadın, Allah attı." (Enfal, 8/17)<br />
<br />
"Sen sevdiğini hidayete erdiremezsin, fakat Allah dilediğini doğru yola iletir." (Kasas, 28/56)<br />
<br />
Bütün varlıklar arasında yalnızca insana (ve kısmen cinlere), sorumluluğun temelini oluşturan bir irade, meyil ve "kesb" yeteneği verilmiştir. Âlimler bu ikinci tür tasarruf konusunda farklı görüşler belirtmiş olsalar da, Mutezile dışındaki tüm ekoller, Allah’tan başka hiçbir varlığın mutlak tasarruf sahibi (örneğin fiilinin yaratıcısı) olamayacağında ittifak etmişlerdir.<br />
<br />
Tasavvuf ehli bu durumu, maşayla sobadan ateş alan bir adamın haline benzetir: "Ateşi alan maşa mıdır yoksa adam mı?" Bu misalde gerçek fail Allah, insan ise maşa hükmündedir.<br />
<br />
İnsanların çoğu bu hakikatin farkında olmadığı için kendilerini mutlak tasarruf sahibi zanneder. Ancak nefis terbiyesiyle kemale eren ve irfan seviyesine ulaşan kişi böyle düşünmez. Bir kudsî hadiste belirtildiği gibi, o kimse artık Allah’ın "işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı" olduğunu idrak eder ve meyil düzeyindeki iradesini de O’na teslim eder. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İnsanın Tasarrufu</span></span><br />
<br />
Giriş paragrafında da belirtildiği gibi, Allah (cc) yarattığı varlıklar arasında insanı kendisine halife olarak seçmiş ve bütün varlığı onun emrine vererek, belirlediği esaslar çerçevesinde tasarruf yetkisi bahşetmiştir. Zira "insan, şu kâinat ağacının en son ve en kapsamlı meyvesi; Hakikat-ı Muhammediye (sav) cihetiyle çekirdek-i aslîsi; kâinat Kur'an'ının âyet-i kübrası ve ism-i azamı taşıyan âyetü'l-kürsîsi; kâinat sarayının en mükerrem misafiri ve o saraydaki diğer sakinler üzerinde tasarrufa yetkili en faal memurudur."<br />
<br />
Allah şöyle buyurur:<br />
"Allah, emriyle denizde gemilerin akıp gitmesi, O'nun lütfundan (rızkınızı) aramanız ve şükretmeniz için denizi sizin hizmetinize verendir. Göklerde ve yerde ne varsa hepsini kendi katından (bir lütuf olarak) size âmâde kılmıştır." (Câsiye, 45/12-13)<br />
<br />
Elmalılı'nın Tefsiri:<br />
"Emriyle gemilerin akıp gitmesi için –sizin menfaatinize olsa da sizin emrinizle değil, O'nun emriyle– denizi musahhar kıldı. 'Emir'den maksat, iradesi ve ona delalet eden tabii kanunlardır. Bu, hem geminin suyla olan hacim ilişkisini, hem hareket ettirici kuvvetler arasındaki dengeyi, hem de çevre şartlarının uygunluğunu kapsar. Yoksa insanlar, Allah'ın koyduğu kanunları uygulamadan sırf kendi istekleriyle denizde tasarruf edemezler."<br />
İnsanın Tasarruf Yetkisinin Sınırları<br />
<br />
Allah'ın kâinata yerleştirdiği –insanoğlunun henüz keşfedemediği– tabiat kanunlarını uygulayan her insan, belirli sınırlar içinde yere, göğe ve içindekilere hükmedebilir. Bilim ve teknolojinin ilerlemesiyle yıldızlararası seyahatler, kara deliklerin aşılması veya maddenin farklı boyutlarının keşfi gibi gelişmeler, insanlığın karşılaşacağı yeni tabiat kanunlarını şimdiden kestiremeyeceğimiz gibi; ruh dünyasına yönelik araştırmalar derinleştikçe de ne tür hakikatlerle yüzleşeceğimiz meçhuldür. Kur'an'da bu durum şöyle ifade edilir:<br />
"Onlara delillerimizi hem âfâkta (dış evrende) hem kendi nefislerinde göstereceğiz; ta ki Kur'an'ın mutlak hakikat olduğu onlar için de ayan beyan ortaya çıksın." (Fussilet, 41/53)<br />
<br />
Bu, insana verilen bir imtiyazdır ve onun yeryüzündeki hilafet sıfatından kaynaklanır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Olağanüstü Tasarruflar</span></span><br />
<br />
Bazı seçkin kişiler –başta peygamberler olmak üzere– tabiat kanunlarını aşan (Batılıların supernatural activity dediği) özel bir tasarruf yetkisine sahiptir. Örneğin Hz. Süleyman (as):<br />
"Rüzgârı onun emrine verdik; istediği yere onunla kolayca giderdi. Her türlü bina ustası ve dalgıç şeytanları da zincirlere vurulmuş halde onun hizmetine sunduk." (Sâd, 38/36-38)<br />
<br />
Diğer peygamberlerden de benzer tasarruflar nakledilir. Hz. Muhammed (sav), namazda kendisine musallat olan bir ifriti yakalayıp mescidin direğine bağlamayı düşünmüş, ancak Hz. Süleyman'ın "Allah'ım, bana benden sonra kimseye nasip olmayacak bir mülk ver" (Sâd, 38/35) duasını hatırlayarak vazgeçmiştir.<br />
<br />
İbn Arabî'nin Yorumu:<br />
"Bu hadise gösteriyor ki, Resulullah (sav) dileseydi cinlere hükmedebilirdi. Ancak Süleyman (as)'ın duasına hürmeten bundan imtina etti. Bu durum, o duayla çelişmez; zira Süleyman'ın mülkü mutsaktı, başkalarının özel tasarruflarını engellemez."<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasavvufta Hilafet ve Tasarruf</span></span><br />
<br />
Abdülkerim el-Cilî'ye göre:<br />
"Halife, temsil ettiği varlığın tüm sıfatlarını taşır. Allah mutlak tasarruf sahibiyse, O'nun halifesi olan veli de bu yetkiye sahip olmalıdır. Tasarruf edemeyen halife, hakiki halife değildir. Mutlak hilafet, İnsan-ı Kâmil olan Muhammedî Hakikat'indir. Nebi ve velilerin hilafeti ise bu hakikatin suretine mazhar olmalarındandır." <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasarrufun Oluş Şekli</span></span><br />
<br />
Verilen örneklerden de anlaşılacağı gibi, tasarruf değişik şekil ve vasıtalarla cereyan etmektedir. Tasavvuf ehli bu konuda şu açıklamayı yapar:<br />
“Tasarruf; cem’iyet-i kalb (kalp konsantrasyonu), himmet, ervah-ı felekiyyenin muaveneti (astronomik dengeler ve semavî varlıkların yardımı), havass-ı umûr-ı tabiiyye (tabii şartlar, kanunlar ve özellikler), esma-i ilahiyye (Allah’ın isimleri okunarak) ve bizzat emir ile meydana gelir.”<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Buradan şu neticeler çıkarılabilir:</span></span><br />
<br />
Emir ile yapılan tasarruf: Buna mucize denir ve sadece peygamberler eliyle meydana gelir. “Rüzgâr, onun emriyle istediği yere tatlı tatlı eserdi.” (Sâd, 38/36) ayeti buna işaret etmektedir. En üstün ve kâmil tasarruf ve teshir budur.<br />
<br />
Emir dışında sayılan diğer yollarla yapılan tasarruf: Bunu dört gruba ayırmak mümkündür:<br />
a. Allah dostlarının eliyle meydana gelen kerâmet: Bu da yine Allah’ın izni, dilemesi ve yardımı ile olur. Mucize ile yakın benzerlik gösterir. Sadece emre dayanmadığı gibi, sadece nefsin egzersizle geliştirilen bazı güçleriyle de meydana gelmez.<br />
b. Allah düşmanlarının eliyle meydana gelen istidrac.<br />
c. Yogi, sihirbaz, medyum vb. adlarla anılan kişiler eliyle meydana gelen olaylar: Bir kısmı göz boyama ve el çabukluğuna dayandığı için harikulade sayılmayan bazı değişik davranış ve olaylardır.<br />
d. Bilimsel ve teknolojik gelişmeler yoluyla meydana gelen icatlar: Herkesin anlayamayıp, işin uzmanları tarafından anlaşılan hususlardır. “Evet, (Kur’an) mucizat-ı enbiyayı zikretmesiyle fen ve sanat-ı beşeriyyenin nihayet hududunu çiziyor. En ileri gayatına parmak basıyor. En nihayet hedeflerini tayin ediyor. Beşerin arkasına dest-i teşviki vurup o gayeye sevk ediyor.” ifadesi, insanoğlunun kıyamete yakın bir dönemde bilimsel metotlarla mucizeye yakın bir seviyede kâinatta tasarruf edebileceğini zımnen belirtmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Himmet ve Tasarruf</span></span><br />
<br />
Himmet; azim, enerji, istek, meyil, şevk gibi anlamlara gelir. Terim olarak, kulun bir şeyi elde etmek için kalbinin bütün gücü ile Hakk’a yönelmesine; ermiş kişilerin maksadı hasıl eden, iş bitiren ve dilediklerini yerine getiren manevî gücüne himmet denir.<br />
<br />
Himmet kavramı, erken dönemlerden itibaren tasavvuf kültüründe yerini almış ve dikkat, yoğunlaşma, ilgi, yöneliş gibi anlamların yanı sıra manevî/kalbî bir güç olarak da görülmüştür. Nitekim yaklaşık Hicrî 250’de vefat eden Ebû Abdullah b. Cellâ, “Himmeti bütün varlığın üstüne çıkan kişi, varlığı var edeni bulur. Himmeti ile başka bir şeye yönelen kişiden Hakk vazgeçer. Zira kendisine ortak koşulmasından hoşlanmaz.” diyerek bu noktaya dikkat çekmiştir. İbrahim Kassâr (ö. 316 H.), “Her insanın değeri himmeti ölçüsündedir. Himmeti dünya ise bir değeri yoktur, himmeti Allah rızası ise ona değer biçilmez.” sözleriyle himmetin önemini dile getirmiştir.<br />
<br />
Günümüzde yaygınlık kazanan Uzak Doğu kökenli akımların üzerinde durduğu zihin/bilinç konsantrasyonu, himmetin bir noktaya veya işe yoğunlaşması şeklinde yorumlanabilir. Bu durum, himmetin çok daha önceden insanlık tarafından bilindiğine işaret etmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Verilen anlamların yanı sıra, daha sonraki dönemlerde himmetin anlamı üç yönde genişleme göstermiştir:</span></span><br />
<br />
Yardım ve manevî destek anlamında himmet: Yaygın bir şekilde, yardım etme, yönlendirme, kalbi kötü duygu, düşünce ve meyillerden temizleme, manen yükseltme, kalbe feyiz verme gibi anlamlarda kullanılmıştır. Bu anlamıyla şeyhten müride himmet eli (şeyhin manevî gücü ve onda bulunan manevî enerji) uzatılır. Gerek maddeten darda kaldığı zaman, gerekse manen engellerle karşılaştığı veya yükselmesi gerektiği zaman bu himmet müridin yardımına yetişir. “Medet ya şeyh, medet ya gavs!” gibi çağrılar, bu himmet anlayışının ifadesidir. Mürşidin himmeti olmadan bazı müridlerin yetişmesi, yani kalplerinin önce tasfiye edilip sonra feyizle dolması neredeyse mümkün değildir. Ancak bu himmet her mürşitte aynı seviyede olmadığı gibi, her müride de aynı derecede himmet edilemez. Zira, teşbihte hata olmasın, himmet yüksek gerilim hattı gibidir ve her mürid bunu kaldıramaz. Onun için mürid yetiştirmede en son başvurulan yöntemlerden biri olarak görülmüştür.<br />
<br />
Müridin himmeti: Müridin teveccüh ve nazarıyla birlikte, bütün himmetini şeyhine, verilen derse ve ihvana hizmete yönlendirmesi, onun manen yükselmesinin temel şartıdır. Bu anlamda himmet, müridin mâsivâ ile irtibatını koparıp Hakk’a yönelmesini sağlayan enerji ve güç olarak anlaşılır.<br />
<br />
İbn Arabî’ye (ö. 638/1240) göre himmet: O, himmete yeni anlamlar yüklemiş ve onu, özellikle insan-ı kâmilde (yetkin insan) var olan olağanüstü ilahî bir güç olarak açıklamıştır. Buna Toshihiko İzutsu’nun ifadesiyle “yoğunlaştırılmış ilahî enerji” demek de mümkündür. Burada himmet iki anlamda kullanılmıştır:<br />
<br />
Geçici olarak yaratma gücü,<br />
<br />
Bilgi edinme metodu ve gücü. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Geçici Olarak Yaratma"</span></span><br />
<br />
Bir ârif isterse, bütün ruhani enerjisini üzerine yoğunlaştırmak suretiyle herhangi bir nesneye etki edebilir; hatta halen mevcut olmayan bir nesneyi dahi varlığa büründürebilir. Yani bir ârif, herhangi bir şeyi kendi iradesine mahkûm edebilir. Zira onda teshir (etkileme) kudreti bulunmaktadır.<br />
<br />
İbn Arabî’nin konuyla ilgili ifadeleri şöyledir:<br />
“Her insan, bu dış âlemde değil de yalnız kendi hayalinde var olabilen şeyi vehim ve hayal gücüyle (kendi zihninde) yaratır. Ârif ise bunu himmetiyle zihninin dışında da yaratır. Fakat ârifin himmeti, o şeyin varlığını ancak bu himmet devam ettiği sürece korur. Yaratılmış olan şeyin korunması ona ağır gelmez. Ama bu yarattığı şeyin korunması hususunda ârifi ne zaman bir gaflet basacak olsa, o zaman bu yarattığı şey de yok olup gider.”<br />
<br />
İbn Arabî üzerinde yıllarca çalışan El-Afifî, onun bu konudaki görüşlerini şöyle özetlemektedir:<br />
“Hayatının ilk yıllarında İbn Arabî, himmeti, vukuunda Allah’ın şeyleri yarattığı bir sebep şeklinde izah eder. Yoksa himmetin kendisi yaratıcı değildir. Himmeti aynı şekilde hipnotik bir kudret ya da kendine telkin gibi bir şey olarak görür. Daha sonra İbn Arabî himmeti küllileştirmiş ve onu âlemdeki her hareket ve değişikliğin nedeni olan gizli bir kudret saymıştır.”<br />
<br />
Afifî, İbn Arabî’nin şerhlerinden de yararlanarak, başka bir yerde himmetle ilgili şu açıklamayı yapmaktadır:<br />
“Sûfîlerdeki yaratma kuvvetini iki şekilde anlamak mümkündür:<br />
<br />
a. Fenâ hali diye isimlendirdikleri özel bir halde sûfî, haricî âlemde istediği herhangi bir şeyi yaratabilir ve meydana getirebilir. Şu anlamda ki, Allah, sûfîlerin istediği bu şeyi onun vasıtasıyla yaratır. Bu durumda fiil, Hakk’ın fiilidir; fakat beşerî sıfatlarından fani olup ilahî sıfatlarla baki olan ve onlar ile tahakkuk eden ârifin vasıtasıyla gerçekleşmektedir. Bu nazariyeye göre ârifin payı, Allah katındaki yaratma kuvvetini izhar etmede vasıta olmaktan ibarettir.<br />
<br />
Bu yorum, Eş’arîler’in kulun fiillerini yaratması görüşüne benzediği gibi, Malebranche’ın insan fiillerinin ve diğer fiillerin meydana gelişi hakkındaki teorisine de benzemektedir. Bu teori, çağdaş felsefede ‘şartlar’ veya ‘vesilecilik’ nazariyesi olarak bilinmektedir. Bunun anlamı şudur: Bütün fiiller gerçekte Allah’a aittir, fakat bu fiiller belirli şartlar –insanla ilgili veya insan dışında– gerçekleştiğinde zuhur eder. Bu durumda, fiili bu şartların yarattığı zannedilir; gerçekte ise onu yaratan sadece Allah’tır.<br />
<br />
İbn Arabî’nin nazariyesinde bu özelliğin ârife tahsis edilmesi ise şöyle açıklanabilir: İnsana ait yaratma, cem’-i himmete muhtaçtır; cem’-i himmet, en ulvî ve en saf hallerinde insanın ruhî kuvvetleriyle yaratmak veya değiştirmek istediği şeye bütünüyle yönelmesidir. Bu da ancak ‘ârif’ veya ‘insan-ı kâmil’ için mümkün olabilir.<br />
<br />
b. Ârifin yaratmasını anlamanın ikinci yönü ise, müellifin ‘hazarât-ı hams’ı açıklama sadedindeki izahıdır. Burada aynı zamanda ârifin yaratılmış şeyleri nasıl koruyacağı da açıklanmaktadır. Buna göre var olan her şey, beş mertebenin biri veya birkaçında var olmaktadır… Bu mertebeler, bazı açılardan Platonik ‘feyizler’e benzer ve bunlar aşağıya doğru düzenlenmiştir. Şöyle ki, herhangi bir mertebeye kendi üstündeki mertebede bulunan şeyler yansıdığı gibi, kendisinde bulunan şeyler de bir altındaki mertebeye yansır. Bazen eşyanın sadece ulvî mertebelerde varlığı bulunur, aşağı mertebelerde varlığı bulunmaz; bazen de herhangi bir şeyin bütün mertebelerde varlığı bulunabilir. ‘Ârif himmetiyle herhangi bir şeyi yaratır’ cümlesinin anlamı, ârifin daha üst bir âlemde bilfiil varlığı olan bir şeyi his âleminde izhar etmesi demektir; yoksa daha önce var olmayan bir şeyi varlığa çıkarması değildir. O halde ârif, himmetini herhangi bir mertebede eşyanın suretinde yoğunlaştırmakla, o şeyi mahsus bir suret içinde haricî varlık alanına çıkarabilir; herhangi bir şeyin suretini herhangi bir ulvî mertebede korumakla da, süflî mertebelerde onun suretini korumuş olur. Bunun aksi de doğrudur.”<br />
<br />
Fusûs Şârihi Ahmed Avni Konuk ise bu yaratma işini şöyle açıklamaktadır:<br />
“Himmetin mânâsı budur ki, ârif huzûr-i kalb ile hatırını ve kuvvetini toplayıp, vehmiyle ve fikriyle kendi nefsini, halk ve takdir edeceği şeyin icadına musallat kılar. Ve o şey dahi mahall-i himmet olan kalbin haricinde gölge gibi mevcut olur. Ve bu keyfiyet-i halk, ârifte kuvve-i kudsiyye ve nisbet-i ilâhiyye bulunduğu içindir. Ârifin gayrı olan avâm, kalplerinde tahayyül ve vehm ile bir şeyi ihdas etseler bile, ruhlarında kuvve-i kudsiyye olmadığından o suver-i muhayyeleye vücûd-i hissî verip hariçte izhar etmeğe muktedir değillerdir.”<br />
<br />
Sadeleştirilerek metnin özeti şöyle verilebilir:<br />
İnsanlar bazı şeyleri hayal ederler; ârif olan ise hayal ettiği şeyi himmet gücüyle dış dünyada da görünür hale getirir. Himmet, bu şeyin ruhu mesabesindedir; diğer insanların hayalleri ise sadece zihinlerinde kalır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bilgi Edinme</span></span><br />
<br />
Izutsu, İbn Arabî’nin himmete yüklediği ikinci anlamı şöyle açıklamaktadır:<br />
“Pratikteki veçhesi bakımından eşyanın teshir altına alınması demek olan himmet, bilgi edinmeye yönelik veçhesi bakımından, varlığın esrarına nüfûz etme ama aklın hükümran olduğu bölgenin ötesinde kalan bir kudret olma özelliğine sahiptir. Bu bakımdan İbn Arabî’nin Fusûs’unun bir pasajında, varlığın gerçek hakikatinin ancak himmetle teçhiz edilmiş bir kul tarafından bilinebileceğini beyan etmesinin de çok anlamlı olduğunu söyleyelim. Himmet aslî olarak, bir ârifin bütün ruhanî güçlerini belirli bir noktaya teksif etmesinden ve bu güçlerin yoğunlaştığı kalbinin de belirli bir istikamete yönlendirilmesinden ibarettir.”<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İrfan ve Tasarruf İlişkisi</span></span><br />
<br />
Genelde sûfîler, velayet makamıyla tahakkuk edip kurbiyet makamına ulaşan âriflerin, himmetlerini istedikleri şeye yöneltip tasarruf edebildiklerini ifade ederler. Ancak başta İbn Arabî olmak üzere bazıları, marifetin seviyesine göre tasarrufun ters orantılı olarak değiştiğini söylerler. Bu durum hem tasarrufun cereyan şekli, hem Allah’la münasebet, hem de insan iradesi ve ihtiyarı ile ilgilidir. Konuyu maddeler hâlinde şu şekilde ele almak mümkündür:<br />
<br />
“Bir şeyde himmetle tasarruf etmek için kuvve-i zâhire ve bâtınenin heyet-i mecmuasını o şeye huzur-ı tam ile ve teveccüh-ı küllî ile yöneltmeli ve o şeyin gayrısına kalpte ittisâ olmamalı, yani başka şeye gönül müteveccih olmamalı. İşte himmet böyle bir cemiyetle müessir olur. Marifet ise ârifi bu cemiyetten ayırır; zira himmetini sarf edeceği şeye külliyetle teveccüh edip onu kalbine idhal etmekle, marifet-i Hakk’ı kalbinden çıkarmak lâzım gelir. Binaenaleyh marifeti tamamlayan ârif, tasarruftan ârî ve gayet acz ü zaaf ile zâhir olur.”<br />
<br />
Ârifin tasarrufa kâdir olamamasının diğer nedeni de şudur: Ârifin acizlik ve eksikliğinin farkında olması, elindeki eşyada tasarruf etme kudretinin ona ait olmadığını ve kendisini Hakk’ın elinde bir araç olduğunu idrak etmesi, kalbinde bu cemiyetin sağlanmasına engeldir. Bu gerçekleşmeyince de tasarruf edemez.<br />
<br />
“Muvahhid-i müstağrak o kimsedir ki, derya onda tasarruf eder ve onun derya üzerinde bir tasarrufu yoktur. Yüzen kimse ile gark olan kimsenin her ikisi de deryadadırlar, fakat müstağrakı su götürür ve mahmûldür; yüzen kimse ise kendi kuvvetinin hâmilidir ve kendi ihtiyarı iledir. Binaenaleyh müstağraktan sâdır olan her bir hareket ve her bir fiil ve kavil o sudan hâsıl olur, kendisinden değildir. Onun vücudu ortada bir bahanedir. Meselâ duvardan bir sadâ işitirsen, bilirsin ki duvardan değildir, duvarı söyleten bir kimse vardır. İşte evliya da böyledir; ölümden önce ölmüşler ve duvar hükmüne girmişlerdir, onlarda bir kıl ucu kadar varlık kalmamıştır. Hakk’ın kudret elinde bir kalkan gibidirler ve kalkanın hareketi kendinden değildir. İşte ‘ene’l-Hakk’ın’ anlamı budur.”<br />
<br />
“Nasıl ki insan, diğer insanların mutasarrıf olduğu şeyi terk edince onların muhabbetini kazanır, aynen öyle de, Allah’ın tasarrufunda olan kendi nefsini ve kendinden zâhir olan fiilleri kendi nefsine izafe etmeyip Hakk’a terk ettiği vakit, O’nun yanında da böyle olur. Yani emr-i tasarrufta Hakk’a iştirakten vazgeçtiği için Hak Teâlâ ona muhabbet eder. Kendi nefsini ve fiillerini tecelliyât-ı Hakk’tan ibaret bildiği ve bu marifetle kesreti nefyetmiş olduğu için tevhid üzerinde râsid olur.”<br />
<br />
Ârif, ubûdiyet makamında tahakkuk etmiştir; kendiliğinden tasarruf etmez. Efendisi (Allah) ne derse onu yapar. İradesini, Efendisi’nin iradesinde fânî kılmıştır. Mutlak irade sahibi O’dur. Onun için ârif, kendisinde hissettiği ârızî iradeyi kullanmanın Allah karşısında cehalet ve edebe aykırı olduğunu bilerek tasarrufu gerçek sahibine bırakır ve mutlak acziyet hâline döner. Bu, İbn Arabî’nin, “Allah sizi zayıflıktan yarattı, sonra size zayıflığın ardından kuvvet verdi, sonra kuvvetin ardından tekrar zayıflık ve ihtiyarlık verdi.” (Rûm, 30/54) âyetine verdiği felsefî-sûfî yorumdur.<br />
<br />
Vahdet-i vücûd anlayışına göre, varlık birdir. Dolayısıyla ârif, kimin veya neyin üzerinde tasarruf edecektir? Zira O’nun vücudundan başka varlık göremez. Ârifin bu marifet ve müşahedesi onu tasarruftan alıkoyar.<br />
<br />
Âriflerin tasarruftan el çekmelerinin başka bir sebebi daha vardır: Onlar, varlıktaki her şeyin ezelde sabit olduğu hâle göre zuhûr ettiğini idrak ederler. Başka bir ifadeyle onlar, olayların ezelde takdir edilip belirlendiğini ve kudret elinin yazmış olduğu bir tek kelimeyi ortadan kaldırabilecek hiçbir varlığın bulunmadığını idrak ederler. O hâlde, neyde ve niçin tasarruf edeceklerdir?<br />
<br />
Yukarıda verilen bilgilerden şu sonucu çıkarmak mümkündür: Bu konuda iki makam bulunmaktadır: Birincisi bekâ, yani tasarruf makamıdır. İkincisi ise fenâ, yani tasarrufu terk makamıdır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasarruf–Şirk İlişkisi</span></span><br />
<br />
Tasarruf, cezbedici ve nefsin hoşuna giden bir olaydır. Onun için, sadece tasarruf etmek yani eşya ve olaylara söz geçirmek ve yönlendirmek amacıyla tasarruf metodunu ve pratiklerini uygulamaya kalkışmanın yanlışlığına, hatta şirk olduğuna şu ifadelerle dikkat çekilmiştir:<br />
<br />
“Havas ile iştigal ve bu vasıta ile Allah’ın yaratıkları üzerinde tasarruf, Allah dostlarının nazarında şirktir; zira kâinatta mutasarrıf ancak Hak’tır. Onun için kulun tasarrufa kalkışması Hakk’ın tasarrufuna iştirak sayılır. Bilhassa sülûk ehli için böyle bir gaye ile Allah’ın isimlerine devam etmek, onu yolda bırakır.”<br />
<br />
Mutasavvıf olmamakla birlikte tasavvufî konularda geniş bilgiler veren İbn Haldun da bu konuya değinmekte, tasarrufun bir yönüyle sihre benzediğine dikkat çekmekte, ancak onu şu ifadelerle ayırmaktadır:<br />
<br />
“Âlemde tasarruf etme ve gaybı bilme nevinden olmak üzere mutasavvıflar için hâsıl olan hususlar, bizzat değil, bilârızdır (Allah tarafından, onlar istemeden, dolaylı olarak verilir). Bu durum işin başında kastedilmiş değildir. Çünkü bu husus kastedilmiş olarak ona yönelmek, Allah’tan başkasına yönelmek olur. Bu ise eşyada tasarruf etmeyi ve gaybı bilmeyi gaye etmekten başka bir şey değildir. Bu da şirk olur. Sûfîlerden biri, ‘İrfan sahibi olmak için irfanı tercih eden, ikinci bir ilâha kâil olmuş olur’ demiştir. Onun için sûfîler teveccühleriyle Mabud’u kasdederler, O’ndan başka hiçbir şeyi gaye edinmezler. Bu esnada onlara bir şey hâsıl olsa, bizzat değil, bilârız hâsıl olur. Onların çoğu da önlerine böyle bir şey çıksa, ondan kaçar ve değer vermez.”<br />
<br />
Ancak, gaye yapılmadan tasarruf etmenin mubah olduğu ve seçkin bazı mutasavvıflar tarafından da başvurulduğu bilinen bir gerçektir. Onun için tasarrufta dikkat edilmesi gereken bazı hususları kayıt altına alan âlimler şu noktalara dikkat çekmişlerdir:<br />
<br />
Amaç ve araç mubah olmalıdır.<br />
<br />
Dıştan ve içten bu tasarruf dolayısıyla kibir ve kendini beğenme hâli oluşmamalıdır. Tedbir olarak bu sırada sürekli dua etmelidir.<br />
<br />
Tasarrufla gereğinden fazla uğraşmamalıdır. Zira böyle hâlleri olan kişi tehlikededir. Fitnelerin en büyüğü ise avam halkın bunu kemâlât zannetmeleridir. Bu durum ancak zaruret olursa başvurulabilir. Onun için bazı büyükler, “Eğer hiçbir zikir müride etki etmezse, o zaman şeyhi teveccüh yapsın” demişlerdir.35 <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ölümden Sonra Tasarruf</span></span><br />
<br />
Genel olarak tasavvuf ehli, ruhun bedenden ayrıldıktan sonra daha serbest ve etkin bir şekilde hareket imkânına kavuştuğunu düşünür ve bu anlayışın bir neticesi olarak bazı kişilerin ölümlerinden sonra da tasarruf edebileceklerini söylerler. Şu dörtlük bu anlayışı özetlemektedir:<br />
<br />
İki alemde tasarruf ehlidir ruh-i veli,<br />
Deme ki bu mürdedir, bunda nice derman ola,<br />
Ruh şemşir-i Huda’dır, ten gılaftır ona,<br />
Dahi a’la kâr eder bir tiğ ki uryan ola.<br />
(Lâedri)<br />
<br />
Şu ayırıma da dikkat çekilmiştir: Peygamber ve veli kulların tasarrufu, bir nevi vehbî olduğundan, ölümden sonra da devam edebilir. Ancak bir nevi kesbî olan diğer tasarruf şekilleri ölümden sonra devam edemez. Kelam ağırlıklı eserler kaleme almasına rağmen Bediüzzaman Said Nursî (ö. 1960) de ölümden sonra velilerin tasarruf edebileceğine şu örneği vererek katılmaktadır:<br />
<br />
“Hazret-i Mevlâna Hindistan’dan Tarîk-ı Nakşî’yi getirdiği vakit, Bağdat dairesi Şah-ı Geylânî’nin ba’de’l-memat hayatta olduğu gibi taht-ı tasarrufunda idi. Hazret-i Mevlâna’nın (Hâlid-i Bağdâdî) mânen tasarrufu -bidâyeten- câ-yi kabul göremedi. Şah-ı Nakşibend ile İmam-ı Rabbânî’nin ruhaniyetleri Bağdat’a gelip Şah-ı Geylânî’nin ziyaretine giderek rica etmişler ki; ‘Mevlâna Hâlid senin evlâdındır, kabul et!’ Şah-ı Geylânî, onların iltimaslarını kabul ederek Mevlâna Hâlid’i kabul etmiş. Ondan sonra Mevlâna Hâlid birden parlamış. Bu vâkıa; ehl-i keşifçe vâki ve meşhud olmuştur. O hâdise-i ruhaniyeyi, o zaman ehl-i velâyetin bir kısmı müşahede etmiş, bazıları da rüya ile görmüşler.”<br />
<br />
Ölümlerinden sonra tasarruf sahibi olan kişilere şu isimler örnek verilmektedir: Akîlü’l-Münbecî (ö. ?), Ebü’l-Hasan Harakânî (ö. 425/1034), Abdülkâdir-i Geylânî (ö. 562/1166), Şeyhü’l-Harrânî (ö. 581/1185) ve İmâm-ı Rabbânî (ö. 1034/1624).<br />
<br />
————————————–<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">DİPNOTLAR</span></span><br />
<br />
* Prof. Dr. , Yüzüncü Yıl Üniv. İlahiyat Fakültesi.<br />
<br />
1 İnsanın Allah’ın halifesi olduğu ile ilgili bir çok ayet vardır. Misal olarak şu ayetlere bakılabi-lir: Bakara, 2/30; En’am, 6/165; Neml, 27/62; Yunus, 10/14.<br />
2 Geniş bilgi için bk. İbn Haldun, Mukaddime, haz.: S. Uludağ, İstanbul 1988, c. I, ss. 358-360, 392-399; Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, İstanbul, ts., c. VIII, s. 5403.<br />
3 Cevheri, es-Sıhah, c. V, s. 2019.<br />
4 Asım Efendi, Kamus Tercümesi, yy, ts., c. III, s. 548.<br />
5 Bk. Sadettin Taftazânî, Şerhu’l-Akâid, s. 61.<br />
6 Şu kaynaklara bakılabilir: S. Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, s. 365; Münavî, Feyzu’l-kadir, c. IV, s. 280; Abdurrahman es-Sülemi, Ariflerin Yolu, çev.: Süleyman Ateş, Ankara 1981, s. 11; Sühreverdi, Avarifu’l-Maarif, çev.: İ. Gündüz, H. K. Yılmaz, İstanbul 1990, s. 158; E. Cebecioğlu, Tasavvuf Terimler ve Deyimleri Sözlüğü, s. 717; E. A. et-Tahanevî, Hadislerle Tasav¬vuf, haz.: Z. Davudî, A.Yıldırım, İstanbul 1995, s. 239. Müridin nazar ve teveccühü için de şu kaynaklara bakılabilir: Esat Sahib, Nûru’l-hidaye ve’l-irfan fi sırrı’r-rabıta ve’t-teveccüh ve hatm-i Hacegân, Kahire 1311h.; A.Z. Gümüşhanevî, Camiu’l-Usûl, Mısır 1319h.; İrfan Gündüz, Gümüşhanevî Ahmed Ziyauddin ve Halidiye Tarikatı, İstanbul 1994.<br />
7 Buharî, Rikak, 38.<br />
8 B. S. Nursî, Şualar, s. 218; a.mlf, Tarihçe-i Hayat, s. 309; a.mlf, Asa-yı Musa, s. 36.<br />
9 Elmalılı, Hak Dini Kur’an Dili, İstanbul, ts., c. VI, s. 4312.<br />
10 Cinler Hz. Süleyman (s)’a ister istemez itaat ediyorlardı. Demek ki, onları itaate kodlayacak bir şifre vardı. Nebide bu bir mucize idi… Bizde maharet ve ledünniyata açılma olabilir. O şifre elde edildiğinde, cinler muti birer nefer haline gelebilirler. İhtimal, geleceğin insanını en çok uğraştıracak konulardan biri, bu şifreyi elde etme olacaktır. Belki de yıldız savaşları asıl o zaman başlayacaktır.<br />
11 Buharî, Salât, 75, Enbiya, 40; Müslim, Mesacid, 39; Müsned, II, 298.<br />
12 İbn Arabî, Fususu’l-Hikem, (A. A. Konuk şerhiyle birlikte), c. III, s. 219. Ayrıca bk. E. Afifî, Fusûsu’l-Hikem Okumaları İçin Anahtar, İstanbul 2000, s. 340.<br />
13 Geniş bilgi ve kaynaklar için bk. A. Kartal, Abdülkerim Cilî, Hayatı, Eserleri, Tasavvuf Felsefesi, İstanbul 2003, ss. 260-262.<br />
14 Aynı eser, s. 261.<br />
15 İbn Arabî, Fususu’l-Hikem, (A. A. Konuk şerhiyle birlikte), c. III, ss. 246-247; İbn Haldun, Mu¬kaddime, haz.: S. Uludağ, c. I, s. 392; c. II, s. 1199; Afifî, Fusûsu’l-Hikem Okumaları İçin Anahtar, s. 340.<br />
16 B. S. Nursî, Sözler, s. 254.<br />
17 S. Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, s. 227; E. Cebecioğlu, Tasavvuf Terimler ve Deyimleri Söz¬lüğü, s. 363.<br />
18 Abdurrahman es-Sülemî, Tabakatu’s-Sûfiyye, s. 179.<br />
19 Sülemî, age, 319. Ayrıca bk. H. el-Muhasibî, er-Riaye li Hukukillah: Kalb Hayatı, çev.: A. Yüce, İzmir 2000, s. 64.<br />
20 T. İzutsu, İbn Arabî’nin Fusus’undaki Anahtar Kavramlar, çev.: Ahmet Yüksel Özemre, İstanbul 1998, s. 385.<br />
21 İzutsu, age, s. 385. Ayrıca bk. İbn Arabî, Fususu’l-Hikem, (A. A. Konuk şerhiyle birlikte), c. II, s. 121.<br />
22 İbn Arabî, Mevakiu’n-nucûm, s. 85’ten naklen Afifi, Muhyiddin İbn Arabi’de Tasavvuf Felsefesi, çev.: M. Dağ, İstanbul 1998, s. 246.<br />
23 Afifî, Fusûsu’l-Hikem Okumaları İçin Anahtar, ss. 167-168, 264-268.<br />
24 İbn Arabî, Fususu’l-Hikem, (A. A. Konuk şerhiyle birlikte), c. II, s. 122.<br />
25 İzutsu, Anahtar Kavramlar, s. 391.<br />
26 İbn Arabî, Fususu’l-Hikem, (A..A. Konuk şerhiyle birlikte), c. III, s. 63.<br />
27 Afifî, Fusûsu’l-Hikem Okumaları İçin Anahtar, s. 264.<br />
28 Mevlana , Fihi Ma Fih, çev.: A.A. Konuk, haz.: S. Eraydın, İstanbul 1994, s. 69.<br />
29 İbn Arabî, Tedbirât-ı İlahiyye, çev. ve şerh.: A. A. Konuk, haz.: M. Tahralı, İstanbul 1992, s. 189; İbn Haldun, Mukaddime, haz.: S. Uludağ, c. II, s. 1117.<br />
30 İbn Arabî, Fususu’l-Hikem, (A. A. Konuk şerhiyle birlikte), c. III, s. 59; Afifî, Fusûsu’l-Hikem Okumaları İçin Anahtar, s. 264.<br />
31 Bk. İbn Arabî, aynı yer; Afifî, aynı yer.<br />
32 Bk. Afifî, age, s. 264.<br />
33 Mevlana , Fihi Ma Fih, s. 244.<br />
34 İbn Haldun, Mukaddime, c. I, s. 392; c. II, s. 1199.<br />
35 Tahanevî, Hadislerle Tasavvuf, s. 175.<br />
36 Bk. Şa’ranî, Tabakat, Kahire 1954, c. I, s. 153.<br />
37 Bk. H. K. Yılmaz, Soru ve Cevaplar, (el-Luma’ tercümesinin sonuna eklenen bölüm), İstanbul 1996, s. 529.<br />
38 B. S. Nursî, Barla Lahikası, s. 165.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Rasit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems,18.04.2025<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynaklar</span></span><br />
<br />
Deepsek<br />
Gemini<br />
islamveihsan<br />
Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz, 300 Soruda Tasavvufi Hayat,<br />
Ahmed Hulusi<br />
Tasavvuf: İlmî ve Akademik Araştırma Dergisi, yıl: 6 [2005], sayı: 15, ss. 37-49.</span>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasaavufda Tasarruf Nedir ve Allah`ın insan`a Verdiği Tasarruf Yetkisi Nedir?</span></span><br />
<br />
Tasavvufta "tasarruf" kavramı, kelime anlamı olarak "serbestçe kullanma, yetki sahibi olma, çekip çevirme" gibi manalara gelir. Tasavvufi bağlamda ise bu kavram daha derin ve özel anlamlar taşır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kur'an Ayetleri Işığında Tasarruf:</span></span><br />
<br />
Casiye Suresi'nin 12-13. ayetlerinde geçen "Allah, denizi sizin emrinize verdi ki gemiler O'nun emriyle onda yüzsün ve lütfundan arayasınız diye. Umulur ki şükredersiniz. Göklerde ve yerde olanların hepsini kendi katından (bir lütuf olarak) sizin hizmetinize vermiştir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır." buyrukları, Allah'ın kainatı insanın istifadesine sunduğunu açıkça ifade eder. Bu, Allah'ın insanlığa bahşettiği bir izin ve yetki çerçevesindeki bir tasarruftur. İnsan, aklı, ilmi ve Allah'ın koyduğu sınırlar dahilinde bu kainatı kullanma, ondan faydalanma ve onu şekillendirme imkanına sahiptir. Bu tasarruf, mülkiyet anlamında mutlak bir tasarruf değildir, zira asıl malik Allah'tır. İnsan, emanetçi sıfatıyla bu kainatta tasarrufta bulunur ve bu tasarrufundan dolayı sorumludur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Şeyhin Müridi Üzerindeki Tasarrufu:</span></span><br />
<br />
Bir şeyhin müridlerini "tasarruf altında tutması" ifadesi, Kur'an'daki kainatın insana musahhar kılınmasıyla aynı anlamda bir hükmetme veya mülkiyet ilişkisi değildir. Tasavvufta şeyhin müridi üzerindeki tasarrufu daha çok manevi bir rehberlik, terbiye ve himaye anlamını taşır. Bu tasarruf şu şekillerde tezahür edebilir:<br />
<br />
Kalbi Yönlendirme (Teveccüh): Şeyh, manevi enerjisi ve duasıyla müridinin kalbini Allah'a yönlendirmeye çalışır. Bu, müridin manevi ilerlemesi için önemli bir etkendir.<br />
Nefis Terbiyesi: Şeyh, müridinin nefsini kötü huylardan arındırması, ahlaki olgunluğa erişmesi için yol gösterir, nasihat eder ve manevi egzersizler (zikir, riyazat vb.) önerir.<br />
Manevi Destek (Himmet): Şeyhin Allah'a yakınlığı vesilesiyle müridine manevi yardım ve destek ulaşabilir. Bu, müridin karşılaştığı zorluklarla başa çıkmasına yardımcı olabilir.<br />
İrşad ve Rehberlik: Şeyh, müridine tasavvuf yolunun inceliklerini öğretir, doğru anlayışa ulaşmasına yardımcı olur ve karşılaşabileceği tehlikelere karşı uyarır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Şeyhin Uzaktayken Müridini Görmesi ve Manevi Hükmü:</span></span><br />
<br />
Tasavvufi anlayışa göre, kalpler arasındaki bağ ve manevi enerji mekan ve zaman sınırlarını aşabilir. Bu nedenle, bazı şeyhler, Allah'ın izniyle, uzaktaki müridlerinin manevi hallerini sezebilir, onların ihtiyaçlarını hissedebilir ve onlara manevi destek gönderebilirler. Bu "görme" fiziksel gözle görme şeklinde değil, kalbi bir müşahede, bir tür manevi idrak olarak anlaşılmalıdır.<br />
<br />
Şeyhin müridi üzerinde manevi yollardan hükmetmesi ise, zorlayıcı, iradeyi yok sayan bir tahakküm anlamına gelmez. Bu daha çok manevi bir nüfuz, kalbi bir etkileme ve irşadi bir yönlendirme şeklindedir. Şeyhin manevi gücü, müridin kalbine ilhamlar, düşünceler ve duygular yoluyla etki edebilir, onu doğru yola sevk edebilir. Ancak bu etki, müridin kendi iradesini tamamen ortadan kaldırmaz. Mürid, yine kendi seçimiyle bu etkiye uyup uymamakta serbesttir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Özetle:</span></span><br />
<br />
Tasavvufta tasarruf, Allah'ın kainatı insana istifade için sunması gibi bir izin ve yetki çerçevesinde anlaşılır.<br />
Şeyhin müridi üzerindeki tasarrufu, manevi rehberlik, terbiye ve himaye anlamlarını taşır, mülkiyet veya zorlayıcı bir hükümranlık değildir.<br />
Şeyhin uzaktayken müridini "görmesi" kalbi bir müşahede, manevi hükmü ise kalbi bir etkileme ve irşadi bir yönlendirme olarak kabul edilir. Bu durum, Allah'ın izni ve manevi bağların gücüyle mümkün olabilir.<br />
<br />
Ancak bu konular, tasavvufun derin ve hassas meseleleridir ve farklı tarikatlarda ve anlayışlarda çeşitli yorumlara sahip olabilir. Bu nedenle, bu bilgileri bir rehber niteliğinde kabul etmek ve daha derinlemesine bilgi için ehil kişilere başvurmak önemlidir.<br />
<br />
Tasavvufta tasarruf, bir mürşidin manevi yetkisiyle müridlerini terbiye etmesi, onları ruhani olarak yönlendirmesi ve koruması anlamına gelir. Bu kavram, Allah'ın evren üzerindeki mutlak hâkimiyetiyle ilişkilendirilir.<br />
Câsiye Suresi 45/12-13 ve İnsanın Tasarrufu<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ayetlerde şöyle buyrulur:</span></span><br />
<br />
"Allah, göklerdeki ve yerdeki her şeyi sizin emrinize verendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için ibretler vardır." (Câsiye, 45:13)<br />
<br />
Bu ayetler, Allah'ın kâinatı insanın hizmetine sunduğunu ve ona bir çeşit tasarruf yetkisi verdiğini gösterir. Ancak bu yetki, mutlak değil, sorumluluk ve şükürle sınırlıdır. İnsan, bu nimetleri Allah'ın rızası doğrultusunda kullanmalıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Şeyhin Müridler Üzerindeki Tasarrufu</span></span><br />
<br />
Tasavvufta şeyhin tasarrufu, manevi bir rehberlik ve terbiye sürecidir. Bunun dayanağı şu şekilde açıklanır:<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Allah'ın İznine Dayalıdır</span></span><br />
<br />
Şeyh, kendi başına bir güce sahip değildir. Tasarrufu, Allah'ın izni ve lütfuyla gerçekleşir.<br />
<br />
"Allah’ın dilediğine verdiği bir lütuftur." (Hadid, 57:21)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Manevi Eğitim ve Ruhani Terbiye</span></span><br />
<br />
Şeyh, müridin kalbini kötülüklerden arındırır, onu ahlaki olarak yetiştirir.<br />
<br />
"Mürşid, müridin kalbine Allah'ın izniyle tasarruf eder." (İmam Gazali)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Vesilelik ve Rabıta</span></span><br />
<br />
Mürid, şeyhine bağlanarak (rabıta) onun manevi feyzinden istifade eder.<br />
<br />
Bu, tıpkı bir öğrencinin hocasından ilim alması gibi manevi bir intisaptır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Koruma ve Yardım</span></span><br />
<br />
Şeyh, müridini manevi tehlikelere karşı korur, dualarla destekler.<br />
<br />
Ancak bu, şeyhin gaybı bildiği anlamına gelmez; sadece Allah'ın lütfuyla olur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasarrufun Sınırları</span></span><br />
<br />
Şeyh, asla ilah değildir; sadece bir rehberdir.<br />
<br />
Mürid, şeyhi Allah'a ulaşmada bir vesile olarak görmelidir.<br />
<br />
Tasarruf, körü körüne itaat değil, şuurla bağlanmayı gerektirir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç</span></span><br />
<br />
Allah, kâinatı insanın hizmetine sunmuştur; şeyh de müridini manevi olarak yetiştirir. Ancak her tasarruf, Allah'ın izni ve rızasıyla gerçekleşir. Bu nedenle tasavvuftaki tasarruf anlayışı, sorumluluk, edep ve tevhid inancı çerçevesinde değerlendirilmelidir.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bir Şeyh uzaktayken de müridini görebilir mi? manevi yollardan ona hükmedebilir mi?</span></span><br />
<br />
Tasavvufta şeyhin müridi üzerindeki manevi tasarrufu, fizikî mesafeyle sınırlı değildir. Birçok sufî geleneğinde, şeyhin ruhanî nüfuzunun zaman ve mekân aşan bir boyutta olduğu kabul edilir. Ancak bu durum, doğru anlaşılması gereken ince bir konudur.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Şeyh, Müridini Uzaktan "Görebilir" mi?</span></span><br />
<br />
Manevi Keşif (Kashf) ve Firâset:<br />
<br />
Tasavvufta "keşf" (kalp gözüyle hakikati görmek) ve "firâset" (ilahi ilhamla doğruyu sezmek) kavramları vardır.<br />
<br />
Olgun bir şeyh, Allah'ın lütfuyla müridinin manevi halini (kalp durumunu, sıkıntılarını, imtihanlarını) hissedebilir. Bu, fizikî gözle görmek değil, ruhanî bir idraktir.<br />
<br />
Örneğin, bazı velîlerin, uzaktaki müridinin sıkıntıda olduğunu bilip ona dua ettiği rivayet edilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Rabıta Yoluyla İrtibat:</span></span><br />
<br />
Mürid, şeyhine rabıta (kalben bağlanma) yaparak onun manevi feyzinden istifade eder.<br />
<br />
Şeyh de müridinin bu bağlılığına ruhanî bir cevap verebilir. Bu, bir nevi kalpler arası iletişim olarak düşünülebilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Şeyh, Uzaktan Müridine "Hükmedebilir" mi?</span></span><br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasarruf, Zorlama Değil İnayettir:</span></span><br />
<br />
Şeyh, müridine "emir vermekle" onu fizikî olarak kontrol edemez. Ancak mürid, şeyhine tam bir teslimiyetle bağlanmışsa, onun manevi etkisi altına girer.<br />
<br />
Bu, "hükmetmek" değil, rehberlik etmektir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Manevi Etki Nasıl Olur?</span></span><br />
<br />
Şeyh, müridinin kalbine dua ve niyazla tesir edebilir.<br />
<br />
Örneğin, bir mürid yanlış yola saparsa, şeyhinin duası onu koruyabilir veya içine bir huzursuzluk düşerek tövbe etmesine vesile olabilir.<br />
<br />
Bu, "Allah'ın izniyle" gerçekleşen bir durumdur; şeyh kendi gücüyle değil, vesilelik makamıyla hareket eder.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Bunun Dayanağı Nedir? Kur'an ve Sünnette Var mı?</span></span><br />
<br />
Kalplerin Birbirine İlhamı:<br />
<br />
Hadislerde, "Müminin ferasetinden sakının, çünkü o Allah'ın nuruyla bakar." (Tirmizî) buyrulur. Bu, manevi sezginin mümkün olduğunu gösterir.<br />
<br />
Ayrıca, velîlerin kerameti İslam inancında kabul edilen bir konudur.<br />
<br />
Allah'ın Velî Kullarına İmdadı:<br />
<br />
"Allah’ın velî kulları için korku yoktur, onlar mahzun da olmayacaklardır." (Yunus, 10:62)<br />
<br />
Bu ayet, Allah'ın velî kullarını özel bir himayeye aldığını ve onların da müridlerine bu himayeden pay verebileceğini gösterir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Sınırlar ve Uyarılar</span></span><br />
<br />
Şeyh İlah Değildir:<br />
<br />
Hiçbir şeyh, müridinin hayatını doğrudan kontrol edemez. Bu, şirke girer.<br />
<br />
Tasarruf, Allah'ın izniyle ve sadece manevi terbiye amaçlıdır.<br />
<br />
Körü Körüne İtaat Yoktur:<br />
<br />
Mürid, şeyhin her dediğini yapmak zorunda değildir. Dinin sınırları aşılmamalıdır.<br />
<br />
"Allah’a isyanda kula itaat yoktur." (Hadis)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç</span></span><br />
<br />
Evet, tasavvufta şeyh, müridini manevi olarak uzaktan hissedebilir, ona dua ve kalp yoluyla tesir edebilir. Ancak bu, fizikî bir kontrol değil, ruhanî bir bağ ve ilahî bir lütuftur. Mürid, şeyhini bir vesile bilmeli, asıl gücün Allah'tan geldiğini unutmamalıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasavvufta Tasarruf Yetkisi Nedir?</span></span><br />
<br />
Kâinâtın Hâlık’ı ve Mâlik’i olan Allah Teâlâ, kendi varlığını bilmesi, ibâdet ve tâatte bulunması ve yeryüzünü îmar etmesi için mahlûkâtın en şereflisi olarak insanı kendisine halîfe tâyin etti. Âyet-i kerîmede bu gerçek:<br />
<br />
“Hatırla ki Rabbin meleklere: «–Ben yeryüzünde bir halîfe yaratacağım.» buyurmuştu…” (el-Bakara, 30) şeklinde beyân edilmiştir.<br />
<br />
Burada insanın “halîfe” kılınması şu mânâlara gelmektedir:<br />
<br />
“Kendi irâdemden, kudret ve sıfatımdan ona bâzı salâhiyetler vereceğim; o Bana izâfeten, Bana vekâleten mahlûkâtım üzerinde birtakım tasarruflara sâhip olacak; Ben’im nâmıma ahkâmımı icrâ edecek; o bu hususta asil olmayacak; kendi zâtı ve şahsı adına asâleten ahkâmı icrâ edecek değil, ancak Ben’im bir nâibim ve vekîlim olacak. İrâdesiyle Ben’im irâdelerimi, Ben’im emirlerimi, Ben’im kanunlarımı tatbike memur bulunacak. Sonra onun arkasından gelenler ve ona halef olarak aynı vazîfeyi icrâ edecek olanlar bulunacak, «O (yüce Allah) sizi yeryüzünde halîfeler kıldı.» (el-En’âm, 165) sırrı zâhir olacak.” (Elmalılı, Hak Dini, I, 299-300)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasarruf, iki Türlüdür</span></span><br />
<br />
Biri ilâhî yardımla tabiî şartları aşarak insanlar üzerinde birtakım olağanüstü işlere muvaffak olmaktır. Gerçek ve yegâne tasarruf sâhibi Allah’tır. Ancak Cenâb-ı Hakk bâzı kullarını bu tasarrufa mazhar kılabilir. Tasarrufun ikincisi nefsin hayâl gücüyle îzâh edilen türüdür. Bu bir cem-i himmet ve konsantrasyondur. Bu tür bir tasarruf gücü, insanda idmanla geliştiren sportmenlik kâbiliyeti gibidir. Bâzı insanlar böyle bir kâbiliyetle yaratılır. Bu kâbiliyet riyâzat ile gelişir. Bu tasarruf gücü ulvî maksadlar için kullanılırsa faydalıdır. Fakat kötü emeller için kullanılacak olursa makbûl olmaz.<br />
<br />
Bu tür bir tasarruf gücü, dînî yüceliklerden sayılmaz, Allah nezdinde yakınlığa delîl olmaz. Tasarrufun birinci türü bir bakıma vehbî olduğu için murâd-ı ilâhîye göre ölümden sonra da devam edebilir. Ancak kesbî olan ve insanların birtakım temrinlerle geliştirdikleri tasarruf gücü ise hayât ile sınırlı olmalıdır.<br />
<br />
Tasavvufa göre tasarruf, Allah'ın velî kullarına (şeyh, mürşid, kutup vb.) lütfettiği manevi yetki ve etki alanıdır. Bu yetki, şeyhin müridlerini terbiye etmesi, onlara ruhani rehberlik yapması ve bazı durumlarda gaybî yollarla yardımda bulunabilmesi anlamına gelir. Ancak bu yetki, mutlak değil, Allah'ın izni ve takdiriyle sınırlıdır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">1. Tasarruf Yetkisinin Kaynağı</span></span><br />
<br />
Allah'ın İzniyle Gerçekleşir:<br />
<br />
Hiçbir şeyh veya velî, kendi başına tasarruf sahibi değildir. Bu yetki, "Allah'ın velî kullarına bir ikramı" olarak kabul edilir.<br />
<br />
"Allah’ın velî kulları öyle kimselerdir ki, onlar ne ticaret ne de alışverişin kendilerini Allah’ı anmaktan alıkoyamadığı kimselerdir." (Nur, 24:37)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Keramet ve İlâhî Lütufla İlişkilidir:</span></span><br />
<br />
Tasarruf, velîlerin kerametlerinden biridir. Keramet, Allah'ın sevdiği kullarına verdiği olağanüstü hallerdir (peygamber mucizesi değildir).<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">2. Tasarruf Yetkisi Nasıl İşler?</span></span></span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">A) Müridin Terbiyesi ve Manevi Eğitim</span></span><br />
<br />
Şeyh, müridinin kalbini kötülüklerden arındırır, nefsini terbiye eder.<br />
<br />
"Mürşid, müridin kalbine Allah’ın izniyle tasarruf eder." (İmam Gazâlî)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">B) Gaybî Yardım ve İlham</span></span><br />
<br />
Şeyh, fiziken uzakta olsa bile müridinin manevi durumunu hissedebilir.<br />
<br />
Örnek: Bazı velîlerin, uzaktaki müridinin sıkıntıda olduğunu bilip ona dua ettiği nakledilir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">C) Ruhanî Himaye ve Koruma</span></span><br />
<br />
Mürid, şeyhinin manevi himayesi altında olduğuna inanır. Bu, şeyhin duası ve manevi nüfuzuyla gerçekleşir.<br />
<br />
"Evliyanın himmeti, müridine bir kalkandır." (Tasavvufî öğreti)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">3. Tasarrufun Sınırları</span></span><br />
<br />
Allah'ın İrade ve Takdirine Bağlıdır:<br />
<br />
Şeyh, sadece bir vesiledir; asıl güç Allah'ındır.<br />
<br />
"De ki: Allah’ın dilemesi dışında ben kendime bile bir fayda veya zarar veremem." (A’raf, 7:188)<br />
<br />
Müridin İradesi ve Teslimiyeti Önemlidir:<br />
<br />
Tasarruf, müridin samimiyeti ve bağlılığı ölçüsünde etki gösterir.<br />
<br />
"Mürid, şeyhine ne kadar teslim olursa, feyiz o kadar artar."<br />
<br />
Dinî Hükümlerin Dışına Çıkamaz:<br />
<br />
Şeyh, asla haramı helal, helali haram kılamaz.<br />
<br />
"Allah’a isyanda kula itaat yoktur." (Hadis)<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">4. Yanlış Anlaşılan Yönleri</span></span><br />
<br />
Şeyh "Gaybı Bilmez", Sadece Allah'ın Bildirdiği Kadarını Bilir:<br />
<br />
"Gaybın anahtarları Allah’ın yanındadır; onları O’ndan başkası bilmez." (En’am, 6:59)<br />
<br />
Şeyh İlâh Değildir, Sadece Bir Rehberdir:<br />
<br />
Tasavvufta şeyh, müridi Allah’a götüren bir yol göstericidir, kendisine tapılacak bir varlık değildir.<br />
<br />
Sonuç: Tasarruf, İlahî İzinle Sınırlı Bir Rehberliktir<br />
<br />
Tasavvuftaki tasarruf yetkisi, Allah'ın velî kullarına bahşettiği manevi bir lütuftur. Şeyh, bu yetkiyi müridini terbiye etmek ve Allah yolunda ilerletmek için kullanır. Ancak bu, mutlak bir güç değil, dinin sınırları içinde kalan bir rehberlik sistemidir.<br />
<br />
"Hakikî mürşid, seni kendine değil, Allah’a götürendir."<br />
<br />
Tasavvufta "tasarruf yetkisi", Allah'ın bazı özel kullarına (evliya) bahşettiğine inanılan manevi bir etkileme ve yönlendirme gücü olarak tanımlanır. Bu yetki, zahiri (görünen) sebeplerin ötesinde, manevi yollarla varlıklar ve olaylar üzerinde etkide bulunabilme kapasitesini ifade eder.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasarruf Yetkisinin Anlamları:</span></span><br />
<br />
Olağanüstü İşler Yapabilme: Tasarruf sahibi olduğuna inanılan kişiler, keramet olarak adlandırılan, normalde gerçekleşmesi mümkün olmayan bazı olaylara vesile olabilirler. Bu, bir nesneyi hareket ettirme, hastayı iyileştirme gibi çeşitli şekillerde tezahür edebilir.<br />
Kalpleri Etkileme ve Yönlendirme (Teveccüh): Şeyhlerin müridlerinin kalplerini Allah'a yönlendirme, onların manevi ilerlemelerine yardımcı olma yeteneği olarak kabul edilir. Bu, müridin iç dünyasında huzur, muhabbet gibi olumlu değişikliklere yol açabilir.<br />
Manevi Himaye ve Yardım (Himmet): Şeyhin veya velinin, manevi enerjisi ve duasıyla, zor durumda olanlara yardım etmesi, sıkıntılarını gidermesi şeklinde anlaşılır.<br />
İrşad ve Terbiye: Şeyhin, müridini manevi yolda doğru bir şekilde yönlendirme, nefsini terbiye etmesine yardımcı olma gücü olarak da yorumlanır.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasarruf Yetkisinin Kaynağı ve Sınırları:</span></span><br />
<br />
Tasavvufi anlayışa göre, tasarruf yetkisinin asıl sahibi Allah Teala'dır. Bu yetki, Allah'ın lütfu ve izniyle, O'na yakın olan, nefislerini terbiye etmiş ve Allah'ın rızasını kazanmış kullarına bahşedilir. Bu nedenle, tasarruf sahibi olduğuna inanılan kişiler, bu yetkiyi kendi güçleriyle değil, Allah'ın izniyle kullandıklarına inanırlar.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Önemli Hususlar:</span></span><br />
<br />
Asıl Fail Allah'tır: Tasavvufta, tasarrufun zahirde kul eliyle gerçekleşse bile, gerçek failin Allah olduğuna inanmak esastır. Aksi takdirde bu, şirke yol açabilecek bir sapma olarak görülür.<br />
Veli Olmanın Şartı Değildir: Tasarruf sahibi olmak, veli olmanın zorunlu bir şartı değildir. Veli olmanın temel ölçütleri zühd, takva ve Peygamber Efendimiz'e (s.a.v.) sünnetine uymaktır.<br />
İmtihan Vesilesi Olabilir: Tasarruf yetkisi, bazı durumlarda hem tasarruf sahibi olan kişi hem de ona inananlar için bir imtihan vesilesi olabilir. Bu yetkinin doğru ve hikmetli bir şekilde kullanılması önemlidir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Sonuç:</span></span><br />
<br />
Tasavvufta tasarruf yetkisi, Allah'ın seçkin kullarına bahşettiğine inanılan, manevi etkileme ve yönlendirme gücüdür. Bu yetki, kerametler, kalbi yönlendirme, manevi yardım ve irşad gibi çeşitli şekillerde tezahür edebilir. Ancak bu yetkinin asıl sahibinin Allah olduğu ve bu yetkinin O'nun izniyle kullanıldığına inanmak temel bir prensiptir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">“Tasarruf” Nedir?</span></span><br />
<br />
“Tasarruf” olayı ne?..<br />
<br />
“Tasarruf” dediğimiz şey, görevli velîlerin yapılar üzerinde onları diledikleri tarza yönlendirme özelliğidir.<br />
<br />
“Tasarruf” kelimesi ile kastedilen şey, genelde anlamı iyi bilinmediği için “nüfuz” ile karıştırılarak aynı şeymiş gibi anlaşılır... Nasıl ki, “Fetih” ve “Keşif” iki ayrı özellikse, “nüfuz” ve “tasarruf” diye de iki ayrı özellik vardır.<br />
<br />
Bütün velîlerde ortak olan özellik, “nüfuz”dur. Yani, “kişisel güç”!..<br />
<br />
Beyin gücü veya ruh gücü dediğimiz olay!... Herhangi bir olayı veya herhangi bir meseleyi çözmek için karşısındakine bir şey verebilmek için, kendi “nüfuz”unu kullanır.<br />
<br />
Yani, bu demektir ki, kendi beyin gücünü kullanarak, karşısındakinin beyninde belli bir kapasite açılımı yapar. Yani ona feyiz verir. Bu kapasite açılımının neticesinde de onda belli bir idrak oluşturur. İşte bu olay “nüfuz” kullanmadır...<br />
<br />
Ancak ne var ki, o kişinin daha sonra belli çalışmalarla bu beyin kapasitesini takviye etmesi ve artırması şarttır. Yoksa, belli bir süre sonra orada kapanma, gerileme olur.<br />
<br />
“Tasarruf” ise, herhangi bir velînin görevi gereği olarak, kendi emrine verilmiş melekleri veya cinleri kullanarak herhangi bir olayı oluşturmasıdır... Görevi gereği, emrindeki melek veya cinleri kullanarak o olayı oluşturması, “tasarruf” denen şeydir.<br />
<br />
Tasarruf eden bu tasarrufunun farkındadır, değil mi, diye sorulursa...<br />
<br />
Farkındadır tabii!.. Farkında olmadan yapıyorsa, o tasarruf değildir!<br />
<br />
Zaten, görevli velîler, genellikle tasarruf sahibidirler ve farkındadırlar yaptıklarının...<br />
<br />
Onun dışındakiler, yani görev dışındaki olaylar, kişisel nüfuz olayıdır!.. Onlar, göreve taalluk etmez!.. Yani, bir velînin, çevresindeki belli kişilere yardımcı olmak gayesi ile kendi beyin gücünü kullanmasıdır “nüfuz” olayı ki, bunu tekrar belirtiyorum “tasarruf”la hiçbir alâkası yoktur!..<br />
<br />
Peki, 124 bin velî için de geçerli mi bu? 124 bin velî için de “nüfuz” dediğimiz, “kişisel nüfuz” dediğimiz olay, geçerlidir.<br />
<br />
Başka bir soru; 124 bin velî de tasarruf sahibi olduğunu bilir mi? Tasarruf sahibi değil!.. Nüfuz sahibi!.. Karıştırmayın!..<br />
<br />
Tasarruf, sadece görevli velîlere has bir olaydır.<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasarruf</span></span><br />
<br />
"Tasarruf" sözlükte; yetkiyi kullanarak iş yapma, sahip olma, kullanma, idare etme, serbest davranma, çekip çevirme gibi anlamlara gelir. Tasavvuf terimi olarak ise olağanüstü yollardan iş yapmak ve tesir etmek, insanlara ve eşyaya hükmetmek, Allah’ın eşyayı ve bütün varlıkları genelde tüm insanlara, özelde ise peygamber ve veli kullarına boyun eğdirmesi gibi anlamlar taşır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Mutlak Tasarruf</span></span><br />
<br />
İslam âlimlerinin ortak görüşüne göre, varlık üzerinde mutlak tasarruf hakkı yalnızca Allah’a aittir. Mutlak tasarruf iki şekilde anlaşılabilir:<br />
<br />
Cenab-ı Hak, hiçbir aracıya veya yardımcıya ihtiyaç duymadan, sınırsız bir şekilde yarattığı varlık üzerinde dilediği tasarrufu yapabilir. İradesi tecelli ederse bunu gerçekleştirmeye kadirdir ve kimse engel olamaz. Ancak –haşâ– ölçüsüz davranmaz, zira O adalet, hikmet gibi sıfatlara sahiptir ve iradesi bu sıfatlara uygun olarak tecelli eder.<br />
<br />
İnsanın fiilleri de dâhil olmak üzere her türlü tasarrufun gerçek sahibi Allah’tır. Ancak Allah, bu tasarrufu melekler ve insanlar gibi vasıtalar aracılığıyla gerçekleştirir.<br />
<br />
Örnekler:<br />
<br />
"Onları siz öldürmediniz, fakat Allah öldürdü. Attığın zaman sen atmadın, Allah attı." (Enfal, 8/17)<br />
<br />
"Sen sevdiğini hidayete erdiremezsin, fakat Allah dilediğini doğru yola iletir." (Kasas, 28/56)<br />
<br />
Bütün varlıklar arasında yalnızca insana (ve kısmen cinlere), sorumluluğun temelini oluşturan bir irade, meyil ve "kesb" yeteneği verilmiştir. Âlimler bu ikinci tür tasarruf konusunda farklı görüşler belirtmiş olsalar da, Mutezile dışındaki tüm ekoller, Allah’tan başka hiçbir varlığın mutlak tasarruf sahibi (örneğin fiilinin yaratıcısı) olamayacağında ittifak etmişlerdir.<br />
<br />
Tasavvuf ehli bu durumu, maşayla sobadan ateş alan bir adamın haline benzetir: "Ateşi alan maşa mıdır yoksa adam mı?" Bu misalde gerçek fail Allah, insan ise maşa hükmündedir.<br />
<br />
İnsanların çoğu bu hakikatin farkında olmadığı için kendilerini mutlak tasarruf sahibi zanneder. Ancak nefis terbiyesiyle kemale eren ve irfan seviyesine ulaşan kişi böyle düşünmez. Bir kudsî hadiste belirtildiği gibi, o kimse artık Allah’ın "işiten kulağı, gören gözü, tutan eli ve yürüyen ayağı" olduğunu idrak eder ve meyil düzeyindeki iradesini de O’na teslim eder. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İnsanın Tasarrufu</span></span><br />
<br />
Giriş paragrafında da belirtildiği gibi, Allah (cc) yarattığı varlıklar arasında insanı kendisine halife olarak seçmiş ve bütün varlığı onun emrine vererek, belirlediği esaslar çerçevesinde tasarruf yetkisi bahşetmiştir. Zira "insan, şu kâinat ağacının en son ve en kapsamlı meyvesi; Hakikat-ı Muhammediye (sav) cihetiyle çekirdek-i aslîsi; kâinat Kur'an'ının âyet-i kübrası ve ism-i azamı taşıyan âyetü'l-kürsîsi; kâinat sarayının en mükerrem misafiri ve o saraydaki diğer sakinler üzerinde tasarrufa yetkili en faal memurudur."<br />
<br />
Allah şöyle buyurur:<br />
"Allah, emriyle denizde gemilerin akıp gitmesi, O'nun lütfundan (rızkınızı) aramanız ve şükretmeniz için denizi sizin hizmetinize verendir. Göklerde ve yerde ne varsa hepsini kendi katından (bir lütuf olarak) size âmâde kılmıştır." (Câsiye, 45/12-13)<br />
<br />
Elmalılı'nın Tefsiri:<br />
"Emriyle gemilerin akıp gitmesi için –sizin menfaatinize olsa da sizin emrinizle değil, O'nun emriyle– denizi musahhar kıldı. 'Emir'den maksat, iradesi ve ona delalet eden tabii kanunlardır. Bu, hem geminin suyla olan hacim ilişkisini, hem hareket ettirici kuvvetler arasındaki dengeyi, hem de çevre şartlarının uygunluğunu kapsar. Yoksa insanlar, Allah'ın koyduğu kanunları uygulamadan sırf kendi istekleriyle denizde tasarruf edemezler."<br />
İnsanın Tasarruf Yetkisinin Sınırları<br />
<br />
Allah'ın kâinata yerleştirdiği –insanoğlunun henüz keşfedemediği– tabiat kanunlarını uygulayan her insan, belirli sınırlar içinde yere, göğe ve içindekilere hükmedebilir. Bilim ve teknolojinin ilerlemesiyle yıldızlararası seyahatler, kara deliklerin aşılması veya maddenin farklı boyutlarının keşfi gibi gelişmeler, insanlığın karşılaşacağı yeni tabiat kanunlarını şimdiden kestiremeyeceğimiz gibi; ruh dünyasına yönelik araştırmalar derinleştikçe de ne tür hakikatlerle yüzleşeceğimiz meçhuldür. Kur'an'da bu durum şöyle ifade edilir:<br />
"Onlara delillerimizi hem âfâkta (dış evrende) hem kendi nefislerinde göstereceğiz; ta ki Kur'an'ın mutlak hakikat olduğu onlar için de ayan beyan ortaya çıksın." (Fussilet, 41/53)<br />
<br />
Bu, insana verilen bir imtiyazdır ve onun yeryüzündeki hilafet sıfatından kaynaklanır.</span><br />
<br />
<span style="font-size: large;" class="mycode_size"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Olağanüstü Tasarruflar</span></span><br />
<br />
Bazı seçkin kişiler –başta peygamberler olmak üzere– tabiat kanunlarını aşan (Batılıların supernatural activity dediği) özel bir tasarruf yetkisine sahiptir. Örneğin Hz. Süleyman (as):<br />
"Rüzgârı onun emrine verdik; istediği yere onunla kolayca giderdi. Her türlü bina ustası ve dalgıç şeytanları da zincirlere vurulmuş halde onun hizmetine sunduk." (Sâd, 38/36-38)<br />
<br />
Diğer peygamberlerden de benzer tasarruflar nakledilir. Hz. Muhammed (sav), namazda kendisine musallat olan bir ifriti yakalayıp mescidin direğine bağlamayı düşünmüş, ancak Hz. Süleyman'ın "Allah'ım, bana benden sonra kimseye nasip olmayacak bir mülk ver" (Sâd, 38/35) duasını hatırlayarak vazgeçmiştir.<br />
<br />
İbn Arabî'nin Yorumu:<br />
"Bu hadise gösteriyor ki, Resulullah (sav) dileseydi cinlere hükmedebilirdi. Ancak Süleyman (as)'ın duasına hürmeten bundan imtina etti. Bu durum, o duayla çelişmez; zira Süleyman'ın mülkü mutsaktı, başkalarının özel tasarruflarını engellemez."<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasavvufta Hilafet ve Tasarruf</span></span><br />
<br />
Abdülkerim el-Cilî'ye göre:<br />
"Halife, temsil ettiği varlığın tüm sıfatlarını taşır. Allah mutlak tasarruf sahibiyse, O'nun halifesi olan veli de bu yetkiye sahip olmalıdır. Tasarruf edemeyen halife, hakiki halife değildir. Mutlak hilafet, İnsan-ı Kâmil olan Muhammedî Hakikat'indir. Nebi ve velilerin hilafeti ise bu hakikatin suretine mazhar olmalarındandır." <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasarrufun Oluş Şekli</span></span><br />
<br />
Verilen örneklerden de anlaşılacağı gibi, tasarruf değişik şekil ve vasıtalarla cereyan etmektedir. Tasavvuf ehli bu konuda şu açıklamayı yapar:<br />
“Tasarruf; cem’iyet-i kalb (kalp konsantrasyonu), himmet, ervah-ı felekiyyenin muaveneti (astronomik dengeler ve semavî varlıkların yardımı), havass-ı umûr-ı tabiiyye (tabii şartlar, kanunlar ve özellikler), esma-i ilahiyye (Allah’ın isimleri okunarak) ve bizzat emir ile meydana gelir.”<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Buradan şu neticeler çıkarılabilir:</span></span><br />
<br />
Emir ile yapılan tasarruf: Buna mucize denir ve sadece peygamberler eliyle meydana gelir. “Rüzgâr, onun emriyle istediği yere tatlı tatlı eserdi.” (Sâd, 38/36) ayeti buna işaret etmektedir. En üstün ve kâmil tasarruf ve teshir budur.<br />
<br />
Emir dışında sayılan diğer yollarla yapılan tasarruf: Bunu dört gruba ayırmak mümkündür:<br />
a. Allah dostlarının eliyle meydana gelen kerâmet: Bu da yine Allah’ın izni, dilemesi ve yardımı ile olur. Mucize ile yakın benzerlik gösterir. Sadece emre dayanmadığı gibi, sadece nefsin egzersizle geliştirilen bazı güçleriyle de meydana gelmez.<br />
b. Allah düşmanlarının eliyle meydana gelen istidrac.<br />
c. Yogi, sihirbaz, medyum vb. adlarla anılan kişiler eliyle meydana gelen olaylar: Bir kısmı göz boyama ve el çabukluğuna dayandığı için harikulade sayılmayan bazı değişik davranış ve olaylardır.<br />
d. Bilimsel ve teknolojik gelişmeler yoluyla meydana gelen icatlar: Herkesin anlayamayıp, işin uzmanları tarafından anlaşılan hususlardır. “Evet, (Kur’an) mucizat-ı enbiyayı zikretmesiyle fen ve sanat-ı beşeriyyenin nihayet hududunu çiziyor. En ileri gayatına parmak basıyor. En nihayet hedeflerini tayin ediyor. Beşerin arkasına dest-i teşviki vurup o gayeye sevk ediyor.” ifadesi, insanoğlunun kıyamete yakın bir dönemde bilimsel metotlarla mucizeye yakın bir seviyede kâinatta tasarruf edebileceğini zımnen belirtmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Himmet ve Tasarruf</span></span><br />
<br />
Himmet; azim, enerji, istek, meyil, şevk gibi anlamlara gelir. Terim olarak, kulun bir şeyi elde etmek için kalbinin bütün gücü ile Hakk’a yönelmesine; ermiş kişilerin maksadı hasıl eden, iş bitiren ve dilediklerini yerine getiren manevî gücüne himmet denir.<br />
<br />
Himmet kavramı, erken dönemlerden itibaren tasavvuf kültüründe yerini almış ve dikkat, yoğunlaşma, ilgi, yöneliş gibi anlamların yanı sıra manevî/kalbî bir güç olarak da görülmüştür. Nitekim yaklaşık Hicrî 250’de vefat eden Ebû Abdullah b. Cellâ, “Himmeti bütün varlığın üstüne çıkan kişi, varlığı var edeni bulur. Himmeti ile başka bir şeye yönelen kişiden Hakk vazgeçer. Zira kendisine ortak koşulmasından hoşlanmaz.” diyerek bu noktaya dikkat çekmiştir. İbrahim Kassâr (ö. 316 H.), “Her insanın değeri himmeti ölçüsündedir. Himmeti dünya ise bir değeri yoktur, himmeti Allah rızası ise ona değer biçilmez.” sözleriyle himmetin önemini dile getirmiştir.<br />
<br />
Günümüzde yaygınlık kazanan Uzak Doğu kökenli akımların üzerinde durduğu zihin/bilinç konsantrasyonu, himmetin bir noktaya veya işe yoğunlaşması şeklinde yorumlanabilir. Bu durum, himmetin çok daha önceden insanlık tarafından bilindiğine işaret etmektedir.<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Verilen anlamların yanı sıra, daha sonraki dönemlerde himmetin anlamı üç yönde genişleme göstermiştir:</span></span><br />
<br />
Yardım ve manevî destek anlamında himmet: Yaygın bir şekilde, yardım etme, yönlendirme, kalbi kötü duygu, düşünce ve meyillerden temizleme, manen yükseltme, kalbe feyiz verme gibi anlamlarda kullanılmıştır. Bu anlamıyla şeyhten müride himmet eli (şeyhin manevî gücü ve onda bulunan manevî enerji) uzatılır. Gerek maddeten darda kaldığı zaman, gerekse manen engellerle karşılaştığı veya yükselmesi gerektiği zaman bu himmet müridin yardımına yetişir. “Medet ya şeyh, medet ya gavs!” gibi çağrılar, bu himmet anlayışının ifadesidir. Mürşidin himmeti olmadan bazı müridlerin yetişmesi, yani kalplerinin önce tasfiye edilip sonra feyizle dolması neredeyse mümkün değildir. Ancak bu himmet her mürşitte aynı seviyede olmadığı gibi, her müride de aynı derecede himmet edilemez. Zira, teşbihte hata olmasın, himmet yüksek gerilim hattı gibidir ve her mürid bunu kaldıramaz. Onun için mürid yetiştirmede en son başvurulan yöntemlerden biri olarak görülmüştür.<br />
<br />
Müridin himmeti: Müridin teveccüh ve nazarıyla birlikte, bütün himmetini şeyhine, verilen derse ve ihvana hizmete yönlendirmesi, onun manen yükselmesinin temel şartıdır. Bu anlamda himmet, müridin mâsivâ ile irtibatını koparıp Hakk’a yönelmesini sağlayan enerji ve güç olarak anlaşılır.<br />
<br />
İbn Arabî’ye (ö. 638/1240) göre himmet: O, himmete yeni anlamlar yüklemiş ve onu, özellikle insan-ı kâmilde (yetkin insan) var olan olağanüstü ilahî bir güç olarak açıklamıştır. Buna Toshihiko İzutsu’nun ifadesiyle “yoğunlaştırılmış ilahî enerji” demek de mümkündür. Burada himmet iki anlamda kullanılmıştır:<br />
<br />
Geçici olarak yaratma gücü,<br />
<br />
Bilgi edinme metodu ve gücü. <br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">"Geçici Olarak Yaratma"</span></span><br />
<br />
Bir ârif isterse, bütün ruhani enerjisini üzerine yoğunlaştırmak suretiyle herhangi bir nesneye etki edebilir; hatta halen mevcut olmayan bir nesneyi dahi varlığa büründürebilir. Yani bir ârif, herhangi bir şeyi kendi iradesine mahkûm edebilir. Zira onda teshir (etkileme) kudreti bulunmaktadır.<br />
<br />
İbn Arabî’nin konuyla ilgili ifadeleri şöyledir:<br />
“Her insan, bu dış âlemde değil de yalnız kendi hayalinde var olabilen şeyi vehim ve hayal gücüyle (kendi zihninde) yaratır. Ârif ise bunu himmetiyle zihninin dışında da yaratır. Fakat ârifin himmeti, o şeyin varlığını ancak bu himmet devam ettiği sürece korur. Yaratılmış olan şeyin korunması ona ağır gelmez. Ama bu yarattığı şeyin korunması hususunda ârifi ne zaman bir gaflet basacak olsa, o zaman bu yarattığı şey de yok olup gider.”<br />
<br />
İbn Arabî üzerinde yıllarca çalışan El-Afifî, onun bu konudaki görüşlerini şöyle özetlemektedir:<br />
“Hayatının ilk yıllarında İbn Arabî, himmeti, vukuunda Allah’ın şeyleri yarattığı bir sebep şeklinde izah eder. Yoksa himmetin kendisi yaratıcı değildir. Himmeti aynı şekilde hipnotik bir kudret ya da kendine telkin gibi bir şey olarak görür. Daha sonra İbn Arabî himmeti küllileştirmiş ve onu âlemdeki her hareket ve değişikliğin nedeni olan gizli bir kudret saymıştır.”<br />
<br />
Afifî, İbn Arabî’nin şerhlerinden de yararlanarak, başka bir yerde himmetle ilgili şu açıklamayı yapmaktadır:<br />
“Sûfîlerdeki yaratma kuvvetini iki şekilde anlamak mümkündür:<br />
<br />
a. Fenâ hali diye isimlendirdikleri özel bir halde sûfî, haricî âlemde istediği herhangi bir şeyi yaratabilir ve meydana getirebilir. Şu anlamda ki, Allah, sûfîlerin istediği bu şeyi onun vasıtasıyla yaratır. Bu durumda fiil, Hakk’ın fiilidir; fakat beşerî sıfatlarından fani olup ilahî sıfatlarla baki olan ve onlar ile tahakkuk eden ârifin vasıtasıyla gerçekleşmektedir. Bu nazariyeye göre ârifin payı, Allah katındaki yaratma kuvvetini izhar etmede vasıta olmaktan ibarettir.<br />
<br />
Bu yorum, Eş’arîler’in kulun fiillerini yaratması görüşüne benzediği gibi, Malebranche’ın insan fiillerinin ve diğer fiillerin meydana gelişi hakkındaki teorisine de benzemektedir. Bu teori, çağdaş felsefede ‘şartlar’ veya ‘vesilecilik’ nazariyesi olarak bilinmektedir. Bunun anlamı şudur: Bütün fiiller gerçekte Allah’a aittir, fakat bu fiiller belirli şartlar –insanla ilgili veya insan dışında– gerçekleştiğinde zuhur eder. Bu durumda, fiili bu şartların yarattığı zannedilir; gerçekte ise onu yaratan sadece Allah’tır.<br />
<br />
İbn Arabî’nin nazariyesinde bu özelliğin ârife tahsis edilmesi ise şöyle açıklanabilir: İnsana ait yaratma, cem’-i himmete muhtaçtır; cem’-i himmet, en ulvî ve en saf hallerinde insanın ruhî kuvvetleriyle yaratmak veya değiştirmek istediği şeye bütünüyle yönelmesidir. Bu da ancak ‘ârif’ veya ‘insan-ı kâmil’ için mümkün olabilir.<br />
<br />
b. Ârifin yaratmasını anlamanın ikinci yönü ise, müellifin ‘hazarât-ı hams’ı açıklama sadedindeki izahıdır. Burada aynı zamanda ârifin yaratılmış şeyleri nasıl koruyacağı da açıklanmaktadır. Buna göre var olan her şey, beş mertebenin biri veya birkaçında var olmaktadır… Bu mertebeler, bazı açılardan Platonik ‘feyizler’e benzer ve bunlar aşağıya doğru düzenlenmiştir. Şöyle ki, herhangi bir mertebeye kendi üstündeki mertebede bulunan şeyler yansıdığı gibi, kendisinde bulunan şeyler de bir altındaki mertebeye yansır. Bazen eşyanın sadece ulvî mertebelerde varlığı bulunur, aşağı mertebelerde varlığı bulunmaz; bazen de herhangi bir şeyin bütün mertebelerde varlığı bulunabilir. ‘Ârif himmetiyle herhangi bir şeyi yaratır’ cümlesinin anlamı, ârifin daha üst bir âlemde bilfiil varlığı olan bir şeyi his âleminde izhar etmesi demektir; yoksa daha önce var olmayan bir şeyi varlığa çıkarması değildir. O halde ârif, himmetini herhangi bir mertebede eşyanın suretinde yoğunlaştırmakla, o şeyi mahsus bir suret içinde haricî varlık alanına çıkarabilir; herhangi bir şeyin suretini herhangi bir ulvî mertebede korumakla da, süflî mertebelerde onun suretini korumuş olur. Bunun aksi de doğrudur.”<br />
<br />
Fusûs Şârihi Ahmed Avni Konuk ise bu yaratma işini şöyle açıklamaktadır:<br />
“Himmetin mânâsı budur ki, ârif huzûr-i kalb ile hatırını ve kuvvetini toplayıp, vehmiyle ve fikriyle kendi nefsini, halk ve takdir edeceği şeyin icadına musallat kılar. Ve o şey dahi mahall-i himmet olan kalbin haricinde gölge gibi mevcut olur. Ve bu keyfiyet-i halk, ârifte kuvve-i kudsiyye ve nisbet-i ilâhiyye bulunduğu içindir. Ârifin gayrı olan avâm, kalplerinde tahayyül ve vehm ile bir şeyi ihdas etseler bile, ruhlarında kuvve-i kudsiyye olmadığından o suver-i muhayyeleye vücûd-i hissî verip hariçte izhar etmeğe muktedir değillerdir.”<br />
<br />
Sadeleştirilerek metnin özeti şöyle verilebilir:<br />
İnsanlar bazı şeyleri hayal ederler; ârif olan ise hayal ettiği şeyi himmet gücüyle dış dünyada da görünür hale getirir. Himmet, bu şeyin ruhu mesabesindedir; diğer insanların hayalleri ise sadece zihinlerinde kalır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Bilgi Edinme</span></span><br />
<br />
Izutsu, İbn Arabî’nin himmete yüklediği ikinci anlamı şöyle açıklamaktadır:<br />
“Pratikteki veçhesi bakımından eşyanın teshir altına alınması demek olan himmet, bilgi edinmeye yönelik veçhesi bakımından, varlığın esrarına nüfûz etme ama aklın hükümran olduğu bölgenin ötesinde kalan bir kudret olma özelliğine sahiptir. Bu bakımdan İbn Arabî’nin Fusûs’unun bir pasajında, varlığın gerçek hakikatinin ancak himmetle teçhiz edilmiş bir kul tarafından bilinebileceğini beyan etmesinin de çok anlamlı olduğunu söyleyelim. Himmet aslî olarak, bir ârifin bütün ruhanî güçlerini belirli bir noktaya teksif etmesinden ve bu güçlerin yoğunlaştığı kalbinin de belirli bir istikamete yönlendirilmesinden ibarettir.”<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">İrfan ve Tasarruf İlişkisi</span></span><br />
<br />
Genelde sûfîler, velayet makamıyla tahakkuk edip kurbiyet makamına ulaşan âriflerin, himmetlerini istedikleri şeye yöneltip tasarruf edebildiklerini ifade ederler. Ancak başta İbn Arabî olmak üzere bazıları, marifetin seviyesine göre tasarrufun ters orantılı olarak değiştiğini söylerler. Bu durum hem tasarrufun cereyan şekli, hem Allah’la münasebet, hem de insan iradesi ve ihtiyarı ile ilgilidir. Konuyu maddeler hâlinde şu şekilde ele almak mümkündür:<br />
<br />
“Bir şeyde himmetle tasarruf etmek için kuvve-i zâhire ve bâtınenin heyet-i mecmuasını o şeye huzur-ı tam ile ve teveccüh-ı küllî ile yöneltmeli ve o şeyin gayrısına kalpte ittisâ olmamalı, yani başka şeye gönül müteveccih olmamalı. İşte himmet böyle bir cemiyetle müessir olur. Marifet ise ârifi bu cemiyetten ayırır; zira himmetini sarf edeceği şeye külliyetle teveccüh edip onu kalbine idhal etmekle, marifet-i Hakk’ı kalbinden çıkarmak lâzım gelir. Binaenaleyh marifeti tamamlayan ârif, tasarruftan ârî ve gayet acz ü zaaf ile zâhir olur.”<br />
<br />
Ârifin tasarrufa kâdir olamamasının diğer nedeni de şudur: Ârifin acizlik ve eksikliğinin farkında olması, elindeki eşyada tasarruf etme kudretinin ona ait olmadığını ve kendisini Hakk’ın elinde bir araç olduğunu idrak etmesi, kalbinde bu cemiyetin sağlanmasına engeldir. Bu gerçekleşmeyince de tasarruf edemez.<br />
<br />
“Muvahhid-i müstağrak o kimsedir ki, derya onda tasarruf eder ve onun derya üzerinde bir tasarrufu yoktur. Yüzen kimse ile gark olan kimsenin her ikisi de deryadadırlar, fakat müstağrakı su götürür ve mahmûldür; yüzen kimse ise kendi kuvvetinin hâmilidir ve kendi ihtiyarı iledir. Binaenaleyh müstağraktan sâdır olan her bir hareket ve her bir fiil ve kavil o sudan hâsıl olur, kendisinden değildir. Onun vücudu ortada bir bahanedir. Meselâ duvardan bir sadâ işitirsen, bilirsin ki duvardan değildir, duvarı söyleten bir kimse vardır. İşte evliya da böyledir; ölümden önce ölmüşler ve duvar hükmüne girmişlerdir, onlarda bir kıl ucu kadar varlık kalmamıştır. Hakk’ın kudret elinde bir kalkan gibidirler ve kalkanın hareketi kendinden değildir. İşte ‘ene’l-Hakk’ın’ anlamı budur.”<br />
<br />
“Nasıl ki insan, diğer insanların mutasarrıf olduğu şeyi terk edince onların muhabbetini kazanır, aynen öyle de, Allah’ın tasarrufunda olan kendi nefsini ve kendinden zâhir olan fiilleri kendi nefsine izafe etmeyip Hakk’a terk ettiği vakit, O’nun yanında da böyle olur. Yani emr-i tasarrufta Hakk’a iştirakten vazgeçtiği için Hak Teâlâ ona muhabbet eder. Kendi nefsini ve fiillerini tecelliyât-ı Hakk’tan ibaret bildiği ve bu marifetle kesreti nefyetmiş olduğu için tevhid üzerinde râsid olur.”<br />
<br />
Ârif, ubûdiyet makamında tahakkuk etmiştir; kendiliğinden tasarruf etmez. Efendisi (Allah) ne derse onu yapar. İradesini, Efendisi’nin iradesinde fânî kılmıştır. Mutlak irade sahibi O’dur. Onun için ârif, kendisinde hissettiği ârızî iradeyi kullanmanın Allah karşısında cehalet ve edebe aykırı olduğunu bilerek tasarrufu gerçek sahibine bırakır ve mutlak acziyet hâline döner. Bu, İbn Arabî’nin, “Allah sizi zayıflıktan yarattı, sonra size zayıflığın ardından kuvvet verdi, sonra kuvvetin ardından tekrar zayıflık ve ihtiyarlık verdi.” (Rûm, 30/54) âyetine verdiği felsefî-sûfî yorumdur.<br />
<br />
Vahdet-i vücûd anlayışına göre, varlık birdir. Dolayısıyla ârif, kimin veya neyin üzerinde tasarruf edecektir? Zira O’nun vücudundan başka varlık göremez. Ârifin bu marifet ve müşahedesi onu tasarruftan alıkoyar.<br />
<br />
Âriflerin tasarruftan el çekmelerinin başka bir sebebi daha vardır: Onlar, varlıktaki her şeyin ezelde sabit olduğu hâle göre zuhûr ettiğini idrak ederler. Başka bir ifadeyle onlar, olayların ezelde takdir edilip belirlendiğini ve kudret elinin yazmış olduğu bir tek kelimeyi ortadan kaldırabilecek hiçbir varlığın bulunmadığını idrak ederler. O hâlde, neyde ve niçin tasarruf edeceklerdir?<br />
<br />
Yukarıda verilen bilgilerden şu sonucu çıkarmak mümkündür: Bu konuda iki makam bulunmaktadır: Birincisi bekâ, yani tasarruf makamıdır. İkincisi ise fenâ, yani tasarrufu terk makamıdır. <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Tasarruf–Şirk İlişkisi</span></span><br />
<br />
Tasarruf, cezbedici ve nefsin hoşuna giden bir olaydır. Onun için, sadece tasarruf etmek yani eşya ve olaylara söz geçirmek ve yönlendirmek amacıyla tasarruf metodunu ve pratiklerini uygulamaya kalkışmanın yanlışlığına, hatta şirk olduğuna şu ifadelerle dikkat çekilmiştir:<br />
<br />
“Havas ile iştigal ve bu vasıta ile Allah’ın yaratıkları üzerinde tasarruf, Allah dostlarının nazarında şirktir; zira kâinatta mutasarrıf ancak Hak’tır. Onun için kulun tasarrufa kalkışması Hakk’ın tasarrufuna iştirak sayılır. Bilhassa sülûk ehli için böyle bir gaye ile Allah’ın isimlerine devam etmek, onu yolda bırakır.”<br />
<br />
Mutasavvıf olmamakla birlikte tasavvufî konularda geniş bilgiler veren İbn Haldun da bu konuya değinmekte, tasarrufun bir yönüyle sihre benzediğine dikkat çekmekte, ancak onu şu ifadelerle ayırmaktadır:<br />
<br />
“Âlemde tasarruf etme ve gaybı bilme nevinden olmak üzere mutasavvıflar için hâsıl olan hususlar, bizzat değil, bilârızdır (Allah tarafından, onlar istemeden, dolaylı olarak verilir). Bu durum işin başında kastedilmiş değildir. Çünkü bu husus kastedilmiş olarak ona yönelmek, Allah’tan başkasına yönelmek olur. Bu ise eşyada tasarruf etmeyi ve gaybı bilmeyi gaye etmekten başka bir şey değildir. Bu da şirk olur. Sûfîlerden biri, ‘İrfan sahibi olmak için irfanı tercih eden, ikinci bir ilâha kâil olmuş olur’ demiştir. Onun için sûfîler teveccühleriyle Mabud’u kasdederler, O’ndan başka hiçbir şeyi gaye edinmezler. Bu esnada onlara bir şey hâsıl olsa, bizzat değil, bilârız hâsıl olur. Onların çoğu da önlerine böyle bir şey çıksa, ondan kaçar ve değer vermez.”<br />
<br />
Ancak, gaye yapılmadan tasarruf etmenin mubah olduğu ve seçkin bazı mutasavvıflar tarafından da başvurulduğu bilinen bir gerçektir. Onun için tasarrufta dikkat edilmesi gereken bazı hususları kayıt altına alan âlimler şu noktalara dikkat çekmişlerdir:<br />
<br />
Amaç ve araç mubah olmalıdır.<br />
<br />
Dıştan ve içten bu tasarruf dolayısıyla kibir ve kendini beğenme hâli oluşmamalıdır. Tedbir olarak bu sırada sürekli dua etmelidir.<br />
<br />
Tasarrufla gereğinden fazla uğraşmamalıdır. Zira böyle hâlleri olan kişi tehlikededir. Fitnelerin en büyüğü ise avam halkın bunu kemâlât zannetmeleridir. Bu durum ancak zaruret olursa başvurulabilir. Onun için bazı büyükler, “Eğer hiçbir zikir müride etki etmezse, o zaman şeyhi teveccüh yapsın” demişlerdir.35 <br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Ölümden Sonra Tasarruf</span></span><br />
<br />
Genel olarak tasavvuf ehli, ruhun bedenden ayrıldıktan sonra daha serbest ve etkin bir şekilde hareket imkânına kavuştuğunu düşünür ve bu anlayışın bir neticesi olarak bazı kişilerin ölümlerinden sonra da tasarruf edebileceklerini söylerler. Şu dörtlük bu anlayışı özetlemektedir:<br />
<br />
İki alemde tasarruf ehlidir ruh-i veli,<br />
Deme ki bu mürdedir, bunda nice derman ola,<br />
Ruh şemşir-i Huda’dır, ten gılaftır ona,<br />
Dahi a’la kâr eder bir tiğ ki uryan ola.<br />
(Lâedri)<br />
<br />
Şu ayırıma da dikkat çekilmiştir: Peygamber ve veli kulların tasarrufu, bir nevi vehbî olduğundan, ölümden sonra da devam edebilir. Ancak bir nevi kesbî olan diğer tasarruf şekilleri ölümden sonra devam edemez. Kelam ağırlıklı eserler kaleme almasına rağmen Bediüzzaman Said Nursî (ö. 1960) de ölümden sonra velilerin tasarruf edebileceğine şu örneği vererek katılmaktadır:<br />
<br />
“Hazret-i Mevlâna Hindistan’dan Tarîk-ı Nakşî’yi getirdiği vakit, Bağdat dairesi Şah-ı Geylânî’nin ba’de’l-memat hayatta olduğu gibi taht-ı tasarrufunda idi. Hazret-i Mevlâna’nın (Hâlid-i Bağdâdî) mânen tasarrufu -bidâyeten- câ-yi kabul göremedi. Şah-ı Nakşibend ile İmam-ı Rabbânî’nin ruhaniyetleri Bağdat’a gelip Şah-ı Geylânî’nin ziyaretine giderek rica etmişler ki; ‘Mevlâna Hâlid senin evlâdındır, kabul et!’ Şah-ı Geylânî, onların iltimaslarını kabul ederek Mevlâna Hâlid’i kabul etmiş. Ondan sonra Mevlâna Hâlid birden parlamış. Bu vâkıa; ehl-i keşifçe vâki ve meşhud olmuştur. O hâdise-i ruhaniyeyi, o zaman ehl-i velâyetin bir kısmı müşahede etmiş, bazıları da rüya ile görmüşler.”<br />
<br />
Ölümlerinden sonra tasarruf sahibi olan kişilere şu isimler örnek verilmektedir: Akîlü’l-Münbecî (ö. ?), Ebü’l-Hasan Harakânî (ö. 425/1034), Abdülkâdir-i Geylânî (ö. 562/1166), Şeyhü’l-Harrânî (ö. 581/1185) ve İmâm-ı Rabbânî (ö. 1034/1624).<br />
<br />
————————————–<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">DİPNOTLAR</span></span><br />
<br />
* Prof. Dr. , Yüzüncü Yıl Üniv. İlahiyat Fakültesi.<br />
<br />
1 İnsanın Allah’ın halifesi olduğu ile ilgili bir çok ayet vardır. Misal olarak şu ayetlere bakılabi-lir: Bakara, 2/30; En’am, 6/165; Neml, 27/62; Yunus, 10/14.<br />
2 Geniş bilgi için bk. İbn Haldun, Mukaddime, haz.: S. Uludağ, İstanbul 1988, c. I, ss. 358-360, 392-399; Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, İstanbul, ts., c. VIII, s. 5403.<br />
3 Cevheri, es-Sıhah, c. V, s. 2019.<br />
4 Asım Efendi, Kamus Tercümesi, yy, ts., c. III, s. 548.<br />
5 Bk. Sadettin Taftazânî, Şerhu’l-Akâid, s. 61.<br />
6 Şu kaynaklara bakılabilir: S. Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, s. 365; Münavî, Feyzu’l-kadir, c. IV, s. 280; Abdurrahman es-Sülemi, Ariflerin Yolu, çev.: Süleyman Ateş, Ankara 1981, s. 11; Sühreverdi, Avarifu’l-Maarif, çev.: İ. Gündüz, H. K. Yılmaz, İstanbul 1990, s. 158; E. Cebecioğlu, Tasavvuf Terimler ve Deyimleri Sözlüğü, s. 717; E. A. et-Tahanevî, Hadislerle Tasav¬vuf, haz.: Z. Davudî, A.Yıldırım, İstanbul 1995, s. 239. Müridin nazar ve teveccühü için de şu kaynaklara bakılabilir: Esat Sahib, Nûru’l-hidaye ve’l-irfan fi sırrı’r-rabıta ve’t-teveccüh ve hatm-i Hacegân, Kahire 1311h.; A.Z. Gümüşhanevî, Camiu’l-Usûl, Mısır 1319h.; İrfan Gündüz, Gümüşhanevî Ahmed Ziyauddin ve Halidiye Tarikatı, İstanbul 1994.<br />
7 Buharî, Rikak, 38.<br />
8 B. S. Nursî, Şualar, s. 218; a.mlf, Tarihçe-i Hayat, s. 309; a.mlf, Asa-yı Musa, s. 36.<br />
9 Elmalılı, Hak Dini Kur’an Dili, İstanbul, ts., c. VI, s. 4312.<br />
10 Cinler Hz. Süleyman (s)’a ister istemez itaat ediyorlardı. Demek ki, onları itaate kodlayacak bir şifre vardı. Nebide bu bir mucize idi… Bizde maharet ve ledünniyata açılma olabilir. O şifre elde edildiğinde, cinler muti birer nefer haline gelebilirler. İhtimal, geleceğin insanını en çok uğraştıracak konulardan biri, bu şifreyi elde etme olacaktır. Belki de yıldız savaşları asıl o zaman başlayacaktır.<br />
11 Buharî, Salât, 75, Enbiya, 40; Müslim, Mesacid, 39; Müsned, II, 298.<br />
12 İbn Arabî, Fususu’l-Hikem, (A. A. Konuk şerhiyle birlikte), c. III, s. 219. Ayrıca bk. E. Afifî, Fusûsu’l-Hikem Okumaları İçin Anahtar, İstanbul 2000, s. 340.<br />
13 Geniş bilgi ve kaynaklar için bk. A. Kartal, Abdülkerim Cilî, Hayatı, Eserleri, Tasavvuf Felsefesi, İstanbul 2003, ss. 260-262.<br />
14 Aynı eser, s. 261.<br />
15 İbn Arabî, Fususu’l-Hikem, (A. A. Konuk şerhiyle birlikte), c. III, ss. 246-247; İbn Haldun, Mu¬kaddime, haz.: S. Uludağ, c. I, s. 392; c. II, s. 1199; Afifî, Fusûsu’l-Hikem Okumaları İçin Anahtar, s. 340.<br />
16 B. S. Nursî, Sözler, s. 254.<br />
17 S. Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü, s. 227; E. Cebecioğlu, Tasavvuf Terimler ve Deyimleri Söz¬lüğü, s. 363.<br />
18 Abdurrahman es-Sülemî, Tabakatu’s-Sûfiyye, s. 179.<br />
19 Sülemî, age, 319. Ayrıca bk. H. el-Muhasibî, er-Riaye li Hukukillah: Kalb Hayatı, çev.: A. Yüce, İzmir 2000, s. 64.<br />
20 T. İzutsu, İbn Arabî’nin Fusus’undaki Anahtar Kavramlar, çev.: Ahmet Yüksel Özemre, İstanbul 1998, s. 385.<br />
21 İzutsu, age, s. 385. Ayrıca bk. İbn Arabî, Fususu’l-Hikem, (A. A. Konuk şerhiyle birlikte), c. II, s. 121.<br />
22 İbn Arabî, Mevakiu’n-nucûm, s. 85’ten naklen Afifi, Muhyiddin İbn Arabi’de Tasavvuf Felsefesi, çev.: M. Dağ, İstanbul 1998, s. 246.<br />
23 Afifî, Fusûsu’l-Hikem Okumaları İçin Anahtar, ss. 167-168, 264-268.<br />
24 İbn Arabî, Fususu’l-Hikem, (A. A. Konuk şerhiyle birlikte), c. II, s. 122.<br />
25 İzutsu, Anahtar Kavramlar, s. 391.<br />
26 İbn Arabî, Fususu’l-Hikem, (A..A. Konuk şerhiyle birlikte), c. III, s. 63.<br />
27 Afifî, Fusûsu’l-Hikem Okumaları İçin Anahtar, s. 264.<br />
28 Mevlana , Fihi Ma Fih, çev.: A.A. Konuk, haz.: S. Eraydın, İstanbul 1994, s. 69.<br />
29 İbn Arabî, Tedbirât-ı İlahiyye, çev. ve şerh.: A. A. Konuk, haz.: M. Tahralı, İstanbul 1992, s. 189; İbn Haldun, Mukaddime, haz.: S. Uludağ, c. II, s. 1117.<br />
30 İbn Arabî, Fususu’l-Hikem, (A. A. Konuk şerhiyle birlikte), c. III, s. 59; Afifî, Fusûsu’l-Hikem Okumaları İçin Anahtar, s. 264.<br />
31 Bk. İbn Arabî, aynı yer; Afifî, aynı yer.<br />
32 Bk. Afifî, age, s. 264.<br />
33 Mevlana , Fihi Ma Fih, s. 244.<br />
34 İbn Haldun, Mukaddime, c. I, s. 392; c. II, s. 1199.<br />
35 Tahanevî, Hadislerle Tasavvuf, s. 175.<br />
36 Bk. Şa’ranî, Tabakat, Kahire 1954, c. I, s. 153.<br />
37 Bk. H. K. Yılmaz, Soru ve Cevaplar, (el-Luma’ tercümesinin sonuna eklenen bölüm), İstanbul 1996, s. 529.<br />
38 B. S. Nursî, Barla Lahikası, s. 165.<br />
<br />
<br />
<span style="color: #E82A1F;" class="mycode_color"><span style="font-weight: bold;" class="mycode_b">Rasit Tunca</span></span><br />
<br />
Schrems,18.04.2025<br />
<br />
<br />
<span style="font-weight: bold;" class="mycode_b"><span style="color: #e82a1f;" class="mycode_color">Kaynaklar</span></span><br />
<br />
Deepsek<br />
Gemini<br />
islamveihsan<br />
Prof. Dr. Hasan Kamil Yılmaz, 300 Soruda Tasavvufi Hayat,<br />
Ahmed Hulusi<br />
Tasavvuf: İlmî ve Akademik Araştırma Dergisi, yıl: 6 [2005], sayı: 15, ss. 37-49.</span>]]></content:encoded>
		</item>
	</channel>
</rss>